Gamalı Haç ile Kızıl Yıldız Arasında Cengiz Dağcı — Abdulvahap Kara

Gamalı Haç ile Kızıl Yıldız Arasında Cengiz Dağcı
Abdulvahap KaraTürk Edebiyatı Vakfı Yayınları
Gamalı Haç ile Kızıl Yıldız Arasında Cengiz Dağcı
Abdulvahap KaraII Dünya savaşında Sovyet ordusundan savaşa katılan ve Nazilere esir düşen Türk asıllı askerleri insanlık tarihinin en ağır trajedilerinden birini yaşadılar Bunlardan biri edebi eserleri ve hayatı üzerine birçok araştırmalar yapılan yazar Cengiz Dağcı dır Bu kitap Dağcı nın savaş sırasında yaşadığı inanılması güç olayları ele almaktadır Sovyet ordusu saflarında II Dünya savaşına katılan Türkler çok çile çekmişlerdir Savaş sırasında Nazilere esir düşen yüz binlerce asker çeşitli baskı ve zulme uğradılar sağ kalabilenler Türkistan Lejyonerleri adı altında oluşturulan kıtalarda Sovyetler Birliği ne karşı savaştırıldılar Savaş bitti ama onların çilesi daha bitmemişti Vatanlarına dönenler Bizde esir yok vatan hainleri vardır diyen Stalin tarafından idam ve sürgün gibi ağır cezalara çarptırıldılar Oysa onların savaşta Nazilere esir düşmekten başka hiçbir suçları yoktu Sovyetlerde kendilerini bekleyen kötü akıbete yakalanmak istemeyen on binlerce asker Avrupa da mülteci statüsünde kalmak için her türlü çareye başvurdular Böylece Gamalı Haç ve Kızıl Yıldız arasında kalan bu insanların çektikleri acı ölçüsüz olmuştur Bu acıyı yaşayanlardan biri olan Cengiz Dağcı eserlerinde bunu tüm gerçeklikleriyle anlatmaya çalışmaktadır

Tedev Yayınları
II Dünya savaşında Sovyet ordusundan savaşa katılan ve Nazilere esir düşen Türk asıllı askerleri insanlık tarihinin en ağır trajedilerinden birini yaşadılar Bunlardan biri edebi eserleri ve hayatı üzerine birçok araştırmalar yapılan yazar Cengiz Dağcı dır Bu kitap Dağcı nın savaş sırasında yaşadığı inanılması güç olayları ele almaktadır Sovyet ordusu saflarında II Dünya savaşına katılan Türkler çok çile çekmişlerdir Savaş sırasında Nazilere esir düşen yüz binlerce asker çeşitli baskı ve zulme uğradılar sağ kalabilenler Türkistan Lejyonerleri adı altında oluşturulan kıtalarda Sovyetler Birliği ne karşı savaştırıldılar Savaş bitti ama onların çilesi daha bitmemişti Vatanlarına dönenler Bizde esir yok vatan hainleri vardır diyen Stalin tarafından idam ve sürgün gibi ağır cezalara çarptırıldılar Oysa onların savaşta Nazilere esir düşmekten başka hiçbir suçları yoktu Sovyetlerde kendilerini bekleyen kötü akıbete yakalanmak istemeyen on binlerce asker Avrupa da mülteci statüsünde kalmak için her türlü çareye başvurdular Böylece Gamalı Haç ve Kızıl Yıldız arasında kalan bu insanların çektikleri acı ölçüsüz olmuştur Bu acıyı yaşayanlardan biri olan Cengiz Dağcı eserlerinde bunu tüm gerçeklikleriyle anlatmaya çalışmaktadır

Tedev Yayınları
II Dünya savaşında Sovyet ordusundan savaşa katılan ve Nazilere esir düşen Türk asıllı askerleri insanlık tarihinin en ağır trajedilerinden birini yaşadılar Bunlardan biri edebi eserleri ve hayatı üzerine birçok araştırmalar yapılan yazar Cengiz Dağcı dır Bu kitap Dağcı nın savaş sırasında yaşadığı inanılması güç olayları ele almaktadır Sovyet ordusu saflarında II Dünya savaşına katılan Türkler çok çile çekmişlerdir Savaş sırasında Nazilere esir düşen yüz binlerce asker çeşitli baskı ve zulme uğradılar sağ kalabilenler Türkistan Lejyonerleri adı altında oluşturulan kıtalarda Sovyetler Birliği ne karşı savaştırıldılar Savaş bitti ama onların çilesi daha bitmemişti Vatanlarına dönenler Bizde esir yok vatan hainleri vardır diyen Stalin tarafından idam ve sürgün gibi ağır cezalara çarptırıldılar Oysa onların savaşta Nazilere esir düşmekten başka hiçbir suçları yoktu Sovyetlerde kendilerini bekleyen kötü akıbete yakalanmak istemeyen on binlerce asker Avrupa da mülteci statüsünde kalmak için her türlü çareye başvurdular Böylece Gamalı Haç ve Kızıl Yıldız arasında kalan bu insanların çektikleri acı ölçüsüz olmuştur Bu acıyı yaşayanlardan biri olan Cengiz Dağcı eserlerinde bunu tüm gerçeklikleriyle anlatmaya çalışmaktadır

IQ Kültür Sanat Yayıncılık
Kampta durum günden güne kötüleşiyordu Esirlere bir hafta boyunca yiyecek hiçbir şey verilmedi Her gün yüzden fazla esir açlık susuzluk ve hastalıklardan ölüyordu Bir sabah meydanın köşesindeki hoparlörden yemek verileceği ilan edildi Ayrıca yemek dağıtımı esnasında intizam bozulduğu takdirde ateş açılacağı da ikaz edildi Kuyruğa giren esirler sıraları geldikçe mutfaktan verilen elli gram ekmek ve yarım litre çorbayı alıyordu Çorbaları konserve kutularına kutuları olmayanlar ise şapkalanna doldurtuyorlardı Çorbasını ve ekmeğini alan esirler arkadaşlarına sırtını dönerek adeta bir günah işliyormuşçasına gizli gizli yiyorlardı Biz Beraber Geçtik Bu Yolu romanından konserve kutularının esirlerin en değerli eşyalann dan biri olduğunu anlıyoruz Esirler bin bir güçlükle temin ettikleri kutularını yanlarından hiçbir zaman ayırmıyorlardı Bunun için konserve kutusuna açtıkları iki delikten geçirdikleri iple gündüzleri kemerlerine bağlıyorlar gece ise başlarının altında korumaya alıyorlardı Çorba yeşil renkli bir sıvı ekmek de taşlı samanlı ve tuğla gibi sertti Ama günlerce ağzına hiçbir şey koymamış olan Dağcıya bu ekmekler o güne değin yedikleri ekmeklerin içindeki en lezzetlisi gibi geliyordu Esirler bazen bir Alman askerinin attığı yanık sigara izmariti için kavga ediyorlardı Bu durum bazı nöbetçi askerlerin eğlencesi haline gelmişti Çünkü esirler atılan sigarayı kapmak için vahşi hayvanlar gibi atılıyor korkunç sesler ve iniltiler çıkararak birbirleriyle boğuşuyorlardı Esirler böyle didişirken nöbetçi askerler eğleniyorlar ve hatta bir kaçına sopa vurmaktan da geri durmuyorlardı Kirovograd esir kampında geçen her ay bir asra bedeldi Burada yenen bir lokma ekmek o kadar değerliydi ki neredeyse dört başı mamur bayram sofrasına eşitti Kamptaki eziyet ve sıkıntı onu o kadar sarsmıştı ki hayata bakışını dramatik bir biçimde değiştirmişti 0 artık kentlerin insanlar için inşa edildiğine inanmıyor insanların da Tanrı tarafından yaratılmış olduklarından şüphe ediyordu Kirovograd da yalnız insanlar değil güneşin ışığı gecelerin karanlığı yağan yağmur ve hatta kar bile bir başkaydı

Tedev Yayınları
II Dünya savaşında Sovyet ordusundan savaşa katılan ve Nazilere esir düşen Türk asıllı askerleri insanlık tarihinin en ağır trajedilerinden birini yaşadılar Bunlardan biri edebi eserleri ve hayatı üzerine birçok araştırmalar yapılan yazar Cengiz Dağcı dır Bu kitap Dağcı nın savaş sırasında yaşadığı inanılması güç olayları ele almaktadır Sovyet ordusu saflarında II Dünya savaşına katılan Türkler çok çile çekmişlerdir Savaş sırasında Nazilere esir düşen yüz binlerce asker çeşitli baskı ve zulme uğradılar sağ kalabilenler Türkistan Lejyonerleri adı altında oluşturulan kıtalarda Sovyetler Birliği ne karşı savaştırıldılar Savaş bitti ama onların çilesi daha bitmemişti Vatanlarına dönenler Bizde esir yok vatan hainleri vardır diyen Stalin tarafından idam ve sürgün gibi ağır cezalara çarptırıldılar Oysa onların savaşta Nazilere esir düşmekten başka hiçbir suçları yoktu Sovyetlerde kendilerini bekleyen kötü akıbete yakalanmak istemeyen on binlerce asker Avrupa da mülteci statüsünde kalmak için her türlü çareye başvurdular Böylece Gamalı Haç ve Kızıl Yıldız arasında kalan bu insanların çektikleri acı ölçüsüz olmuştur Bu acıyı yaşayanlardan biri olan Cengiz Dağcı eserlerinde bunu tüm gerçeklikleriyle anlatmaya çalışmaktadır

IQ KÜLTÜR SANAT YAYINCILIK
Kampta durum günden güne kötüleşiyordu Esirlere bir hafta boyunca yiyecek hiçbir şey verilmedi Her gün yüzden fazla esir açlık susuzluk ve hastalıklardan ölüyordu Bir sabah meydanın köşesindeki hoparlörden yemek verileceği ilan edildi Ayrıca yemek dağıtımı esnasında intizam bozulduğu takdirde ateş açılacağı da ikaz edildi Kuyruğa giren esirler sıraları geldikçe mutfaktan verilen elli gram ekmek ve yarım litre çorbayı alıyordu Çorbaları konserve kutularına kutuları olmayanlar ise şapkalarına doldurtuyorlardı Çorbasını ve ekmeğini alan esirler arkadaşlarına sırtını dönerek adeta bir günah işliyormuşçasına gizli gizli yiyorlardı Biz Beraber Geçtik Bu Yolu romanından konserve kutularının esirlerin en değerli eşyalarından biri olduğunu anlıyoruz Esirler bin bir güçlükle temin ettikleri kutularını yanlarından hiçbir zaman ayıramıyorlardı Bunun için konserve kutusuna açtıkları iki delikten geçirdikleri iple gündüzleri kemerlerine bağlıyorlar gece ise başlarının altında korumaya alıyorlardı Çorba yeşil renkli bir sıvı ekmek de taşlı samanlı ve tuğla gibi sertti Ama günlerce ağzına hiçbir şey koymamış olan Dağcı ya bu ekmekler o güne değin yedikleri ekmeklerin içindeki en lezzetlisi gibi geliyordu Esirler bazen bir Alman askerinin attığı yanık sigara izmariti için kavga ediyorlardı Bu durum bazı nöbetçi askerlerin eğlencesi haline gelmişti Çünkü esirler atılan sigarayı kapmak için vahşi hayvanlar gibi atılıyor korkunç sesler ve iniltiler çıkararak birbirleriyle boğuşuyorlardı Esirler böyle didişirken nöbetçi askerler eğleniyorlar ve hatta bir kaçına sopa vurmaktan da geri durmuyorlardı

UFUK ÖTESİ YAYINLARI
Kampta durum günden güne kötüleşiyordu Esirlere bir hafta boyunca yiyecek hiçbir şey verilmedi Her gün yüzden fazla esir açlık susuzluk ve hastalıklardan ölüyordu Bir sabah meydanın köşesindeki hoparlörden yemek verileceği ilan edildi Ayrıca yemek dağıtımı sırasında intizam bozulduğu taktirde ateş açılacağı da ikaz edildi Kuyruğa giren esirler sıraları geldikçe mutfaktan verilen elli gram ekmek ve yarım litre çorbayı alıyordu Çorbaları konserve kutularına kutuları olmayanlar ise şapkalarına doldurtuyorlardı Kirovograd Esir Kampında geçen her ay bir asra bedeli Burada yenen bir lokma ekmek o kadar değerliydi ki neredeyse dört başı mamur bayram sofrasına eşitti Kamptaki eziyet ve sıkıntı onu o kadar sarsmıştı ki hayat bakışını dramatik bir biçimde değiştirmişti O artık kentlerin insanlar için inşa edildiğine inanmıyordu insanların da Tanrı tarafından yaratılmış olduklarından şüphe ediyordu Kirovograd da yalnız insanlar değil güneşin ışığı gecelerin karanlığı yağan yağmur ve hatta kar bile bir başkaydı