Faşist Roma Kemalist Tiran ve Kaybolmuş Makedonya — Falih Rıfkı Atay

Faşist Roma Kemalist Tiran ve Kaybolmuş Makedonya
Falih Rıfkı AtayPozitif Yayıncılık
Faşist Roma Kemalist Tiran ve Kaybolmuş Makedonya
Falih Rıfkı AtayFalih Rıfkı Atay ın sürükleyici zengin muhtevalı zıt görünüm ve olaylara dayanarak tezlerini savunan bir üslubu vardır Prof Dr İlber ORTAYLI 1931 Mayıs ındayız Palatino dan Forum un eski taşlarına bakıyorum İki bin senelik kaldırım üstünden kara gömlekli birkaç faşist ve kırmızı Vatikan keşişleri geçiyor Eski zamandan şu kırılmış sütun ve bu al cübbe kalmıştır Sütun iki bin küsur senelik cübbenin altındaki delikanlı 1931 yaşındadır ve ölmüş düsturların cesedidir Yeni zamanın kalbi kara gömlekli gencin göğsü altında çarpıyor Deniz ve iklimlere sığmayan imparatorluğun niçin battığını düşünmelisin Bu imparatorluktan kopan bütün Müslüman parçalarının istiklal bayrağı aynı sebeplerle düşebilir İmparatorluğu yiyen kurt genç ağaçların kökleri arasına saklanmıştır Şimdi bahar yağmuru ile yemyeşil serpilen yapraklar özsuyu eski zehirden temizlenmezse kolaylıkla sararıp dökülebilir İmparatorluk bir adım ötedeki Bulgaristan a bakarak çobanlarının nasıl efendi olduğunu sorar dururdu Az kaldı Bulgarlar efendilerinin çobanlığını göreceklerdi İstiklal bayrağı direk parçası üstünde değil yenileşmiş kafalar değişmiş ahlaklar yeni güneşlerin aydınlığını almış vicdanlar üstünde tutunabilir Bir Arnavut diyordu ki Bize eski zamandan bahsediyorsunuz Şimdi otomobile binsem on saat sonra huduttayım Kara listeler gümrük pasaport karşıma aşılmaz bir duvar çıkıyor İmparatorluk devrinde kollarımı sallaya sallaya Mekke ye Basra ya ve Erzurum a kadar giderdim Aşağıya bakıyorum Sırplar önünde geri gelen ordu o zaman bu yol olmadığı için işte bu dağların böğrüne saplanıp kalmıştı Bataklık ve çamur vardı Askerler at leşinden at leşine basarak yürümekteydiler Sabahleyin bütün Osmanlı ordusundan birlikte götürebilecek bir tek cebel topu kalmıştı Zabit koca Osmanlı İmparatorluğu ordusunun bu tek topuna hareket emri verdi Şimdi o toprakların üstünde bahar bir gül gibi bir karanfil gibi açıyor Eski Türk şarkılarının aksettiği ve çarıklarının çürüdüğü dağlar işte şu ufuk çizgisinin arkasında Manastır Eyüp kadar Türk olarak alıştığımız Manastır ötede Kosova Üsküp başımın içini Osmanlı hatırasının sert dalgaları karıştırıyor Bu hatıralar imparatorluk kartalının kopmuş kanat parçaları dökülmüş etleri yolunmuş derisi artık hayat verilmesi mümkün olmayan ceset parçalarıdır Tanıtım Bülteninden

Pozitif Yayınları
Falih Rıfkı Atay ın sürükleyici zengin muhtevalı zıt görünüm ve olaylara dayanarak tezlerini savunan bir üslubu vardır Prof Dr İlber ORTAYLI 1931 Mayıs ındayız Palatino dan Forum un eski taşlarına bakıyorum İki bin senelik kaldırım üstünden kara gömlekli birkaç faşist ve kırmızı Vatikan keşişleri geçiyor Eski zamandan şu kırılmış sütun ve bu al cübbe kalmıştır Sütun iki bin küsur senelik cübbenin altındaki delikanlı 1931 yaşındadır ve ölmüş düsturların cesedidir Yeni zamanın kalbi kara gömlekli gencin göğsü altında çarpıyor Deniz ve iklimlere sığmayan imparatorluğun niçin battığını düşünmelisin Bu imparatorluktan kopan bütün Müslüman parçalarının istiklal bayrağı aynı sebeplerle düşebilir İmparatorluğu yiyen kurt genç ağaçların kökleri arasına saklanmıştır Şimdi bahar yağmuru ile yemyeşil serpilen yapraklar özsuyu eski zehirden temizlenmezse kolaylıkla sararıp dökülebilir İmparatorluk bir adım ötedeki Bulgaristan a bakarak çobanlarının nasıl efendi olduğunu sorar dururdu Az kaldı Bulgarlar efendilerinin çobanlığını göreceklerdi İstiklal bayrağı direk parçası üstünde değil yenileşmiş kafalar değişmiş ahlaklar yeni güneşlerin aydınlığını almış vicdanlar üstünde tutunabilir Bir Arnavut diyordu ki Bize eski zamandan bahsediyorsunuz Şimdi otomobile binsem on saat sonra huduttayım Kara listeler gümrük pasaport karşıma aşılmaz bir duvar çıkıyor İmparatorluk devrinde kollarımı sallaya sallaya Mekke ye Basra ya ve Erzurum a kadar giderdim Aşağıya bakıyorum Sırplar önünde geri gelen ordu o zaman bu yol olmadığı için işte bu dağların böğrüne saplanıp kalmıştı Bataklık ve çamur vardı Askerler at leşinden at leşine basarak yürümekteydiler Sabahleyin bütün Osmanlı ordusundan birlikte götürebilecek bir tek cebel topu kalmıştı Zabit koca Osmanlı İmparatorluğu ordusunun bu tek topuna hareket emri verdi Şimdi o toprakların üstünde bahar bir gül gibi bir karanfil gibi açıyor Eski Türk şarkılarının aksettiği ve çarıklarının çürüdüğü dağlar işte şu ufuk çizgisinin arkasında Manastır Eyüp kadar Türk olarak alıştığımız Manastır ötede Kosova Üsküp başımın içini Osmanlı hatırasının sert dalgaları karıştırıyor Bu hatıralar imparatorluk kartalının kopmuş kanat parçaları dökülmüş etleri yolunmuş derisi artık hayat verilmesi mümkün olmayan ceset parçalarıdır

Pozitif Yayınları
Falih Rıfkı Atay ın sürükleyici zengin muhtevalı zıt görünüm ve olaylara dayanarak tezlerini savunan bir üslubu vardır Prof Dr İlber ORTAYLI 1931 Mayıs ındayız Palatino dan Forum un eski taşlarına bakıyorum İki bin senelik kaldırım üstünden kara gömlekli birkaç faşist ve kırmızı Vatikan keşişleri geçiyor Eski zamandan şu kırılmış sütun ve bu al cübbe kalmıştır Sütun iki bin küsur senelik cübbenin altındaki delikanlı 1931 yaşındadır ve ölmüş düsturların cesedidir Yeni zamanın kalbi kara gömlekli gencin göğsü altında çarpıyor Deniz ve iklimlere sığmayan imparatorluğun niçin battığını düşünmelisin Bu imparatorluktan kopan bütün Müslüman parçalarının istiklal bayrağı aynı sebeplerle düşebilir İmparatorluğu yiyen kurt genç ağaçların kökleri arasına saklanmıştır Şimdi bahar yağmuru ile yemyeşil serpilen yapraklar özsuyu eski zehirden temizlenmezse kolaylıkla sararıp dökülebilir İmparatorluk bir adım ötedeki Bulgaristan a bakarak çobanlarının nasıl efendi olduğunu sorar dururdu Az kaldı Bulgarlar efendilerinin çobanlığını göreceklerdi İstiklal bayrağı direk parçası üstünde değil yenileşmiş kafalar değişmiş ahlaklar yeni güneşlerin aydınlığını almış vicdanlar üstünde tutunabilir Bir Arnavut diyordu ki Bize eski zamandan bahsediyorsunuz Şimdi otomobile binsem on saat sonra huduttayım Kara listeler gümrük pasaport karşıma aşılmaz bir duvar çıkıyor İmparatorluk devrinde kollarımı sallaya sallaya Mekke ye Basra ya ve Erzurum a kadar giderdim Aşağıya bakıyorum Sırplar önünde geri gelen ordu o zaman bu yol olmadığı için işte bu dağların böğrüne saplanıp kalmıştı Bataklık ve çamur vardı Askerler at leşinden at leşine basarak yürümekteydiler Sabahleyin bütün Osmanlı ordusundan birlikte götürebilecek bir tek cebel topu kalmıştı Zabit koca Osmanlı İmparatorluğu ordusunun bu tek topuna hareket emri verdi Şimdi o toprakların üstünde bahar bir gül gibi bir karanfil gibi açıyor Eski Türk şarkılarının aksettiği ve çarıklarının çürüdüğü dağlar işte şu ufuk çizgisinin arkasında Manastır Eyüp kadar Türk olarak alıştığımız Manastır ötede Kosova Üsküp başımın içini Osmanlı hatırasının sert dalgaları karıştırıyor Bu hatıralar imparatorluk kartalının kopmuş kanat parçaları dökülmüş etleri yolunmuş derisi artık hayat verilmesi mümkün olmayan ceset parçalarıdır

Pozitif Yayınları
Falih Rıfkı Atay ın sürükleyici zengin muhtevalı zıt görünüm ve olaylara dayanarak tezlerini savunan bir üslubu vardır Prof Dr İlber ORTAYLI 1931 Mayıs ındayız Palatino dan Forum un eski taşlarına bakıyorum İki bin senelik kaldırım üstünden kara gömlekli birkaç faşist ve kırmızı Vatikan keşişleri geçiyor Eski zamandan şu kırılmış sütun ve bu al cübbe kalmıştır Sütun iki bin küsur senelik cübbenin altındaki delikanlı 1931 yaşındadır ve ölmüş düsturların cesedidir Yeni zamanın kalbi kara gömlekli gencin göğsü altında çarpıyor Deniz ve iklimlere sığmayan imparatorluğun niçin battığını düşünmelisin Bu imparatorluktan kopan bütün Müslüman parçalarının istiklal bayrağı aynı sebeplerle düşebilir İmparatorluğu yiyen kurt genç ağaçların kökleri arasına saklanmıştır Şimdi bahar yağmuru ile yemyeşil serpilen yapraklar özsuyu eski zehirden temizlenmezse kolaylıkla sararıp dökülebilir İmparatorluk bir adım ötedeki Bulgaristan a bakarak çobanlarının nasıl efendi olduğunu sorar dururdu Az kaldı Bulgarlar efendilerinin çobanlığını göreceklerdi İstiklal bayrağı direk parçası üstünde değil yenileşmiş kafalar değişmiş ahlaklar yeni güneşlerin aydınlığını almış vicdanlar üstünde tutunabilir Bir Arnavut diyordu ki Bize eski zamandan bahsediyorsunuz Şimdi otomobile binsem on saat sonra huduttayım Kara listeler gümrük pasaport karşıma aşılmaz bir duvar çıkıyor İmparatorluk devrinde kollarımı sallaya sallaya Mekke ye Basra ya ve Erzurum a kadar giderdim Aşağıya bakıyorum Sırplar önünde geri gelen ordu o zaman bu yol olmadığı için işte bu dağların böğrüne saplanıp kalmıştı Bataklık ve çamur vardı Askerler at leşinden at leşine basarak yürümekteydiler Sabahleyin bütün Osmanlı ordusundan birlikte götürebilecek bir tek cebel topu kalmıştı Zabit koca Osmanlı İmparatorluğu ordusunun bu tek topuna hareket emri verdi Şimdi o toprakların üstünde bahar bir gül gibi bir karanfil gibi açıyor Eski Türk şarkılarının aksettiği ve çarıklarının çürüdüğü dağlar işte şu ufuk çizgisinin arkasında Manastır Eyüp kadar Türk olarak alıştığımız Manastır ötede Kosova Üsküp başımın içini Osmanlı hatırasının sert dalgaları karıştırıyor Bu hatıralar imparatorluk kartalının kopmuş kanat parçaları dökülmüş etleri yolunmuş derisi artık hayat verilmesi mümkün olmayan ceset parçalarıdır

Pozitif Yayıncılık
Falih Rıfkı Atay ın sürükleyici zengin muhtevalı zıt görünüm ve olaylara dayanarak tezlerini savunan bir üslubu vardır Prof Dr İlber ORTAYLI 1931 Mayıs ındayız Palatino dan Forum un eski taşlarına bakıyorum İki bin senelik kaldırım üstünden kara gömlekli birkaç faşist ve kırmızı Vatikan keşişleri geçiyor Eski zamandan şu kırılmış sütun ve bu al cübbe kalmıştır Sütun iki bin küsur senelik cübbenin altındaki delikanlı 1931 yaşındadır ve ölmüş düsturların cesedidir Yeni zamanın kalbi kara gömlekli gencin göğsü altında çarpıyor Deniz ve iklimlere sığmayan imparatorluğun niçin battığını düşünmelisin Bu imparatorluktan kopan bütün Müslüman parçalarının istiklal bayrağı aynı sebeplerle düşebilir İmparatorluğu yiyen kurt genç ağaçların kökleri arasına saklanmıştır Şimdi bahar yağmuru ile yemyeşil serpilen yapraklar özsuyu eski zehirden temizlenmezse kolaylıkla sararıp dökülebilir İmparatorluk bir adım ötedeki Bulgaristan a bakarak çobanlarının nasıl efendi olduğunu sorar dururdu Az kaldı Bulgarlar efendilerinin çobanlığını göreceklerdi İstiklal bayrağı direk parçası üstünde değil yenileşmiş kafalar değişmiş ahlaklar yeni güneşlerin aydınlığını almış vicdanlar üstünde tutunabilir Bir Arnavut diyordu ki Bize eski zamandan bahsediyorsunuz Şimdi otomobile binsem on saat sonra huduttayım Kara listeler gümrük pasaport karşıma aşılmaz bir duvar çıkıyor İmparatorluk devrinde kollarımı sallaya sallaya Mekke ye Basra ya ve Erzurum a kadar giderdim Aşağıya bakıyorum Sırplar önünde geri gelen ordu o zaman bu yol olmadığı için işte bu dağların böğrüne saplanıp kalmıştı Bataklık ve çamur vardı Askerler at leşinden at leşine basarak yürümekteydiler Sabahleyin bütün Osmanlı ordusundan birlikte götürebilecek bir tek cebel topu kalmıştı Zabit koca Osmanlı İmparatorluğu ordusunun bu tek topuna hareket emri verdi Şimdi o toprakların üstünde bahar bir gül gibi bir karanfil gibi açıyor Eski Türk şarkılarının aksettiği ve çarıklarının çürüdüğü dağlar işte şu ufuk çizgisinin arkasında Manastır Eyüp kadar Türk olarak alıştığımız Manastır ötede Kosova Üsküp başımın içini Osmanlı hatırasının sert dalgaları karıştırıyor Bu hatıralar imparatorluk kartalının kopmuş kanat parçaları dökülmüş etleri yolunmuş derisi artık hayat verilmesi mümkün olmayan ceset parçalarıdır Tanıtım Bülteninden

Pozitif Yayınları
Falih Rıfkı Atay ın sürükleyici zengin muhtevalı zıt görünüm ve olaylara dayanarak tezlerini savunan bir üslubu vardır Prof Dr İlber ORTAYLI 1931 Mayıs ındayız Palatino dan Forum un eski taşlarına bakıyorum İki bin senelik kaldırım üstünden kara gömlekli birkaç faşist ve kırmızı Vatikan keşişleri geçiyor Eski zamandan şu kırılmış sütun ve bu al cübbe kalmıştır Sütun iki bin küsur senelik cübbenin altındaki delikanlı 1931 yaşındadır ve ölmüş düsturların cesedidir Yeni zamanın kalbi kara gömlekli gencin göğsü altında çarpıyor Deniz ve iklimlere sığmayan imparatorluğun niçin battığını düşünmelisin Bu imparatorluktan kopan bütün Müslüman parçalarının istiklal bayrağı aynı sebeplerle düşebilir İmparatorluğu yiyen kurt genç ağaçların kökleri arasına saklanmıştır Şimdi bahar yağmuru ile yemyeşil serpilen yapraklar özsuyu eski zehirden temizlenmezse kolaylıkla sararıp dökülebilir İmparatorluk bir adım ötedeki Bulgaristan a bakarak çobanlarının nasıl efendi olduğunu sorar dururdu Az kaldı Bulgarlar efendilerinin çobanlığını göreceklerdi İstiklal bayrağı direk parçası üstünde değil yenileşmiş kafalar değişmiş ahlaklar yeni güneşlerin aydınlığını almış vicdanlar üstünde tutunabilir Bir Arnavut diyordu ki Bize eski zamandan bahsediyorsunuz Şimdi otomobile binsem on saat sonra huduttayım Kara listeler gümrük pasaport karşıma aşılmaz bir duvar çıkıyor İmparatorluk devrinde kollarımı sallaya sallaya Mekke ye Basra ya ve Erzurum a kadar giderdim Aşağıya bakıyorum Sırplar önünde geri gelen ordu o zaman bu yol olmadığı için işte bu dağların böğrüne saplanıp kalmıştı Bataklık ve çamur vardı Askerler at leşinden at leşine basarak yürümekteydiler Sabahleyin bütün Osmanlı ordusundan birlikte götürebilecek bir tek cebel topu kalmıştı Zabit koca Osmanlı İmparatorluğu ordusunun bu tek topuna hareket emri verdi Şimdi o toprakların üstünde bahar bir gül gibi bir karanfil gibi açıyor Eski Türk şarkılarının aksettiği ve çarıklarının çürüdüğü dağlar işte şu ufuk çizgisinin arkasında Manastır Eyüp kadar Türk olarak alıştığımız Manastır ötede Kosova Üsküp başımın içini Osmanlı hatırasının sert dalgaları karıştırıyor Bu hatıralar imparatorluk kartalının kopmuş kanat parçaları dökülmüş etleri yolunmuş derisi artık hayat verilmesi mümkün olmayan ceset parçalarıdır

Pozitif Yayınları
Falih Rıfkı Atay ın sürükleyici zengin muhtevalı zıt görünüm ve olaylara dayanarak tezlerini savunan bir üslubu vardır Prof Dr İlber ORTAYLI 1931 Mayıs ındayız Palatino dan Forum un eski taşlarına bakıyorum İki bin senelik kaldırım üstünden kara gömlekli birkaç faşist ve kırmızı Vatikan keşişleri geçiyor Eski zamandan şu kırılmış sütun ve bu al cübbe kalmıştır Sütun iki bin küsur senelik cübbenin altındaki delikanlı 1931 yaşındadır ve ölmüş düsturların cesedidir Yeni zamanın kalbi kara gömlekli gencin göğsü altında çarpıyor Deniz ve iklimlere sığmayan imparatorluğun niçin battığını düşünmelisin Bu imparatorluktan kopan bütün Müslüman parçalarının istiklal bayrağı aynı sebeplerle düşebilir İmparatorluğu yiyen kurt genç ağaçların kökleri arasına saklanmıştır Şimdi bahar yağmuru ile yemyeşil serpilen yapraklar özsuyu eski zehirden temizlenmezse kolaylıkla sararıp dökülebilir İmparatorluk bir adım ötedeki Bulgaristan a bakarak çobanlarının nasıl efendi olduğunu sorar dururdu Az kaldı Bulgarlar efendilerinin çobanlığını göreceklerdi İstiklal bayrağı direk parçası üstünde değil yenileşmiş kafalar değişmiş ahlaklar yeni güneşlerin aydınlığını almış vicdanlar üstünde tutunabilir Bir Arnavut diyordu ki Bize eski zamandan bahsediyorsunuz Şimdi otomobile binsem on saat sonra huduttayım Kara listeler gümrük pasaport karşıma aşılmaz bir duvar çıkıyor İmparatorluk devrinde kollarımı sallaya sallaya Mekke ye Basra ya ve Erzurum a kadar giderdim Aşağıya bakıyorum Sırplar önünde geri gelen ordu o zaman bu yol olmadığı için işte bu dağların böğrüne saplanıp kalmıştı Bataklık ve çamur vardı Askerler at leşinden at leşine basarak yürümekteydiler Sabahleyin bütün Osmanlı ordusundan birlikte götürebilecek bir tek cebel topu kalmıştı Zabit koca Osmanlı İmparatorluğu ordusunun bu tek topuna hareket emri verdi Şimdi o toprakların üstünde bahar bir gül gibi bir karanfil gibi açıyor Eski Türk şarkılarının aksettiği ve çarıklarının çürüdüğü dağlar işte şu ufuk çizgisinin arkasında Manastır Eyüp kadar Türk olarak alıştığımız Manastır ötede Kosova Üsküp başımın içini Osmanlı hatırasının sert dalgaları karıştırıyor Bu hatıralar imparatorluk kartalının kopmuş kanat parçaları dökülmüş etleri yolunmuş derisi artık hayat verilmesi mümkün olmayan ceset parçalarıdır

Pozitif
Falih Rıfkı Atay ın sürükleyici zengin muhtevalı zıt görünüm ve olaylara dayanarak tezlerini savunan bir üslubu vardır Prof Dr İlber ORTAYLI 1931 Mayıs ındayız Palatino dan Forum un eski taşlarına bakıyorum İki bin senelik kaldırım üstünden kara gömlekli birkaç faşist ve kırmızı Vatikan keşişleri geçiyor Eski zamandan şu kırılmış sütun ve bu al cübbe kalmıştır Sütun iki bin küsur senelik cübbenin altındaki delikanlı 1931 yaşındadır ve ölmüş düsturların cesedidir Yeni zamanın kalbi kara gömlekli gencin göğsü altında çarpıyor Deniz ve iklimlere sığmayan imparatorluğun niçin battığını düşünmelisin Bu imparatorluktan kopan bütün Müslüman parçalarının istiklal bayrağı aynı sebeplerle düşebilir İmparatorluğu yiyen kurt genç ağaçların kökleri arasına saklanmıştır Şimdi bahar yağmuru ile yemyeşil serpilen yapraklar özsuyu eski zehirden temizlenmezse kolaylıkla sararıp dökülebilir İmparatorluk bir adım ötedeki Bulgaristan a bakarak çobanlarının nasıl efendi olduğunu sorar dururdu Az kaldı Bulgarlar efendilerinin çobanlığını göreceklerdi İstiklal bayrağı direk parçası üstünde değil yenileşmiş kafalar değişmiş ahlaklar yeni güneşlerin aydınlığını almış vicdanlar üstünde tutunabilir Bir Arnavut diyordu ki Bize eski zamandan bahsediyorsunuz Şimdi otomobile binsem on saat sonra huduttayım Kara listeler gümrük pasaport karşıma aşılmaz bir duvar çıkıyor İmparatorluk devrinde kollarımı sallaya sallaya Mekke ye Basra ya ve Erzurum a kadar giderdim Aşağıya bakıyorum Sırplar önünde geri gelen ordu o zaman bu yol olmadığı için işte bu dağların böğrüne saplanıp kalmıştı Bataklık ve çamur vardı Askerler at leşinden at leşine basarak yürümekteydiler Sabahleyin bütün Osmanlı ordusundan birlikte götürebilecek bir tek cebel topu kalmıştı Zabit koca Osmanlı İmparatorluğu ordusunun bu tek topuna hareket emri verdi Şimdi o toprakların üstünde bahar bir gül gibi bir karanfil gibi açıyor Eski Türk şarkılarının aksettiği ve çarıklarının çürüdüğü dağlar işte şu ufuk çizgisinin arkasında Manastır Eyüp kadar Türk olarak alıştığımız Manastır ötede Kosova Üsküp başımın içini Osmanlı hatırasının sert dalgaları karıştırıyor Bu hatıralar imparatorluk kartalının kopmuş kanat parçaları dökülmüş etleri yolunmuş derisi artık hayat verilmesi mümkün olmayan ceset parçalarıdır

Pozitif Yayınları
Falih Rıfkı Atay ın sürükleyici zengin muhtevalı zıt görünüm ve olaylara dayanarak tezlerini savunan bir üslubu vardır Prof Dr İlber ORTAYLI 1931 Mayıs ındayız Palatino dan Forum un eski taşlarına bakıyorum İki bin senelik kaldırım üstünden kara gömlekli birkaç faşist ve kırmızı Vatikan keşişleri geçiyor Eski zamandan şu kırılmış sütun ve bu al cübbe kalmıştır Sütun iki bin küsur senelik cübbenin altındaki delikanlı 1931 yaşındadır ve ölmüş düsturların cesedidir Yeni zamanın kalbi kara gömlekli gencin göğsü altında çarpıyor Deniz ve iklimlere sığmayan imparatorluğun niçin battığını düşünmelisin Bu imparatorluktan kopan bütün Müslüman parçalarının istiklal bayrağı aynı sebeplerle düşebilir İmparatorluğu yiyen kurt genç ağaçların kökleri arasına saklanmıştır Şimdi bahar yağmuru ile yemyeşil serpilen yapraklar özsuyu eski zehirden temizlenmezse kolaylıkla sararıp dökülebilir İmparatorluk bir adım ötedeki Bulgaristan a bakarak çobanlarının nasıl efendi olduğunu sorar dururdu Az kaldı Bulgarlar efendilerinin çobanlığını göreceklerdi İstiklal bayrağı direk parçası üstünde değil yenileşmiş kafalar değişmiş ahlaklar yeni güneşlerin aydınlığını almış vicdanlar üstünde tutunabilir Bir Arnavut diyordu ki Bize eski zamandan bahsediyorsunuz Şimdi otomobile binsem on saat sonra huduttayım Kara listeler gümrük pasaport karşıma aşılmaz bir duvar çıkıyor İmparatorluk devrinde kollarımı sallaya sallaya Mekke ye Basra ya ve Erzurum a kadar giderdim Aşağıya bakıyorum Sırplar önünde geri gelen ordu o zaman bu yol olmadığı için işte bu dağların böğrüne saplanıp kalmıştı Bataklık ve çamur vardı Askerler at leşinden at leşine basarak yürümekteydiler Sabahleyin bütün Osmanlı ordusundan birlikte götürebilecek bir tek cebel topu kalmıştı Zabit koca Osmanlı İmparatorluğu ordusunun bu tek topuna hareket emri verdi Şimdi o toprakların üstünde bahar bir gül gibi bir karanfil gibi açıyor Eski Türk şarkılarının aksettiği ve çarıklarının çürüdüğü dağlar işte şu ufuk çizgisinin arkasında Manastır Eyüp kadar Türk olarak alıştığımız Manastır ötede Kosova Üsküp başımın içini Osmanlı hatırasının sert dalgaları karıştırıyor Bu hatıralar imparatorluk kartalının kopmuş kanat parçaları dökülmüş etleri yolunmuş derisi artık hayat verilmesi mümkün olmayan ceset parçalarıdır