Bizden Olan Ötekiler Asimilasyon Kıskacında Bulgaristan Türkleri — Emin Atasoy

Bizden Olan Ötekiler Asimilasyon Kıskacında Bulgaristan Türkleri
Emin AtasoyMKM (MARMARA KİTAP MERKEZİ YAYINLARI)
Bizden Olan Ötekiler Asimilasyon Kıskacında Bulgaristan Türkleri
Emin AtasoyGebe kalmış kadınların belirli bir süreden sonra karınlarında taşıdıkları yavruları doğurmaları gerekliliği nasıl kaçınılmazsa yazarların da kafalarında taşıdıkları düşünceleri bir gün yazıya dökmeleri benzer bir kaçınılmazlıktır Aslında Bulgaristan Türkleri ile ilgili uzun süreli araştırmalarımın kitaplaşması fikri iki yıl önce Sozopol da Bulgar ve Türk coğrafyacılarının katılımı ile gerçekleştirilen bir uluslararası konferansın kapanış gecesinde düzenlenen resmi yemek esnasında doğdu O gece yanımda oturan bir Bulgar doçentle çok farklı konuları irdeleyip tartıştıktan sonra nasıl olduysa konu Türk azınlıklarına ve etnik kimliklere gelmişti Bulgar meslektaşım bana Bulgaristan da doğup büyümüş Bulgaristan okullarında eğitim almış hatasız Bulgarca konuşmama ve Bulgar vatandaşlığımı korumama karşın neden kendimi Bulgar değil de Türk hissettiğimi sordu Görünürde çok doğal gibi algılansa da bu soru aslında çok mantıksız ve hatta yersizdi İki saatten fazla süren bir tartışma sonunda ben meslektaşıma etnik aidiyet ile vatandaşlık aidiyetinin çok farklı kavramlar olduklarını benim Türk etnik bilincine ve Türk kültürüne sahip olmamın Bulgaristan vatandaşlığım için bir engel oluşturmadığını bir türlü anlatamadım Üniversite yönetiminin çok yüksek mevkilerinde görev alan bu meslektaşıma göre Bulgaristan da yaşayan herkes Bulgar dı Bu nedenle onun gözünde ben de bir Bulgar dım Tartışma konusu çıkmaza girmişti ve bilimsel açıklamalar yapmak da anlamsızlaşmıştı sanki Çünkü iki komşu ülkede yaşayan iki meslektaş üstelik iki bilim adamı olarak aramızdaki güvensizliği ortadan kaldıramamış basit bir sorunu çözememiştik İşte o tartışmadan sonra 1990 sonrasındaki demokrasi döneminde bile Bulgaristan da azınlıklara süregelen bakış açısının pek de değişmediğini Türkler hakkındaki önyargılarda bir farklılaşma olmadığını anladım ve bu kitabın kaleme alınması gerekliliğine kesin olarak kanaat getirdim Özet olarak söylemek gerekirse Bu kitap sözde Ermeni soykırımının ısrarla gündeme getirildiği bir dönemde XX yüzyılın sonlarında Bulgaristan Türklerine uygulanmış olan etnik asimilasyona dikkat çekmek için yazılmıştır Bu kitap hem sosyalist hem de postsosyalist dönemi kapsayan Bulgaristan yakın tarihinin çeyrek yüzyıllık karmaşık bir dönemin aydınlatılmamış iç yüzünü ortaya koymak amacıyla kaleme alınmıştır Bu kitap Türk topluluğunun maruz kaldığı zorla isim değiştirme ve yeniden doğuş sürecinin belgeler ve bilimsel kanıtlarla sergilenmiş hüzünlü hikâyesidir Bu kitap 1989 yılında 350 000 den fazla Bulgaristan Türk ünün evlerini ve yurtlarını terk ederek Türkiye ye göç etmelerinin sosyal kültürel ve siyasal dramını yansıtmaktadır Bu kitap Bulgaristan Türklerinin etnik kimlikleri gelenek görenekleri hak ve özgürlükleri adına yürüttükleri onurlu savaşın destanlaşan hikayesidir Bu kitap sayıları 3 ile 6 milyon arasında olan Bulgaristan kökenli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına bir tarihsel geçmiş hatırlatmasıdır Bu kitap Bulgaristan Komünist Partisi nin sosyalizm vaadiyle başlatıp sonradan gerçek sosyalizmle eşitlikle halkçılıkla bireysel ve toplumsal özgürlüklerle uluslararası etnik kimliğe dayalı insan hak ve özgürlükleriyle bağdaşmayan bir düzenin sosyal faşizme yönelecek denli yozlaşmasını anlatmaktadır

MKM (MARMARA KİTAP MERKEZİ YAYINLARI)
İnsanların birbirine son derece yaklaştıkları ama aynı oranda da birbirlerine sağır ve dilsiz kaldıkları dünyamızda kendimizi tanımanın yolu başkasına açılmaktan onun varlığını onaylamaktan geçiyor Varlığımızın öteki nde garantisini bulmasına rağmen ötekini cehennem olarak gören anlayış her nedense daha da güçleniyor Marcel in de dediği gibi dünyanın kalbi atmakta artık güçlük çekiyor Aydınlanmanın ortaya çıkardığı ulus devlet küreselleşme ve post modernizm tarafından tahribata uğratıldığı için etno milliyetçilik ırkçılığı körüklüyor Devlet ile olan ilişkilerimiz ve toplumsal ilişkilerimiz gözden geçiriliyor Bütün dünyaya egemen olmak isteyen ve kollarını dünyanın en ücra köşesine bile uzatmak isteyen iktidar kendi halkını kendisine göre yaratmak arzusunu gerçekleştirmek için her yolu mubah görmekte tereddüt etmiyor Bütün bunlar olup biterken olayları siyasî yapısının dışında ahlâkî ve hatta felsefî bakımlardan ele alıp ufuk açıcı insanlara bilinç açıklığı kazandıracak fikirlerin mahrumiyetini duyuyoruz Felsefesizlik çeken dünya bir ahlâk buhranına doğru giderken hayatını günlükleştiren kitleler pratik ve faydacı hedeflerinin dışında başka bir hedefin varlığına kayıtsız kalıyorlar Bu çalışma iki bölümden oluşmaktadır İlk bölüm ahlâk felsefesinin önemli olarak düşünülebilecek konularının tartışılmasına ayrılmış olan yazılardır Bu yazılarda hayatın anlamı insan var oluşunun manası öteki olarak adlandırılan diğer özneler ile olan ilişkiler eylemlerimizi anlamlandıran ölçütler olarak düşünülen değerler değerlerin kaynağı öznellik ve nesnellik tartışmaları gibi konular ele alınmıştır İkinci bölümün yazıları ise siyaset ve toplum felsefesine ilişkin konulardan oluşmaktadır Hâkimiyet sorunu devlet ve milliyetçilik tartışmaları fanatik tutumlara neden olan dogmatizm SSCB nin dağılmasıyla birlikte ortaya çıkan yeni durumda tartışılmaya başlanılan tarihin sonuna ilişkin konular ve bilhassa günümüzdeki siyasi oluşumlarda en önemli tartışma noktalarını oluşturan çok kültürlülük çok kültürcülük demokrasi ve kabul görme sorunları bu bölümün temel konularını oluşturmaktadır Bu çalışma ahlâk felsefesi ve siyaset felsefesi ile ilgili temel sistematik eserlerde ele alınan konuları içeren bir disiplin kitabı değildir