Çokkültürcülük

Çokkültürcülük
İletişim Yayınları
Çokkültürcülük
Antikçağ dan beri tüm toplumlarda birlikte yaşamanın imkânı ve koşulları üzerine bir tartışma sürüp gidiyor Bir tarafta kimlik talepleri ortaya atılıp kültürel özgüllükler savunulurken diğer tarafta toplumsal uyum ve siyasal iktidar adına bir ve tek olma iddiası daima gür bir sesle yineleniyor Çokkültürlülük bu özerklik taleplerinin tanınmasını amaçlayan bir hareket olarak nitelenir Çokkültürlülük anlayışına göre kamusal alanda farklı kültürlerin bir arada yaşaması sağlıklı bir toplumsal yapının anahtarıdır Bu amaca yönelik olarak pozitif ayrımcılık anadilde eğitim kıyafet özgürlüğü gibi birçok uygulamaya başvurulması söz konusudur Tüm bu düzenlemelerin amacı özetle dünyadaki kimlik hareketlerinin farklı kültürel ufuklara sahip nüfus topluluklarının bir arada ve barış içinde yaşayabilmelerinin sağlanmasıdır Milena Doytcheva bu kitapta çokkültürlülüğün sorunlarını ve kazanımlarını sorguluyor Yazar çokkültürlü yaşayış pratiğini yüceltmeksizin öte yandan zaaflarını da gözden kaçırmaksızın ayrıntılı bir şekilde ve belgelere dayanarak siyasi sonuçlarına ışık tutmaya çalışıyor

Phoenix
çev. İsmail Yılmaz
Kültürel çeşitlilik olgusu ve özellikle göçlerden sonra oluşan azınlık gruplar bugün Batı Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerinde toplumsal ve siyasal gerilimlerin nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor Azınlıklar bir potada eritilmeye uzun süredir direniyorlar kültürlerinin dillerinin dinlerinin yaşam tarzlarının değerlerinin kısacası kimliklerinin tanınması kamu alanının bir parçası haline gelmesi için dört koldan mücadele veriyorlar Çokkültürcülük işte bu çeşitliliği açıklama kavramlaştırma ve siyasete dahil etme girişimlerinden biri olarak özellikle yirminci yüzyılın son çeyreğinde beşeri bilimler ve siyaset literatüründe kendine önemli bir yer edindi çokça tartışıldı ve farklı ülkelerde hayata geçirilmeye çalışıldı Günümüzde ise birçok Batı ülkesinin çokkültürcü siyasetlerden ve siyasalardan geri adım attığı görülüyor ve çokkültürcülüğün artık iflas ettiği öldüğü kanısı yaygınlaşıyor Bu kanının yaygınlaşmasında Batı da uzun mücadelelerin sonucunda ve büyük bedeller ödenerek elde edilen demokratik kazanımların yitirilmesinden duyulan kaygıların ve bu bağlamda özellikle 11 Eylül saldırılarıyla belirgin hale gelen yeni küresel siyasal iklimde İslam ın Müslüman kimliğinin ve batılı Müslüman göçmenlerin bir şiddet kültürüyle ilişkilendirilmesinin de payı büyük Böyle bir iklimde çokkültürlülük olanaklı mı Çokkültürcü siyasetlerin yirmi birinci yüzyılda yeri var mı Farklılıkları yok saymayan dışlamayan intibak biçimleri mümkün olabilir mi Devletler etnik dinsel kültürel ve diğer azınlıkları karşısında tarafsız kalabilir mi ve kalmalı mıdır Sekülerizm demokratik kazanımlar ve normlar ile bağdaşan modern bir yurttaşlık anlayışının gerekli koşulu mudur Devletin etnik dinsel azınlıklarıyla daha olumlu ilişkiler kurmasına imkan tanıyacak başka türlü bir sekülerizm mümkün mü Sekülerizm ılımlı olabilir mi Yerli ve mazbut halkların oluşturduğu azınlıklar ile göçlerden sonra ortaya çıkan azınlıklar aynı kefeye konabilir mi Alanında sayılı uzmanlardan biri olan Tariq Modood Çokkültürcülük Bir Yurttaşlık Tasarımı başlığını taşıyan bu çalışmasında işte bu ve benzeri soruların yanıtlarını arıyor Batı Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerinde var olan siyasal örneklerinden Müslümanların bu ülkelerde karşılaştıkları ayrımcılık ve İslamofobi gibi somut durumlardan hareketle ve John Rawls Will Kymlicka Charles Taylor Bhikhu Parekh gibi düşünürlerin çokkültürcülük anlayışlarıyla hesaplaşmasının ürünü olan çağdaş bir siyasal çokkültürcülüğün ve inceltilmiş bir çokkültürlü yurttaşlık tasarımının taslağını sunuyor