Bir Hakikat Şövalyesi Kierkegaard Felsefesinde İnsanın Paradoksal Varoluşu — Necip Uyanık

Bir Hakikat Şövalyesi Kierkegaard Felsefesinde İnsanın Paradoksal Varoluşu
Necip UyanıkParadigma Akademi Yayınları

Paradigma Akademi Yayınları
Bu kitap 2020 yılında savunmasını verdiğim Kierkegaard Felsefesinde İnsan Varoluşunun Paradoksal Yapısı başlıklı doktora tezimin sonradan yapılan ekleme ve yeniden düzenlemelerinden oluşmakta olup varoluşun paradoksal somut ve öznel olduğu iddiasını öne çıkarmayı amaçlamaktadır Bu bağlamda 1813 1855 yılları arasında yaşayan Danimarkalı filozof birey Søren Kierkegaard ın insanı kavramsallaştıran soyutlaştıran ve rasyonelleştiren felsefeye yönelik itirazları bu çalışmanın temelini oluşturmaktadır Çünkü insanı genel ve soyut bir bağlamda ele alan felsefi sistemlerde tekil varoluş merkezî bir sorun olarak görülmez Bu felsefi sistemlerde insan üzerine yapıla tartışmalarda önceden tümel bir çerçeve belirlenir ve bu çerçeveye uymayan ama doğrudan insanın varoluşunu ilgilendiren sorunlar sürekli olarak ertelenir Buna karşın Kierkegaard insanı sadece aklî gerekçelendirmeler bağlamında ele alan ve onu bir nesne gibi değerlendiren felsefenin yanılgıdan başka bir şey olmadığını savunarak öznel hakikatin şövalyeliğini yapmıştır O bu türden felsefi sistemlere karşı bir hakikat ve paradoks olarak gördüğü varoluşu öne sürerek kaygı umutsuzluk iman özgürlük ölüm gibi sorunlara dikkat çeker Aynı zamanda insanı sadece bir topluluk unsuru olarak değerlendiren ahlaki ve toplumsal teorilerde varoluş un olmadığını savunan Kierkegaard a göre insan sâhip olduğu iman sayesinde tekil bir varoluşa sâhip yegâne varlıktır İnsanı toplumsallıkla ilişkilendiren teoriler doğrudan hayvanların kolektif yaşamlarından esinlenerek ortaya çıkarılmıştır İnsan bir topluluk içinde yaşar ancak o her zaman tekil bir iman ve öznel bir varoluşa sâhiptir O halde insanın sadece topluluk halinde yaşayan ve düşünen bir varlık olduğunun iddia edilmesi tekil imanı ve ben liği ortadan kaldırmakla eş değerdir Bu yüzden amacımız Kierkegaard felsefesi bağlamında insan varoluşunu anlamaya çalışmak ve bu çerçevede hakikatin evrensel ve rasyonel söylemlerden ibaret olduğunu iddia eden düşüncelere karşı varoluşsal argümanlar ortaya koymaktır

Paradigma Akademi Yayınları
Bu kitap 2020 yılında savunmasını verdiğim Kierkegaard Felsefesinde İnsan Varoluşunun Paradoksal Yapısı başlıklı doktora tezimin sonradan yapılan ekleme ve yeniden düzenlemelerinden oluşmakta olup varoluşun paradoksal somut ve öznel olduğu iddiasını öne çıkarmayı amaçlamaktadır Bu bağlamda 1813 1855 yılları arasında yaşayan Danimarkalı filozof birey Søren Kierkegaard ın insanı kavramsallaştıran soyutlaştıran ve rasyonelleştiren felsefeye yönelik itirazları bu çalışmanın temelini oluşturmaktadır Çünkü insanı genel ve soyut bir bağlamda ele alan felsefi sistemlerde tekil varoluş merkezî bir sorun olarak görülmez Bu felsefi sistemlerde insan üzerine yapıla tartışmalarda önceden tümel bir çerçeve belirlenir ve bu çerçeveye uymayan ama doğrudan insanın varoluşunu ilgilendiren sorunlar sürekli olarak ertelenir Buna karşın Kierkegaard insanı sadece aklî gerekçelendirmeler bağlamında ele alan ve onu bir nesne gibi değerlendiren felsefenin yanılgıdan başka bir şey olmadığını savunarak öznel hakikatin şövalyeliğini yapmıştır O bu türden felsefi sistemlere karşı bir hakikat ve paradoks olarak gördüğü varoluşu öne sürerek kaygı umutsuzluk iman özgürlük ölüm gibi sorunlara dikkat çeker Aynı zamanda insanı sadece bir topluluk unsuru olarak değerlendiren ahlaki ve toplumsal teorilerde varoluş un olmadığını savunan Kierkegaard a göre insan sâhip olduğu iman sayesinde tekil bir varoluşa sâhip yegâne varlıktır İnsanı toplumsallıkla ilişkilendiren teoriler doğrudan hayvanların kolektif yaşamlarından esinlenerek ortaya çıkarılmıştır İnsan bir topluluk içinde yaşar ancak o her zaman tekil bir iman ve öznel bir varoluşa sâhiptir O halde insanın sadece topluluk halinde yaşayan ve düşünen bir varlık olduğunun iddia edilmesi tekil imanı ve ben liği ortadan kaldırmakla eş değerdir Bu yüzden amacımız Kierkegaard felsefesi bağlamında insan varoluşunu anlamaya çalışmak ve bu çerçevede hakikatin evrensel ve rasyonel söylemlerden ibaret olduğunu iddia eden dü

Paradigma Akademi Yayınları
Necip Uyanık tarafından kaleme alınan Bir Hakikat Şövalyesi Kierkegaard Felsefesinde İnsanın Paradoksal Varoluşu Paradigma Akademi Yayınları eseri olarak okurlarla buluşuyor Bir Hakikat Şövalyesi Kierkegaard Felsefesinde İnsanın Paradoksal Varoluşu Necip Uyanık Kitap Özeti Bu kitap 2020 yılında savunmasını verdiğim Kierkegaard Felsefesinde İnsan Varoluşunun Paradoksal Yapısı başlıklı doktora tezimin sonradan yapılan ekleme ve yeniden düzenlemelerinden oluşmakta olup varoluşun paradoksal somut ve öznel olduğu iddiasını öne çıkarmayı amaçlamaktadır Bu bağlamda 1813 1855 yılları arasında yaşayan Danimarkalı filozof birey Søren Kierkegaard ın insanı kavramsallaştıran soyutlaştıran ve rasyonelleştiren felsefeye yönelik itirazları bu çalışmanın temelini oluşturmaktadır Çünkü insanı genel ve soyut bir bağlamda ele alan felsefi sistemlerde tekil varoluş merkezî bir sorun olarak görülmez Bu felsefi sistemlerde insan üzerine yapıla tartışmalarda önceden tümel bir çerçeve belirlenir ve bu çerçeveye uymayan ama doğrudan insanın varoluşunu ilgilendiren sorunlar sürekli olarak ertelenir Buna karşın Kierkegaard insanı sadece aklî gerekçelendirmeler bağlamında ele alan ve onu bir nesne gibi değerlendiren felsefenin yanılgıdan başka bir şey olmadığını savunarak öznel hakikatin şövalyeliğini yapmıştır O bu türden felsefi sistemlere karşı bir hakikat ve paradoks olarak gördüğü varoluşu öne sürerek kaygı umutsuzluk iman özgürlük ölüm gibi sorunlara dikkat çeker Aynı zamanda insanı sadece bir topluluk unsuru olarak değerlendiren ahlaki ve toplumsal teorilerde varoluş un olmadığını savunan Kierkegaard a göre insan sâhip olduğu iman sayesinde tekil bir varoluşa sâhip yegâne varlıktır İnsanı toplumsallıkla ilişkilendiren teoriler doğrudan hayvanların kolektif yaşamlarından esinlenerek ortaya çıkarılmıştır İnsan bir topluluk içinde yaşar ancak o her zaman tekil bir iman ve öznel bir varoluşa sâhiptir O halde insanın sadece topluluk halinde yaşayan ve düşünen bir varlık olduğunun iddia edilmesi tekil imanı ve ben liği ortadan kaldırmakla eş değerdir Bu yüzden amacımız Kierkegaard felsefesi bağlamında insan varoluşunu anlamaya çalışmak ve bu çerçevede hakikatin evrensel ve rasyonel söylemlerden ibaret olduğunu iddia eden düşüncelere karşı varoluşsal argümanlar ortaya koymaktır Yayınevi Paradigma Akademi Yayınları Yazar Necip Uyanık Sayfa 411 Sayfa Kağıt 2 Hamur Boyut 16 00x24 00 cm Basım Yılı Aralık 2022 Barkod 9786256957084 Kategori Araştıma İnceleme Referans Düşünce Filozoflar Biyografiler

PARADİGMA AKADEMİ YAYINLARI
Bu kitap 2020 yılında savunmasını verdiğim Kierkegaard Felsefesinde İnsan Varoluşunun Paradoksal Yapısı başlıklı doktora tezimin sonradan yapılan ekleme ve yeniden düzenlemelerinden oluşmakta olup varoluşun paradoksal somut ve öznel olduğu iddiasını öne çıkarmayı amaçlamaktadır Bu bağlamda 1813 1855 yılları arasında yaşayan Danimarkalı filozof birey Søren Kierkegaard ın insanı kavramsallaştıran soyutlaştıran ve rasyonelleştiren felsefeye yönelik itirazları bu çalışmanın temelini oluşturmaktadır Çünkü insanı genel ve soyut bir bağlamda ele alan felsefi sistemlerde tekil varoluş merkezî bir sorun olarak görülmez Bu felsefi sistemlerde insan üzerine yapıla tartışmalarda önceden tümel bir çerçeve belirlenir ve bu çerçeveye uymayan ama doğrudan insanın varoluşunu ilgilendiren sorunlar sürekli olarak ertelenir Buna karşın Kierkegaard insanı sadece aklî gerekçelendirmeler bağlamında ele alan ve onu bir nesne gibi değerlendiren felsefenin yanılgıdan başka bir şey olmadığını savunarak öznel hakikatin şövalyeliğini yapmıştır O bu türden felsefi sistemlere karşı bir hakikat ve paradoks olarak gördüğü varoluşu öne sürerek kaygı umutsuzluk iman özgürlük ölüm gibi sorunlara dikkat çeker Aynı zamanda insanı sadece bir topluluk unsuru olarak değerlendiren ahlaki ve toplumsal teorilerde varoluş un olmadığını savunan Kierkegaard a göre insan sâhip olduğu iman sayesinde tekil bir varoluşa sâhip yegâne varlıktır İnsanı toplumsallıkla ilişkilendiren teoriler doğrudan hayvanların kolektif yaşamlarından esinlenerek ortaya çıkarılmıştır İnsan bir topluluk içinde yaşar ancak o her zaman tekil bir iman ve öznel bir varoluşa sâhiptir O halde insanın sadece topluluk halinde yaşayan ve düşünen bir varlık olduğunun iddia edilmesi tekil imanı ve ben liği ortadan kaldırmakla eş değerdir Bu yüzden amacımız Kierkegaard felsefesi bağlamında insan varoluşunu anlamaya çalışmak ve bu çerçevede hakikatin evrensel ve rasyonel söylemlerden ibaret olduğunu iddia eden düşüncelere karşı varoluşsal argümanlar ortaya koymaktır

Paradigma Akademi
Bu kitap 2020 yılında savunmasını verdiğim Kierkegaard Felsefesinde İnsan Varoluşunun Paradoksal Yapısı başlıklı doktora tezimin sonradan yapılan ekleme ve yeniden düzenlemelerinden oluşmakta olup varoluşun paradoksal somut ve öznel olduğu iddiasını öne çıkarmayı amaçlamaktadır Bu bağlamda 1813 1855 yılları arasında yaşayan Danimarkalı filozof birey Søren Kierkegaard ın insanı kavramsallaştıran soyutlaştıran ve rasyonelleştiren felsefeye yönelik itirazları bu çalışmanın temelini oluşturmaktadır Çünkü insanı genel ve soyut bir bağlamda ele alan felsefi sistemlerde tekil varoluş merkezî bir sorun olarak görülmez Bu felsefi sistemlerde insan üzerine yapıla tartışmalarda önceden tümel bir çerçeve belirlenir ve bu çerçeveye uymayan ama doğrudan insanın varoluşunu ilgilendiren sorunlar sürekli olarak ertelenir Buna karşın Kierkegaard insanı sadece aklî gerekçelendirmeler bağlamında ele alan ve onu bir nesne gibi değerlendiren felsefenin yanılgıdan başka bir şey olmadığını savunarak öznel hakikatin şövalyeliğini yapmıştır O bu türden felsefi sistemlere karşı bir hakikat ve paradoks olarak gördüğü varoluşu öne sürerek kaygı umutsuzluk iman özgürlük ölüm gibi sorunlara dikkat çeker Aynı zamanda insanı sadece bir topluluk unsuru olarak değerlendiren ahlaki ve toplumsal teorilerde varoluş un olmadığını savunan Kierkegaard a göre insan sâhip olduğu iman sayesinde tekil bir varoluşa sâhip yegâne varlıktır İnsanı toplumsallıkla ilişkilendiren teoriler doğrudan hayvanların kolektif yaşamlarından esinlenerek ortaya çıkarılmıştır İnsan bir topluluk içinde yaşar ancak o her zaman tekil bir iman ve öznel bir varoluşa sâhiptir O halde insanın sadece topluluk halinde yaşayan ve düşünen bir varlık olduğunun iddia edilmesi tekil imanı ve ben liği ortadan kaldırmakla eş değerdir Bu yüzden amacımız Kierkegaard felsefesi bağlamında insan varoluşunu anlamaya çalışmak ve bu çerçevede hakikatin evrensel ve rasyonel söylemlerden ibaret olduğunu iddia eden düşüncelere karşı varoluşsal argümanlar ortaya koymaktır