Fıkıh Ahlak İlişkisi — Osman Nuri Ünsal

Fıkıh Ahlak İlişkisi
Osman Nuri ÜnsalFecr Yayınları
Fıkıh Ahlak İlişkisi
Osman Nuri ÜnsalBu çalışma İslam hukuk geleneğinde tarihsel olarak sarsılmaz bir birlikteliğe sahip olan ancak modern dönemin disipliner ayrışma süreçlerinde birbirinden kopuk algılanmaya başlanan fıkıh ve ahlâk disiplinleri arasındaki ilişkiyi sistematik bir perspektifle ele almaktadır Temel amaç fıkhın dışsal davranışları düzenleyen normatif bir kurallar silsilesi olmadığını bunun yanında ahlâkî değerlerle örülü bütüncül ve gaye eksenli bir değerler sistemi olduğunu ortaya koymaktır Araştırma boyunca fıkhın klasik tanımında yer alan kişinin lehine ve aleyhine olanı bilmesi ilkesinin salt hukuki bir teknikten ziyade derin bir ahlâkî sorumluluğu tazammun ettiği vurgulanmıştır Adalet ihsan hüsün kubuh ve hudûdullah gibi temel kavramlar aracılığıyla bu iki disiplin arasındaki yapısal ve anlamsal süreklilik kuramsal düzeyde temellendirilmiştir Bu bağlamda ef âl i mükellefîn diyânîkazâî hüküm ayrımı makâsıdü ş şerîa ve sedd i zerîa gibi usûlî araçlar normun şekilci yorumu ile maksat eksenli yaklaşım arasındaki dengeyi kurmak üzere yeniden yorumlanmıştır Çalışmanın uygulama safhasında ibadetlerden borçlar hukukuna aile hukukundan ceza ve yargılama süreçlerine kadar geniş bir yelpazede ahlâkî ilkelerin fıkhî hükümlere ne derece nüfuz ettiği analiz edilmiştir Karşılıklı rıza zararı önleme ve takvaya uygunluk gibi ilkelerin fıkhın sosyal adaleti ve bireysel erdemi önceleyen karakterini nasıl şekillendirdiği üzerinde durulmuştur Özellikle şer î hile tartışmaları ekseninde hukuki şekilciliğin ahlâkî özden kopmasının yarattığı yozlaşma eleştirilmiş lafzî meşruiyet ile sahici meşruluk arasındaki fark somut örneklerle irdelenmiştir Netice itibarıyla bu eser günümüzde hissedilen ahlâkî erozyonun temelinde fıkhın ruhundan ve ahlâkî derinliğinden uzaklaşılmasının yattığını savunmaktadır Kitap fıkhı bireyi kemale erdirmeyi hedefleyen ahlâk temelli bir sistem olarak yeniden konumlandırırken makâsıd eksenli bir fıkıh tasavvurunun çağdaş dünyada değer temelli bir hukuk bilinci inşa etmedeki hayati rolüne dikkat çekmektedir

Fecr Yayınları
Bu çalışma İslam hukuk geleneğinde tarihsel olarak sarsılmaz bir birlikteliğe sahip olan ancak modern dönemin disipliner ayrışma süreçlerinde birbirinden kopuk algılanmaya başlanan fıkıh ve ahlâk disiplinleri arasındaki ilişkiyi sistematik bir perspektifle ele almaktadır Temel amaç fıkhın dışsal davranışları düzenleyen normatif bir kurallar silsilesi olmadığını bunun yanında ahlâkî değerlerle örülü bütüncül ve gaye eksenli bir değerler sistemi olduğunu ortaya koymaktır Araştırma boyunca fıkhın klasik tanımında yer alan kişinin lehine ve aleyhine olanı bilmesi ilkesinin salt hukuki bir teknikten ziyade derin bir ahlâkî sorumluluğu tazammun ettiği vurgulanmıştır Adalet ihsan hüsün kubuh ve hudûdullah gibi temel kavramlar aracılığıyla bu iki disiplin arasındaki yapısal ve anlamsal süreklilik kuramsal düzeyde temellendirilmiştir Bu bağlamda ef âl i mükellefîn diyânîkazâî hüküm ayrımı makâsıdü ş şerîa ve sedd i zerîa gibi usûlî araçlar normun şekilci yorumu ile maksat eksenli yaklaşım arasındaki dengeyi kurmak üzere yeniden yorumlanmıştır Çalışmanın uygulama safhasında ibadetlerden borçlar hukukuna aile hukukundan ceza ve yargılama süreçlerine kadar geniş bir yelpazede ahlâkî ilkelerin fıkhî hükümlere ne derece nüfuz ettiği analiz edilmiştir Karşılıklı rıza zararı önleme ve takvaya uygunluk gibi ilkelerin fıkhın sosyal adaleti ve bireysel erdemi önceleyen karakterini nasıl şekillendirdiği üzerinde durulmuştur Özellikle şer î hile tartışmaları ekseninde hukuki şekilciliğin ahlâkî özden kopmasının yarattığı yozlaşma eleştirilmiş lafzî meşruiyet ile sahici meşruluk arasındaki fark somut örneklerle irdelenmiştir Netice itibarıyla bu eser günümüzde hissedilen ahlâkî erozyonun temelinde fıkhın ruhundan ve ahlâkî derinliğinden uzaklaşılmasının yattığını savunmaktadır Kitap fıkhı bireyi kemale erdirmeyi hedefleyen ahlâk temelli bir sistem olarak yeniden konumlandırırken makâsıd eksenli bir fıkıh tasavvurunun çağdaş dünyada değer temelli bir hukuk bilinci inşa etmedeki hayati rolüne dikkat çekmektedir

Fecr Yayınları
Bu çalışma İslam hukuk geleneğinde tarihsel olarak sarsılmaz bir birlikteliğe sahip olan ancak modern dönemin disipliner ayrışma süreçlerinde birbirinden kopuk algılanmaya başlanan fıkıh ve ahlâk disiplinleri arasındaki ilişkiyi sistematik bir perspektifle ele almaktadır Temel amaç fıkhın dışsal davranışları düzenleyen normatif bir kurallar silsilesi olmadığını bunun yanında ahlâkî değerlerle örülü bütüncül ve gaye eksenli bir değerler sistemi olduğunu ortaya koymaktır Araştırma boyunca fıkhın klasik tanımında yer alan kişinin lehine ve aleyhine olanı bilmesi ilkesinin salt hukuki bir teknikten ziyade derin bir ahlâkî sorumluluğu tazammun ettiği vurgulanmıştır Adalet ihsan hüsün kubuh ve hudûdullah gibi temel kavramlar aracılığıyla bu iki disiplin arasındaki yapısal ve anlamsal süreklilik kuramsal düzeyde temellendirilmiştir Bu bağlamda ef âl i mükellefîn diyânîkazâî hüküm ayrımı makâsıdü ş şerîa ve sedd i zerîa gibi usûlî araçlar normun şekilci yorumu ile maksat eksenli yaklaşım arasındaki dengeyi kurmak üzere yeniden yorumlanmıştır Çalışmanın uygulama safhasında ibadetlerden borçlar hukukuna aile hukukundan ceza ve yargılama süreçlerine kadar geniş bir yelpazede ahlâkî ilkelerin fıkhî hükümlere ne derece nüfuz ettiği analiz edilmiştir Karşılıklı rıza zararı önleme ve takvaya uygunluk gibi ilkelerin fıkhın sosyal adaleti ve bireysel erdemi önceleyen karakterini nasıl şekillendirdiği üzerinde durulmuştur Özellikle şer î hile tartışmaları ekseninde hukuki şekilciliğin ahlâkî özden kopmasının yarattığı yozlaşma eleştirilmiş lafzî meşruiyet ile sahici meşruluk arasındaki fark somut örneklerle irdelenmiştir Netice itibarıyla bu eser günümüzde hissedilen ahlâkî erozyonun temelinde fıkhın ruhundan ve ahlâkî derinliğinden uzaklaşılmasının yattığını savunmaktadır Kitap fıkhı bireyi kemale erdirmeyi hedefleyen ahlâk temelli bir sistem olarak yeniden konumlandırırken makâsıd eksenli bir fıkıh tasavvurunun çağdaş dünyada değer temelli bir hukuk bilinci inşa etmedeki hayati rolüne dikkat çekmektedir Tanıtım Bülteninden

Fecr Yayınları
Bu çalışma İslam hukuk geleneğinde tarihsel olarak sarsılmaz bir birlikteliğe sahip olan ancak modern dönemin disipliner ayrışma süreçlerinde birbirinden kopuk algılanmaya başlanan fıkıh ve ahlâk disiplinleri arasındaki ilişkiyi sistematik bir perspektifle ele almaktadır Temel amaç fıkhın dışsal davranışları düzenleyen normatif bir kurallar silsilesi olmadığını bunun yanında ahlâkî değerlerle örülü bütüncül ve gaye eksenli bir değerler sistemi olduğunu ortaya koymaktır Araştırma boyunca fıkhın klasik tanımında yer alan kişinin lehine ve aleyhine olanı bilmesi ilkesinin salt hukuki bir teknikten ziyade derin bir ahlâkî sorumluluğu tazammun ettiği vurgulanmıştır Adalet ihsan hüsün kubuh ve hudûdullah gibi temel kavramlar aracılığıyla bu iki disiplin arasındaki yapısal ve anlamsal süreklilik kuramsal düzeyde temellendirilmiştir Bu bağlamda ef âl i mükellefîn diyânîkazâî hüküm ayrımı makâsıdü ş şerîa ve sedd i zerîa gibi usûlî araçlar normun şekilci yorumu ile maksat eksenli yaklaşım arasındaki dengeyi kurmak üzere yeniden yorumlanmıştır Çalışmanın uygulama safhasında ibadetlerden borçlar hukukuna aile hukukundan ceza ve yargılama süreçlerine kadar geniş bir yelpazede ahlâkî ilkelerin fıkhî hükümlere ne derece nüfuz ettiği analiz edilmiştir Karşılıklı rıza zararı önleme ve takvaya uygunluk gibi ilkelerin fıkhın sosyal adaleti ve bireysel erdemi önceleyen karakterini nasıl şekillendirdiği üzerinde durulmuştur Özellikle şer î hile tartışmaları ekseninde hukuki şekilciliğin ahlâkî özden kopmasının yarattığı yozlaşma eleştirilmiş lafzî meşruiyet ile sahici meşruluk arasındaki fark somut örneklerle irdelenmiştir Netice itibarıyla bu eser günümüzde hissedilen ahlâkî erozyonun temelinde fıkhın ruhundan ve ahlâkî derinliğinden uzaklaşılmasının yattığını savunmaktadır Kitap fıkhı bireyi kemale erdirmeyi hedefleyen ahlâk temelli bir sistem olarak yeniden konumlandırırken makâsıd eksenli bir fıkıh tasavvurunun çağdaş dünyada değer temelli bir hukuk bilinci inşa etmedeki hayati rolüne dikkat çekmektedir

Fecr Yayınları
Bu çalışma İslam hukuk geleneğinde tarihsel olarak sarsılmaz bir birlikteliğe sahip olan ancak modern dönemin disipliner ayrışma süreçlerinde birbirinden kopuk algılanmaya başlanan fıkıh ve ahlâk disiplinleri arasındaki ilişkiyi sistematik bir perspektifle ele almaktadır Temel amaç fıkhın dışsal davranışları düzenleyen normatif bir kurallar silsilesi olmadığını bunun yanında ahlâkî değerlerle örülü bütüncül ve gaye eksenli bir değerler sistemi olduğunu ortaya koymaktır Araştırma boyunca fıkhın klasik tanımında yer alan kişinin lehine ve aleyhine olanı bilmesi ilkesinin salt hukuki bir teknikten ziyade derin bir ahlâkî sorumluluğu tazammun ettiği vurgulanmıştır Adalet ihsan hüsün kubuh ve hudûdullah gibi temel kavramlar aracılığıyla bu iki disiplin arasındaki yapısal ve anlamsal süreklilik kuramsal düzeyde temellendirilmiştir Bu bağlamda ef âl i mükellefîn diyânîkazâî hüküm ayrımı makâsıdü ş şerîa ve sedd i zerîa gibi usûlî araçlar normun şekilci yorumu ile maksat eksenli yaklaşım arasındaki dengeyi kurmak üzere yeniden yorumlanmıştır Çalışmanın uygulama safhasında ibadetlerden borçlar hukukuna aile hukukundan ceza ve yargılama süreçlerine kadar geniş bir yelpazede ahlâkî ilkelerin fıkhî hükümlere ne derece nüfuz ettiği analiz edilmiştir Karşılıklı rıza zararı önleme ve takvaya uygunluk gibi ilkelerin fıkhın sosyal adaleti ve bireysel erdemi önceleyen karakterini nasıl şekillendirdiği üzerinde durulmuştur Özellikle şer î hile tartışmaları ekseninde hukuki şekilciliğin ahlâkî özden kopmasının yarattığı yozlaşma eleştirilmiş lafzî meşruiyet ile sahici meşruluk arasındaki fark somut örneklerle irdelenmiştir Netice itibarıyla bu eser günümüzde hissedilen ahlâkî erozyonun temelinde fıkhın ruhundan ve ahlâkî derinliğinden uzaklaşılmasının yattığını savunmaktadır Kitap fıkhı bireyi kemale erdirmeyi hedefleyen ahlâk temelli bir sistem olarak yeniden konumlandırırken makâsıd eksenli bir fıkıh tasavvurunun çağdaş dünyada değer temelli bir hukuk bilinci inşa etmedeki hayati rolüne dikkat çekmektedir

Fecr Yayınları
Bu çalışma İslam hukuk geleneğinde tarihsel olarak sarsılmaz bir birlikteliğe sahip olan ancak modern dönemin disipliner ayrışma süreçlerinde birbirinden kopuk algılanmaya başlanan fıkıh ve ahlâk disiplinleri arasındaki ilişkiyi sistematik bir perspektifle ele almaktadır Temel amaç fıkhın dışsal davranışları düzenleyen normatif bir kurallar silsilesi olmadığını bunun yanında ahlâkî değerlerle örülü bütüncül ve gaye eksenli bir değerler sistemi olduğunu ortaya koymaktır Araştırma boyunca fıkhın klasik tanımında yer alan kişinin lehine ve aleyhine olanı bilmesi ilkesinin salt hukuki bir teknikten ziyade derin bir ahlâkî sorumluluğu tazammun ettiği vurgulanmıştır Adalet ihsan hüsün kubuh ve hudûdullah gibi temel kavramlar aracılığıyla bu iki disiplin arasındaki yapısal ve anlamsal süreklilik kuramsal düzeyde temellendirilmiştir Bu bağlamda ef âl i mükellefîn diyânîkazâî hüküm ayrımı makâsıdü ş şerîa ve sedd i zerîa gibi usûlî araçlar normun şekilci yorumu ile maksat eksenli yaklaşım arasındaki dengeyi kurmak üzere yeniden yorumlanmıştır Çalışmanın uygulama safhasında ibadetlerden borçlar hukukuna aile hukukundan ceza ve yargılama süreçlerine kadar geniş bir yelpazede ahlâkî ilkelerin fıkhî hükümlere ne derece nüfuz ettiği analiz edilmiştir Karşılıklı rıza zararı önleme ve takvaya uygunluk gibi ilkelerin fıkhın sosyal adaleti ve bireysel erdemi önceleyen karakterini nasıl şekillendirdiği üzerinde durulmuştur Özellikle şer î hile tartışmaları ekseninde hukuki şekilciliğin ahlâkî özden kopmasının yarattığı yozlaşma eleştirilmiş lafzî meşruiyet ile sahici meşruluk arasındaki fark somut örneklerle irdelenmiştir Netice itibarıyla bu eser günümüzde hissedilen ahlâkî erozyonun temelinde fıkhın ruhundan ve ahlâkî derinliğinden uzaklaşılmasının yattığını savunmaktadır Kitap fıkhı bireyi kemale erdirmeyi hedefleyen ahlâk temelli bir sistem olarak yeniden konumlandırırken makâsıd eksenli bir fıkıh tasavvurunun çağdaş dünyada değer temelli bir hukuk bilinci inşa etmedeki hayati rolüne dikkat çekmektedir

Fecr
Bu çalışma İslam hukuk geleneğinde tarihsel olarak sarsılmaz bir birlikteliğe sahip olan ancak modern dönemin disipliner ayrışma süreçlerinde birbirinden kopuk algılanmaya başlanan fıkıh ve ahlâk disiplinleri arasındaki ilişkiyi sistematik bir perspektifle ele almaktadır Temel amaç fıkhın dışsal davranışları düzenleyen normatif bir kurallar silsilesi olmadığını bunun yanında ahlâkî değerlerle örülü bütüncül ve gaye eksenli bir değerler sistemi olduğunu ortaya koymaktır Araştırma boyunca fıkhın klasik tanımında yer alan kişinin lehine ve aleyhine olanı bilmesi ilkesinin salt hukuki bir teknikten ziyade derin bir ahlâkî sorumluluğu tazammun ettiği vurgulanmıştır Adalet ihsan hüsün kubuh ve hudûdullah gibi temel kavramlar aracılığıyla bu iki disiplin arasındaki yapısal ve anlamsal süreklilik kuramsal düzeyde temellendirilmiştir Bu bağlamda ef âl i mükellefîn diyânîkazâî hüküm ayrımı makâsıdü ş şerîa ve sedd i zerîa gibi usûlî araçlar normun şekilci yorumu ile maksat eksenli yaklaşım arasındaki dengeyi kurmak üzere yeniden yorumlanmıştır Çalışmanın uygulama safhasında ibadetlerden borçlar hukukuna aile hukukundan ceza ve yargılama süreçlerine kadar geniş bir yelpazede ahlâkî ilkelerin fıkhî hükümlere ne derece nüfuz ettiği analiz edilmiştir Karşılıklı rıza zararı önleme ve takvaya uygunluk gibi ilkelerin fıkhın sosyal adaleti ve bireysel erdemi önceleyen karakterini nasıl şekillendirdiği üzerinde durulmuştur Özellikle şer î hile tartışmaları ekseninde hukuki şekilciliğin ahlâkî özden kopmasının yarattığı yozlaşma eleştirilmiş lafzî meşruiyet ile sahici meşruluk arasındaki fark somut örneklerle irdelenmiştir Netice itibarıyla bu eser günümüzde hissedilen ahlâkî erozyonun temelinde fıkhın ruhundan ve ahlâkî derinliğinden uzaklaşılmasının yattığını savunmaktadır Kitap fıkhı bireyi kemale erdirmeyi hedefleyen ahlâk temelli bir sistem olarak yeniden konumlandırırken makâsıd eksenli bir fıkıh tasavvurunun çağdaş dünyada değer temelli bir hukuk bilinci inşa etmedeki hayati rolüne dikkat çekmektedir