Burada Zaman Öldü — Hatice Özhan

Burada Zaman Öldü
Hatice ÖzhanRed Yayınları
Burada Zaman Öldü
Hatice ÖzhanBurada Zaman Öldü Ansızın o nezaket tiyatrosunun perdeleri yırtıldı ve sahte sahneler üzerime çullandı Az önceki zoraki kibarlık yerini bir kadavrayı sürükleyen kasapların hoyratlığına bırakmıştı Yaka paça fırlatıldığım o küçük hücrenin zemininde betonun dişlerimi sızlatan soğukluğuyla yüzleşirken asıl filmin şimdi başladığını anladım Başımı kaldırdığımda gördüğüm şey bir oda değildi zamanın öldürücü bir iltihap gibi biriktiği çürümüş bir varoluşun sessiz sahnesiydi Odanın merkezinde paslanmış bir ranzanın kıyısına tünemiş bir kadın duruyordu Bir insandan ziyade kederin ete kemiğe bürünmüş somutlaşmış bir heykeliydi bu Bakışlarında dibi görünmeyen bir kuyunun o mutlak ve yutucu karanlığı vardı Gözleri kapıya özgürlüğe ya da bir ışık sızıntısına değil doğrudan kendi ruhunun en ücra en kanlı koridorlarına dikilmişti Beni fark edip etmediğinden varlığımla o odanın ağır atmosferinde zerre kadar bir kıpırtı yaratıp yaratmadığımdan bile emin değildim Dağınık saçları ve bakımsız yüzü bir sonun ilanı gibiydi Dış dünyayla tüm köprüler havaya uçmuş zaman akmayı reddetmiş ve geriye sadece birbiri üzerine binen o simsiyah karanlık tortular kalmıştı

RED YAYINLARI
Burada Zaman Öldü Ansızın o nezaket tiyatrosunun perdeleri yırtıldı ve sahte sahneler üzerime çullandı Az önceki zoraki kibarlık yerini bir kadavrayı sürükleyen kasapların hoyratlığına bırakmıştı Yaka paça fırlatıldığım o küçük hücrenin zemininde betonun dişlerimi sızlatan soğukluğuyla yüzleşirken asıl filmin şimdi başladığını anladım Başımı kaldırdığımda gördüğüm şey bir oda değildi zamanın öldürücü bir iltihap gibi biriktiği çürümüş bir varoluşun sessiz sahnesiydi Odanın merkezinde paslanmış bir ranzanın kıyısına tünemiş bir kadın duruyordu Bir insandan ziyade kederin ete kemiğe bürünmüş somutlaşmış bir heykeliydi bu Bakışlarında dibi görünmeyen bir kuyunun o mutlak ve yutucu karanlığı vardı Gözleri kapıya özgürlüğe ya da bir ışık sızıntısına değil doğrudan kendi ruhunun en ücra en kanlı koridorlarına dikilmişti Beni fark edip etmediğinden varlığımla o odanın ağır atmosferinde zerre kadar bir kıpırtı yaratıp yaratmadığımdan bile emin değildim Dağınık saçları ve bakımsız yüzü bir sonun ilanı gibiydi Dış dünyayla tüm köprüler havaya uçmuş zaman akmayı reddetmiş ve geriye sadece birbiri üzerine binen o simsiyah karanlık tortular kalmıştı

Red Yayınları
Burada Zaman Öldü Ansızın o nezaket tiyatrosunun perdeleri yırtıldı ve sahte sahneler üzerime çullandı Az önceki zoraki kibarlık yerini bir kadavrayı sürükleyen kasapların hoyratlığına bırakmıştı Yaka paça fırlatıldığım o küçük hücrenin zemininde betonun dişlerimi sızlatan soğukluğuyla yüzleşirken asıl filmin şimdi başladığını anladım Başımı kaldırdığımda gördüğüm şey bir oda değildi zamanın öldürücü bir iltihap gibi biriktiği çürümüş bir varoluşun sessiz sahnesiydi Odanın merkezinde paslanmış bir ranzanın kıyısına tünemiş bir kadın duruyordu Bir insandan ziyade kederin ete kemiğe bürünmüş somutlaşmış bir heykeliydi bu Bakışlarında dibi görünmeyen bir kuyunun o mutlak ve yutucu karanlığı vardı Gözleri kapıya özgürlüğe ya da bir ışık sızıntısına değil doğrudan kendi ruhunun en ücra en kanlı koridorlarına dikilmişti Beni fark edip etmediğinden varlığımla o odanın ağır atmosferinde zerre kadar bir kıpırtı yaratıp yaratmadığımdan bile emin değildim Dağınık saçları ve bakımsız yüzü bir sonun ilanı gibiydi Dış dünyayla tüm köprüler havaya uçmuş zaman akmayı reddetmiş ve geriye sadece birbiri üzerine binen o simsiyah karanlık tortular kalmıştı