Bireysel Başvuru Usulünde Önemli Zarar Ölçütü — Zelal Pelin Doğan

Bireysel Başvuru Usulünde Önemli Zarar Ölçütü
Zelal Pelin DoğanOn İki Levha Yayınları
Bireysel Başvuru Usulünde Önemli Zarar Ölçütü
Zelal Pelin DoğanZelal Pelin Doğan tarafından kaleme alınan Bireysel Başvuru Usulünde Önemli Zarar Ölçütü On İki Levha Yayınları eseri olarak okurlarla buluşuyor Bireysel Başvuru Usulünde Önemli Zarar Ölçütü Zelal Pelin Doğan Kitap Özeti Bireysel başvurusu mekanizmasına sahip ulusal ve uluslararası yargı organlarının iş yükü dışarıdan yalnızca küçük bir parçasının görülebildiği büyük kütlenin sular altında saklı kaldığı bir buz dağına benzetilir Buz dağının görünen kısmı mahkemeler tarafından her yıl esasa ilişkin olarak verilen kararlardır Asıl iş yükünü ise altta kalan görünmeyen kısım oluşturmaktadır Bu başvurular kaynakların çoğunu kullanmakta ve genellikle kabul edilemezlik kararı ile sonuçlanmaktadır Özellikle son yirmi yılda bireysel başvuru mekanizmasının öneminin artması ve giderek daha fazla kullanılması bu yargı organlarını kapasitelerini aşan bir iş yükü sorunuyla karşı karşıya bırakmıştır İş yükü sorunu bu koruma mekanizmasının etkililiğinin devamı konusunda endişeler yaratmış ve tedbirler alınmasını gerektirmiştir Alınan bu tedbirler kapsamında mahkemelerin ve diğer yargısal organların kapasitelerinin artırılmasının yanında bireysel başvuruların kabul edilebilirlik kriterleri de değiştirilmiş ve yeni filtreleme mekanizmaları oluşturulmuştur Kökeni Roma Hukukuna dayanan de minimis non curat praetor ilkesi anayasa hukuku ve uluslararası insan hakları hukukunda bu iş yükü sorununu çözmeye yönelik bir kabul edilebilirlik kriteri olarak kullanılmaya başlanmıştır Bu kritere göre başvurucunun şikayetlerinin esastan incelenebilmesi için yalnızca mağdur statüsünün bulunması yeterli değildir bu mağduriyetin önemli de olması gerekmektedir Önemli zarar ölçütü olarak adlandırılabilecek bu kabul edilebilirlik kriterine göre bir başvurunun önemli olup olmadığının takdiri yargı organları ve yargıçlara ait bir yetkidir Bu çalışmamızda önemli zarar ölçütüne ihtiyacı ortaya çıkaran nedenler ölçütün anayasa hukuku ve uluslararası insan hakları hukukunda mevcut bireysel başvuru usulündeki uygulamasının kapsam ve koşulları ile uygulamaya bağlı sonuçları incelenmiştir Yayınevi On İki Levha Yayınları Yazar Zelal Pelin Doğan Sayfa 381 Sayfa Kağıt 1 Hamur Boyut 16 00x24 00 cm Basım Yılı Ekim 2021 Barkod 9786257528917 Kategori Diğer Ekonomi Kitapları

On İki Levha Yayınları
Bireysel başvurusu mekanizmasına sahip ulusal ve uluslararası yargı organlarının iş yükü dışarıdan yalnızca küçük bir parçasının görülebildiği büyük kütlenin sular altında saklı kaldığı bir buz dağına benzetilir Buz dağının görünen kısmı mahkemeler tarafından her yıl esasa ilişkin olarak verilen kararlardır Asıl iş yükünü ise altta kalan görünmeyen kısım oluşturmaktadır Bu başvurular kaynakların çoğunu kullanmakta ve genellikle kabul edilemezlik kararı ile sonuçlanmaktadır Özellikle son yirmi yılda bireysel başvuru mekanizmasının öneminin artması ve giderek daha fazla kullanılması bu yargı organlarını kapasitelerini aşan bir iş yükü sorunuyla karşı karşıya bırakmıştır İş yükü sorunu bu koruma mekanizmasının etkililiğinin devamı konusunda endişeler yaratmış ve tedbirler alınmasını gerektirmiştir Alınan bu tedbirler kapsamında mahkemelerin ve diğer yargısal organların kapasitelerinin artırılmasının yanında bireysel başvuruların kabul edilebilirlik kriterleri de değiştirilmiş ve yeni filtreleme mekanizmaları oluşturulmuştur Kökeni Roma Hukuku na dayanan de minimis non curat praetor ilkesi anayasa hukuku ve uluslararası insan hakları hukukunda bu iş yükü sorununu çözmeye yönelik bir kabul edilebilirlik kriteri olarak kullanılmaya başlanmıştır Bu kritere göre başvurucunun şikayetlerinin esastan incelenebilmesi için yalnızca mağdur statüsünün bulunması yeterli değildir bu mağduriyetin önemli de olması gerekmektedir Önemli zarar ölçütü olarak adlandırılabilecek bu kabul edilebilirlik kriterine göre bir başvurunun önemli olup olmadığının takdiri yargı organları ve yargıçlara ait bir yetkidir Bu çalışmamızda önemli zarar ölçütüne ihtiyacı ortaya çıkaran nedenler ölçütün anayasa hukuku ve uluslararası insan hakları hukukunda mevcut bireysel başvuru usulündeki uygulamasının kapsam ve koşulları ile uygulamaya bağlı sonuçları incelenmiştir

On İki Levha Yayınları
Bireysel başvurusu mekanizmasına sahip ulusal ve uluslararası yargı organlarının iş yükü dışarıdan yalnızca küçük bir parçasının görülebildiği büyük kütlenin sular altında saklı kaldığı bir buz dağına benzetilir Buz dağının görünen kısmı mahkemeler tarafından her yıl esasa ilişkin olarak verilen kararlardır Asıl iş yükünü ise altta kalan görünmeyen kısım oluşturmaktadır Bu başvurular kaynakların çoğunu kullanmakta ve genellikle kabul edilemezlik kararı ile sonuçlanmaktadır Özellikle son yirmi yılda bireysel başvuru mekanizmasının öneminin artması ve giderek daha fazla kullanılması bu yargı organlarını kapasitelerini aşan bir iş yükü sorunuyla karşı karşıya bırakmıştır İş yükü sorunu bu koruma mekanizmasının etkililiğinin devamı konusunda endişeler yaratmış ve tedbirler alınmasını gerektirmiştir Alınan bu tedbirler kapsamında mahkemelerin ve diğer yargısal organların kapasitelerinin artırılmasının yanında bireysel başvuruların kabul edilebilirlik kriterleri de değiştirilmiş ve yeni filtreleme mekanizmaları oluşturulmuştur Kökeni Roma Hukuku na dayanan de minimis non curat praetor ilkesi anayasa hukuku ve uluslararası insan hakları hukukunda bu iş yükü sorununu çözmeye yönelik bir kabul edilebilirlik kriteri olarak kullanılmaya başlanmıştır Bu kritere göre başvurucunun şikayetlerinin esastan incelenebilmesi için yalnızca mağdur statüsünün bulunması yeterli değildir bu mağduriyetin önemli de olması gerekmektedir Önemli zarar ölçütü olarak adlandırılabilecek bu kabul edilebilirlik kriterine göre bir başvurunun önemli olup olmadığının takdiri yargı organları ve yargıçlara ait bir yetkidir Bu çalışmamızda önemli zarar ölçütüne ihtiyacı ortaya çıkaran nedenler ölçütün anayasa hukuku ve uluslararası insan hakları hukukunda mevcut bireysel başvuru usulündeki uygulamasının kapsam ve koşulları ile uygulamaya bağlı sonuçları incelenmiştir

On İki Levha Yayıncılık
Bireysel başvurusu mekanizmasına sahip ulusal ve uluslararası yargı organlarının iş yükü dışarıdan yalnızca küçük bir parçasının görülebildiği büyük kütlenin sular altında saklı kaldığı bir buz dağına benzetilir Buz dağının görünen kısmı mahkemeler tarafından her yıl esasa ilişkin olarak verilen kararlardır Asıl iş yükünü ise altta kalan görünmeyen kısım oluşturmaktadır Bu başvurular kaynakların çoğunu kullanmakta ve genellikle kabul edilemezlik kararı ile sonuçlanmaktadır Özellikle son yirmi yılda bireysel başvuru mekanizmasının öneminin artması ve giderek daha fazla kullanılması bu yargı organlarını kapasitelerini aşan bir iş yükü sorunuyla karşı karşıya bırakmıştır İş yükü sorunu bu koruma mekanizmasının etkililiğinin devamı konusunda endişeler yaratmış ve tedbirler alınmasını gerektirmiştir Alınan bu tedbirler kapsamında mahkemelerin ve diğer yargısal organların kapasitelerinin artırılmasının yanında bireysel başvuruların kabul edilebilirlik kriterleri de değiştirilmiş ve yeni filtreleme mekanizmaları oluşturulmuştur Kökeni Roma Hukuku na dayanan de minimis non curat praetor ilkesi anayasa hukuku ve uluslararası insan hakları hukukunda bu iş yükü sorununu çözmeye yönelik bir kabul edilebilirlik kriteri olarak kullanılmaya başlanmıştır Bu kritere göre başvurucunun şikayetlerinin esastan incelenebilmesi için yalnızca mağdur statüsünün bulunması yeterli değildir bu mağduriyetin önemli de olması gerekmektedir Önemli zarar ölçütü olarak adlandırılabilecek bu kabul edilebilirlik kriterine göre bir başvurunun önemli olup olmadığının takdiri yargı organları ve yargıçlara ait bir yetkidir Bu çalışmamızda önemli zarar ölçütüne ihtiyacı ortaya çıkaran nedenler ölçütün anayasa hukuku ve uluslararası insan hakları hukukunda mevcut bireysel başvuru usulündeki uygulamasının kapsam ve koşulları ile uygulamaya bağlı sonuçları incelenmiştir