Datça da Bir Aşk Hikayesi — Arif Öğütçü

Datça da Bir Aşk Hikayesi
Arif ÖğütçüDorlion Yayınları
Datça da Bir Aşk Hikayesi
Arif ÖğütçüKafasındaki düşünceler iyiden iyiye şekillenmeye başlamıştı bu aralar çok kafa yoruyordu Kendisini bu kararı acilen uygulamaya içten içe iten abartılı bir duygusallıkla doluydu Daha önce ballandırılmış hikayeler duyup dinlemişlikleri olmuştu çokça Ama çok da önemli değil geçiştirmelerinden öteye gidememişti Hayatın rutin bahanelerinden bolca biriktirmişti ne de olsa Hem sıkardı onu huzurun aşırısı ama yine de denemeye değerdi Bir akşam Otogar da otobüsün kalkacağı saati beklerken buldu kendisini Ertesi günün sabahında sanki yeni keşfedilen bir gezegene ayak basmıştı Valiz tekerleklerinin parke taşlı yolda çıkardığı tıkırtılar eşliğinde hafif yokuştan aşağıya doğru yürümeye koyuldu Ara sokakları içine sindire sindire uzun uzadıya dolaştı Bu kısa gezinti yıllardır içinde uyanmayı bekleyen duyguları canlandırmıştı Mekânım Datça olsun diye boşuna dememişti büyük Şair Can Yücel Zaten ünlü bilgin Strabon un Tanrı çok sevdiği kulunu uzun ömürlü olsun diye Datça ya gönderirmiş sözü de bunu doğruluyordu Bu sözler haklı ve gerçekçi bir tanımlamaydı Hem de Datça nın başlı başına bir reklamıydı İşte orası tam da burasıydı Son zamanlarda sıkça rastladığı bir sloganı hatırladı Acelen varsa ne işin var Datça da Hem de çok doğruydu Çünkü Datça hayatın son derece yavaş aktığı olağan üstü bir yerdi Bozulmamış doğasıyla ve doğallıklarını henüz yitirmemiş insanlarıyla Buluşacakları kafenin tabelasını gördüğünde yol yorgunluğunun tadını çıkarmaya gelmişti sıra Ağaçların altında sıralanmış masalar şimdiden yarı yarıya dolmuştu Dalların arasına gerili kablolardan kocaman ampuller sallanıyordu Arka fonda çalan enfes şarkılar kulaklarını okşuyordu Öyle sıradan değildi hiçbirisi Sahile bakan bir masaya ilişti ve etrafı şöyle bir süzdü Böylesine büyülü bir ortamın yarattığı atmosfer günün hemen ertesinde yaşayacaklarının adeta provasıydı Yeni bir aşka yelken açmak isteyip de bir türlü bulamadığı o rüzgar hafiften esmeye başlamıştı

Dorlion Yayınevi
Kafasındaki düşünceler iyiden iyiye şekillenmeye başlamıştı bu aralar çok kafa yoruyordu Kendisini bu kararı acilen uygulamaya içten içe iten abartılı bir duygusallıkla doluydu Daha önce ballandırılmış hikayeler duyup dinlemişlikleri olmuştu çokça Ama çok da önemli değil geçiştirmelerinden öteye gidememişti Hayatın rutin bahanelerinden bolca biriktirmişti ne de olsa Hem sıkardı onu huzurun aşırısı ama yine de denemeye değerdi Bir akşam Otogar da otobüsün kalkacağı saati beklerken buldu kendisini Ertesi günün sabahında sanki yeni keşfedilen bir gezegene ayak basmıştı Valiz tekerleklerinin parke taşlı yolda çıkardığı tıkırtılar eşliğinde hafif yokuştan aşağıya doğru yürümeye koyuldu Ara sokakları içine sindire sindire uzun uzadıya dolaştı Bu kısa gezinti yıllardır içinde uyanmayı bekleyen duyguları canlandırmıştı Mekânım Datça olsun diye boşuna dememişti büyük Şair Can Yücel Zaten ünlü bilgin Strabon un Tanrı çok sevdiği kulunu uzun ömürlü olsun diye Datça ya gönderirmiş sözü de bunu doğruluyordu Bu sözler haklı ve gerçekçi bir tanımlamaydı Hem de Datça nın başlı başına bir reklamıydı İşte orası tam da burasıydı Son zamanlarda sıkça rastladığı bir sloganı hatırladı Acelen varsa ne işin var Datça da Hem de çok doğruydu Çünkü Datça hayatın son derece yavaş aktığı olağan üstü bir yerdi Bozulmamış doğasıyla ve doğallıklarını henüz yitirmemiş insanlarıyla Buluşacakları kafenin tabelasını gördüğünde yol yorgunluğunun tadını çıkarmaya gelmişti sıra Ağaçların altında sıralanmış masalar şimdiden yarı yarıya dolmuştu Dalların arasına gerili kablolardan kocaman ampuller sallanıyordu Arka fonda çalan enfes şarkılar kulaklarını okşuyordu Öyle sıradan değildi hiçbirisi Sahile bakan bir masaya ilişti ve etrafı şöyle bir süzdü Böylesine büyülü bir ortamın yarattığı atmosfer günün hemen ertesinde yaşayacaklarının adeta provasıydı Yeni bir aşka yelken açmak isteyip de bir türlü bulamadığı o rüzgar hafiften esmeye başlamıştı

Dorlion Yayınları
Kafasındaki düşünceler iyiden iyiye şekillenmeye başlamıştı bu aralar çok kafa yoruyordu Kendisini bu kararı acilen uygulamaya içten içe iten abartılı bir duygusallıkla doluydu Daha önce ballandırılmış hikayeler duyup dinlemişlikleri olmuştu çokça Ama çok da önemli değil geçiştirmelerinden öteye gidememişti Hayatın rutin bahanelerinden bolca biriktirmişti ne de olsa Hem sıkardı onu huzurun aşırısı ama yine de denemeye değerdi Bir akşam Otogar da otobüsün kalkacağı saati beklerken buldu kendisini Ertesi günün sabahında sanki yeni keşfedilen bir gezegene ayak basmıştı Valiz tekerleklerinin parke taşlı yolda çıkardığı tıkırtılar eşliğinde hafif yokuştan aşağıya doğru yürümeye koyuldu Ara sokakları içine sindire sindire uzun uzadıya dolaştı Bu kısa gezinti yıllardır içinde uyanmayı bekleyen duyguları canlandırmıştı Mekânım Datça olsun diye boşuna dememişti büyük Şair Can Yücel Zaten ünlü bilgin Strabon un Tanrı çok sevdiği kulunu uzun ömürlü olsun diye Datça ya gönderirmiş sözü de bunu doğruluyordu Bu sözler haklı ve gerçekçi bir tanımlamaydı Hem de Datça nın başlı başına bir reklamıydı İşte orası tam da burasıydı Son zamanlarda sıkça rastladığı bir sloganı hatırladı Acelen varsa ne işin var Datça da Hem de çok doğruydu Çünkü Datça hayatın son derece yavaş aktığı olağan üstü bir yerdi Bozulmamış doğasıyla ve doğallıklarını henüz yitirmemiş insanlarıyla Buluşacakları kafenin tabelasını gördüğünde yol yorgunluğunun tadını çıkarmaya gelmişti sıra Ağaçların altında sıralanmış masalar şimdiden yarı yarıya dolmuştu Dalların arasına gerili kablolardan kocaman ampuller sallanıyordu Arka fonda çalan enfes şarkılar kulaklarını okşuyordu Öyle sıradan değildi hiçbirisi Sahile bakan bir masaya ilişti ve etrafı şöyle bir süzdü Böylesine büyülü bir ortamın yarattığı atmosfer günün hemen ertesinde yaşayacaklarının adeta provasıydı Yeni bir aşka yelken açmak isteyip de bir türlü bulamadığı o rüzgar hafiften esmeye başlamıştı

DORLİON YAYINLARI
Kafasındaki düşünceler iyiden iyiye şekillenmeye başlamıştı bu aralar çok kafa yoruyordu Kendisini bu kararı acilen uygulamaya içten içe iten abartılı bir duygusallıkla doluydu Daha önce ballandırılmış hikayeler duyup dinlemişlikleri olmuştu çokça Ama çok da önemli değil geçiştirmelerinden öteye gidememişti Hayatın rutin bahanelerinden bolca biriktirmişti ne de olsa Hem sıkardı onu huzurun aşırısı ama yine de denemeye değerdi Bir akşam Otogar da otobüsün kalkacağı saati beklerken buldu kendisini Ertesi günün sabahında sanki yeni keşfedilen bir gezegene ayak basmıştı Valiz tekerleklerinin parke taşlı yolda çıkardığı tıkırtılar eşliğinde hafif yokuştan aşağıya doğru yürümeye koyuldu Ara sokakları içine sindire sindire uzun uzadıya dolaştı Bu kısa gezinti yıllardır içinde uyanmayı bekleyen duyguları canlandırmıştı Mekânım Datça olsun diye boşuna dememişti büyük Şair Can Yücel Zaten ünlü bilgin Strabon un Tanrı çok sevdiği kulunu uzun ömürlü olsun diye Datça ya gönderirmiş sözü de bunu doğruluyordu Bu sözler haklı ve gerçekçi bir tanımlamaydı Hem de Datça nın başlı başına bir reklamıydı İşte orası tam da burasıydı Son zamanlarda sıkça rastladığı bir sloganı hatırladı Acelen varsa ne işin var Datça da Hem de çok doğruydu Çünkü Datça hayatın son derece yavaş aktığı olağan üstü bir yerdi Bozulmamış doğasıyla ve doğallıklarını henüz yitirmemiş insanlarıyla Buluşacakları kafenin tabelasını gördüğünde yol yorgunluğunun tadını çıkarmaya gelmişti sıra Ağaçların altında sıralanmış masalar şimdiden yarı yarıya dolmuştu Dalların arasına gerili kablolardan kocaman ampuller sallanıyordu Arka fonda çalan enfes şarkılar kulaklarını okşuyordu Öyle sıradan değildi hiçbirisi Sahile bakan bir masaya ilişti ve etrafı şöyle bir süzdü Böylesine büyülü bir ortamın yarattığı atmosfer günün hemen ertesinde yaşayacaklarının adeta provasıydı Yeni bir aşka yelken açmak isteyip de bir türlü bulamadığı o rüzgar hafiften esmeye başlamıştı

Dorlion
Kafasındaki düşünceler iyiden iyiye şekillenmeye başlamıştı bu aralar çok kafa yoruyordu Kendisini bu kararı acilen uygulamaya içten içe iten abartılı bir duygusallıkla doluydu Daha önce ballandırılmış hikayeler duyup dinlemişlikleri olmuştu çokça Ama çok da önemli değil geçiştirmelerinden öteye gidememişti Hayatın rutin bahanelerinden bolca biriktirmişti ne de olsa Hem sıkardı onu huzurun aşırısı ama yine de denemeye değerdi Bir akşam Otogar da otobüsün kalkacağı saati beklerken buldu kendisini Ertesi günün sabahında sanki yeni keşfedilen bir gezegene ayak basmıştı Valiz tekerleklerinin parke taşlı yolda çıkardığı tıkırtılar eşliğinde hafif yokuştan aşağıya doğru yürümeye koyuldu Ara sokakları içine sindire sindire uzun uzadıya dolaştı Bu kısa gezinti yıllardır içinde uyanmayı bekleyen duyguları canlandırmıştı Mekânım Datça olsun diye boşuna dememişti büyük Şair Can Yücel Zaten ünlü bilgin Strabon un Tanrı çok sevdiği kulunu uzun ömürlü olsun diye Datça ya gönderirmiş sözü de bunu doğruluyordu Bu sözler haklı ve gerçekçi bir tanımlamaydı Hem de Datça nın başlı başına bir reklamıydı İşte orası tam da burasıydı Son zamanlarda sıkça rastladığı bir sloganı hatırladı Acelen varsa ne işin var Datça da Hem de çok doğruydu Çünkü Datça hayatın son derece yavaş aktığı olağan üstü bir yerdi Bozulmamış doğasıyla ve doğallıklarını henüz yitirmemiş insanlarıyla Buluşacakları kafenin tabelasını gördüğünde yol yorgunluğunun tadını çıkarmaya gelmişti sıra Ağaçların altında sıralanmış masalar şimdiden yarı yarıya dolmuştu Dalların arasına gerili kablolardan kocaman ampuller sallanıyordu Arka fonda çalan enfes şarkılar kulaklarını okşuyordu Öyle sıradan değildi hiçbirisi Sahile bakan bir masaya ilişti ve etrafı şöyle bir süzdü Böylesine büyülü bir ortamın yarattığı atmosfer günün hemen ertesinde yaşayacaklarının adeta provasıydı Yeni bir aşka yelken açmak isteyip de bir türlü bulamadığı o rüzgar hafiften esmeye başlamıştı

Dorlion Yayınları
Kafasındaki düşünceler iyiden iyiye şekillenmeye başlamıştı bu aralar çok kafa yoruyordu Kendisini bu kararı acilen uygulamaya içten içe iten abartılı bir duygusallıkla doluydu Daha önce ballandırılmış hikayeler duyup dinlemişlikleri olmuştu çokça Ama çok da önemli değil geçiştirmelerinden öteye gidememişti Hayatın rutin bahanelerinden bolca biriktirmişti ne de olsa Hem sıkardı onu huzurun aşırısı ama yine de denemeye değerdi Bir akşam Otogar da otobüsün kalkacağı saati beklerken buldu kendisini Ertesi günün sabahında sanki yeni keşfedilen bir gezegene ayak basmıştı Valiz tekerleklerinin parke taşlı yolda çıkardığı tıkırtılar eşliğinde hafif yokuştan aşağıya doğru yürümeye koyuldu Ara sokakları içine sindire sindire uzun uzadıya dolaştı Bu kısa gezinti yıllardır içinde uyanmayı bekleyen duyguları canlandırmıştı Mekânım Datça olsun diye boşuna dememişti büyük Şair Can Yücel Zaten ünlü bilgin Strabon un Tanrı çok sevdiği kulunu uzun ömürlü olsun diye Datça ya gönderirmiş sözü de bunu doğruluyordu Bu sözler haklı ve gerçekçi bir tanımlamaydı Hem de Datça nın başlı başına bir reklamıydı İşte orası tam da burasıydı Son zamanlarda sıkça rastladığı bir sloganı hatırladı Acelen varsa ne işin var Datça da Hem de çok doğruydu Çünkü Datça hayatın son derece yavaş aktığı olağan üstü bir yerdi Bozulmamış doğasıyla ve doğallıklarını henüz yitirmemiş insanlarıyla Buluşacakları kafenin tabelasını gördüğünde yol yorgunluğunun tadını çıkarmaya gelmişti sıra Ağaçların altında sıralanmış masalar şimdiden yarı yarıya dolmuştu Dalların arasına gerili kablolardan kocaman ampuller sallanıyordu Arka fonda çalan enfes şarkılar kulaklarını okşuyordu Öyle sıradan değildi hiçbirisi Sahile bakan bir masaya ilişti ve etrafı şöyle bir süzdü Böylesine büyülü bir ortamın yarattığı atmosfer günün hemen ertesinde yaşayacaklarının adeta provasıydı Yeni bir aşka yelken açmak isteyip de bir türlü bulamadığı o rüzgar hafiften esmeye başlamıştı

Dorlion Yayınevi
Kafasındaki düşünceler iyiden iyiye şekillenmeye başlamıştı bu aralar çok kafa yoruyordu Kendisini bu kararı acilen uygulamaya içten içe iten abartılı bir duygusallıkla doluydu Daha önce ballandırılmış hikayeler duyup dinlemişlikleri olmuştu çokça Ama çok da önemli değil geçiştirmelerinden öteye gidememişti Hayatın rutin bahanelerinden bolca biriktirmişti ne de olsa Hem sıkardı onu huzurun aşırısı ama yine de denemeye değerdi Bir akşam Otogar da otobüsün kalkacağı saati beklerken buldu kendisini Ertesi günün sabahında sanki yeni keşfedilen bir gezegene ayak basmıştı Valiz tekerleklerinin parke taşlı yolda çıkardığı tıkırtılar eşliğinde hafif yokuştan aşağıya doğru yürümeye koyuldu Ara sokakları içine sindire sindire uzun uzadıya dolaştı Bu kısa gezinti yıllardır içinde uyanmayı bekleyen duyguları canlandırmıştı Mekânım Datça olsun diye boşuna dememişti büyük Şair Can Yücel Zaten ünlü bilgin Strabon un Tanrı çok sevdiği kulunu uzun ömürlü olsun diye Datça ya gönderirmiş sözü de bunu doğruluyordu Bu sözler haklı ve gerçekçi bir tanımlamaydı Hem de Datça nın başlı başına bir reklamıydı İşte orası tam da burasıydı Son zamanlarda sıkça rastladığı bir sloganı hatırladı Acelen varsa ne işin var Datça da Hem de çok doğruydu Çünkü Datça hayatın son derece yavaş aktığı olağan üstü bir yerdi Bozulmamış doğasıyla ve doğallıklarını henüz yitirmemiş insanlarıyla Buluşacakları kafenin tabelasını gördüğünde yol yorgunluğunun tadını çıkarmaya gelmişti sıra Ağaçların altında sıralanmış masalar şimdiden yarı yarıya dolmuştu Dalların arasına gerili kablolardan kocaman ampuller sallanıyordu Arka fonda çalan enfes şarkılar kulaklarını okşuyordu Öyle sıradan değildi hiçbirisi Sahile bakan bir masaya ilişti ve etrafı şöyle bir süzdü Böylesine büyülü bir ortamın yarattığı atmosfer günün hemen ertesinde yaşayacaklarının adeta provasıydı Yeni bir aşka yelken açmak isteyip de bir türlü bulamadığı o rüzgar hafiften esmeye başlamıştı img src https s3 eu west 1 amazonaws com dia kitadagitim ckeditor_assets pictures 53 content_1_original_original jpg alt height 15 width 15 font size 1 color white font img