MejelleKitap fiyat karşılaştırma

Büyükada Violeta Filosofia — Ulus Fatih

Büyükada Violeta Filosofia
273,00
DenemeRomanDenemeler

Büyükada Violeta Filosofia

Ulus Fatih

Cinius Yayınları

2023223 sf.
Ciltsiz
Kitap SepetiEn ucuz

Büyükada Violeta Filosofia

Ulus Fatih

Uzak yıldızlardan bir adacıkta yaşadığımızı sanıyorduk rezidans krallığının Khalkedon u ufukta uzanırdı Malta şövalyeleriyle dolaşırdık apartmanları Moda tanrılarına vezir Hasanpaşa nın kentsel dönüşüm eyaletine komşulardık Bir Rodos heykelinin hayaletini arardık boğazın sularında özlemle altından geçerdik düşlerimizin Halki Proti ve Burgos orada terazi burcunda yanıp sönerdi Ksidas kitabevi Don Kişot dağıtırdı bütün yolculara ölü prensler kara gecelerde kitap okurdu Viranbağ kolhozundan gelenleri karşılayın diye bağırırdı Mikail Ve ışıklar içindeki ölüler Müze de toplanırdı çıkagelirdi Sait Burgos un labirent dolu yollarından Bu ne derlerdi cinler bu ne katastrof bu ne abstrak bir dünya biz yıldız tozlarından değil miydik derdi periler Druitlerin düşlerinde savaşçılarını gördüğü Getirin Vuhan dan taykonotları Baykonur dan kozmonotları üç elli yaratıklar ayrı dünyaların insanelleri değil miydik biz İşte Andromeda gettoları işte Proksima nın kasabaları bak işte Erebos ta Kassandra kehanetini arıyor sürgit Argiciada ve böylece Ve Sulla nın lejyonerleri Cumae de işte Romilüs kapısından çıkıyor Sparta birlikleri ve yıldız tabyaları cennet kapılarında Procyon da oturmuyor mu tüm yandaşları ve çalıyor işte Manitu nun dağında barış borazanları Kızıllar cehennemine kaçtı Sevilla nın boğaları ve yıldızlar ağıyor gene gezegenin Atlantis ine okyanuslara dağılıyor dalga dalga ışıkları doluyor gene sağanağın düş bulutları Ve işte uçurumların iyicil timsahları sevecen deniz atları ve yaşam sürüp gidiyor öylece Prinkipo da Ve soruyor işte o bir elişi tanrısının öğleden sonrasında Kantocu Peruz sahiden yaşadı mı patron

BKM Kitap
281,40

Cinius Yayınları

2023223 sf.
Ciltsiz
BKM Kitap

Uzak yıldızlardan bir adacıkta yaşadığımızı sanıyorduk rezidans krallığının Khalkedon u ufukta uzanırdı Malta şövalyeleriyle dolaşırdık apartmanları Moda tanrılarına vezir Hasanpaşa nın kentsel dönüşüm eyaletine komşulardık Bir Rodos heykelinin hayaletini arardık boğazın sularında özlemle altından geçerdik düşlerimizin Halki Proti ve Burgos orada terazi burcunda yanıp sönerdi Ksidas kitabevi Don Kişot dağıtırdı bütün yolculara ölü prensler kara gecelerde kitap okurdu Viranbağ kolhozundan gelenleri karşılayın diye bağırırdı Mikail Ve ışıklar içindeki ölüler Müze de toplanırdı çıkagelirdi Sait Burgos un labirent dolu yollarından Bu ne derlerdi cinler bu ne katastrof bu ne abstrak bir dünya biz yıldız tozlarından değil miydik derdi periler Druitlerin düşlerinde savaşçılarını gördüğü Getirin Vuhan dan taykonotları Baykonur dan kozmonotları üç elli yaratıklar ayrı dünyaların insanelleri değil miydik biz İşte Andromeda gettoları işte Proksima nın kasabaları bak işte Erebos ta Kassandra kehanetini arıyor sürgit Argiciada ve böylece Ve Sulla nın lejyonerleri Cumae de işte Romilüs kapısından çıkıyor Sparta birlikleri ve yıldız tabyaları cennet kapılarında Procyon da oturmuyor mu tüm yandaşları ve çalıyor işte Manitu nun dağında barış borazanları Kızıllar cehennemine kaçtı Sevilla nın boğaları ve yıldızlar ağıyor gene gezegenin Atlantis ine okyanuslara dağılıyor dalga dalga ışıkları doluyor gene sağanağın düş bulutları Ve işte uçurumların iyicil timsahları sevecen deniz atları ve yaşam sürüp gidiyor öylece Prinkipo da Ve soruyor işte o bir elişi tanrısının öğleden sonrasında Kantocu Peruz sahiden yaşadı mı patron

Nobel Kitap
323,40

Cinius Yayınları

2023223 sf.
Ciltsiz13x19 cm2. Hamur
Nobel Kitap

Uzak yıldızlardan bir adacıkta yaşadığımızı sanıyorduk rezidans krallığının Khalkedon u ufukta uzanırdı Malta şövalyeleriyle dolaşırdık apartmanları Moda tanrılarına vezir Hasanpaşa nın kentsel dönüşüm eyaletine komşulardık Bir Rodos heykelinin hayaletini arardık boğazın sularında özlemle altından geçerdik düşlerimizin Halki Proti ve Burgos orada terazi burcunda yanıp sönerdi Ksidas kitabevi Don Kişot dağıtırdı bütün yolculara ölü prensler kara gecelerde kitap okurdu Viranbağ kolhozundan gelenleri karşılayın diye bağırırdı Mikail Ve ışıklar içindeki ölüler Müze de toplanırdı çıkagelirdi Sait Burgos un labirent dolu yollarından Bu ne derlerdi cinler bu ne katastrof bu ne abstrak bir dünya biz yıldız tozlarından değil miydik derdi periler Druitlerin düşlerinde savaşçılarını gördüğü Getirin Vuhan dan taykonotları Baykonur dan kozmonotları üç elli yaratıklar ayrı dünyaların insanelleri değil miydik biz İşte Andromeda gettoları işte Proksima nın kasabaları bak işte Erebos ta Kassandra kehanetini arıyor sürgit Argiciada ve böylece Ve Sulla nın lejyonerleri Cumae de işte Romilüs kapısından çıkıyor Sparta birlikleri ve yıldız tabyaları cennet kapılarında Procyon da oturmuyor mu tüm yandaşları ve çalıyor işte Manitu nun dağında barış borazanları Kızıllar cehennemine kaçtı Sevilla nın boğaları ve yıldızlar ağıyor gene gezegenin Atlantis ine okyanuslara dağılıyor dalga dalga ışıkları doluyor gene sağanağın düş bulutları Ve işte uçurumların iyicil timsahları sevecen deniz atları ve yaşam sürüp gidiyor öylece Prinkipo da Ve soruyor işte o bir elişi tanrısının öğleden sonrasında Kantocu Peruz sahiden yaşadı mı patron

Kitap Sepeti
455,00

Cinius Yayınları

2022370 sf.
Ciltsiz
Kitap Sepeti

Karanlığa övgüler olsun çünkü o bize düş kurmasını öğretti Uyku tutmadığı için martı sesleri melankoliye sürükledi sanırım ama sabah uyandığımda baharla buluşma yerimiz lunapark meydanındaki kafeye doğru yola çıktım çünkü menekşeler çiğdemler kırmızı beyaz envai çeşit çiçekler renklerini yavaşça güneşe dünyaya hayata meydan okurcasına serip serpiştiriyordu güzelim adaya sabah çiyinde adı bilinmedik nice çiçekler gizil ara sokaklarda minik tümseklerde el değmemiş çukurlarda duvarlardan sarkan sarmaşıklarda sevdalanmayı aşka aşık olmak değil yaşama aşık olmayı bellemiş garip kulunu sevindirmek için çılgınca boy gösteriyordu artık Kırağının kapladığı çayır çimen sabah sisinde üzerinden yükselen buğunun güneşli ışıltısında sanki her gelip geçene hoş geldin demek ister gibi başını uzatıyor boyu posuyla gökyüzüne doğru erişmek istercesine doğrulup sonrasında narince eğilip bükülerek kuşluk vaktinde kutsal yaşamın içinden gelip geçen sabah yelinin hışırtısına güneşin yeryüzünü kaplayan ışıltı dolu mırıltısına evrenin sabah serinliğinde insanı ürperten iliklerine dek sızan coşku dolu kutsal ayetine o büyülü notaların görkemli tımbırtısına selam duruyordu Adanın başıboş köpeklerinden biri geliyordu uzaktan sanki selam verir gibi geçip gitti yanımdan bir kedi yavrusu duvarın dibinde gölgesiyle oynuyor baharın ilk kelebeği bir çarkıfeleğin üzerinde o esrarengiz aylasını arar gibi uçuşuyordu O gün anladım ki evrenin bir kokusu bir ruhu vardı Çiçeklerin yaşam sevinciyle dolu canların meleklerin ve sonsuza dek bizden gizlenmeye ahdetmiş ama gümrah kokularının yanında kendi nurunu ve kendi tanrısal tılsımını bizlere bahşetmiş tanrının ıtırıydı bu burnuma dolan afsun bir türlü tanımlanamaz o büyülü sonsuz hülya Lunaparka kadar kuşlar böcekler ve çiçeklerle el ele kah durarak kah koşuşup soluk soluğa kalarak bir sarhoş gibi yalpalayıp durdum O vecd halinden o kuytulardan tepelerden hişt hişt diye beni çağıran şeylerden görünmez meleklerden belki de tanrının nimetlerinden yarı baygın kendinden geçmiş halde lunaparka geldiğimde kimsecikler yoktu Beni bekleyen kimseler yoktu Issız ve ime time karışmış gibiydi dünya Birden kendi soluğumu duydum ve kederli gözlerimle uzak yağmurlar yağan bir ülkede umarsız bir boşluğa bakar gibi bakıyordum artık Dikkat kesildiğimde uzaktaki minik korulukta sahipsiz gölgesiz belli belirsiz bir at ikide bir kuyruğunu sallıyor başını oynatıyor ve çok uzaklardan bir vapurun düdüğü çalıyor Aya Yorgi gökyüzüne doğru ellerini açıyor ve derin bir melodi ulu bir armoniymiş gibi yerin altından mı göğün üstünden mi geldiği bellisiz bir sala tüm dünyaya yayılıyordu O zaman çocukluğumda yapayalnız bir dağa tırmanırken kim bilir kaçıncı kez kulağıma yankıyan yinelemekten bıkmadığım o türküyü tutturarak aşağılara doğru yürümeye başladım ve sanki bir anda tüm ada ardıma düşmüş gibi bana eşlik ediyor ve yaşamın sevincini o eşsiz tanrısal güzelliğini erişilmez tınısını dizginsiz bir fener alayı yaratan ve yaratmış olanın kutsal çağrısı gibi haykırarak göklere yükseliyor ve artık tüm bir ada hep birlikte tüm dünyayı sarsan bir dua çıldırtan bir ilahi eşliğinde Yeni Bir Maceranın Eşiğinde güneşin içlerine doğru sonsuza dek yitip gidiyordu

Şehadet Kitap
462,00

Cinius Yayınları

2023370 sf.
Şehadet Kitap

Karanlığa övgüler olsun çünkü o bize düş kurmasını öğretti Uyku tutmadığı için martı sesleri melankoliye sürükledi sanırım ama sabah uyandığımda baharla buluşma yerimiz lunapark meydanındaki kafeye doğru yola çıktım çünkü menekşeler çiğdemler kırmızı beyaz envai çeşit çiçekler renklerini yavaşça güneşe dünyaya hayata meydan okurcasına serip serpiştiriyordu güzelim adaya sabah çiyinde adı bilinmedik nice çiçekler gizil ara sokaklarda minik tümseklerde el değmemiş çukurlarda duvarlardan sarkan sarmaşıklarda sevdalanmayı aşka aşık olmak değil yaşama aşık olmayı bellemiş garip kulunu sevindirmek için çılgınca boy gösteriyordu artık Kırağının kapladığı çayır çimen sabah sisinde üzerinden yükselen buğunun güneşli ışıltısında sanki her gelip geçene hoş geldin demek ister gibi başını uzatıyor boyu posuyla gökyüzüne doğru erişmek istercesine doğrulup sonrasında narince eğilip bükülerek kuşluk vaktinde kutsal yaşamın içinden gelip geçen sabah yelinin hışırtısına güneşin yeryüzünü kaplayan ışıltı dolu mırıltısına evrenin sabah serinliğinde insanı ürperten iliklerine dek sızan coşku dolu kutsal ayetine o büyülü notaların görkemli tımbırtısına selam duruyordu Adanın başıboş köpeklerinden biri geliyordu uzaktan sanki selam verir gibi geçip gitti yanımdan bir kedi yavrusu duvarın dibinde gölgesiyle oynuyor baharın ilk kelebeği bir çarkıfeleğin üzerinde o esrarengiz aylasını arar gibi uçuşuyordu O gün anladım ki evrenin bir kokusu bir ruhu vardı Çiçeklerin yaşam sevinciyle dolu canların meleklerin ve sonsuza dek bizden gizlenmeye ahdetmiş ama gümrah kokularının yanında kendi nurunu ve kendi tanrısal tılsımını bizlere bahşetmiş tanrının ıtırıydı bu burnuma dolan afsun bir türlü tanımlanamaz o büyülü sonsuz hülya Lunaparka kadar kuşlar böcekler ve çiçeklerle el ele kah durarak kah koşuşup soluk soluğa kalarak bir sarhoş gibi yalpalayıp durdum O vecd halinden o kuytulardan tepelerden hişt hişt diye beni çağıran şeylerden görünmez meleklerden belki de tanrının nimetlerinden yarı baygın kendinden geçmiş halde lunaparka geldiğimde kimsecikler yoktu Beni bekleyen kimseler yoktu Issız ve ime time karışmış gibiydi dünya Birden kendi soluğumu duydum ve kederli gözlerimle uzak yağmurlar yağan bir ülkede umarsız bir boşluğa bakar gibi bakıyordum artık Dikkat kesildiğimde uzaktaki minik korulukta sahipsiz gölgesiz belli belirsiz bir at ikide bir kuyruğunu sallıyor başını oynatıyor ve çok uzaklardan bir vapurun düdüğü çalıyor Aya Yorgi gökyüzüne doğru ellerini açıyor ve derin bir melodi ulu bir armoniymiş gibi yerin altından mı göğün üstünden mi geldiği bellisiz bir sala tüm dünyaya yayılıyordu O zaman çocukluğumda yapayalnız bir dağa tırmanırken kim bilir kaçıncı kez kulağıma yankıyan yinelemekten bıkmadığım o türküyü tutturarak aşağılara doğru yürümeye başladım ve sanki bir anda tüm ada ardıma düşmüş gibi bana eşlik ediyor ve yaşamın sevincini o eşsiz tanrısal güzelliğini erişilmez tınısını dizginsiz bir fener alayı yaratan ve yaratmış olanın kutsal çağrısı gibi haykırarak göklere yükseliyor ve artık tüm bir ada hep birlikte tüm dünyayı sarsan bir dua çıldırtan bir ilahi eşliğinde Yeni Bir Maceranın Eşiğinde güneşin içlerine doğru sonsuza dek yitip gidiyordu

Nobel Kitap
539,00

Cinius Yayınları

2022370 sf.
Ciltsiz13x19.5 cm2. Hamur
Nobel Kitap

Karanlığa övgüler olsun çünkü o bize düş kurmasını öğretti Uyku tutmadığı için martı sesleri melankoliye sürükledi sanırım ama sabah uyandığımda baharla buluşma yerimiz lunapark meydanındaki kafeye doğru yola çıktım çünkü menekşeler çiğdemler kırmızı beyaz envai çeşit çiçekler renklerini yavaşça güneşe dünyaya hayata meydan okurcasına serip serpiştiriyordu güzelim adaya sabah çiyinde adı bilinmedik nice çiçekler gizil ara sokaklarda minik tümseklerde el değmemiş çukurlarda duvarlardan sarkan sarmaşıklarda sevdalanmayı aşka aşık olmak değil yaşama aşık olmayı bellemiş garip kulunu sevindirmek için çılgınca boy gösteriyordu artık Kırağının kapladığı çayır çimen sabah sisinde üzerinden yükselen buğunun güneşli ışıltısında sanki her gelip geçene hoş geldin demek ister gibi başını uzatıyor boyu posuyla gökyüzüne doğru erişmek istercesine doğrulup sonrasında narince eğilip bükülerek kuşluk vaktinde kutsal yaşamın içinden gelip geçen sabah yelinin hışırtısına güneşin yeryüzünü kaplayan ışıltı dolu mırıltısına evrenin sabah serinliğinde insanı ürperten iliklerine dek sızan coşku dolu kutsal ayetine o büyülü notaların görkemli tımbırtısına selam duruyordu Adanın başıboş köpeklerinden biri geliyordu uzaktan sanki selam verir gibi geçip gitti yanımdan bir kedi yavrusu duvarın dibinde gölgesiyle oynuyor baharın ilk kelebeği bir çarkıfeleğin üzerinde o esrarengiz aylasını arar gibi uçuşuyordu O gün anladım ki evrenin bir kokusu bir ruhu vardı Çiçeklerin yaşam sevinciyle dolu canların meleklerin ve sonsuza dek bizden gizlenmeye ahdetmiş ama gümrah kokularının yanında kendi nurunu ve kendi tanrısal tılsımını bizlere bahşetmiş tanrının ıtırıydı bu burnuma dolan afsun bir türlü tanımlanamaz o büyülü sonsuz hülya Lunaparka kadar kuşlar böcekler ve çiçeklerle el ele kah durarak kah koşuşup soluk soluğa kalarak bir sarhoş gibi yalpalayıp durdum O vecd halinden o kuytulardan tepelerden hişt hişt diye beni çağıran şeylerden görünmez

Pandora
595,00

Cinius

2022370 sf.
Pandora

Karanlığa övgüler olsun çünkü o bize düş kurmasını öğretti Uyku tutmadığı için martı sesleri melankoliye sürükledi sanırım ama sabah uyandığımda baharla buluşma yerimiz lunapark meydanındaki kafeye doğru yola çıktım çünkü menekşeler çiğdemler kırmızı beyaz envai çeşit çiçekler renklerini yavaşça güneşe dünyaya hayata meydan okurcasına serip serpiştiriyordu güzelim adaya sabah çiyinde adı bilinmedik nice çiçekler gizil ara sokaklarda minik tümseklerde el değmemiş çukurlarda duvarlardan sarkan sarmaşıklarda sevdalanmayı aşka aşık olmak değil yaşama aşık olmayı bellemiş garip kulunu sevindirmek için çılgınca boy gösteriyordu artık Kırağının kapladığı çayır çimen sabah sisinde üzerinden yükselen buğunun güneşli ışıltısında sanki her gelip geçene hoş geldin demek ister gibi başını uzatıyor boyu posuyla gökyüzüne doğru erişmek istercesine doğrulup sonrasında narince eğilip bükülerek kuşluk vaktinde kutsal yaşamın içinden gelip geçen sabah yelinin hışırtısına güneşin yeryüzünü kaplayan ışıltı dolu mırıltısına evrenin sabah serinliğinde insanı ürperten iliklerine dek sızan coşku dolu kutsal ayetine o büyülü notaların görkemli tımbırtısına selam duruyordu Adanın başıboş köpeklerinden biri geliyordu uzaktan sanki selam verir gibi geçip gitti yanımdan bir kedi yavrusu duvarın dibinde gölgesiyle oynuyor baharın ilk kelebeği bir çarkıfeleğin üzerinde o esrarengiz aylasını arar gibi uçuşuyordu O gün anladım ki evrenin bir kokusu bir ruhu vardı Çiçeklerin yaşam sevinciyle dolu canların meleklerin ve sonsuza dek bizden gizlenmeye ahdetmiş ama gümrah kokularının yanında kendi nurunu ve kendi tanrısal tılsımını bizlere bahşetmiş tanrının ıtırıydı bu burnuma dolan afsun bir türlü tanımlanamaz o büyülü sonsuz hülya Lunaparka kadar kuşlar böcekler ve çiçeklerle el ele kah durarak kah koşuşup soluk soluğa kalarak bir sarhoş gibi yalpalayıp durdum O vecd halinden o kuytulardan tepelerden hişt hişt diye beni çağıran şeylerden görünmez meleklerden belki de tanrının nimetlerinden yarı baygın kendinden geçmiş halde lunaparka geldiğimde kimsecikler yoktu Beni bekleyen kimseler yoktu Issız ve ime time karışmış gibiydi dünya Birden kendi soluğumu duydum ve kederli gözlerimle uzak yağmurlar yağan bir ülkede umarsız bir boşluğa bakar gibi bakıyordum artık Dikkat kesildiğimde uzaktaki minik korulukta sahipsiz gölgesiz belli belirsiz bir at ikide bir kuyruğunu sallıyor başını oynatıyor ve çok uzaklardan bir vapurun düdüğü çalıyor Aya Yorgi gökyüzüne doğru ellerini açıyor ve derin bir melodi ulu bir armoniymiş gibi yerin altından mı göğün üstünden mi geldiği bellisiz bir sala tüm dünyaya yayılıyordu O zaman çocukluğumda yapayalnız bir dağa tırmanırken kim bilir kaçıncı kez kulağıma yankıyan yinelemekten bıkmadığım o türküyü tutturarak aşağılara doğru yürümeye başladım ve sanki bir anda tüm ada ardıma düşmüş gibi bana eşlik ediyor ve yaşamın sevincini o eşsiz tanrısal güzelliğini erişilmez tınısını dizginsiz bir fener alayı yaratan ve yaratmış olanın kutsal çağrısı gibi haykırarak göklere yükseliyor ve artık tüm bir ada hep birlikte tüm dünyayı sarsan bir dua çıldırtan bir ilahi eşliğinde Yeni Bir Maceranın Eşiğinde güneşin içlerine doğru sonsuza dek yitip gidiyordu