Aşk Lahıkaları — Mustafa Oral

Aşk Lahıkaları
Mustafa OralHİCBİŞEY
Aşk Lahıkaları
Mustafa OralBugün günlerden aşk Bu sabah buralarda güneş menekşe menekşe açsa da az sonra yağmur yine gelecek Belki akşama doğru bahar başka çiçekler de getirir bilemem Ama ben her seferinde denizleri yırta yırta geldim kapına Rüyalardan atlarım dualardan tüfeklerim vardı Şiirlerden bıçaklarım şarkılardan kılıçlarım Kendimle öyle çok savaştım ki her tarafım yara bere içinde Denizlerden dağlara çıkıp haykırdım bir zaman Hey Barla Senin de benim gibi yaraların var mı Yaralarla geldim ben sana Belki yağmur sağaltır yaralarımı diye kanayan yanlarımı yağmuruna tutmaya geldim Bir yağmur eğer seher vakti gelirse oturur denize dayanır dağa sana dönerim ben deyip sana döndüm Bugün günlerden aşk Ben güne güneşe sana döndüm

HİCBİŞEY
Her şey bir rüyalık zamanda geçiyor Mustafa Oral Görmediğim rüyayı yazmadım diyerek kalbe huzur veren rüyalar anlatmaya başlıyor Aşkla aralıyor rüya âleminin kapılarını Öyküler şiir tadında yağmurlar misali sağanak sağanak düşüyor sayfalara Dünyanın dört bir yanından elbette Barla dan ve Ravza dan renkler taşıyor rüyalara dünyalara Konya da Mevlana Eskişehir de Y Emre Bilecik te Şeyh Edebali Barla da Bediüzzaman Emirgân da Sezai Karakoç olarak çıkıyor karşımıza İçinde met cezirler yaşıyor İçine çekilse Leyla yürüse Mecnun oluyor Muhammed Mustafa Zeynep Barla ya Zeynep Barla Muhammed Mustafa ya ayna oluyor Hz Mustafa ile Hz Ebubekir Sühreverdi ile Muhyiddin i Arabî Bediüzzaman ile Zübeyir Aslı ile Kerem Leyla ile Mecnun Arzu ile Kamber gibi Rüyalar aşka ulaştıran miraçtır İnsan rüyayla hakikatin en ince sırlarına yolculuk eder Aşkın mekânına varan insan bir rüya olur Bir rüya oluyorum geçmişle gelecek arasında diyen Oral aşkın mekânına rüyanın ruhuna eriyor Bu rüyalar benim beraatımdır Efendim diyerek okurlarını bu sırlı rüyalara çağırıyor Bir huşu kalbinin derinliklerinde saltanat kurdu Huşu uykuya durdu Uyku kendini rüyanın kollarına teslim etti Karanfilden bir hayal kalbine nüzul etti Sonu gelmez bir karanfil rüyanda dal budak salıyordu Sonu gelmez bir karanfil kokusu rüyanı sarıyordu Ölmek zor geldi yaşamak zor geldiği gibi O zaman bir çiğ tanesinden doğan çatlağı yamamak için dağlara ipek iplik aramaya çıktın Yollar küçüldü Dağlar büyüdü Yürüdün yürüdün yürüdün Dağlara vardın ufuklara dayandın dayandın Güneş batmıştı her yer karanlıktı Akşamın ufuklarına varmıştın ötesine gidemezdin Çare yoktu güneşin doğmasını sabahın olmasını rüyanın son bulmasını bekleyecektin