Dağda Duman Yeri Yok — Abdullah Ataşçı

Dağda Duman Yeri Yok
Abdullah Ataşçıİletişim Yayınları
Dağda Duman Yeri Yok
Abdullah AtaşçıKöy büyük bir yangınla sarsıldı her şey küle karıştı ve herkes o tren yolculuğuna küllerinden yeniden doğmak için çıktı geçmişle hesaplaşmak ve geleceğini bulmak için Bütün yolcular yanlarına en büyük yüklerini sır dolu hikâyelerini aldılar Abdullah Ataşçı Dağda Duman Yeri Yok ile taşraya ışık tutan yoksulluğun suskunluğunu bozan şiirsel bir masal anlatmıyor yalnızca inançların ortak anlatılarından aşkın evrenselliğine uzanan insan hikâyelerinin arka planına bütün bir ülkenin görmezden gelinen gerçeklerini de büyük bir ustalıkla yerleştiriyor Kesinlemelerden ve keskinliklerden uzak bir yaklaşımın yazarı yazdıklarını önyargıların ve kalıplaşmış düşüncelerin berisinde tuttuğu da su götürmez bir gerçek Ethem Baran

İletişim Yayınları
Köy büyük bir yangınla sarsıldı her şey küle karıştı ve herkes o tren yolculuğuna küllerinden yeniden doğmak için çıktı geçmişle hesaplaşmak ve geleceğini bulmak için Bütün yolcular yanlarına en büyük yüklerini sır dolu hikâyelerini aldılar Abdullah Ataşçı Dağda Duman Yeri Yok ile taşraya ışık tutan yoksulluğun suskunluğunu bozan şiirsel bir masal anlatmıyor yalnızca inançların ortak anlatılarından aşkın evrenselliğine uzanan insan hikâyelerinin arka planına bütün bir ülkenin görmezden gelinen gerçeklerini de büyük bir ustalıkla yerleştiriyor Kesinlemelerden ve keskinliklerden uzak bir yaklaşımın yazarı yazdıklarını önyargıların ve kalıplaşmış düşüncelerin berisinde tuttuğu da su götürmez bir gerçek Ethem Baran

Everest Yayınları
Birindar ve Yara Bende ile öyküdeki ustalığını romanlarında da sürdüren Abdullah Ataşçı dan zorunlu bir göçün destansı dil ve folklorik sesle anlatıldığı bir hatırlamalar serencamı Dağda Duman Yeri Yok her şeyi bir trene sığdırıyor vagonlardan dengbêjler hüzünler ayrılıklar ve hayatdökümleri rüzgâra karışıp yazarın hayalle gerçek arasında kurguladığı yokyerlere savruluyor Nereye gittiğinin bir önemi yok ne trenin ne de trendekilerin belki de her şey bir rüya kim bilir Romandaki tüm karakterler bir uykunun dehlizinde ve ölenin yaşayandan farkı yok mezarlıklardan çıkarak mahallede dolaşan ruhlar geçmişle bugünü eşitliyorlar Bu romanda ses de ıslık da koku da ete kemiğe bürünüyor onlar da hikâyeye dahiller Kırk gün kırk gece bir türkü mahcup mahcup çalıyor bu türküyü herkes hem can kulağıyla dinliyor hem de tüm şehir tüm insanlar sağırlaşıyor sanki Dağda Duman Yeri Yok tamam da şehir duman altında Ağır ağır sanki hiç acelesi yokmuşçasına konuştu Neden savaştıklarından özgürlüğün ne anlama geldiğinden bir halkın en önemli varlığının dili olduğundan dili yasaklanmış bir halkın zalimlere karşı ayağa kalkmasından ve daha bir sürü şeyden bahsetti Yangın en azılı düşmanına saldırıyormuş gibi gittikçe yayılıyor sağlam bulabildiği her şeyin üzerine bir kasırga gibi ilerliyor yeşili de beyazı da büsbütün kirleterek büyüyordu Bu besbelli toprağın kederiydi Çünkü doğuran da çoğaltan da seven de anlayan da şefkat gösteren de topraktı Toprağın hazin bir yenilgisiydi bu

Everest Yayınları
Birîndar ve Yara Bende ile öyküdeki ustalığını romanlarında da sürdüren Abdullah Ataşçı dan zorunlu bir göçün destansı dil ve folklorik sesle anlatıldığı bir hatırlamalar serencamı Dağda Duman Yeri Yok her şeyi bir trene sığdırıyor vagonlardan dengbêjler hüzünler ayrılıklar ve hayatdökümleri rüzgâra karışıp yazarın hayalle gerçek arasında kurguladığı yokyerlere savruluyor Nereye gittiğinin bir önemi yok ne trenin ne de trendekilerin belki de her şey bir rüya kim bilir Romandaki tüm karakterler bir uykunun dehlizinde ve ölenin yaşayandan farkı yok mezarlıklardan çıkarak mahallede dolaşan ruhlar geçmişle bugünü eşitliyorlar Bu romanda ses de ıslık da koku da ete kemiğe bürünüyor onlar da hikâyeye dahiller Kırk gün kırk gece bir türkü mahcup mahcup çalıyor bu türküyü herkes hem can kulağıyla dinliyor hem de tüm şehir tüm insanlar sağırlaşıyor sanki Dağda Duman Yeri Yok tamam da şehir duman altında Ağır ağır sanki hiç acelesi yokmuşçasına konuştu Neden savaştıklarından özgürlüğün ne anlama geldiğinden bir halkın en önemli varlığının dili olduğundan dili yasaklanmış bir halkın zalimlere karşı ayağa kalkmasından ve daha bir sürü şeyden bahsetti Yangın en azılı düşmanına saldırıyormuş gibi gittikçe yayılıyor sağlam bulabildiği her şeyin üzerine bir kasırga gibi ilerliyor yeşili de beyazı da büsbütün kirleterek büyüyordu Bu besbelli toprağın kederiydi Çünkü doğuran da çoğaltan da seven de anlayan da şefkat gösteren de topraktı Toprağın hazin bir yenilgisiydi bu

Everest Yayınları
Birîndar ve Yara Bende ile öyküdeki ustalığını romanlarında da sürdüren Abdullah Ataşçı dan zorunlu bir göçün destansı dil ve folklorik sesle anlatıldığı bir hatırlamalar serencamı Dağda Duman Yeri Yok her şeyi bir trene sığdırıyor vagonlardan dengbêjler hüzünler ayrılıklar ve hayatdökümleri rüzgâra karışıp yazarın hayalle gerçek arasında kurguladığı yokyerlere savruluyor Nereye gittiğinin bir önemi yok ne trenin ne de trendekilerin belki de her şey bir rüya kim bilir Romandaki tüm karakterler bir uykunun dehlizinde ve ölenin yaşayandan farkı yok mezarlıklardan çıkarak mahallede dolaşan ruhlar geçmişle bugünü eşitliyorlar Bu romanda ses de ıslık da koku da ete kemiğe bürünüyor onlar da hikâyeye dahiller Kırk gün kırk gece bir türkü mahcup mahcup çalıyor bu türküyü herkes hem can kulağıyla dinliyor hem de tüm şehir tüm insanlar sağırlaşıyor sanki Dağda Duman Yeri Yok tamam da şehir duman altında Ağır ağır sanki hiç acelesi yokmuşçasına konuştu Neden savaştıklarından özgürlüğün ne anlama geldiğinden bir halkın en önemli varlığının dili olduğundan dili yasaklanmış bir halkın zalimlere karşı ayağa kalkmasından ve daha bir sürü şeyden bahsetti Yangın en azılı düşmanına saldırıyormuş gibi gittikçe yayılıyor sağlam bulabildiği her şeyin üzerine bir kasırga gibi ilerliyor yeşili de beyazı da büsbütün kirleterek büyüyordu Bu besbelli toprağın kederiydi Çünkü doğuran da çoğaltan da seven de anlayan da şefkat gösteren de topraktı Toprağın hazin bir yenilgisiydi bu

Everest Yayınları
Birîndar ve Yara Bende ile öyküdeki ustalığını romanlarında da sürdüren Abdullah Ataşçı dan zorunlu bir göçün destansı dil ve folklorik sesle anlatıldığı bir hatırlamalar serencamı Dağda Duman Yeri Yok her şeyi bir trene sığdırıyor vagonlardan dengbêjler hüzünler ayrılıklar ve hayatdökümleri rüzgâra karışıp yazarın hayalle gerçek arasında kurguladığı yokyerlere savruluyor Nereye gittiğinin bir önemi yok ne trenin ne de trendekilerin belki de her şey bir rüya kim bilir Romandaki tüm karakterler bir uykunun dehlizinde ve ölenin yaşayandan farkı yok mezarlıklardan çıkarak mahallede dolaşan ruhlar geçmişle bugünü eşitliyorlar Bu romanda ses de ıslık da koku da ete kemiğe bürünüyor onlar da hikâyeye dahiller Kırk gün kırk gece bir türkü mahcup mahcup çalıyor bu türküyü herkes hem can kulağıyla dinliyor hem de tüm şehir tüm insanlar sağırlaşıyor sanki Dağda Duman Yeri Yok tamam da şehir duman altında Ağır ağır sanki hiç acelesi yokmuşçasına konuştu Neden savaştıklarından özgürlüğün ne anlama geldiğinden bir halkın en önemli varlığının dili olduğundan dili yasaklanmış bir halkın zalimlere karşı ayağa kalkmasından ve daha bir sürü şeyden bahsetti Yangın en azılı düşmanına saldırıyormuş gibi gittikçe yayılıyor sağlam bulabildiği her şeyin üzerine bir kasırga gibi ilerliyor yeşili de beyazı da büsbütün kirleterek büyüyordu Bu besbelli toprağın kederiydi Çünkü doğuran da çoğaltan da seven de anlayan da şefkat gösteren de topraktı Toprağın hazin bir yenilgisiydi bu

Everest Yayınları
Birîndar ve Yara Bende ile öyküdeki ustalığını romanlarında da sürdüren Abdullah Ataşçı dan zorunlu bir göçün destansı dil ve folklorik sesle anlatıldığı bir hatırlamalar serencamı Dağda Duman Yeri Yok her şeyi bir trene sığdırıyor vagonlardan dengbêjler hüzünler ayrılıklar ve hayatdökümleri rüzgâra karışıp yazarın hayalle gerçek arasında kurguladığı yokyerlere savruluyor Nereye gittiğinin bir önemi yok ne trenin ne de trendekilerin belki de her şey bir rüya kim bilir Romandaki tüm karakterler bir uykunun dehlizinde ve ölenin yaşayandan farkı yok mezarlıklardan çıkarak mahallede dolaşan ruhlar geçmişle bugünü eşitliyorlar Bu romanda ses de ıslık da koku da ete kemiğe bürünüyor onlar da hikâyeye dahiller Kırk gün kırk gece bir türkü mahcup mahcup çalıyor bu türküyü herkes hem can kulağıyla dinliyor hem de tüm şehir tüm insanlar sağırlaşıyor sanki Dağda Duman Yeri Yok tamam da şehir duman altında Ağır ağır sanki hiç acelesi yokmuşçasına konuştu Neden savaştıklarından özgürlüğün ne anlama geldiğinden bir halkın en önemli varlığının dili olduğundan dili yasaklanmış bir halkın zalimlere karşı ayağa kalkmasından ve daha bir sürü şeyden bahsetti Yangın en azılı düşmanına saldırıyormuş gibi gittikçe yayılıyor sağlam bulabildiği her şeyin üzerine bir kasırga gibi ilerliyor yeşili de beyazı da büsbütün kirleterek büyüyordu Bu besbelli toprağın kederiydi Çünkü doğuran da çoğaltan da seven de anlayan da şefkat gösteren de topraktı Toprağın hazin bir yenilgisiydi bu Tanıtım Bülteninden

Everest Yayınları
Birindar ve Yara Bende ile öyküdeki ustalığını romanlarında da sürdüren Abdullah Ataşçı dan zorunlu bir göçün destansı dil ve folklorik sesle anlatıldığı bir hatırlamalar serencamı Dağda Duman Yeri Yok her şeyi bir trene sığdırıyor vagonlardan dengbêjler hüzünler ayrılıklar ve hayatdökümleri rüzgâra karışıp yazarın hayalle gerçek arasında kurguladığı yokyerlere savruluyor Nereye gittiğinin bir önemi yok ne trenin ne de trendekilerin belki de her şey bir rüya kim bilir Romandaki tüm karakterler bir uykunun dehlizinde ve ölenin yaşayandan farkı yok mezarlıklardan çıkarak mahallede dolaşan ruhlar geçmişle bugünü eşitliyorlar Bu romanda ses de ıslık da koku da ete kemiğe bürünüyor onlar da hikâyeye dahiller Kırk gün kırk gece bir türkü mahcup mahcup çalıyor bu türküyü herkes hem can kulağıyla dinliyor hem de tüm şehir tüm insanlar sağırlaşıyor sanki Dağda Duman Yeri Yok tamam da şehir duman altında Ağır ağır sanki hiç acelesi yokmuşçasına konuştu Neden savaştıklarından özgürlüğün ne anlama geldiğinden bir halkın en önemli varlığının dili olduğundan dili yasaklanmış bir halkın zalimlere karşı ayağa kalkmasından ve daha bir sürü şeyden bahsetti Yangın en azılı düşmanına saldırıyormuş gibi gittikçe yayılıyor sağlam bulabildiği her şeyin üzerine bir kasırga gibi ilerliyor yeşili de beyazı da büsbütün kirleterek büyüyordu Bu besbelli toprağın kederiydi Çünkü doğuran da çoğaltan da seven de anlayan da şefkat gösteren de topraktı Toprağın hazin bir yenilgisiydi bu

Everest Yayınları
Birindar ve Yara Bende ile öyküdeki ustalığını romanlarında da sürdüren Abdullah Ataşçı dan zorunlu bir göçün destansı dil ve folklorik sesle anlatıldığı bir hatırlamalar serencamı Dağda Duman Yeri Yok her şeyi bir trene sığdırıyor vagonlardan dengbêjler hüzünler ayrılıklar ve hayatdökümleri rüzgâra karışıp yazarın hayalle gerçek arasında kurguladığı yokyerlere savruluyor Nereye gittiğinin bir önemi yok ne trenin ne de trendekilerin belki de her şey bir rüya kim bilir Romandaki tüm karakterler bir uykunun dehlizinde ve ölenin yaşayandan farkı yok mezarlıklardan çıkarak mahallede dolaşan ruhlar geçmişle bugünü eşitliyorlar Bu romanda ses de ıslık da koku da ete kemiğe bürünüyor onlar da hikâyeye dahiller Kırk gün kırk gece bir türkü mahcup mahcup çalıyor bu türküyü herkes hem can kulağıyla dinliyor hem de tüm şehir tüm insanlar sağırlaşıyor sanki Dağda Duman Yeri Yok tamam da şehir duman altında Ağır ağır sanki hiç acelesi yokmuşçasına konuştu Neden savaştıklarından özgürlüğün ne anlama geldiğinden bir halkın en önemli varlığının dili olduğundan dili yasaklanmış bir halkın zalimlere karşı ayağa kalkmasından ve daha bir sürü şeyden bahsetti Yangın en azılı düşmanına saldırıyormuş gibi gittikçe yayılıyor sağlam bulabildiği her şeyin üzerine bir kasırga gibi ilerliyor yeşili de beyazı da büsbütün kirleterek büyüyordu Bu besbelli toprağın kederiydi Çünkü doğuran da çoğaltan da seven de anlayan da şefkat gösteren de topraktı Toprağın hazin bir yenilgisiydi bu

Everest Yayınları
Birindar ve Yara Bende ile öyküdeki ustalığını romanlarında da sürdüren Abdullah Ataşçı dan zorunlu bir göçün destansı dil ve folklorik sesle anlatıldığı bir hatırlamalar serencamı Dağda Duman Yeri Yok her şeyi bir trene sığdırıyor vagonlardan dengbêjler hüzünler ayrılıklar ve hayatdökümleri rüzgâra karışıp yazarın hayalle gerçek arasında kurguladığı yokyerlere savruluyor Nereye gittiğinin bir önemi yok ne trenin ne de trendekilerin belki de her şey bir rüya kim bilir Romandaki tüm karakterler bir uykunun dehlizinde ve ölenin yaşayandan farkı yok mezarlıklardan çıkarak mahallede dolaşan ruhlar geçmişle bugünü eşitliyorlar Bu romanda ses de ıslık da koku da ete kemiğe bürünüyor onlar da hikâyeye dahiller Kırk gün kırk gece bir türkü mahcup mahcup çalıyor bu türküyü herkes hem can kulağıyla dinliyor hem de tüm şehir tüm insanlar sağırlaşıyor sanki Dağda Duman Yeri Yok tamam da şehir duman altında Ağır ağır sanki hiç acelesi yokmuşçasına konuştu Neden savaştıklarından özgürlüğün ne anlama geldiğinden bir halkın en önemli varlığının dili olduğundan dili yasaklanmış bir halkın zalimlere karşı ayağa kalkmasından ve daha bir sürü şeyden bahsetti Yangın en azılı düşmanına saldırıyormuş gibi gittikçe yayılıyor sağlam bulabildiği her şeyin üzerine bir kasırga gibi ilerliyor yeşili de beyazı da büsbütün kirleterek büyüyordu Bu besbelli toprağın kederiydi Çünkü doğuran da çoğaltan da seven de anlayan da şefkat gösteren de topraktı Toprağın hazin bir yenilgisiydi bu

Everest
Birindar ve Yara Bende ile öyküdeki ustalığını romanlarında da sürdüren Abdullah Ataşçı dan zorunlu bir göçün destansı dil ve folklorik sesle anlatıldığı bir hatırlamalar serencamı Dağda Duman Yeri Yok her şeyi bir trene sığdırıyor vagonlardan dengbêjler hüzünler ayrılıklar ve hayatdökümleri rüzgâra karışıp yazarın hayalle gerçek arasında kurguladığı yokyerlere savruluyor Nereye gittiğinin bir önemi yok ne trenin ne de trendekilerin belki de her şey bir rüya kim bilir Romandaki tüm karakterler bir uykunun dehlizinde ve ölenin yaşayandan farkı yok mezarlıklardan çıkarak mahallede dolaşan ruhlar geçmişle bugünü eşitliyorlar Bu romanda ses de ıslık da koku da ete kemiğe bürünüyor onlar da hikâyeye dahiller Kırk gün kırk gece bir türkü mahcup mahcup çalıyor bu türküyü herkes hem can kulağıyla dinliyor hem de tüm şehir tüm insanlar sağırlaşıyor sanki Dağda Duman Yeri Yok tamam da şehir duman altında Ağır ağır sanki hiç acelesi yokmuşçasına konuştu Neden savaştıklarından özgürlüğün ne anlama geldiğinden bir halkın en önemli varlığının dili olduğundan dili yasaklanmış bir halkın zalimlere karşı ayağa kalkmasından ve daha bir sürü şeyden bahsetti Yangın en azılı düşmanına saldırıyormuş gibi gittikçe yayılıyor sağlam bulabildiği her şeyin üzerine bir kasırga gibi ilerliyor yeşili de beyazı da büsbütün kirleterek büyüyordu Bu besbelli toprağın kederiydi Çünkü doğuran da çoğaltan da seven de anlayan da şefkat gösteren de topraktı Toprağın hazin bir yenilgisiydi bu

Everest Yayınları
Birindar ve Yara Bende ile öyküdeki ustalığını romanlarında da sürdüren Abdullah Ataşçı dan zorunlu bir göçün destansı dil ve folklorik sesle anlatıldığı bir hatırlamalar serencamı Dağda Duman Yeri Yok her şeyi bir trene sığdırıyor vagonlardan dengbêjler hüzünler ayrılıklar ve hayatdökümleri rüzgâra karışıp yazarın hayalle gerçek arasında kurguladığı yokyerlere savruluyor Nereye gittiğinin bir önemi yok ne trenin ne de trendekilerin belki de her şey bir rüya kim bilir Romandaki tüm karakterler bir uykunun dehlizinde ve ölenin yaşayandan farkı yok mezarlıklardan çıkarak mahallede dolaşan ruhlar geçmişle bugünü eşitliyorlar Bu romanda ses de ıslık da koku da ete kemiğe bürünüyor onlar da hikâyeye dahiller Kırk gün kırk gece bir türkü mahcup mahcup çalıyor bu türküyü herkes hem can kulağıyla dinliyor hem de tüm şehir tüm insanlar sağırlaşıyor sanki Dağda Duman Yeri Yok tamam da şehir duman altında Ağır ağır sanki hiç acelesi yokmuşçasına konuştu Neden savaştıklarından özgürlüğün ne anlama geldiğinden bir halkın en önemli varlığının dili olduğundan dili yasaklanmış bir halkın zalimlere karşı ayağa kalkmasından ve daha bir sürü şeyden bahsetti Yangın en azılı düşmanına saldırıyormuş gibi gittikçe yayılıyor sağlam bulabildiği her şeyin üzerine bir kasırga gibi ilerliyor yeşili de beyazı da büsbütün kirleterek büyüyordu Bu besbelli toprağın kederiydi Çünkü doğuran da çoğaltan da seven de anlayan da şefkat gösteren de topraktı Toprağın hazin bir yenilgisiydi bu

Everest Yayınları
Birîndar ve Yara Bende ile öyküdeki ustalığını romanlarında da sürdüren Abdullah Ataşçı dan zorunlu bir göçün destansı dil ve folklorik sesle anlatıldığı bir hatırlamalar serencamı Dağda Duman Yeri Yok her şeyi bir trene sığdırıyor vagonlardan dengbêjler hüzünler ayrılıklar ve hayatdökümleri rüzgâra karışıp yazarın hayalle gerçek arasında kurguladığı yokyerlere savruluyor Nereye gittiğinin bir önemi yok ne trenin ne de trendekilerin belki de her şey bir rüya kim bilir Romandaki tüm karakterler bir uykunun dehlizinde ve ölenin yaşayandan farkı yok mezarlıklardan çıkarak mahallede dolaşan ruhlar geçmişle bugünü eşitliyorlar Bu romanda ses de ıslık da koku da ete kemiğe bürünüyor onlar da hikâyeye dahiller Kırk gün kırk gece bir türkü mahcup mahcup çalıyor bu türküyü herkes hem can kulağıyla dinliyor hem de tüm şehir tüm insanlar sağırlaşıyor sanki Dağda Duman Yeri Yok tamam da şehir duman altında Ağır ağır sanki hiç acelesi yokmuşçasına konuştu Neden savaştıklarından özgürlüğün ne anlama geldiğinden bir halkın en önemli varlığının dili olduğundan dili yasaklanmış bir halkın zalimlere karşı ayağa kalkmasından ve daha bir sürü şeyden bahsetti Yangın en azılı düşmanına saldırıyormuş gibi gittikçe yayılıyor sağlam bulabildiği her şeyin üzerine bir kasırga gibi ilerliyor yeşili de beyazı da büsbütün kirleterek büyüyordu Bu besbelli toprağın kederiydi Çünkü doğuran da çoğaltan da seven de anlayan da şefkat gösteren de topraktı Toprağın hazin bir yenilgisiydi bu img src https s3 eu west 1 amazonaws com dia kitadagitim ckeditor_assets pictures 53 content_1_original_original jpg alt height 15 width 15 font size 1 color white font img

Everest Yayınları
Birîndar ve Yara Bende ile öyküdeki ustalığını romanlarında da sürdüren Abdullah Ataşçı dan zorunlu bir göçün destansı dil ve folklorik sesle anlatıldığı bir hatırlamalar serencamı Dağda Duman Yeri Yok her şeyi bir trene sığdırıyor vagonlardan dengbêjler hüzünler ayrılıklar ve hayatdökümleri rüzgâra karışıp yazarın hayalle gerçek arasında kurguladığı yokyerlere savruluyor Nereye gittiğinin bir önemi yok ne trenin ne de trendekilerin belki de her şey bir rüya kim bilir Romandaki tüm karakterler bir uykunun dehlizinde ve ölenin yaşayandan farkı yok mezarlıklardan çıkarak mahallede dolaşan ruhlar geçmişle bugünü eşitliyorlar Bu romanda ses de ıslık da koku da ete kemiğe bürünüyor onlar da hikâyeye dahiller Kırk gün kırk gece bir türkü mahcup mahcup çalıyor bu türküyü herkes hem can kulağıyla dinliyor hem de tüm şehir tüm insanlar sağırlaşıyor sanki Dağda Duman Yeri Yok tamam da şehir duman altında Ağır ağır sanki hiç acelesi yokmuşçasına konuştu Neden savaştıklarından özgürlüğün ne anlama geldiğinden bir halkın en önemli varlığının dili olduğundan dili yasaklanmış bir halkın zalimlere karşı ayağa kalkmasından ve daha bir sürü şeyden bahsetti Yangın en azılı düşmanına saldırıyormuş gibi gittikçe yayılıyor sağlam bulabildiği her şeyin üzerine bir kasırga gibi ilerliyor yeşili de beyazı da büsbütün kirleterek büyüyordu Bu besbelli toprağın kederiydi Çünkü doğuran da çoğaltan da seven de anlayan da şefkat gösteren de topraktı Toprağın hazin bir yenilgisiydi bu Tanıtım Bülteninden

İletişim Yayınları
Köy büyük bir yangınla sarsıldı her şey küle karıştı ve herkes o tren yolculuğuna küllerinden yeniden doğmak için çıktı geçmişle hesaplaşmak ve geleceğini bulmak için Bütün yolcular yanlarına en büyük yüklerini sır dolu hikâyelerini aldılar Abdullah Ataşçı Dağda Duman Yeri Yok ile taşraya ışık tutan yoksulluğun suskunluğunu bozan şiirsel bir masal anlatmıyor yalnızca inançların ortak anlatılarından aşkın evrenselliğine uzanan insan hikâyelerinin arka planına bütün bir ülkenin görmezden gelinen gerçeklerini de büyük bir ustalıkla yerleştiriyor Kesinlemelerden ve keskinliklerden uzak bir yaklaşımın yazarı yazdıklarını önyargıların ve kalıplaşmış düşüncelerin berisinde tuttuğu da su götürmez bir gerçek Ethem Baran Kitaptan bir bölüm okumak için tıklayın

İLETİŞİM YAYINLARI
Köy büyük bir yangınla sarsıldı her şey küle karıştı ve herkes o tren yolculuğuna küllerinden yeniden doğmak için çıktı geçmişle hesaplaşmak ve geleceğini bulmak için Bütün yolcular yanlarına en büyük yüklerini sır dolu hikâyelerini aldılar Abdullah Ataşçı Dağda Duman Yeri Yok ile taşraya ışık tutan yoksulluğun suskunluğunu bozan şiirsel bir masal anlatmıyor yalnızca inançların ortak anlatılarından aşkın evrenselliğine uzanan insan hikâyelerinin arka planına bütün bir ülkenin görmezden gelinen gerçeklerini de büyük bir ustalıkla yerleştiriyor Kesinlemelerden ve keskinliklerden uzak bir yaklaşımın yazarı yazdıklarını önyargıların ve kalıplaşmış düşüncelerin berisinde tuttuğu da su götürmez bir gerçek Ethem Baran