Çalışma Hakkı ile Esneklik Arasındaki İlişki ve Türkiye Örneği İş Gücü Hukuku Kapsamında
Filiz Kitabevi
20 yüzyılın en büyük hukuki başarılarından biri insanların milliyeti cinsiyeti ırkı rengi dili din veya inancı etnik veya sosyal kökeni yaşı ekonomik durumu medeni hali ve siyasi görüşü ne olursa olsun insan onuruna uygun şekilde yaşama hakkına devletler tarafından saygı duyulması ve korunması anlayışının yaygınlaşması olmuştur Bu anlayışın yaygınlaşmasından olumlu etkilenen hakların başında çalışma hakkı gelmektedir Başka pek çok hakkın gerçekleştirilmesindeki güçlü rolü nedeniyle çalışma hakkı insan hakları hukuk sistemlerinde önemli bir referans haline gelmiştir Uluslararası Çalışma Örgütü nün kurulmasıyla birlikte çalışma haklarına saygı modern toplumların güçlü bir değeri haline dönüşmüştür Bundan dolayıdır ki İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ne işçi haklarının dahil edilmesi sürpriz bir gelişme olmamıştır Böylece çalışma hakkının güvence altına alınmasının insanlık onurunu güvence altına alan temel unsurlardan biri olduğu görüşü hakim fikir haline gelmiştir Herkesin adil saygın ve onuruna uygun bir şekilde yaşama hakkı vardır Bu hakkın gerçekleştirilmesi sadece çalışma hakkının tanınması ve buna bağlı olarak ücretin güvence altına alınması ile sağlanamaz Çalışma saatlerinin makul bir şekilde sınırlandırılması haksız feshe karşı koruma ayrımcılığı engelleyici mekanizmaların etkinleştirilmesi şarttır Ancak aşırı liberal fikirler ve küreselleşmenin etkisiyle temel işçi haklarına ilişkin değersizleştirilmiş bir vizyon ortaya çıkmıştır Bu vizyon dahilinde işçi haklarının insan haklarıyla bağdaşmadığı hatta devletlerin sosyal güvenlik haklarını gerçekleştirmek için olumlu eylemlerde bulunmaması gerektiği görüşü dahi savunulur hale gelmiştir İşverenlerin sırf kendi kâr anlayışları doğrultusunda devletin çalışma yaşamından tamamen çekilmesi gerektiği fikri de ortaya çıkmıştır Mülkiyet hakkının yalnızca bir kesime ait olduğu ve dolayısıyla belirli bir grup lehine olacak şekilde mülkiyete erişim imkanı sağlayan hakların kısıtlanması gerektiği yönlü görüşlere katılmak mümkün değildir Vesayet niteliğindeki çalışma ilişkilerini düzenleyen hükümler işçilerin lehine değildir Herkesin eşit bir biçimde çalışma hakkına erişmesi ahlaki bir özlemle sınırlı olamaz Kıt kaynakların toplumun bütününün menfaatine uygun olarak kullanılmasının kaçınılmaz koşulu çalışmaya bağlı dayanışma haklarının meşrulaştırılmasından ve sosyal hakların insanların maddi refahını artıracak şekilde korunmasından geçmektedir İşçi hakları küreselleşmenin yarattığı derin değişimlerden doğrudan etkilenmektedir Gelişen teknolojiler dijitalleşme yapay zekanın yaygınlaşması ve farklılaşan ihtiyaçların sonucu olarak geleneksel üretim organizasyonları zayıflamaya başlamıştır Üretim süreçlerinin hızlı bir biçimde farklı coğrafyalara taşınabilir hale gelmesiyle birlikte işverenler boğucu çalışma düzenlemelerinden kaçmak için işçilik maliyetlerinin daha düşük olduğu yerlere yönelmeye başlamıştır Bu durum araçlardan yoksun bir İş Hukuku imajını ortaya çıkarmıştır Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından oluşturulan çalışma standartları küreselleşmenin saldırılarına maruz kalmış bu düzenlemelerin iş dünyasına yönelik ekstra maliyet anlamına geldiği fikri yaygınlaşmıştır Bunun sonucu olarak da neo liberal üretim süreçleri iş gücü piyasasının serbestçe gelişmesini engeller hale gelmiştir Küreselleşme karşısında insan emeği değer kaybetmekte Uluslararası Çalışma Örgütü nün uzmanlaşmış evrensel sistemi gücünü yitirmektedir Hukuk sistemlerinin işçi haklarını koruyan kontrol prosedürleri bağlayıcılık sorunu yaşamaktadır İşçi haklarının bu gelişmeler karşısında konumunu kaybetmemesi için öncelikle listesi çıkarılmalı ve bu hakların insan hakları bünyesindeki etkinliği artırılmalıdır İşçi haklarını içeren ulusal ve uluslararası düzenlemelerin yargısal düzeyde uygulanabilirliği güçlendirilmelidir İşçi haklarının toplumun geneline yönelik etkileri yeni baştan tartışılmalı ancak bu yapılırken küreselleşmenin getirdiği zorluklarla da yüzleşilme