Elveda — Osman Öndeş

Elveda
Osman ÖndeşAlfa Yayınları
Elveda
Osman ÖndeşArtık vakit sabaha karşıdır Üsküdar Doğancılar semtinde sabahın alacakaranlığı hüküm sürerken İmrahor a doğru sessizce yürümekte olan genç adamı gören olmamıştır Salacak Sinanpaşa Mahallesi ndeki ahşap evlerinden usulca çıkmış Şemsipaşa ya doğru adımlarını atarken çekingendir dalgındır Mayıs ayının ikinci sabahıdır Kuzeyden gelen hafif rüzgârın etkisiyle sabahın serinliği vücudunu ürpertir Ama o artık bunların farkında bile değildir Yürür yürür ve daha nice yıllar sonrasında İmrahor Camii duvarında biraz soluklanır Sokakların yalnızlığını sabah ezanı sarar Ellerini açıp dua ettiğini kimseler görmeyecektir Nihayet sahile ulaşır Boğaz bütün coşkusuyla kuzeyden Marmara ya doğru şelaleler gibi akıp gitmektedir İşte orada yaşamın son katre ölüm şerbetini içmeye başlamıştır Elindeki torbayı hafifçe yere terk eder Sevgiyle ve muhabbetle sarıldığı eşi Zeynep Hanım a karşı ne diyeceğini bilemeyecek bir bunalımla sarsılırken beyni önüne geçemeyeceği bir tahribatın etkisinde onu bu fani dünyadan çekip almaktadır Oğlu Muzaffer ve kızı Atıfet gözlerinin önünden gitmeseler de göğsünü yakan ateşi dağlar kadar artan hasreti bastıran kendinden geçmişlik içersinde torbadakileri çıkartmaya başlar Sivil pardösüsünü de yere bırakır Pardösüsünün cebinde intihar etmekten başka çaresi kalmadığını anlatan iki mektubu vardır Sonra bu dünyada geri bırakacağı hiçbir hatıra kalmamışçasına Marmara ya uzanan denize doğru yürümeye başlar Sahilden kendini Boğaz ın akıntılarına bırakıverir Zorlu suların girdaplarında kayboluncaya kadar Gün ağardığında sahilden geçenler oracıkta terk edilmiş bir pardösüyü bir çift ayakkabıyı ve bir de hasır bastonu bulurlar Meraklar yerini korkuya bırakır ve gördüklerini bekçiye haber vererek bir felaketin cereyan etmiş olabileceğini anlatırlar

Alfa Yayınları
Artık vakit sabaha karşıdır Üsküdar Doğancılar semtinde sabahın alacakaranlığı hüküm sürerken İmrahor a doğru sessizce yürümekte olan genç adamı gören olmamıştır Salacak Sinanpaşa Mahallesi ndeki ahşap evlerinden usulca çıkmış Şemsipaşa ya doğru adımlarını atarken çekingendir dalgındır Mayıs ayının ikinci sabahıdır Kuzeyden gelen hafif rüzgârın etkisiyle sabahın serinliği vücudunu ürpertir Ama o artık bunların farkında bile değildir Yürür yürür ve daha nice yıllar sonrasında İmrahor Camii duvarında biraz soluklanır Sokakların yalnızlığını sabah ezanı sarar Ellerini açıp dua ettiğini kimseler görmeyecektir Nihayet sahile ulaşır Boğaz bütün coşkusuyla kuzeyden Marmara ya doğru şelaleler gibi akıp gitmektedir İşte orada yaşamın son katre ölüm şerbetini içmeye başlamıştır Elindeki torbayı hafifçe yere terk eder Sevgiyle ve muhabbetle sarıldığı eşi Zeynep Hanım a karşı ne diyeceğini bilemeyecek bir bunalımla sarsılırken beyni önüne geçemeyeceği bir tahribatın etkisinde onu bu fani dünyadan çekip almaktadır Oğlu Muzaffer ve kızı Atıfet gözlerinin önünden gitmeseler de göğsünü yakan ateşi dağlar kadar artan hasreti bastıran kendinden geçmişlik içersinde torbadakileri çıkartmaya başlar Sivil pardösüsünü de yere bırakır Pardösüsünün cebinde intihar etmekten başka çaresi kalmadığını anlatan iki mektubu vardır Sonra bu dünyada geri bırakacağı hiçbir hatıra kalmamışçasına Marmara ya uzanan denize doğru yürümeye başlar Sahilden kendini Boğaz ın akıntılarına bırakıverir Zorlu suların girdaplarında kayboluncaya kadar Gün ağardığında sahilden geçenler oracıkta terk edilmiş bir pardösüyü bir çift ayakkabıyı ve bir de hasır bastonu bulurlar Meraklar yerini korkuya bırakır ve gördüklerini bekçiye haber vererek bir felaketin cereyan etmiş olabileceğini anlatırlar

Alfa Yayıncılık
Artık vakit sabaha karşıdır Üsküdar Doğancılar semtinde sabahın alacakaranlığı hüküm sürerken İmrahor a doğru sessizce yürümekte olan genç adamı gören olmamıştır Salacak Sinanpaşa Mahallesi ndeki ahşap evlerinden usulca çıkmış Şemsipaşa ya doğru adımlarını atarken çekingendir dalgındır Mayıs ayının ikinci sabahıdır Kuzeyden gelen hafif rüzgârın etkisiyle sabahın serinliği vücudunu ürpertir Ama o artık bunların farkında bile değildir Yürür yürür ve daha nice yıllar sonrasında İmrahor Camii duvarında biraz soluklanır Sokakların yalnızlığını sabah ezanı sarar Ellerini açıp dua ettiğini kimseler görmeyecektir Nihayet sahile ulaşır Boğaz bütün coşkusuyla kuzeyden Marmara ya doğru şelaleler gibi akıp gitmektedir İşte orada yaşamın son katre ölüm şerbetini içmeye başlamıştır Elindeki torbayı hafifçe yere terk eder Sevgiyle ve muhabbetle sarıldığı eşi Zeynep Hanım a karşı ne diyeceğini bilemeyecek bir bunalımla sarsılırken beyni önüne geçemeyeceği bir tahribatın etkisinde onu bu fani dünyadan çekip almaktadır Oğlu Muzaffer ve kızı Atıfet gözlerinin önünden gitmeseler de göğsünü yakan ateşi dağlar kadar artan hasreti bastıran kendinden geçmişlik içersinde torbadakileri çıkartmaya başlar Sivil pardösüsünü de yere bırakır Pardösüsünün cebinde intihar etmekten başka çaresi kalmadığını anlatan iki mektubu vardır Sonra bu dünyada geri bırakacağı hiçbir hatıra kalmamışçasına Marmara ya uzanan denize doğru yürümeye başlar Sahilden kendini Boğaz ın akıntılarına bırakıverir Zorlu suların girdaplarında kayboluncaya kadar Gün ağardığında sahilden geçenler oracıkta terk edilmiş bir pardösüyü bir çift ayakkabıyı ve bir de hasır bastonu bulurlar Meraklar yerini korkuya bırakır ve gördüklerini bekçiye haber vererek bir felaketin cereyan etmiş olabileceğini anlatırlar Tanıtım Bülteninden Sayfa Sayısı 390 Baskı Yılı 2014 Dili Türkçe Yayınevi Alfa Yayıncılık

Alfa Basım Yayım Dağıtım
Artık vakit sabaha karşıdır Üsküdar Doğancılar semtinde sabahın alacakaranlığı hüküm sürerken İmrahor a doğru sessizce yürümekte olan genç adamı gören olmamıştır Salacak Sinanpaşa Mahallesi ndeki ahşap evlerinden usulca çıkmış Şemsipaşa ya doğru adımlarını atarken çekingendir dalgındır Mayıs ayının ikinci sabahıdır Kuzeyden gelen hafif rüzgârın etkisiyle sabahın serinliği vücudunu ürpertir Ama o artık bunların farkında bile değildir Yürür yürür ve daha nice yıllar sonrasında İmrahor Camii duvarında biraz soluklanır Sokakların yalnızlığını sabah ezanı sarar Ellerini açıp dua ettiğini kimseler görmeyecektir Nihayet sahile ulaşır Boğaz bütün coşkusuyla kuzeyden Marmara ya doğru şelaleler gibi akıp gitmektedir İşte orada yaşamın son katre ölüm şerbetini içmeye başlamıştır Elindeki torbayı hafifçe yere terk eder Sevgiyle ve muhabbetle sarıldığı eşi Zeynep Hanım a karşı ne diyeceğini bilemeyecek bir bunalımla sarsılırken beyni önüne geçemeyeceği bir tahribatın etkisinde onu bu fani dünyadan çekip almaktadır Oğlu Muzaffer ve kızı Atıfet gözlerinin önünden gitmeseler de göğsünü yakan ateşi dağlar kadar artan hasreti bastıran kendinden geçmişlik içersinde torbadakileri çıkartmaya başlar Sivil pardösüsünü de yere bırakır Pardösüsünün cebinde intihar etmekten başka çaresi kalmadığını anlatan iki mektubu vardır Sonra bu dünyada geri bırakacağı hiçbir hatıra kalmamışçasına Marmara ya uzanan denize doğru yürümeye başlar Sahilden kendini Boğaz ın akıntılarına bırakıverir Zorlu suların girdaplarında kayboluncaya kadar Gün ağardığında sahilden geçenler oracıkta terk edilmiş bir pardösüyü bir çift ayakkabıyı ve bir de hasır bastonu bulurlar Meraklar yerini korkuya bırakır ve gördüklerini bekçiye haber vererek bir felaketin cereyan etmiş olabileceğini anlatırlar

Alfa Yayınları
Artık vakit sabaha karşıdır Üsküdar Doğancılar semtinde sabahın alacakaranlığı hüküm sürerken İmrahor a doğru sessizce yürümekte olan genç adamı gören olmamıştır Salacak Sinanpaşa Mahallesi ndeki ahşap evlerinden usulca çıkmış Şemsipaşa ya doğru adımlarını atarken çekingendir dalgındır Mayıs ayının ikinci sabahıdır Kuzeyden gelen hafif rüzgârın etkisiyle sabahın serinliği vücudunu ürpertir Ama o artık bunların farkında bile değildir Yürür yürür ve daha nice yıllar sonrasında İmrahor Camii duvarında biraz soluklanır Sokakların yalnızlığını sabah ezanı sarar Ellerini açıp dua ettiğini kimseler görmeyecektir Nihayet sahile ulaşır Boğaz bütün coşkusuyla kuzeyden Marmara ya doğru şelaleler gibi akıp gitmektedir İşte orada yaşamın son katre ölüm şerbetini içmeye başlamıştır Elindeki torbayı hafifçe yere terk eder Sevgiyle ve muhabbetle sarıldığı eşi Zeynep Hanım a karşı ne diyeceğini bilemeyecek bir bunalımla sarsılırken beyni önüne geçemeyeceği bir tahribatın etkisinde onu bu fani dünyadan çekip almaktadır Oğlu Muzaffer ve kızı Atıfet gözlerinin önünden gitmeseler de göğsünü yakan ateşi dağlar kadar artan hasreti bastıran kendinden geçmişlik içersinde torbadakileri çıkartmaya başlar Sivil pardösüsünü de yere bırakır Pardösüsünün cebinde intihar etmekten başka çaresi kalmadığını anlatan iki mektubu vardır Sonra bu dünyada geri bırakacağı hiçbir hatıra kalmamışçasına Marmara ya uzanan denize doğru yürümeye başlar Sahilden kendini Boğaz ın akıntılarına bırakıverir Zorlu suların girdaplarında kayboluncaya kadar Gün ağardığında sahilden geçenler oracıkta terk edilmiş bir pardösüyü bir çift ayakkabıyı ve bir de hasır bastonu bulurlar Meraklar yerini korkuya bırakır ve gördüklerini bekçiye haber vererek bir felaketin cereyan etmiş olabileceğini anlatırlar

Alfa Yayınları
Artık vakit sabaha karşıdır Üsküdar Doğancılar semtinde sabahın alacakaranlığı hüküm sürerken İmrahor a doğru sessizce yürümekte olan genç adamı gören olmamıştır Salacak Sinanpaşa Mahallesi ndeki ahşap evlerinden usulca çıkmış Şemsipaşa ya doğru adımlarını atarken çekingendir dalgındır Mayıs ayının ikinci sabahıdır Kuzeyden gelen hafif rüzgârın etkisiyle sabahın serinliği vücudunu ürpertir Ama o artık bunların farkında bile değildir Yürür yürür ve daha nice yıllar sonrasında İmrahor Camii duvarında biraz soluklanır Sokakların yalnızlığını sabah ezanı sarar Ellerini açıp dua ettiğini kimseler görmeyecektir Nihayet sahile ulaşır Boğaz bütün coşkusuyla kuzeyden Marmara ya doğru şelaleler gibi akıp gitmektedir İşte orada yaşamın son katre ölüm şerbetini içmeye başlamıştır Elindeki torbayı hafifçe yere terk eder Sevgiyle ve muhabbetle sarıldığı eşi Zeynep Hanım a karşı ne diyeceğini bilemeyecek bir bunalımla sarsılırken beyni önüne geçemeyeceği bir tahribatın etkisinde onu bu fani dünyadan çekip almaktadır Oğlu Muzaffer ve kızı Atıfet gözlerinin önünden gitmeseler de göğsünü yakan ateşi dağlar kadar artan hasreti bastıran kendinden geçmişlik içersinde torbadakileri çıkartmaya başlar Sivil pardösüsünü de yere bırakır Pardösüsünün cebinde intihar etmekten başka çaresi kalmadığını anlatan iki mektubu vardır Sonra bu dünyada geri bırakacağı hiçbir hatıra kalmamışçasına Marmara ya uzanan denize doğru yürümeye başlar Sahilden kendini Boğaz ın akıntılarına bırakıverir Zorlu suların girdaplarında kayboluncaya kadar Gün ağardığında sahilden geçenler oracıkta terk edilmiş bir pardösüyü bir çift ayakkabıyı ve bir de hasır bastonu bulurlar Meraklar yerini korkuya bırakır ve gördüklerini bekçiye haber vererek bir felaketin cereyan etmiş olabileceğini anlatırlar

ALFA YAYINLARI
Artık vakit sabaha karşıdır Üsküdar Doğancılar semtinde sabahın alacakaranlığı hüküm sürerken İmrahora doğru sessizce yürümekte olan genç adamı gören olmamıştır Salacak Sinanpaşa Mahallesindeki ahşap evlerinden usulca çıkmış Şemsipaşaya doğru adımlarını atarken çekingendir dalgındır Mayıs ayının ikinci sabahıdır Kuzeyden gelen hafif rüzgârın etkisiyle sabahın serinliği vücudunu ürpertir Ama o artık bunların farkında bile değildir Yürür yürür ve daha nice yıllar sonrasında İmrahor Camii duvarında biraz soluklanır Sokakların yalnızlığını sabah ezanı sarar Ellerini açıp dua ettiğini kimseler görmeyecektir Nihayet sahile ulaşır Boğaz bütün coşkusuyla kuzeyden Marmaraya doğru şelaleler gibi akıp gitmektedir İşte orada yaşamın son katre ölüm şerbetini içmeye başlamıştır Elindeki torbayı hafifçe yere terk eder Sevgiyle ve muhabbetle sarıldığı eşi Zeynep Hanıma karşı ne diyeceğini bilemeyecek bir bunalımla sarsılırken beyni önüne geçemeyeceği bir tahribatın etkisinde onu bu fani dünyadan çekip almaktadır Oğlu Muzaffer ve kızı Atıfet gözlerinin önünden gitmeseler de göğsünü yakan ateşi dağlar kadar artan hasreti bastıran kendinden geçmişlik içersinde torbadakileri çıkartmaya başlar Sivil pardösüsünü de yere bırakır Pardösüsünün cebinde intihar etmekten başka çaresi kalmadığını anlatan iki mektubu vardır Sonra bu dünyada geri bırakacağı hiçbir hatıra kalmamışçasına Marmaraya uzanan denize doğru yürümeye başlar Sahilden kendini Boğazın akıntılarına bırakıverir Zorlu suların girdaplarında kayboluncaya kadar Gün ağardığında sahilden geçenler oracıkta terk edilmiş bir pardösüyü bir çift ayakkabıyı ve bir de hasır bastonu bulurlar Meraklar yerini korkuya bırakır ve gördüklerini bekçiye haber vererek bir felaketin cereyan etmiş olabileceğini anlatırlar

Alfa Yayınları
Osman Öndeş tarafından kaleme alınan Elveda Alfa Yayınları eseri olarak okurlarla buluşuyor Elveda Osman Öndeş Kitap Özeti Artık vakit sabaha karşıdır Üsküdar Doğancılar semtinde sabahın alacakaranlığı hüküm sürerken İmrahor a doğru sessizce yürümekte olan genç adamı gören olmamıştır Salacak Sinanpaşa Mahallesi ndeki ahşap evlerinden usulca çıkmış Şemsipaşa ya doğru adımlarını atarken çekingendir dalgındır Mayıs ayının ikinci sabahıdır Kuzeyden gelen hafif rüzgârın etkisiyle sabahın serinliği vücudunu ürpertir Ama o artık bunların farkında bile değildir Yürür yürür ve daha nice yıllar sonrasında İmrahor Camii duvarında biraz soluklanır Sokakların yalnızlığını sabah ezanı sarar Ellerini açıp dua ettiğini kimseler görmeyecektir Nihayet sahile ulaşır Boğaz bütün coşkusuyla kuzeyden Marmara ya doğru şelaleler gibi akıp gitmektedir İşte orada yaşamın son katre ölüm şerbetini içmeye başlamıştır Elindeki torbayı hafifçe yere terk eder Sevgiyle ve muhabbetle sarıldığı eşi Zeynep Hanım a karşı ne diyeceğini bilemeyecek bir bunalımla sarsılırken beyni önüne geçemeyeceği bir tahribatın etkisinde onu bu fani dünyadan çekip almaktadır Oğlu Muzaffer ve kızı Atıfet gözlerinin önünden gitmeseler de göğsünü yakan ateşi dağlar kadar artan hasreti bastıran kendinden geçmişlik içersinde torbadakileri çıkartmaya başlar Sivil pardösüsünü de yere bırakır Pardösüsünün cebinde intihar etmekten başka çaresi kalmadığını anlatan iki mektubu vardır Sonra bu dünyada geri bırakacağı hiçbir hatıra kalmamışçasına Marmara ya uzanan denize doğru yürümeye başlar Sahilden kendini Boğaz ın akıntılarına bırakıverir Zorlu suların girdaplarında kayboluncaya kadar Gün ağardığında sahilden geçenler oracıkta terk edilmiş bir pardösüyü bir çift ayakkabıyı ve bir de hasır bastonu bulurlar Meraklar yerini korkuya bırakır ve gördüklerini bekçiye haber vererek bir felaketin cereyan etmiş olabileceğini anlatırlar Yayınevi Alfa Yayınları Yazar Osman Öndeş Sayfa 390 Sayfa Kağıt 2 Hamur Boyut 13 50x21 00 cm Basım Yılı Mayıs 2014 Barkod 9786051068565 Kategori Anı Mektup Günlük Anlatı Türk Edebiyatı

Alfa
Artık vakit sabaha karşıdır Üsküdar Doğancılar semtinde sabahın alacakaranlığı hüküm sürerken İmrahor a doğru sessizce yürümekte olan genç adamı gören olmamıştır Salacak Sinanpaşa Mahallesi ndeki ahşap evlerinden usulca çıkmış Şemsipaşa ya doğru adımlarını atarken çekingendir dalgındır Mayıs ayının ikinci sabahıdır Kuzeyden gelen hafif rüzgârın etkisiyle sabahın serinliği vücudunu ürpertir Ama o artık bunların farkında bile değildir Yürür yürür ve daha nice yıllar sonrasında İmrahor Camii duvarında biraz soluklanır Sokakların yalnızlığını sabah ezanı sarar Ellerini açıp dua ettiğini kimseler görmeyecektir Nihayet sahile ulaşır Boğaz bütün coşkusuyla kuzeyden Marmara ya doğru şelaleler gibi akıp gitmektedir İşte orada yaşamın son katre ölüm şerbetini içmeye başlamıştır Elindeki torbayı hafifçe yere terk eder Sevgiyle ve muhabbetle sarıldığı eşi Zeynep Hanım a karşı ne diyeceğini bilemeyecek bir bunalımla sarsılırken beyni önüne geçemeyeceği bir tahribatın etkisinde onu bu fani dünyadan çekip almaktadır Oğlu Muzaffer ve kızı Atıfet gözlerinin önünden gitmeseler de göğsünü yakan ateşi dağlar kadar artan hasreti bastıran kendinden geçmişlik içersinde torbadakileri çıkartmaya başlar Sivil pardösüsünü de yere bırakır Pardösüsünün cebinde intihar etmekten başka çaresi kalmadığını anlatan iki mektubu vardır Sonra bu dünyada geri bırakacağı hiçbir hatıra kalmamışçasına Marmara ya uzanan denize doğru yürümeye başlar Sahilden kendini Boğaz ın akıntılarına bırakıverir Zorlu suların girdaplarında kayboluncaya kadar Gün ağardığında sahilden geçenler oracıkta terk edilmiş bir pardösüyü bir çift ayakkabıyı ve bir de hasır bastonu bulurlar Meraklar yerini korkuya bırakır ve gördüklerini bekçiye haber vererek bir felaketin cereyan etmiş olabileceğini anlatırlar

Alfa Basım Yayım Dağıtım
Artık vakit sabaha karşıdır Üsküdar Doğancılar semtinde sabahın alacakaranlığı hüküm sürerken İmrahor a doğru sessizce yürümekte olan genç adamı gören olmamıştır Salacak Sinanpaşa Mahallesi ndeki ahşap evlerinden usulca çıkmış Şemsipaşa ya doğru adımlarını atarken çekingendir dalgındır Mayıs ayının ikinci sabahıdır Kuzeyden gelen hafif rüzgârın etkisiyle sabahın serinliği vücudunu ürpertir Ama o artık bunların farkında bile değildir Yürür yürür ve daha nice yıllar sonrasında İmrahor Camii duvarında biraz soluklanır Sokakların yalnızlığını sabah ezanı sarar Ellerini açıp dua ettiğini kimseler görmeyecektir Nihayet sahile ulaşır Boğaz bütün coşkusuyla kuzeyden Marmara ya doğru şelaleler gibi akıp gitmektedir İşte orada yaşamın son katre ölüm şerbetini içmeye başlamıştır Elindeki torbayı hafifçe yere terk eder Sevgiyle ve muhabbetle sarıldığı eşi Zeynep Hanım a karşı ne diyeceğini bilemeyecek bir bunalımla sarsılırken beyni önüne geçemeyeceği bir tahribatın etkisinde onu bu fani dünyadan çekip almaktadır Oğlu Muzaffer ve kızı Atıfet gözlerinin önünden gitmeseler de göğsünü yakan ateşi dağlar kadar artan hasreti bastıran kendinden geçmişlik içersinde torbadakileri çıkartmaya başlar Sivil pardösüsünü de yere bırakır Pardösüsünün cebinde intihar etmekten başka çaresi kalmadığını anlatan iki mektubu vardır Sonra bu dünyada geri bırakacağı hiçbir hatıra kalmamışçasına Marmara ya uzanan denize doğru yürümeye başlar Sahilden kendini Boğaz ın akıntılarına bırakıverir Zorlu suların girdaplarında kayboluncaya kadar Gün ağardığında sahilden geçenler oracıkta terk edilmiş bir pardösüyü bir çift ayakkabıyı ve bir de hasır bastonu bulurlar Meraklar yerini korkuya bırakır ve gördüklerini bekçiye haber vererek bir felaketin cereyan etmiş olabileceğini anlatırlar

Alfa Yayınları
Artık vakit sabaha karşıdır img src https s3 eu west 1 amazonaws com dia kitadagitim ckeditor_assets pictures 53 content_1_original_original jpg alt height 15 width 15 font size 1 color white font img