Filozofça Din Felsefesi — Mehmet Akkaya

Filozofça Din Felsefesi
Mehmet AkkayaBelge Yayınları
Filozofça Din Felsefesi
Mehmet AkkayaFelsefecilerimizin dile ilgisi Batı filozoflarının dille ilgilerine paralellik gösterir Özellikle Macit Gökberk dili toplumsal ilişkiler bağlamında ele almayı denemiş olsa da gerçekte toplumsal ilişkilerden yeni kurulan Cumhuriyet Türkiyesi nin dile dair sorunlarını anlamıştır Bedia Akarsu ise yöntem olarak Batı filozoflarının dile uyguladıkları yöntemi anlamış ve konu olarak da Humboldt u seçmiştir Ö Naci Soykan kendine özgü terimlerle soruna yönelmiş bunu yaparken de Batılı filozoflarla polemikler yapmış ve sonuçta dile Batının baktığı yerden bakmayı tercih etmiştir Taylan Altuğ dil çalışmalarının çoğunu Batılı filozofları değerlendirerek ortaya koyarken Erkut Sezgin de bu geleneğe uyma gereği duymuştur Sezgin dili pratik ve her türlü eylem süreçleriyle ilişkiye sokması bakımından ilginç bir noktada dursa da tüm felsefecilerimizde olduğu gibi dili antropoloji sosyoloji ve psikoloji açısından ele almayı yeğlememiştir Aynı sorunu ikinci bölümde ele aldığımız Nermi Uygur için de söylemek olasıdır Sovyet dil felsefecileri Marksist bir dil felsefesi kurmak üzere kolları sıvadıklarında tarih 1920 1930 lu yılları gösteriyordu Bakhtin Jakopson Voloşinov Kitabın ilk bölümünün son üç yazısı sorunun Marksizmle bağlantısını kuran çalışmalara ayrıldı Hem karşılaştırma yapmak hem de dil konusuna daha fazla malzeme bırakmak için bu yönteme başvuruldu Analitik felsefenin ayrıştırma alışkanlığına karşı Marksizmin genel bir duruşu olduğu bilinir Gerçek olanla rasyonel olanın birbirinden ayrı düşünülmesi ve ele alınması diğerleri gibi M Cornforth un da kabul edeceği bir mantık değildir Gerek Cornforth gerek Stalin ve özellikle de Voloşinov dile diyalektik yöntemi uygulayarak soruna öznel bireyci ya da soyut nesnelci yöntemle bakan dil filozoflarından ayrılmaktadır Marksist perspektife göre analitik bakmak olguyu ya da cismi parçalamak ve bunun yalnızca bir parçasıyla ilgilenmek demektir üstelik onun diğer unsurlarla ilişkisini paranteze alarak Filozofça Dil Felsefesi bu parantezleri yeniden açıyor Tanıtım Bülteninden

Belge Yayınları
Felsefecilerimizin dile ilgisi Batı filozoflarının dille ilgilerine paralellik gösterir Özellikle Macit Gökberk dili toplumsal ilişkiler bağlamında ele almayı denemiş olsa da gerçekte toplumsal ilişkilerden yeni kurulan Cumhuriyet Türkiyesi nin dile dair sorunlarını anlamıştır Bedia Akarsu ise yöntem olarak Batı filozoflarının dile uyguladıkları yöntemi anlamış ve konu olarak da Humboldtu seçmiştir Ö Naci Soykan kendine özgü terimlerle soruna yönelmiş bunu yaparken de Batılı filozoflarla polemikler yapmış ve sonuçta dile Batının baktığı yerden bakmayı tercih etmiştir Taylan Altuğ dil çalışmalarının çoğunu Batılı filozofları değerlendirerek ortaya koyarken Erkut Sezgin de bu geleneğe uyma gereği duymuştur Sezgin dili pratik ve her türlü eylem süreçleriyle ilişkiye sokması bakımından ilginç bir noktada dursa da tüm felsefecilerimizde olduğu gibi dili antropoloji sosyoloji ve psikoloji açısından ele almayı yeğlememiştir Aynı sorunu ikinci bölümde ele aldığımız Nermi Uygur için de söylemek olasıdır Sovyet dil felsefecileri Marksist bir dil felsefesi kurmak üzere kolları sıvadıklarında tarih 1920 1930lu yılları gösteriyordu Bakhtin Jakopson Voloşinov Kitabın ilk bölümünün son üç yazısı sorunun Marksizmle bağlantısını kuran çalışmalara ayrıldı Hem karşılaştırma yapmak hem de dil konusuna daha fazla malzeme bırakmak için bu yönteme başvuruldu Analitik felsefenin ayrıştırma alışkanlığına karşı Marksizmin genel bir duruşu olduğu bilinir Gerçek olanla rasyonel olanın birbirinden ayrı düşünülmesi ve ele alınması diğerleri gibi M Cornforthun da kabul edeceği bir mantık değildir Gerek Cornforth gerek Stalin ve özellikle de Voloşinov dile diyalektik yöntemi uygulayarak soruna öznel bireyci ya da soyut nesnelci yöntemle bakan dil filozoflarından ayrılmaktadır Marksist perspektife göre analitik bakmak olguyu ya da cismi parçalamak ve bunun yalnızca bir parçasıyla ilgilenmek demektir üstelik onun diğer unsurlarla ilişkisini paranteze alarak Filozofça Dil Felsefesi bu parantezleri yeniden açıyor

Belge Yayınları
Felsefecilerimizin dile ilgisi Batı filozoflarının dille ilgilerine paralellik gösterir Özellikle Macit Gökberk dili toplumsal ilişkiler bağlamında ele almayı denemiş olsa da gerçekte toplumsal ilişkilerden yeni kurulan Cumhuriyet Türkiyesi nin dile dair sorunlarını anlamıştır Bedia Akarsu ise yöntem olarak Batı filozoflarının dile uyguladıkları yöntemi anlamış ve konu olarak da Humboldt u seçmiştir Ö Naci Soykan kendine özgü terimlerle soruna yönelmiş bunu yaparken de Batılı filozoflarla polemikler yapmış ve sonuçta dile Batının baktığı yerden bakmayı tercih etmiştir Taylan Altuğ dil çalışmalarının çoğunu Batılı filozofları değerlendirerek ortaya koyarken Erkut Sezgin de bu geleneğe uyma gereği duymuştur Sezgin dili pratik ve her türlü eylem süreçleriyle ilişkiye sokması bakımından ilginç bir noktada dursa da tüm felsefecilerimizde olduğu gibi dili antropoloji sosyoloji ve psikoloji açısından ele almayı yeğlememiştir Aynı sorunu ikinci bölümde ele aldığımız Nermi Uygur için de söylemek olasıdır Sovyet dil felsefecileri Marksist bir dil felsefesi kurmak üzere kolları sıvadıklarında tarih 1920 1930 lu yılları gösteriyordu Bakhtin Jakopson Voloşinov Kitabın ilk bölümünün son üç yazısı sorunun Marksizmle bağlantısını kuran çalışmalara ayrıldı Hem karşılaştırma yapmak hem de dil konusuna daha fazla malzeme bırakmak için bu yönteme başvuruldu Analitik felsefenin ayrıştırma alışkanlığına karşı Marksizmin genel bir duruşu olduğu bilinir Gerçek olanla rasyonel olanın birbirinden ayrı düşünülmesi ve ele alınması diğerleri gibi M Cornforth un da kabul edeceği bir mantık değildir Gerek Cornforth gerek Stalin ve özellikle de Voloşinov dile diyalektik yöntemi uygulayarak soruna öznel bireyci ya da soyut nesnelci yöntemle bakan dil filozoflarından ayrılmaktadır Marksist perspektife göre analitik bakmak olguyu ya da cismi parçalamak ve bunun yalnızca bir parçasıyla ilgilenmek demektir üstelik onun diğer unsurlarla ilişkisini paranteze alarak Filozofça Dil Felsefesi bu parantezleri yeniden açıyor

Belge
Felsefecilerimizin dile ilgisi Batı filozoflarının dille ilgilerine paralellik gösterir Özellikle Macit Gökberk dili toplumsal ilişkiler bağlamında ele almayı denemiş olsa da gerçekte toplumsal ilişkilerden yeni kurulan Cumhuriyet Türkiyesi nin dile dair sorunlarını anlamıştır Bedia Akarsu ise yöntem olarak Batı filozoflarının dile uyguladıkları yöntemi anlamış ve konu olarak da Humboldt u seçmiştir Ö Naci Soykan kendine özgü terimlerle soruna yönelmiş bunu yaparken de Batılı filozoflarla polemikler yapmış ve sonuçta dile Batının baktığı yerden bakmayı tercih etmiştir Taylan Altuğ dil çalışmalarının çoğunu Batılı filozofları değerlendirerek ortaya koyarken Erkut Sezgin de bu geleneğe uyma gereği duymuştur Sezgin dili pratik ve her türlü eylem süreçleriyle ilişkiye sokması bakımından ilginç bir noktada dursa da tüm felsefecilerimizde olduğu gibi dili antropoloji sosyoloji ve psikoloji açısından ele almayı yeğlememiştir Aynı sorunu ikinci bölümde ele aldığımız Nermi Uygur için de söylemek olasıdır Sovyet dil felsefecileri Marksist bir dil felsefesi kurmak üzere kolları sıvadıklarında tarih 1920 1930 lu yılları gösteriyordu Bakhtin Jakopson Voloşinov Kitabın ilk bölümünün son üç yazısı sorunun Marksizmle bağlantısını kuran çalışmalara ayrıldı Hem karşılaştırma yapmak hem de dil konusuna daha fazla malzeme bırakmak için bu yönteme başvuruldu Analitik felsefenin ayrıştırma alışkanlığına karşı Marksizmin genel bir duruşu olduğu bilinir Gerçek olanla rasyonel olanın birbirinden ayrı düşünülmesi ve ele alınması diğerleri gibi M Cornforth un da kabul edeceği bir mantık değildir Gerek Cornforth gerek Stalin ve özellikle de Voloşinov dile diyalektik yöntemi uygulayarak soruna öznel bireyci ya da soyut nesnelci yöntemle bakan dil filozoflarından ayrılmaktadır Marksist perspektife göre analitik bakmak olguyu ya da cismi parçalamak ve bunun yalnızca bir parçasıyla ilgilenmek demektir üstelik onun diğer unsurlarla ilişkisini paranteze alarak Filozofça Dil Felsefesi bu parantezleri yeniden açıyor

BELGE YAYINLARI
Felsefecilerimizin dile ilgisi Batı filozoflarının dille ilgilerine paralellik gösterir Özellikle Macit Gökberk dili toplumsal ilişkiler bağlamında ele almayı denemiş olsa da gerçekte toplumsal ilişkilerden yeni kurulan Cumhuriyet Türkiyesi nin dile dair sorunlarını anlamıştır Bedia Akarsu ise yöntem olarak Batı filozoflarının dile uyguladıkları yöntemi anlamış ve konu olarak da Humboldt u seçmiştir Ö Naci Soykan kendine özgü terimlerle soruna yönelmiş bunu yaparken de Batılı filozoflarla polemikler yapmış ve sonuçta dile Batının baktığı yerden bakmayı tercih etmiştir Taylan Altuğ dil çalışmalarının çoğunu Batılı filozofları değerlendirerek ortaya koyarken Erkut Sezgin de bu geleneğe uyma gereği duymuştur Sezgin dili pratik ve her türlü eylem süreçleriyle ilişkiye sokması bakımından ilginç bir noktada dursa da tüm felsefecilerimizde olduğu gibi dili antropoloji sosyoloji ve psikoloji açısından ele almayı yeğlememiştir Aynı sorunu ikinci bölümde ele aldığımız Nermi Uygur için de söylemek olasıdır Sovyet dil felsefecileri Marksist bir dil felsefesi kurmak üzere kolları sıvadıklarında tarih 1920 1930 lu yılları gösteriyordu Bakhtin Jakopson Voloşinov Kitabın ilk bölümünün son üç yazısı sorunun Marksizmle bağlantısını kuran çalışmalara ayrıldı Hem karşılaştırma yapmak hem de dil konusuna daha fazla malzeme bırakmak için bu yönteme başvuruldu Analitik felsefenin ayrıştırma alışkanlığına karşı Marksizmin genel bir duruşu olduğu bilinir Gerçek olanla rasyonel olanın birbirinden ayrı düşünülmesi ve ele alınması diğerleri gibi M Cornforth un da kabul edeceği bir mantık değildir Gerek Cornforth gerek Stalin ve özellikle de Voloşinov dile diyalektik yöntemi uygulayarak soruna öznel bireyci ya da soyut nesnelci yöntemle bakan dil filozoflarından ayrılmaktadır Marksist perspektife göre analitik bakmak olguyu ya da cismi parçalamak ve bunun yalnızca bir parçasıyla ilgilenmek demektir üstelik onun diğer unsurlarla ilişkisini paranteze alarak Filozofça Dil Felsefesi bu parantezleri yeniden açıyor

Belge Yayınları
Felsefecilerimizin dile ilgisi Batı filozoflarının dille ilgilerine paralellik gösterir Özellikle Macit Gökberk dili toplumsal ilişkiler bağlamında ele almayı denemiş olsa da gerçekte toplumsal ilişkilerden yeni kurulan Cumhuriyet Türkiyesi nin dile dair sorunlarını anlamıştır Bedia Akarsu ise yöntem olarak Batı filozoflarının dile uyguladıkları yöntemi anlamış ve konu olarak da Humboldt u seçmiştir Ö Naci Soykan kendine özgü terimlerle soruna yönelmiş bunu yaparken de Batılı filozoflarla polemikler yapmış ve sonuçta dile Batının baktığı yerden bakmayı tercih etmiştir Taylan Altuğ dil çalışmalarının çoğunu Batılı filozofları değerlendirerek ortaya koyarken Erkut Sezgin de bu geleneğe uyma gereği duymuştur Sezgin dili pratik ve her türlü eylem süreçleriyle ilişkiye sokması bakımından ilginç bir noktada dursa da tüm felsefecilerimizde olduğu gibi dili antropoloji sosyoloji ve psikoloji açısından ele almayı yeğlememiştir Aynı sorunu ikinci bölümde ele aldığımız Nermi Uygur için de söylemek olasıdır Sovyet dil felsefecileri Marksist bir dil felsefesi kurmak üzere kolları sıvadıklarında tarih 1920 1930 lu yılları gösteriyordu Bakhtin Jakopson Voloşinov Kitabın ilk bölümünün son üç yazısı sorunun Marksizmle bağlantısını kuran çalışmalara ayrıldı Hem karşılaştırma yapmak hem de dil konusuna daha fazla malzeme bırakmak için bu yönteme başvuruldu Analitik felsefenin ayrıştırma alışkanlığına karşı Marksizmin genel bir duruşu olduğu bilinir Gerçek olanla rasyonel olanın birbirinden ayrı düşünülmesi ve ele alınması diğerleri gibi M Cornforth un da kabul edeceği bir mantık değildir Gerek Cornforth gerek Stalin ve özellikle de Voloşinov dile diyalektik yöntemi uygulayarak soruna öznel bireyci ya da soyut nesnelci yöntemle bakan dil filozoflarından ayrılmaktadır Marksist perspektife göre analitik bakmak olguyu ya da cismi parçalamak ve bunun yalnızca bir parçasıyla ilgilenmek demektir üstelik onun diğer unsurlarla ilişkisini paranteze alarak Filozofça Dil Felsefesi bu parantezleri yeniden açıyor Yayınevi Belge Yayınları Yazar Mehmet Akkaya Sayfa 349 Sayfa Kağıt 2 Hamur Boyut 13 50x19 50 cm Basım Yılı Ağustos 2018 Barkod 9789753440998 Kategori Araştıma İnceleme Referans Genel Felsefe

Belge Yayınları
Felsefecilerimizin dile ilgisi Batı filozoflarının dille ilgilerine paralellik gösterir Özellikle Macit Gökberk dili toplumsal ilişkiler bağlamında ele almayı denemiş olsa da gerçekte toplumsal ilişkilerden yeni kurulan Cumhuriyet Türkiyesi nin dile dair sorunlarını anlamıştır Bedia Akarsu ise yöntem olarak Batı filozoflarının dile uyguladıkları yöntemi anlamış ve konu olarak da Humboldt u seçmiştir Ö Naci Soykan kendine özgü terimlerle soruna yönelmiş bunu yaparken de Batılı filozoflarla polemikler yapmış ve sonuçta dile Batının baktığı yerden bakmayı tercih etmiştir Taylan Altuğ dil çalışmalarının çoğunu Batılı filozofları değerlendirerek ortaya koyarken Erkut Sezgin de bu geleneğe uyma gereği duymuştur Sezgin dili pratik ve her türlü eylem süreçleriyle ilişkiye sokması bakımından ilginç bir noktada dursa da tüm felsefecilerimizde olduğu gibi dili antropoloji sosyoloji ve psikoloji açısından ele almayı yeğlememiştir Aynı sorunu ikinci bölümde ele aldığımız Nermi Uygur için de söylemek olasıdır Sovyet dil felsefecileri Marksist bir dil felsefesi kurmak üzere kolları sıvadıklarında tarih 1920 1930 lu yılları gösteriyordu Bakhtin Jakopson Voloşinov Kitabın ilk bölümünün son üç yazısı sorunun Marksizmle bağlantısını kuran çalışmalara ayrıldı Hem karşılaştırma yapmak hem de dil konusuna daha fazla malzeme bırakmak için bu yönteme başvuruldu Analitik felsefenin ayrıştırma alışkanlığına karşı Marksizmin genel bir duruşu olduğu bilinir Gerçek olanla rasyonel olanın birbirinden ayrı düşünülmesi ve ele alınması diğerleri gibi M Cornforth un da kabul edeceği bir mantık değildir Gerek Cornforth gerek Stalin ve özellikle de Voloşinov dile diyalektik yöntemi uygulayarak soruna öznel bireyci ya da soyut nesnelci yöntemle bakan dil filozoflarından ayrılmaktadır Marksist perspektife göre analitik bakmak olguyu ya da cismi parçalamak ve bunun yalnızca bir parçasıyla ilgilenmek demektir üstelik onun diğer unsurlarla ilişkisini paranteze alarak

Belge Yayınları
Din Felsefesi başlıklı bu kitapta dinselliğin bir coğrafyaya veya tarihin yalnızca bir kesitine özgü olmadığı evrensel bir ilke olarak insanlığın yaşamına paralel olarak kendini var ettiği gösterilmeye çalışılıyor Yine de başlangıçta din değil laiklik vardı anlayışının da altını çizmeyi ihmal etmiyor Çünkü yazara göre dünyevi olan din değil laik yaşamdır Adına laiklik denilmese de dünyevi yaşam en eski çağlardan beri dinsel yaşamı önceleyen bir olguydu Marxve Engels ısrarla dine değil dünyevi olana işaret etmişlerdir Zira Marx ve Engels için teoloji din Tanrı ve her türden metafizik fenomenler ve düşünceler bağımsız değillerdir Bunlar sosyal gerçekliğe üretim biçimlerine mülkiyet şekillerine bağlı olarak var olmaktadırlar Sosyal ve ekonomik süreçler değiştikçe bunlar da değişirler Dinin ekonomik ve tarihsel süreçlerle ilişkilendirilmesi konunun Batı ve Doğu din felsefelerine dek genişlemesini gerektirmiştir Bunun sonucu olarak da Alevi Kızılbaş tasavvufu ile derinleşen konu Spartaküs Babailer ve Münzer den geçerek Bedreddin Devrimi ne bağlanmaktadır Tanıtım Bülteninden

Belge Yayınları
Din Felsefesi başlıklı bu kitapta dinselliğin bir coğrafyaya veya tarihin yalnızca bir kesitine özgü olmadığı evrensel bir ilke olarak insanlığın yaşamına paralel olarak kendini var ettiği gösterilmeye çalışılıyor Yine de başlangıçta din değil laiklik vardı anlayışının da altını çizmeyi ihmal etmiyor Çünkü yazara göre dünyevi olan din değil laik yaşamdır Adına laiklik denilmese de dünyevi yaşam en eski çağlardan beri dinsel yaşamı önceleyen bir olguydu Marxve Engels ısrarla dine değil dünyevi olana işaret etmişlerdir Zira Marx ve Engels için teoloji din Tanrı ve her türden metafizik fenomenler ve düşünceler bağımsız değillerdir Bunlar sosyal gerçekliğe üretim biçimlerine mülkiyet şekillerine bağlı olarak var olmaktadırlar Sosyal ve ekonomik süreçler değiştikçe bunlar da değişirler Dinin ekonomik ve tarihsel süreçlerle ilişkilendirilmesi konunun Batı ve Doğu din felsefelerine dek genişlemesini gerektirmiştir Bunun sonucu olarak da Alevi Kızılbaş tasavvufu ile derinleşen konu Spartaküs Babailer ve Münzer den geçerek Bedreddin Devrimi ne bağlanmaktadır

Belge Yayınları
Din Felsefesi başlıklı bu kitapta dinselliğin bir coğrafyaya veya tarihin yalnızca bir kesitine özgü olmadığı evrensel bir ilke olarak insanlığın yaşamına paralel olarak kendini var ettiği gösterilmeye çalışılıyor Yine de başlangıçta din değil laiklik vardı anlayışının da altını çizmeyi ihmal etmiyor Çünkü yazara göre dünyevi olan din değil laik yaşamdır Adına laiklik denilmese de dünyevi yaşam en eski çağlardan beri dinsel yaşamı önceleyen bir olguydu Marxve Engels ısrarla dine değil dünyevi olana işaret etmişlerdir Zira Marx ve Engels için teoloji din Tanrı ve her türden metafizik fenomenler ve düşünceler bağımsız değillerdir Bunlar sosyal gerçekliğe üretim biçimlerine mülkiyet şekillerine bağlı olarak var olmaktadırlar Sosyal ve ekonomik süreçler değiştikçe bunlar da değişirler Dinin ekonomik ve tarihsel süreçlerle ilişkilendirilmesi konunun Batı ve Doğu din felsefelerine dek genişlemesini gerektirmiştir Bunun sonucu olarak da Alevi Kızılbaş tasavvufu ile derinleşen konu Spartaküs Babailer ve Münzer den geçerek Bedreddin Devrimi ne bağlanmaktadır

Belge
Din Felsefesi başlıklı bu kitapta dinselliğin bir coğrafyaya veya tarihin yalnızca bir kesitine özgü olmadığı evrensel bir ilke olarak insanlığın yaşamına paralel olarak kendini var ettiği gösterilmeye çalışılıyor Yine de başlangıçta din değil laiklik vardı anlayışının da altını çizmeyi ihmal etmiyor Çünkü yazara göre dünyevi olan din değil laik yaşamdır Adına laiklik denilmese de dünyevi yaşam en eski çağlardan beri dinsel yaşamı önceleyen bir olguydu Marx ve Engels ısrarla dine değil dünyevi olana işaret etmişlerdir Zira Marx ve Engels için teoloji din Tanrı ve her türden metafizik fenomenler ve düşünceler bağımsız değillerdir Bunlar sosyal gerçekliğe üretim biçimlerine mülkiyet şekillerine bağlı olarak var olmaktadırlar Sosyal ve ekonomik süreçler değiştikçe bunlar da değişirler Dinin ekonomik ve tarihsel süreçlerle ilişkilendirilmesi konunun Batı ve Doğu din felsefelerine dek genişlemesini gerektirmiştir Bunun sonucu olarak da Alevi Kızılbaş tasavvufu ile derinleşen konu Spartaküs Babailer ve Münzer den geçerek Bedreddin Devrimi ne bağlanmaktadır

BELGE YAYINLARI
Din Felsefesi başlıklı bu kitapta dinselliğin bir coğrafyaya veya tarihin yalnızca bir kesitine özgü olmadığı evrensel bir ilke olarak insanlığın yaşamına paralel olarak kendini var ettiği gösterilmeye çalışılıyor Yine de başlangıçta din değil laiklik vardı anlayışının da altını çizmeyi ihmal etmiyor Çünkü yazara göre dünyevi olan din değil laik yaşamdır Adına laiklik denilmese de dünyevi yaşam en eski çağlardan beri dinsel yaşamı önceleyen bir olguydu Marxve Engels ısrarla dine değil dünyevi olana işaret etmişlerdir Zira Marx ve Engels için teoloji din Tanrı ve her türden metafizik fenomenler ve düşünceler bağımsız değillerdir Bunlar sosyal gerçekliğe üretim biçimlerine mülkiyet şekillerine bağlı olarak var olmaktadırlar Sosyal ve ekonomik süreçler değiştikçe bunlar da değişirler Dinin ekonomik ve tarihsel süreçlerle ilişkilendirilmesi konunun Batı ve Doğu din felsefelerine dek genişlemesini gerektirmiştir Bunun sonucu olarak da Alevi Kızılbaş tasavvufu ile derinleşen konu Spartaküs Babailer ve Münzer den geçerek Bedreddin Devrimi ne bağlanmaktadır

Belge Yayınları
Mehmet Akkaya tarafından kaleme alınan Filozofça Din Felsefesi Belge Yayınları eseri olarak okurlarla buluşuyor Filozofça Din Felsefesi Mehmet Akkaya Kitap Özeti Din Felsefesi başlıklı bu kitapta dinselliğin bir coğrafyaya veya tarihin yalnızca bir kesitine özgü olmadığı evrensel bir ilke olarak insanlığın yaşamına paralel olarak kendini var ettiği gösterilmeye çalışılıyor Yine de başlangıçta din değil laiklik vardı anlayışının da altını çizmeyi ihmal etmiyor Çünkü yazara göre dünyevi olan din değil laik yaşamdır Adına laiklik denilmese de dünyevi yaşam en eski çağlardan beri dinsel yaşamı önceleyen bir olguydu Marxve Engels ısrarla dine değil dünyevi olana işaret etmişlerdir Zira Marx ve Engels için teoloji din Tanrı ve her türden metafizik fenomenler ve düşünceler bağımsız değillerdir Bunlar sosyal gerçekliğe üretim biçimlerine mülkiyet şekillerine bağlı olarak var olmaktadırlar Sosyal ve ekonomik süreçler değiştikçe bunlar da değişirler Dinin ekonomik ve tarihsel süreçlerle ilişkilendirilmesi konunun Batı ve Doğu din felsefelerine dek genişlemesini gerektirmiştir Bunun sonucu olarak da Alevi Kızılbaş tasavvufu ile derinleşen konu Spartaküs Babailer ve Münzerden geçerek Bedreddin Devrimine bağlanmaktadır Yayınevi Belge Yayınları Yazar Mehmet Akkaya Sayfa 388 Sayfa Kağıt 2 Hamur Boyut 13 50x21 00 cm Basım Yılı Nisan 2021 Barkod 9789753447928 Kategori Din Felsefesi Düşünce

Belge Yayınları
Din Felsefesi başlıklı bu kitapta dinselliğin bir coğrafyaya veya tarihin yalnızca bir kesitine özgü olmadığı evrensel bir ilke olarak insanlığın yaşamına paralel olarak kendini var ettiği gösterilmeye çalışılıyor Yine de başlangıçta din değil laiklik vardı anlayışının da altını çizmeyi ihmal etmiyor Çünkü yazara göre dünyevi olan din değil laik yaşamdır Adına laiklik denilmese de dünyevi yaşam en eski çağlardan beri dinsel yaşamı önceleyen bir olguydu Marxve Engels ısrarla dine değil dünyevi olana işaret etmişlerdir Zira Marx ve Engels için teoloji din Tanrı ve her türden metafizik fenomenler ve düşünceler bağımsız değillerdir Bunlar sosyal gerçekliğe üretim biçimlerine mülkiyet şekillerine bağlı olarak var olmaktadırlar Sosyal ve ekonomik süreçler değiştikçe bunlar da değişirler Dinin ekonomik ve tarihsel süreçlerle ilişkilendirilmesi konunun Batı ve Doğu din felsefelerine dek genişlemesini gerektirmiştir Bunun sonucu olarak da Alevi Kızılbaş tasavvufu ile derinleşen konu Spartaküs Babailer ve Münzer den geçerek Bedreddin Devrimi ne bağlanmaktadır

Belge Yayınları
Din Felsefesi başlıklı bu kitapta dinselliğin bir coğrafyaya veya tarihin yalnızca bir kesitine özgü olmadığı evrensel bir ilke olarak insanlığın yaşamına paralel olarak kendini var ettiği gösterilmeye çalışılıyor Yine de başlangıçta din değil laiklik vardı anlayışının da altını çizmeyi ihmal etmiyor Çünkü yazara göre dünyevi olan din değil laik yaşamdır Adına laiklik denilmese de dünyevi yaşam en eski çağlardan beri dinsel yaşamı önceleyen bir olguydu Marxve Engels ısrarla dine değil dünyevi olana işaret etmişlerdir Zira Marx ve Engels için teoloji din Tanrı ve her türden metafizik fenomenler ve düşünceler bağımsız değillerdir Bunlar sosyal gerçekliğe üretim biçimlerine mülkiyet şekillerine bağlı olarak var olmaktadırlar Sosyal ve ekonomik süreçler değiştikçe bunlar da değişirler Dinin ekonomik ve tarihsel süreçlerle ilişkilendirilmesi konunun Batı ve Doğu din felsefelerine dek genişlemesini gerektirmiştir Bunun sonucu olarak da Alevi Kızılbaş tasavvufu ile derinleşen konu Spartaküs Babailer ve Münzer den geçerek Bedreddin Devrimi ne bağlanmaktadır Tanıtım Bülteninden