Bruno Bauer ve Karl MarX — Zvi Rosen

Bruno Bauer ve Karl MarX
Zvi RosenNota Bene Yayınları
Bruno Bauer ve Karl MarX
Zvi RosenElinizdeki kitap Türkiye literatüründeki iki önemli eksiğin farkına varmak için muazzam ipuçları sunuyor İlki Marx ın entelektüel gelişimi ve onun Hegel ile Genç Hegelciler e tarihsel referanslarıyla ilgili Türkiyeli okurun ağırlıklı bir kısmı bu ilişkiyi Marx ın Feuerbach ve Hegel e ilişkin kendi değerlendirmeleri üzerinden okuyor ve işin ilginç yanı olduğu gibi kabulleniyor Aynı durum özellikle Bruno Bauer e odaklanmış eleştirilerin yoğunlaştığı Kutsal Aile Eleştirel Eleştirinin Eleştirisi için de geçerli Marx bu metinde eski arkadaşı Bauer e oldukça nükteli ve hakaretamiz ifadelerle politik bir kopuşu belirginleştirmek amacıyla saldırıyor Bauer in teorik konumu hiç bilinmese de Marx ın güçlü kalemi okuyanları büyülü biçimde kendi yanında saf tutmaya zorluyor Lakin büyü yazarının bilincinde olduğu ama okurunun hiç tanışmadığı tarihsel bir arka planı da yoğun bir sisle perdelemeye başlıyor Kant tan başlayıp Fichte Schelling Hegel ve Bauer in de içinde olduğu Genç Hegelcilerle devam eden Alman Felsefesi geleneği ve onun en yetkin silahı diyalektiğin tarihsel gelişimi görünmez kılındığında Marksist literatürün Türkiye deki çorak coğrafyası ile karşılaşmak kaçınılmaz oluyor Bruno Bauer ve Karl Marx bu çorak uzamı yeşillendirmek için kışkırtıcı bir başlangıç Kitabın önemini bir kat daha arttıran ikinci özelliği ise günümüzle oldukça yakından ilgili lakin bu önem sadece dikkatli okurun gözlerine açık ve oldukça dolayımlı Augustinus tan Thomas Aquinas a Anselmus tan Dun Scotus a kadar işlenen Hıristiyan teolojisi Spinoza dan Hegel e kadar uzanan tarihsel aralıkta da oldukça nitelikli bir rasyonelleştirmeye tabi tutuldu ve elbette Marx ve Feuerbach ın da dahil olduğu Genç Hegelciler in din eleştirisi de bu kuramsal zemin karşısında bir o kadar nitelikli olarak ortaya çıktı Oysa hakikat ufkunu doğrudan temsil ile kısıtlıyan İslam ın gündelik ahlaki yükümlülüklere odaklanmış kuramsal zemini karşısındaki eleştirinin de kısıtlı ve verimsiz bir biçimde gelişmesine neden oldu Din ve sosyalizm ilişkisinin revaçta bir tartışma olduğu günümüzde elinizdeki kitap bu konu üzerine sizi tekrardan düşünmeye zorlayacak Kitabın unutulmaması gereken bir önemi daha var Eyüp Ali Kılıçaslan ın geniş önsözü Hegel sonrası Marx a kadar uzanan düşünce iklimini anlayabilmek için Genç Hegelciler in tarihsel gelişimini sunan metin Türkçe okuyanlar için bir ilk Sayfa Sayısı 472 Baskı Yılı 2012 Dili Türkçe Yayınevi Nota Bene Yayınları

Nota Bene Yayınları
Elinizdeki kitap Türkiye literatüründeki iki önemli eksiğin farkına varmak için muazzam ipuçları sunuyor İlki Marx ın entelektüel gelişimi ve onun Hegel ile Genç Hegelciler e tarihsel referanslarıyla ilgili Türkiyeli okurun ağırlıklı bir kısmı bu ilişkiyi Marx ın Feuerbach ve Hegel e ilişkin kendi değerlendirmeleri üzerinden okuyor ve işin ilginç yanı olduğu gibi kabulleniyor Aynı durum özellikle Bruno Bauer e odaklanmış eleştirilerin yoğunlaştığı Kutsal Aile Eleştirel Eleştirinin Eleştirisi için de geçerli Marx bu metinde eski arkadaşı Bauer e oldukça nükteli ve hakaretamiz ifadelerle politik bir kopuşu belirginleştirmek amacıyla saldırıyor Bauer in teorik konumu hiç bilinmese de Marx ın güçlü kalemi okuyanları büyülü biçimde kendi yanında saf tutmaya zorluyor Lakin büyü yazarının bilincinde olduğu ama okurunun hiç tanışmadığı tarihsel bir arka planı da yoğun bir sisle perdelemeye başlıyor Kant tan başlayıp Fichte Schelling Hegel ve Bauer in de içinde olduğu Genç Hegelcilerle devam eden Alman Felsefesi geleneği ve onun en yetkin silahı diyalektiğin tarihsel gelişimi görünmez kılındığında Marksist literatürün Türkiye deki çorak coğrafyası ile karşılaşmak kaçınılmaz oluyor Bruno Bauer ve Karl Marx bu çorak uzamı yeşillendirmek için kışkırtıcı bir başlangıç Kitabın önemini bir kat daha arttıran ikinci özelliği ise günümüzle oldukça yakından ilgili lakin bu önem sadece dikkatli okurun gözlerine açık ve oldukça dolayımlı Augustinus tan Thomas Aquinas a Anselmus tan Dun Scotus a kadar işlenen Hıristiyan teolojisi Spinoza dan Hegel e kadar uzanan tarihsel aralıkta da oldukça nitelikli bir rasyonelleştirmeye tabi tutuldu ve elbette Marx ve Feuerbach ın da dahil olduğu Genç Hegelciler in din eleştirisi de bu kuramsal zemin karşısında bir o kadar nitelikli olarak ortaya çıktı Oysa hakikat ufkunu doğrudan temsil ile kısıtlıyan İslam ın gündelik ahlaki yükümlülüklere odaklanmış kuramsal zemini karşısındaki eleştirinin de kısıtlı ve verimsiz bir biçimde gelişmesine neden oldu Din ve sosyalizm ilişkisinin revaçta bir tartışma olduğu günümüzde elinizdeki kitap bu konu üzerine sizi tekrardan düşünmeye zorlayacak Kitabın unutulmaması gereken bir önemi daha var Eyüp Ali Kılıçaslan ın geniş önsözü Hegel sonrası Marx a kadar uzanan düşünce iklimini anlayabilmek için Genç Hegelciler in tarihsel gelişimini sunan metin Türkçe okuyanlar için bir ilk Ersin Vedat Elgür Bruno Bauer 1809 1882 adını genel olarak Karl Marx ın eserlerindeki eleştirilerden biliyoruz Sırf Marx birçok eserinde eleştirmiş olduğu için bile tarihsel açıdan Bauer in muazzam bir öneminin olduğu açıktır Marx ın bir dönem hocası ve yakın arkadaşı olan Bauer Sol Hegelcilerin en önemli temsilcilerinden biriydi kurulu din ve devlete karşı insanın bütüncül özgürlüğünü savunuyor ve bu doğrultuda radikal bir mücadele vermek gerektiğine inanıyordu Bauer i Türkiye deki okurla daha yakından tanıştırmaya çalışmanın iki anlamı bulunuyor Birincisi Bruno Bauer özellikle Hıristiyanlığa yönelik eleştirileriyle ve titiz İncil çözümlemeleriyle tarihteki en önemli ateist duruş noktalarından birini temsil etmektedir ve bunu da Hegel in felsefesini bir bütün olarak göz önünde bulundurarak ve bu felsefenin içrek anlamının ateizm olduğunu ilan ederek yapmaktadır Hegel in kendi felsefesiyle Hıristiyanlığı temellendirmiş olduğu gibi basmakalıp lafları duymaya aşina okur için oldukça yadırgatıcı gelebilecek bu girişim dönemin Almanya sında büyük tartışmalara yol açmış ve Hegel e yönelik hâkim görüşü çatırdatmıştı Bu anlamda Bauer in düşüncelerini bilmenin hem onun kendi zamanının tartışmalarından haberdar olmak açısından tarihsel hem Hegel in felsefesini aykırı bir bakış açısından görmek açısından felsefî hem de dinin bir kez daha yükselişe geçtiği kendi zamanımızı anlamak açısından güncel bir önemi bulunuyor İkincisi Marx ın Bauer de neyi eleştirdiği kendi eserlerinden hareketle biliniyor ama ondan neyi aldığı ya da ondan hangi noktalardan etkilendiği pek

NotaBene Yayınları
çev. Doğan Barış Kılınç
Elinizdeki kitap Türkiye literatüründeki iki önemli eksiğin farkına varmak için muazzam ipuçları sunuyor İlki Marx ın entelektüel gelişimi ve onun Hegel ile Genç Hegelciler e tarihsel referanslarıyla ilgili Türkiyeli okurun ağırlıklı bir kısmı bu ilişkiyi Marx ın Feuerbach ve Hegel e ilişkin kendi değerlendirmeleri üzerinden okuyor ve işin ilginç yanı olduğu gibi kabulleniyor Aynı durum özellikle Bruno Bauer e odaklanmış eleştirilerin yoğunlaştığı Kutsal Aile Eleştirel Eleştirinin Eleştirisi için de geçerli Marx bu metinde eski arkadaşı Bauer e oldukça nükteli ve hakaretamiz ifadelerle politik bir kopuşu belirginleştirmek amacıyla saldırıyor Bauer in teorik konumu hiç bilinmese de Marx ın güçlü kalemi okuyanları büyülü biçimde kendi yanında saf tutmaya zorluyor Lakin büyü yazarının bilincinde olduğu ama okurunun hiç tanışmadığı tarihsel bir arka planı da yoğun bir sisle perdelemeye başlıyor Kant tan başlayıp Fichte Schelling Hegel ve Bauer in de içinde olduğu Genç Hegelcilerle devam eden Alman Felsefesi geleneği ve onun en yetkin silahı diyalektiğin tarihsel gelişimi görünmez kılındığında Marksist literatürün Türkiye deki çorak coğrafyası ile karşılaşmak kaçınılmaz oluyor Bruno Bauer ve Karl Marx bu çorak uzamı yeşillendirmek için kışkırtıcı bir başlangıç Kitabın önemini bir kat daha arttıran ikinci özelliği ise günümüzle oldukça yakından ilgili lakin bu önem sadece dikkatli okurun gözlerine açık ve oldukça dolayımlı Augustinus tan Thomas Aquinas a Anselmus tan Dun Scotus a kadar işlenen Hıristiyan teolojisi Spinoza dan Hegel e kadar uzanan tarihsel aralıkta da oldukça nitelikli bir rasyonelleştirmeye tabi tutuldu ve elbette Marx ve Feuerbach ın da dahil olduğu Genç Hegelciler in din eleştirisi de bu kuramsal zemin karşısında bir o kadar nitelikli olarak ortaya çıktı Oysa hakikat ufkunu doğrudan temsil ile kısıtlıyan İslam ın gündelik ahlaki yükümlülüklere odaklanmış kuramsal zemini karşısındaki eleştirinin de kısıtlı ve verimsiz bir biçimde gelişmesine neden oldu Din ve sosyalizm ilişkisinin revaçta bir tartışma olduğu günümüzde elinizdeki kitap bu konu üzerine sizi tekrardan düşünmeye zorlayacak Kitabın unutulmaması gereken bir önemi daha var Eyüp Ali Kılıçaslan ın geniş önsözü Hegel sonrası Marx a kadar uzanan düşünce iklimini anlayabilmek için Genç Hegelciler in tarihsel gelişimini sunan metin Türkçe okuyanlar için bir ilk Ersin Vedat Elgür

Nota Bene Yayınları
Elinizdeki kitap Türkiye literatüründeki iki önemli eksiğin farkına varmak için muazzam ipuçları sunuyor İlki Marx ın entelektüel gelişimi ve onun Hegel ile Genç Hegelciler e tarihsel referanslarıyla ilgili Türkiyeli okurun ağırlıklı bir kısmı bu ilişkiyi Marx ın Feuerbach ve Hegel e ilişkin kendi değerlendirmeleri üzerinden okuyor ve işin ilginç yanı olduğu gibi kabulleniyor Aynı durum özellikle Bruno Bauer e odaklanmış eleştirilerin yoğunlaştığı Kutsal Aile Eleştirel Eleştirinin Eleştirisi için de geçerli Marx bu metinde eski arkadaşı Bauer e oldukça nükteli ve hakaretamiz ifadelerle politik bir kopuşu belirginleştirmek amacıyla saldırıyor Bauer in teorik konumu hiç bilinmese de Marx ın güçlü kalemi okuyanları büyülü biçimde kendi yanında saf tutmaya zorluyor Lakin büyü yazarının bilincinde olduğu ama okurunun hiç tanışmadığı tarihsel bir arka planı da yoğun bir sisle perdelemeye başlıyor Kant tan başlayıp Fichte Schelling Hegel ve Bauer in de içinde olduğu Genç Hegelcilerle devam eden Alman Felsefesi geleneği ve onun en yetkin silahı diyalektiğin tarihsel gelişimi görünmez kılındığında Marksist literatürün Türkiye deki çorak coğrafyası ile karşılaşmak kaçınılmaz oluyor Bruno Bauer ve Karl Marx bu çorak uzamı yeşillendirmek için kışkırtıcı bir başlangıç Kitabın önemini bir kat daha arttıran ikinci özelliği ise günümüzle oldukça yakından ilgili lakin bu önem sadece dikkatli okurun gözlerine açık ve oldukça dolayımlı Augustinus tan Thomas Aquinas a Anselmus tan Dun Scotus a kadar işlenen Hıristiyan teolojisi Spinoza dan Hegel e kadar uzanan tarihsel aralıkta da oldukça nitelikli bir rasyonelleştirmeye tabi tutuldu ve elbette Marx ve Feuerbach ın da dahil olduğu Genç Hegelciler in din eleştirisi de bu kuramsal zemin karşısında bir o kadar nitelikli olarak ortaya çıktı Oysa hakikat ufkunu doğrudan temsil ile kısıtlıyan İslam ın gündelik ahlaki yükümlülüklere odaklanmış kuramsal zemini karşısındaki eleştirinin de kısıtlı ve verimsiz bir biçimde gelişmesine neden oldu Din ve sosyalizm ilişkisinin revaçta bir tartışma olduğu günümüzde elinizdeki kitap bu konu üzerine sizi tekrardan düşünmeye zorlayacak Kitabın unutulmaması gereken bir önemi daha var Eyüp Ali Kılıçaslan ın geniş önsözü Hegel sonrası Marx a kadar uzanan düşünce iklimini anlayabilmek için Genç Hegelciler in tarihsel gelişimini sunan metin Türkçe okuyanlar için bir ilk Ersin Vedat Elgür

Nota Bene
çev. Kılınç, Doğan Barış
Kitap Türkiye literatüründeki iki önemli eksiğin farkına varmak için muazzam ipuçları sunuyor İlki Marx ın entelektüel gelişimi ve onun Hegel ile Genç Hegelciler e tarihsel referanslarıyla ilgili Türkiyeli okurun ağırlıklı bir kısmı bu ilişkiyi Marx ın Feuerbach ve Hegel e ilişkin kendi değerlendirmeleri üzerinden okuyor ve işin ilginç yanı olduğu gibi kabulleniyor Aynı durum özellikle Bruno Bauer e odaklanmış eleştirilerin yoğunlaştığı Kutsal Aile Eleştirel Eleştirinin Eleştirisi için de geçerli Marx bu metinde eski arkadaşı Bauer e oldukça nükteli ve hakaretamiz ifadelerle politik bir kopuşu belirginleştirmek amacıyla saldırıyor Bauer in teorik konumu hiç bilinmese de Marx ın güçlü kalemi okuyanları büyülü biçimde kendi yanında saf tutmaya zorluyor Lakin büyü yazarının bilincinde olduğu ama okurunun hiç tanışmadığı tarihsel bir arka planı da yoğun bir sisle perdelemeye başlıyor Kant tan başlayıp Fichte Schelling Hegel ve Bauer in de içinde olduğu Genç Hegelcilerle devam eden Alman Felsefesi geleneği ve onun en yetkin silahı diyalektiğin tarihsel gelişimi görünmez kılındığında Marksist literatürün Türkiye deki çorak coğrafyası ile karşılaşmak kaçınılmaz oluyor Bruno Bauer ve Karl Marx bu çorak uzamı yeşillendirmek için kışkırtıcı bir başlangıç Kitabın önemini bir kat daha arttıran ikinci özelliği ise günümüzle oldukça yakından ilgili lakin bu önem sadece dikkatli okurun gözlerine açık ve oldukça dolayımlı Augustinus tan Thomas Aquinas a Anselmus tan Dun Scotus a kadar işlenen Hıristiyan teolojisi Spinoza dan Hegel e kadar uzanan tarihsel aralıkta da oldukça nitelikli bir rasyonelleştirmeye tabi tutuldu ve elbette Marx ve Feuerbach ın da dahil olduğu Genç Hegelciler in din eleştirisi de bu kuramsal zemin karşısında bir o kadar nitelikli olarak ortaya çıktı Oysa hakikat ufkunu doğrudan temsil ile kısıtlıyan İslam ın gündelik ahlaki yükümlülüklere odaklanmış kuramsal zemini karşısındaki eleştirinin de kısıtlı ve verimsiz bir biçimde gelişmesine neden oldu Din ve sosyalizm ilişkisinin revaçta bir tartışma olduğu günümüzde elinizdeki kitap bu konu üzerine sizi tekrardan düşünmeye zorlayacak Kitabın unutulmaması gereken bir önemi daha var Eyüp Ali Kılıçaslan ın geniş önsözü Hegel sonrası Marx a kadar uzanan düşünce iklimini anlayabilmek için Genç Hegelciler in tarihsel gelişimini sunan metin Türkçe okuyanlar için bir ilk Ersin Vedat Elgür Bruno Bauer 1809 1882 adını genel olarak Karl Marx ın eserlerindeki eleştirilerden biliyoruz Sırf Marx birçok eserinde eleştirmiş olduğu için bile tarihsel açıdan Bauer in muazzam bir öneminin olduğu açıktır Marx ın bir dönem hocası ve yakın arkadaşı olan Bauer Sol Hegelcilerin en önemli temsilcilerinden biriydi kurulu din ve devlete karşı insanın bütüncül özgürlüğünü savunuyor ve bu doğrultuda radikal bir mücadele vermek gerektiğine inanıyordu Bauer i Türkiye deki okurla daha yakından tanıştırmaya çalışmanın iki anlamı bulunuyor Birincisi Bruno Bauer özellikle Hıristiyanlığa yönelik eleştirileriyle ve titiz İncil çözümlemeleriyle tarihteki en önemli ateist duruş noktalarından birini temsil etmektedir ve bunu da Hegel in felsefesini bir bütün olarak göz önünde bulundurarak ve bu felsefenin içrek anlamının ateizm olduğunu ilan ederek yapmaktadır Hegel in kendi felsefesiyle Hıristiyanlığı temellendirmiş olduğu gibi basmakalıp lafları duymaya aşina okur için oldukça yadırgatıcı gelebilecek bu girişim dönemin Almanya sında büyük tartışmalara yol açmış ve Hegel e yönelik hâkim görüşü çatırdatmıştı Bu anlamda Bauer in düşüncelerini bilmenin hem onun kendi zamanının tartışmalarından haberdar olmak açısından tarihsel hem Hegel in felsefesini aykırı bir bakış açısından görmek açısından felsefî hem de dinin bir kez daha yükselişe geçtiği kendi zamanımızı anlamak açısından güncel bir önemi bulunuyor İkincisi Marx ın Bauer de neyi eleştirdiği kendi eserlerinden hareketle biliniyor ama ondan neyi aldığı ya da ondan hangi noktalardan etkilendiği pek bilinen ve üzerinde durulan bir konu değil Kitap bu etkinin izlerini sürüyor ve ayrıca Marx ın düşüncesinin oluşum yıllarındaki kimi tartışmalara Türkçede eksikliğini hissettiğimiz bir nokta ışık tutuyor

Nota Bene Yayınları
Elinizdeki kitap Türkiye literatüründeki iki önemli eksiğin farkına varmak için muazzam ipuçları sunuyor İlki Marx ın entelektüel gelişimi ve onun Hegel ile Genç Hegelciler e tarihsel referanslarıyla ilgili Türkiyeli okurun ağırlıklı bir kısmı bu ilişkiyi Marx ın Feuerbach ve Hegel e ilişkin kendi değerlendirmeleri üzerinden okuyor ve işin ilginç yanı olduğu gibi kabulleniyor Aynı durum özellikle Bruno Bauer e odaklanmış eleştirilerin yoğunlaştığı Kutsal Aile Eleştirel Eleştirinin Eleştirisi için de geçerli Marx bu metinde eski arkadaşı Bauer e oldukça nükteli ve hakaretamiz ifadelerle politik bir kopuşu belirginleştirmek amacıyla saldırıyor Bauer in teorik konumu hiç bilinmese de Marx ın güçlü kalemi okuyanları büyülü biçimde kendi yanında saf tutmaya zorluyor Lakin büyü yazarının bilincinde olduğu ama okurunun hiç tanışmadığı tarihsel bir arka planı da yoğun bir sisle perdelemeye başlıyor Kant tan başlayıp Fichte Schelling Hegel ve Bauer in de içinde olduğu Genç Hegelcilerle devam eden Alman Felsefesi geleneği ve onun en yetkin silahı diyalektiğin tarihsel gelişimi görünmez kılındığında Marksist literatürün Türkiye deki çorak coğrafyası ile karşılaşmak kaçınılmaz oluyor Bruno Bauer ve Karl Marx bu çorak uzamı yeşillendirmek için kışkırtıcı bir başlangıç Kitabın önemini bir kat daha arttıran ikinci özelliği ise günümüzle oldukça yakından ilgili lakin bu önem sadece dikkatli okurun gözlerine açık ve oldukça dolayımlı Augustinus tan Thomas Aquinas a Anselmus tan Dun Scotus a kadar işlenen Hıristiyan teolojisi Spinoza dan Hegel e kadar uzanan tarihsel aralıkta da oldukça nitelikli bir rasyonelleştirmeye tabi tutuldu ve elbette Marx ve Feuerbach ın da dahil olduğu Genç Hegelciler in din eleştirisi de bu kuramsal zemin karşısında bir o kadar nitelikli olarak ortaya çıktı Oysa hakikat ufkunu doğrudan temsil ile kısıtlıyan İslam ın gündelik ahlaki yükümlülüklere odaklanmış kuramsal zemini karşısındaki eleştirinin de kısıtlı ve verimsiz bir biç

Nota Bene Yayınları
çev. Doğan Barış Kılınç
Elinizdeki kitap Türkiye literatüründeki iki önemli eksiğin farkına varmak için muazzam ipuçları sunuyor İlki Marx ın entelektüel gelişimi ve onun Hegel ile Genç Hegelciler e tarihsel referanslarıyla ilgili Türkiyeli okurun ağırlıklı bir kısmı bu ilişkiyi Marx ın Feuerbach ve Hegel e ilişkin kendi değerlendirmeleri üzerinden okuyor ve işin ilginç yanı olduğu gibi kabulleniyor Aynı durum özellikle Bruno Bauer e odaklanmış eleştirilerin yoğunlaştığı Kutsal Aile Eleştirel Eleştirinin Eleştirisi için de geçerli Marx bu metinde eski arkadaşı Bauer e oldukça nükteli ve hakaretamiz ifadelerle politik bir kopuşu belirginleştirmek amacıyla saldırıyor Bauer in teorik konumu hiç bilinmese de Marx ın güçlü kalemi okuyanları büyülü biçimde kendi yanında saf tutmaya zorluyor Lakin büyü yazarının bilincinde olduğu ama okurunun hiç tanışmadığı tarihsel bir arka planı da yoğun bir sisle perdelemeye başlıyor Kant tan başlayıp Fichte Schelling Hegel ve Bauer in de içinde olduğu Genç Hegelcilerle devam eden Alman Felsefesi geleneği ve onun en yetkin silahı diyalektiğin tarihsel gelişimi görünmez kılındığında Marksist literatürün Türkiye deki çorak coğrafyası ile karşılaşmak kaçınılmaz oluyor Bruno Bauer ve Karl Marx bu çorak uzamı yeşillendirmek için kışkırtıcı bir başlangıç Kitabın önemini bir kat daha arttıran ikinci özelliği ise günümüzle oldukça yakından ilgili lakin bu önem sadece dikkatli okurun gözlerine açık ve oldukça dolayımlı Augustinus tan Thomas Aquinas a Anselmus tan Dun Scotus a kadar işlenen Hıristiyan teolojisi Spinoza dan Hegel e kadar uzanan tarihsel aralıkta da oldukça nitelikli bir rasyonelleştirmeye tabi tutuldu ve elbette Marx ve Feuerbach ın da dahil olduğu Genç Hegelciler in din eleştirisi de bu kuramsal zemin karşısında bir o kadar nitelikli olarak ortaya çıktı Oysa hakikat ufkunu doğrudan temsil ile kısıtlıyan İslam ın gündelik ahlaki yükümlülüklere odaklanmış kuramsal zemini karşısındaki eleştirinin de kısıtlı ve verimsiz bir biçimde gelişmesine neden oldu Din ve sosyalizm ilişkisinin revaçta bir tartışma olduğu günümüzde elinizdeki kitap bu konu üzerine sizi tekrardan düşünmeye zorlayacak Kitabın unutulmaması gereken bir önemi daha var Eyüp Ali Kılıçaslan ın geniş önsözü Hegel sonrası Marx a kadar uzanan düşünce iklimini anlayabilmek için Genç Hegelciler in tarihsel gelişimini sunan metin Türkçe okuyanlar için bir ilk Sayfa Sayısı 472Baskı Yılı 2012Dili TürkçeYayınevi Nota Bene Yayınları