Biyopolitika 3 Cilt — Kolektif

Biyopolitika 3 Cilt
Kolektif
İletişim Yayınları
Biyopolitika 3 Cilt
Kolektif
Biyopolitika 11 Eylül den sonraki teröre karşı savaş neo liberalizmin doğuşu ırkçı ideolojiler ve soykırım politikaları çevre meselelerinin idaresi kök hücre araştırmaları insanı kopyalama ve insan genom projesi türünden biyotıbbi ve biyoteknolojik yenilikler gibi oldukça farklı konular üzerine düşünmek için bir araç oldu Rolünü çok da abartmadan biyopolitikanın pek çok tartışmada iktidarın günümüzdeki biçimlerini çözümlemek ve eleştirmekte hayat ile ölüme ırk ile toplumsal cinsiyete beden ile doğaya ilişkin sorunların yanı sıra iktidarla tahakkümün daha geleneksel sorunlarına bağlanarak son derece yeni ve özgün bir yorum anahtarı görevi gördüğü söylenebilir Aslına bakılırsa tartışmanın yoğunluğu ve biyopolitikanın önemi terimin çağımızda asli olan kimi konuları tam da kalbinden yakaladığını göstermektedir Biyopolitika o kadar sık ve bazen yersiz biçimde kullanılıyor ki neyin kastedildiği ne kadar isabetle anlatıldığı anlaşılamıyor bile Thomas Lemke kavramın çözümleyici ve eleştirel potansiyelini çıkış noktalarını irdelerken asıl olarak bu muğlaklığı gidermeyi başarıyor Biyopolitika kavramının tarihini özetleyerek günümüzün kuramsal tartışmalarıyla ilişkisini keşfe çıkıyor Bu çaba hem biyopolitika kavramını doğru bir bağlama oturtuyor hem de zihin açıcı bir dille sosyoloji ve felsefeye getirdiği katkıyı maharetle betimliyor Biyopolitika hakkında açıklayıcı ve ufuk açıcı bir kitap

Nota Bene Yayınları
Siyaset yaşamın kıyısında salındığı sürece ölümün sınırlarına da epey yaklaşmış demektir Öyle görünüyor ki bu anlamda dev bir nekropolis te yaşadığımızı söylersek yanılmış olmayız Ama bildik formülasyonu buraya uyarlarsak karanlığın en yoğun olduğu an nasıl ki aydınlığa en yakın an ise belki de ölüme en yakın olduğumuz şimdi yaşamın yeniden filizleneceği andır aynı zamanda Böyle baktığımızda bugünden daha kötü bir yarına uyanacağımızı bilmek her ne kadar bizi dipsiz sonu gelmeyecekmiş gibi görünen bir kaygıya endişeye ya da bir paniğe sürüklese de bugünden daha güzel bir yarına uyanabileceğimizi hayal edebildiğimiz sürece umudu örgütlemek de pekâlâ mümkün Tüm yolları ölüme çıkan biyopolitik tahakkümün iyiden iyiye dallanıp budaklanan yapısı karşısında bu yolların hepsini yeniden yaşam enerjisine dönüştürebilme kudretinden çok da uzak değiliz Burada yürütmeye çalıştığımız çok boyutlu tartışma biyoiktidarın çoğu kez kendisini gizemlileştirerek bazen de açıktan açığa yaşamın yaşamımızın farklı alanlarına nasıl hücum ettiğinin kodlarını çözebilmek bu taarruzu etkisiz kılabilmek yaşamın kurucu ve yaratıcı potansiyellerinin nasıl vücuda getirilebileceğini tahayyül edebilmek için atılan bir adım olarak düşünülebilir İtiraf etmek gerekirse biyoiktidarın işleyişi öylesine çok boyutlu ve gizemliyken onu bütün yönleriyle ortaya koymak ya da kuramsal perspektifimizi onu bütününde kavrayacak kadar geniş tutmak elbette mümkün değil Ama hiç değilse sivil medeni ölümden sömürgeci biyopolitikaya kürtaj pratiklerinden ataerkil biyoiktidara sağlıklı yaşamı nakarat haline getiren tıbbın toplum ve birey sağlığı üzerindeki hegemonyasından şehir hastanelerinin mekânsal organizasyonuna nüfusun biyolojik yapısının kriminal sınıflandırmasından iş yönetim sistemleriyle çalışanlar üzerinde kurulan yeni disiplin ve denetim metotlarına kadar uzanan bir alanın haritasını çıkarmak giderek farklı başlıklarla zenginleşebilecek bir tartışma için zemin oluşturmaya yardımcı olabilir Tanıtım Bülteninden

Nota Bene Yayınları
Siyaset yaşamın kıyısında salındığı sürece ölümün sınırlarına da epey yaklaşmış demektir Öyle görünüyor ki bu anlamda dev bir nekropolis te yaşadığımızı söylersek yanılmış olmayız Ama bildik formülasyonu buraya uyarlarsak karanlığın en yoğun olduğu an nasıl ki aydınlığa en yakın an ise belki de ölüme en yakın olduğumuz şimdi yaşamın yeniden filizleneceği andır aynı zamanda Böyle baktığımızda bugünden daha kötü bir yarına uyanacağımızı bilmek her ne kadar bizi dipsiz sonu gelmeyecekmiş gibi görünen bir kaygıya endişeye ya da bir paniğe sürüklese de bugünden daha güzel bir yarına uyanabileceğimizi hayal edebildiğimiz sürece umudu örgütlemek de pekâlâ mümkün Tüm yolları ölüme çıkan biyopolitik tahakkümün iyiden iyiye dallanıp budaklanan yapısı karşısında bu yolların hepsini yeniden yaşam enerjisine dönüştürebilme kudretinden çok da uzak değiliz Burada yürütmeye çalıştığımız çok boyutlu tartışma biyoiktidarın çoğu kez kendisini gizemlileştirerek bazen de açıktan açığa yaşamın yaşamımızın farklı alanlarına nasıl hücum ettiğinin kodlarını çözebilmek bu taarruzu etkisiz kılabilmek yaşamın kurucu ve yaratıcı potansiyellerinin nasıl vücuda getirilebileceğini tahayyül edebilmek için atılan bir adım olarak düşünülebilir İtiraf etmek gerekirse biyoiktidarın işleyişi öylesine çok boyutlu ve gizemliyken onu bütün yönleriyle ortaya koymak ya da kuramsal perspektifimizi onu bütününde kavrayacak kadar geniş tutmak elbette mümkün değil Ama hiç değilse sivil medeni ölümden sömürgeci biyopolitikaya kürtaj pratiklerinden ataerkil biyoiktidara sağlıklı yaşamı nakarat haline getiren tıbbın toplum ve birey sağlığı üzerindeki hegemonyasından şehir hastanelerinin mekânsal organizasyonuna nüfusun biyolojik yapısının kriminal sınıflandırmasından iş yönetim sistemleriyle çalışanlar üzerinde kurulan yeni disiplin ve denetim metotlarına kadar uzanan bir alanın haritasını çıkarmak giderek farklı başlıklarla zenginleşebilecek bir tartışma için zemin oluşturmaya yardımcı olabilir

NotaBene Yayınları
Siyaset yaşamın kıyısında salındığı sürece ölümün sınırlarına da epey yaklaşmış demektir Öyle görünüyor ki bu anlamda dev bir nekropolis te yaşadığımızı söylersek yanılmış olmayız Ama bildik formülasyonu buraya uyarlarsak karanlığın en yoğun olduğu an nasıl ki aydınlığa en yakın an ise belki de ölüme en yakın olduğumuz şimdi yaşamın yeniden filizleneceği andır aynı zamanda Böyle baktığımızda bugünden daha kötü bir yarına uyanacağımızı bilmek her ne kadar bizi dipsiz sonu gelmeyecekmiş gibi görünen bir kaygıya endişeye ya da bir paniğe sürüklese de bugünden daha güzel bir yarına uyanabileceğimizi hayal edebildiğimiz sürece umudu örgütlemek de pekâlâ mümkün Tüm yolları ölüme çıkan biyopolitik tahakkümün iyiden iyiye dallanıp budaklanan yapısı karşısında bu yolların hepsini yeniden yaşam enerjisine dönüştürebilme kudretinden çok da uzak değiliz Burada yürütmeye çalıştığımız çok boyutlu tartışma biyoiktidarın çoğu kez kendisini gizemlileştirerek bazen de açıktan açığa yaşamın yaşamımızın farklı alanlarına nasıl hücum ettiğinin kodlarını çözebilmek bu taarruzu etkisiz kılabilmek yaşamın kurucu ve yaratıcı potansiyellerinin nasıl vücuda getirilebileceğini tahayyül edebilmek için atılan bir adım olarak düşünülebilir İtiraf etmek gerekirse biyoiktidarın işleyişi öylesine çok boyutlu ve gizemliyken onu bütün yönleriyle ortaya koymak ya da kuramsal perspektifimizi onu bütününde kavrayacak kadar geniş tutmak elbette mümkün değil Ama hiç değilse sivil medeni ölümden sömürgeci biyopolitikaya kürtaj pratiklerinden ataerkil biyoiktidara sağlıklı yaşamı nakarat haline getiren tıbbın toplum ve birey sağlığı üzerindeki hegemonyasından şehir hastanelerinin mekânsal organizasyonuna nüfusun biyolojik yapısının kriminal sınıflandırmasından iş yönetim sistemleriyle çalışanlar üzerinde kurulan yeni disiplin ve denetim metotlarına kadar uzanan bir alanın haritasını çıkarmak giderek farklı başlıklarla zenginleşebilecek bir tartışma için zemin oluşturmaya yardımcı olabilir

Nota Bene Yayınları
Siyaset yaşamın kıyısında salındığı sürece ölümün sınırlarına da epey yaklaşmış demektir Öyle görünüyor ki bu anlamda dev bir nekropolis te yaşadığımızı söylersek yanılmış olmayız Ama bildik formülasyonu buraya uyarlarsak karanlığın en yoğun olduğu an nasıl ki aydınlığa en yakın an ise belki de ölüme en yakın olduğumuz şimdi yaşamın yeniden filizleneceği andır aynı zamanda Böyle baktığımızda bugünden daha kötü bir yarına uyanacağımızı bilmek her ne kadar bizi dipsiz sonu gelmeyecekmiş gibi görünen bir kaygıya endişeye ya da bir paniğe sürüklese de bugünden daha güzel bir yarına uyanabileceğimizi hayal edebildiğimiz sürece umudu örgütlemek de pekâlâ mümkün Tüm yolları ölüme çıkan biyopolitik tahakkümün iyiden iyiye dallanıp budaklanan yapısı karşısında bu yolların hepsini yeniden yaşam enerjisine dönüştürebilme kudretinden çok da uzak değiliz Burada yürütmeye çalıştığımız çok boyutlu tartışma biyoiktidarın çoğu kez kendisini gizemlileştirerek bazen de açıktan açığa yaşamın yaşamımızın farklı alanlarına nasıl hücum ettiğinin kodlarını çözebilmek bu taarruzu etkisiz kılabilmek yaşamın kurucu ve yaratıcı potansiyellerinin nasıl vücuda getirilebileceğini tahayyül edebilmek için atılan bir adım olarak düşünülebilir İtiraf etmek gerekirse biyoiktidarın işleyişi öylesine çok boyutlu ve gizemliyken onu bütün yönleriyle ortaya koymak ya da kuramsal perspektifimizi onu bütününde kavrayacak kadar geniş tutmak elbette mümkün değil Ama hiç değilse sivil medeni ölümden sömürgeci biyopolitikaya kürtaj pratiklerinden ataerkil biyoiktidara sağlıklı yaşamı nakarat haline getiren tıbbın toplum ve birey sağlığı üzerindeki hegemonyasından şehir hastanelerinin mekânsal organizasyonuna nüfusun biyolojik yapısının kriminal sınıflandırmasından iş yönetim sistemleriyle çalışanlar üzerinde kurulan yeni disiplin ve denetim metotlarına kadar uzanan bir alanın haritasını çıkarmak giderek farklı başlıklarla zenginleşebilecek bir tartışma için zemin oluşturmaya yardımcı olabilir

Nota Bene
Siyaset yaşamın kıyısında salındığı sürece ölümün sınırlarına da epey yaklaşmış demektir Öyle görünüyor ki bu anlamda dev bir nekropolis te yaşadığımızı söylersek yanılmış olmayız Ama bildik formülasyonu buraya uyarlarsak karanlığın en yoğun olduğu an nasıl ki aydınlığa en yakın an ise belki de ölüme en yakın olduğumuz şimdi yaşamın yeniden filizleneceği andır aynı zamanda Böyle baktığımızda bugünden daha kötü bir yarına uyanacağımızı bilmek her ne kadar bizi dipsiz sonu gelmeyecekmiş gibi görünen bir kaygıya endişeye ya da bir paniğe sürüklese de bugünden daha güzel bir yarına uyanabileceğimizi hayal edebildiğimiz sürece umudu örgütlemek de pekâlâ mümkün Tüm yolları ölüme çıkan biyopolitik tahakkümün iyiden iyiye dallanıp budaklanan yapısı karşısında bu yolların hepsini yeniden yaşam enerjisine dönüştürebilme kudretinden çok da uzak değiliz Burada yürütmeye çalıştığımız çok boyutlu tartışma biyoiktidarın çoğu kez kendisini gizemlileştirerek bazen de açıktan açığa yaşamın yaşamımızın farklı alanlarına nasıl hücum ettiğinin kodlarını çözebilmek bu taarruzu etkisiz kılabilmek yaşamın kurucu ve yaratıcı potansiyellerinin nasıl vücuda getirilebileceğini tahayyül edebilmek için atılan bir adım olarak düşünülebilir İtiraf etmek gerekirse biyoiktidarın işleyişi öylesine çok boyutlu ve gizemliyken onu bütün yönleriyle ortaya koymak ya da kuramsal perspektifimizi onu bütününde kavrayacak kadar geniş tutmak elbette mümkün değil Ama hiç değilse sivil medeni ölümden sömürgeci biyopolitikaya kürtaj pratiklerinden ataerkil biyoiktidara sağlıklı yaşamı nakarat haline getiren tıbbın toplum ve birey sağlığı üzerindeki hegemonyasından şehir hastanelerinin mekânsal organizasyonuna nüfusun biyolojik yapısının kriminal sınıflandırmasından iş yönetim sistemleriyle çalışanlar üzerinde kurulan yeni disiplin ve denetim metotlarına kadar uzanan bir alanın haritasını çıkarmak giderek farklı başlıklarla zenginleşebilecek bir tartışma için zemin oluşturmaya yardımcı olabilir

Nota Bene Yayınları
Kolektif tarafından kaleme alınan Biyopolitika 3 Cilt Nota Bene Yayınları eseri olarak okurlarla buluşuyor Biyopolitika 3 Cilt Kolektif Kitap Özeti Siyaset yaşamın kıyısında salındığı sürece ölümün sınırlarına da epey yaklaşmış demektir Öyle görünüyor ki bu anlamda dev bir nekropolis te yaşadığımızı söylersek yanılmış olmayız Ama bildik formülasyonu buraya uyarlarsak karanlığın en yoğun olduğu an nasıl ki aydınlığa en yakın an ise belki de ölüme en yakın olduğumuz şimdi yaşamın yeniden filizleneceği andır aynı zamanda Böyle baktığımızda bugünden daha kötü bir yarına uyanacağımızı bilmek her ne kadar bizi dipsiz sonu gelmeyecekmiş gibi görünen bir kaygıya endişeye ya da bir paniğe sürüklese de bugünden daha güzel bir yarına uyanabileceğimizi hayal edebildiğimiz sürece umudu örgütlemek de pekâlâ mümkün Tüm yolları ölüme çıkan biyopolitik tahakkümün iyiden iyiye dallanıp budaklanan yapısı karşısında bu yolların hepsini yeniden yaşam enerjisine dönüştürebilme kudretinden çok da uzak değiliz Burada yürütmeye çalıştığımız çok boyutlu tartışma biyoiktidarın çoğu kez kendisini gizemlileştirerek bazen de açıktan açığa yaşamın yaşamımızın farklı alanlarına nasıl hücum ettiğinin kodlarını çözebilmek bu taarruzu etkisiz kılabilmek yaşamın kurucu ve yaratıcı potansiyellerinin nasıl vücuda getirilebileceğini tahayyül edebilmek için atılan bir adım olarak düşünülebilir İtiraf etmek gerekirse biyoiktidarın işleyişi öylesine çok boyutlu ve gizemliyken onu bütün yönleriyle ortaya koymak ya da kuramsal perspektifimizi onu bütününde kavrayacak kadar geniş tutmak elbette mümkün değil Ama hiç değilse sivil medeni ölümden sömürgeci biyopolitikaya kürtaj pratiklerinden ataerkil biyoiktidara sağlıklı yaşamı nakarat haline getiren tıbbın toplum ve birey sağlığı üzerindeki hegemonyasından şehir hastanelerinin mekânsal organizasyonuna nüfusun biyolojik yapısının kriminal sınıflandırmasından iş yönetim sistemleriyle çalışanlar üzerinde kurulan yeni disiplin ve denetim metotlarına kadar uzanan bir alanın haritasını çıkarmak giderek farklı başlıklarla zenginleşebilecek bir tartışma için zemin oluşturmaya yardımcı olabilir Yayınevi Nota Bene Yayınları Yazar Kolektif Sayfa 256 Sayfa Kağıt 2 Hamur Boyut 13 50x19 50 cm Basım Yılı Ekim 2021 Barkod 9786052603215 Kategori Genel Felsefe

NOTABENE YAYINLARI
Siyaset yaşamın kıyısında salındığı sürece ölümün sınırlarına da epey yaklaşmış demektir Öyle görünüyor ki bu anlamda dev bir nekropolis te yaşadığımızı söylersek yanılmış olmayız Ama bildik formülasyonu buraya uyarlarsak karanlığın en yoğun olduğu an nasıl ki aydınlığa en yakın an ise belki de ölüme en yakın olduğumuz şimdi yaşamın yeniden filizleneceği andır aynı zamanda Böyle baktığımızda bugünden daha kötü bir yarına uyanacağımızı bilmek her ne kadar bizi dipsiz sonu gelmeyecekmiş gibi görünen bir kaygıya endişeye ya da bir paniğe sürüklese de bugünden daha güzel bir yarına uyanabileceğimizi hayal edebildiğimiz sürece umudu örgütlemek de pekâlâ mümkün Tüm yolları ölüme çıkan biyopolitik tahakkümün iyiden iyiye dallanıp budaklanan yapısı karşısında bu yolların hepsini yeniden yaşam enerjisine dönüştürebilme kudretinden çok da uzak değiliz Burada yürütmeye çalıştığımız çok boyutlu tartışma biyoiktidarın çoğu kez kendisini gizemlileştirerek bazen de açıktan açığa yaşamın yaşamımızın farklı alanlarına nasıl hücum ettiğinin kodlarını çözebilmek bu taarruzu etkisiz kılabilmek yaşamın kurucu ve yaratıcı potansiyellerinin nasıl vücuda getirilebileceğini tahayyül edebilmek için atılan bir adım olarak düşünülebilir İtiraf etmek gerekirse biyoiktidarın işleyişi öylesine çok boyutlu ve gizemliyken onu bütün yönleriyle ortaya koymak ya da kuramsal perspektifimizi onu bütününde kavrayacak kadar geniş tutmak elbette mümkün değil Ama hiç değilse sivil medeni ölümden sömürgeci biyopolitikaya kürtaj pratiklerinden ataerkil biyoiktidara sağlıklı yaşamı nakarat haline getiren tıbbın toplum ve birey sağlığı üzerindeki hegemonyasından şehir hastanelerinin mekânsal organizasyonuna nüfusun biyolojik yapısının kriminal sınıflandırmasından iş yönetim sistemleriyle çalışanlar üzerinde kurulan yeni disiplin ve denetim metotlarına kadar uzanan bir alanın haritasını çıkarmak giderek farklı başlıklarla zenginleşebilecek bir tartışma için zemin oluşturmaya yardımcı olabilir

Nota Bene Yayınları
Siyaset yaşamın kıyısında salındığı sürece ölümün sınırlarına da epey yaklaşmış demektir Öyle görünüyor ki bu anlamda dev bir nekropolis te yaşadığımızı söylersek yanılmış olmayız Ama bildik formülasyonu buraya uyarlarsak karanlığın en yoğun olduğu an nasıl ki aydınlığa en yakın an ise belki de ölüme en yakın olduğumuz şimdi yaşamın yeniden filizleneceği andır aynı zamanda Böyle baktığımızda bugünden daha kötü bir yarına uyanacağımızı bilmek her ne kadar bizi dipsiz sonu gelmeyecekmiş gibi görünen bir kaygıya endişeye ya da bir paniğe sürüklese de bugünden daha güzel bir yarına uyanabileceğimizi hayal edebildiğimiz sürece umudu örgütlemek de pekâlâ mümkün Tüm yolları ölüme çıkan biyopolitik tahakkümün iyiden iyiye dallanıp budaklanan yapısı karşısında bu yolların hepsini yeniden yaşam enerjisine dönüştürebilme kudretinden çok da uzak değiliz Burada yürütmeye çalıştığımız çok boyutlu tartışma biyoiktidarın çoğu kez kendisini gizemlileştirerek bazen de açıktan açığa yaşamın yaşamımızın farklı alanlarına nasıl hücum ettiğinin kodlarını çözebilmek bu taarruzu etkisiz kılabilmek yaşamın kurucu ve yaratıcı potansiyellerinin nasıl vücuda getirilebileceğini tahayyül edebilmek için atılan bir adım olarak düşünülebilir İtiraf etmek gerekirse biyoiktidarın işleyişi öylesine çok boyutlu ve gizemliyken onu bütün yönleriyle ortaya koymak ya da kuramsal perspektifimizi onu bütününde kavrayacak kadar geniş tutmak elbette mümkün değil Ama hiç değilse sivil medeni ölümden sömürgeci biyopolitikaya kürtaj pratiklerinden ataerkil biyoiktidara sağlıklı yaşamı nakarat haline getiren tıbbın toplum ve birey sağlığı üzerindeki hegemonyasından şehir hastanelerinin mekânsal organizasyonuna nüfusun biyolojik yapısının kriminal sınıflandırmasından iş yönetim sistemleriyle çalışanlar üzerinde kurulan yeni disiplin ve denetim metotlarına kadar uzanan bir alanın haritasını çıkarmak giderek farklı başlıklarla zenginleşebilecek bir tartışma için zemin oluşturmaya yardımcı ola

Nota Bene Yayınları
Siyaset yaşamın kıyısında salındığı sürece ölümün sınırlarına da epey yaklaşmış demektir Öyle görünüyor ki bu anlamda dev bir nekropolis te yaşadığımızı söylersek yanılmış olmayız Ama bildik formülasyonu buraya uyarlarsak karanlığın en yoğun olduğu an nasıl ki aydınlığa en yakın an ise belki de ölüme en yakın olduğumuz şimdi yaşamın yeniden filizleneceği andır aynı zamanda Böyle baktığımızda bugünden daha kötü bir yarına uyanacağımızı bilmek her ne kadar bizi dipsiz sonu gelmeyecekmiş gibi görünen bir kaygıya endişeye ya da bir paniğe sürüklese de bugünden daha güzel bir yarına uyanabileceğimizi hayal edebildiğimiz sürece umudu örgütlemek de pekâlâ mümkün Tüm yolları ölüme çıkan biyopolitik tahakkümün iyiden iyiye dallanıp budaklanan yapısı karşısında bu yolların hepsini yeniden yaşam enerjisine dönüştürebilme kudretinden çok da uzak değiliz Burada yürütmeye çalıştığımız çok boyutlu tartışma biyoiktidarın çoğu kez kendisini gizemlileştirerek bazen de açıktan açığa yaşamın yaşamımızın farklı alanlarına nasıl hücum ettiğinin kodlarını çözebilmek bu taarruzu etkisiz kılabilmek yaşamın kurucu ve yaratıcı potansiyellerinin nasıl vücuda getirilebileceğini tahayyül edebilmek için atılan bir adım olarak düşünülebilir İtiraf etmek gerekirse biyoiktidarın işleyişi öylesine çok boyutlu ve gizemliyken onu bütün yönleriyle ortaya koymak ya da kuramsal perspektifimizi onu bütününde kavrayacak kadar geniş tutmak elbette mümkün değil Ama hiç değilse sivil medeni ölümden sömürgeci biyopolitikaya kürtaj pratiklerinden ataerkil biyoiktidara sağlıklı yaşamı nakarat haline getiren tıbbın toplum ve birey sağlığı üzerindeki hegemonyasından şehir hastanelerinin mekânsal organizasyonuna nüfusun biyolojik yapısının kriminal sınıflandırmasından iş yönetim sistemleriyle çalışanlar üzerinde kurulan yeni disiplin ve denetim metotlarına kadar uzanan bir alanın haritasını çıkarmak giderek farklı başlıklarla zenginleşebilecek bir tartışma için zemin oluşturmaya yardımcı olabilir Tanıtım Bülteninden

Nota Bene Yayınları
Siyaset yaşamın kıyısında salındığı sürece ölümün sınırlarına da epey yaklaşmış demektir Öyle görünüyor ki bu anlamda dev bir nekropolis te yaşadığımızı söylersek yanılmış olmayız Ama bildik formülasyonu buraya uyarlarsak karanlığın en yoğun olduğu an nasıl ki aydınlığa en yakın an ise belki de ölüme en yakın olduğumuz şimdi yaşamın yeniden filizleneceği andır aynı zamanda Böyle baktığımızda bugünden daha kötü bir yarına uyanacağımızı bilmek her ne kadar bizi dipsiz sonu gelmeyecekmiş gibi görünen bir kaygıya endişeye ya da bir paniğe sürüklese de bugünden daha güzel bir yarına uyanabileceğimizi hayal edebildiğimiz sürece umudu örgütlemek de pekâlâ mümkün Tüm yolları ölüme çıkan biyopolitik tahakkümün iyiden iyiye dallanıp budaklanan yapısı karşısında bu yolların hepsini yeniden yaşam enerjisine dönüştürebilme kudretinden çok da uzak değiliz Burada yürütmeye çalıştığımız çok boyutlu tartışma biyoiktidarın çoğu kez kendisini gizemlileştirerek bazen de açıktan açığa yaşamın yaşamımızın farklı alanlarına nasıl hücum ettiğinin kodlarını çözebilmek bu taarruzu etkisiz kılabilmek yaşamın kurucu ve yaratıcı potansiyellerinin nasıl vücuda getirilebileceğini tahayyül edebilmek için atılan bir adım olarak düşünülebilir İtiraf etmek gerekirse biyoiktidarın işleyişi öylesine çok boyutlu ve gizemliyken onu bütün yönleriyle ortaya koymak ya da kuramsal perspektifimizi onu bütününde kavrayacak kadar geniş tutmak elbette mümkün değil Ama hiç değilse sivil medeni ölümden sömürgeci biyopolitikaya kürtaj pratiklerinden ataerkil biyoiktidara sağlıklı yaşamı nakarat haline getiren tıbbın toplum ve birey sağlığı üzerindeki hegemonyasından şehir hastanelerinin mekânsal organizasyonuna nüfusun biyolojik yapısının kriminal sınıflandırmasından iş yönetim sistemleriyle çalışanlar üzerinde kurulan yeni disiplin ve denetim metotlarına kadar uzanan bir alanın haritasını çıkarmak giderek farklı başlıklarla zenginleşebilecek bir tartışma için zemin oluşturmaya yardımcı olabilir img src https s3 eu west 1 amazonaws com dia kitadagitim ckeditor_assets pictures 53 content_1_original_original jpg alt height 15 width 15 font size 1 color white font img