Gelenekten Geleceğe İslami Düşüncede Yenilik — Mehmet Zeki İşcan

Gelenekten Geleceğe İslami Düşüncede Yenilik
Mehmet Zeki İşcanKitap Yayınevi
Gelenekten Geleceğe İslami Düşüncede Yenilik
Mehmet Zeki İşcanİslam bir dindir ideoloji değildir Bu nedenle İslam toplumsal ve siyasal bir sistem olarak tasarlanamaz Bu yapıldığı takdirde İslam sadece kavramsal bir kurgu olarak kalır İdeoloji olarak tasarlanan İslam anlayışında İslamın kendisi ikincil değerdedir İslamcılar Tanrı yı gözleme dayalı dünyanın bir parçası olarak gören insanbiçimci Tanrı anlayışının sosyal planda temsilcileri gibidirler Çünkü onlar Tanrı yı alelade sosyal olayların ve toplumsal durumların ayrılmaz bir parçası olarak görmektedirler İslamcılar her şeyi kapsadığını ve her sorunu halledebileceğini düşündükleri din anlayışlarıyla ilkel bir din resmi çizmektedirler Tanrı varlığı doğal olgularla özdeşleştirilemeyeceği gibi sosyal ve siyasal düzen iddiasına da indirgenemez Dini sadece kurallar demeti yasaklar ve tabulardan ibaret görmek primitif kabile dini anlayışlarını çağrıştırmaktadır Dinden teselli umut ruhsal teşvik irade sorumluluk insan haklarına saygı gibi ahlaki ilkeler beklenebilir Ama ondan insanların gündelik hayatlarında kamu yararına yönelik pratik bir iyileştirme konusunda derin bir adanma beklenmemelidir Din başta yönetim olmak üzere eylemler dünyasının merkezine yerleşirse hidayet özelliğini sürdüremeyecek ve yozlaşarak belli kalıp ve tutumlarda katılaşacaktır İslamın bir din olarak algılandığı sistem olarak görülmediği insani teşebbüslerin ve yaratımlarının meşru kabul edildiği tarih içinde oluşmuş inanışlara körü körüne bağlanmanın bulunmadığı ve insan doğasını aklını hesaba katan bir din anlayışını kalp ve yaratıcılık üzerine kurulmuş özgürleştirici bir teoloji imkânını sunan din söylemini özcülüğü değil özgürlüğü yaşam biçimlerine saygıyı esas alan bir din yorumunu düşünce geleneğimiz içinden yeniden keşfedebilmek dini doğanın dilini doğal mecrasına çevirmek olacaktır İslam bir din olarak varlığını sürdürüp gelişecek mi yoksa bir sistem bir örgüt bir dünya saltanatı görüntüsü içinde mi kalacak Hayati soru budur ve elinizdeki çalışma bu soruya Ebu Hanife Hasan Basri İmam Maturidi Gazali gibi İslam düşünce geleneğine damgasını vurmuş zatların görüşlerinden hareketle kısmi bir cevap vermeyi denemektedir Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof Dr Mehmet Zeki İşcan ın Selefilik İslami Köktenciliğinin Tarihi Temelleri adlı eseri daha önce yayınevimizce yayınlandı

Kitap Yayınevi
Islam bir dindir ideoloji degildir Bu nedenle Islam toplumsal ve siyasal bir sistem olarak tasarlanamaz Bu yapildigi takdirde Islam sadece kavramsal bir kurgu olarak kalir Ideoloji olarak tasarlanan Islam anlayisinda Islamin kendisi ikincil degerdedir Islamcilar Tanri yi gözleme dayali dünyanin bir parçasi olarak gören insanbiçimci Tanri anlayisinin sosyal planda temsilcileri gibidirler Çünkü onlar Tanri yi alelade sosyal olaylarin ve toplumsal durumlarin ayrilmaz bir parçasi olarak görmektedirler Islamcilar her seyi kapsadigini ve her sorunu halledebilecegini düsündükleri din anlayislariyla ilkel bir din resmi çizmektedirler Tanri varligi dogal olgularla özdeslestirilemeyecegi gibi sosyal ve siyasal düzen iddiasina da indirgenemez Dini sadece kurallar demeti yasaklar ve tabulardan ibaret görmek primitif kabile dini anlayislarini çagristirmaktadir Dinden teselli umut ruhsal tesvik irade sorumluluk insan haklarina saygi gibi ahlaki ilkeler beklenebilir Ama ondan insanlarin gündelik hayatlarinda kamu yararina yönelik pratik bir iyilestirme konusunda derin bir adanma beklenmemelidir Din basta yönetim olmak üzere eylemler dünyasinin merkezine yerlesirse hidayet özelligini sürdüremeyecek ve yozlasarak belli kalip ve tutumlarda katilasacaktir Islamin bir din olarak algilandigi sistem olarak görülmedigi insani tesebbüslerin ve yaratimlarinin mesru kabul edildigi tarih içinde olusmus inanislara körü körüne baglanmanin bulunmadigi ve insan dogasini aklini hesaba katan bir din anlayisini kalp ve yaraticilik üzerine kurulmus özgürlestirici bir teoloji imkânini sunan din söylemini özcülügü degil özgürlügü yasam biçimlerine saygiyi esas alan bir din yorumunu düsünce gelenegimiz içinden yeniden kesfedebilmek dini doganin dilini dogal mecrasina çevirmek olacaktir Islam bir din olarak varligini sürdürüp gelisecek mi yoksa bir sistem bir örgüt bir dünya saltanati görüntüsü içinde mi kalacak Hayati soru budur ve elinizdeki çalisma bu soruya Ebu Hanife Hasan Basri Imam Maturidi Gazali gibi Islam düsünce gelenegine damgasini vurmus zatlarin görüslerinden hareketle kismi bir cevap vermeyi denemektedir
Gelenekten Geleceğe İslami Düşüncede Yenilik
Mehmet Zeki İşcan
Kitap Yayınevi
İslam bir dindir ideoloji değildir Bu nedenle İslam toplumsal ve siyasal bir sistem olarak tasarlanamaz Bu yapıldığı takdirde İslam sadece kavramsal bir kurgu olarak kalır İdeoloji olarak tasarlanan İslam anlayışında İslamın kendisi ikincil değerdedir İslamcılar Tanrı yı gözleme dayalı dünyanın bir parçası olarak gören insanbiçimci Tanrı anlayışının sosyal planda temsilcileri gibidirler Çünkü onlar Tanrı yı alelade sosyal olayların ve toplumsal durumların ayrılmaz bir parçası olarak görmektedirler İslamcılar her şeyi kapsadığını ve her sorunu halledebileceğini düşündükleri din anlayışlarıyla ilkel bir din resmi çizmektedirler Tanrı varlığı doğal olgularla özdeşleştirilemeyeceği gibi sosyal ve siyasal düzen iddiasına da indirgenemez Dini sadece kurallar demeti yasaklar ve tabulardan ibaret görmek primitif kabile dini anlayışlarını çağrıştırmaktadır Dinden teselli umut ruhsal teşvik irade sorumluluk insan haklarına saygı gibi ahlaki ilkeler beklenebilir Ama ondan insanların gündelik hayatlarında kamu yararına yönelik pratik bir iyileştirme konusunda derin bir adanma beklenmemelidir Din başta yönetim olmak üzere eylemler dünyasının merkezine yerleşirse hidayet özelliğini sürdüremeyecek ve yozlaşarak belli kalıp ve tutumlarda katılaşacaktır İslamın bir din olarak algılandığı sistem olarak görülmediği insani teşebbüslerin ve yaratımlarının meşru kabul edildiği tarih içinde oluşmuş inanışlara körü körüne bağlanmanın bulunmadığı ve insan doğasını aklını hesaba katan bir din anlayışını kalp ve yaratıcılık üzerine kurulmuş özgürleştirici bir teoloji imkânını sunan din söylemini özcülüğü değil özgürlüğü yaşam biçimlerine saygıyı esas alan bir din yorumunu düşünce geleneğimiz içinden yeniden keşfedebilmek dini doğanın dilini doğal mecrasına çevirmek olacaktır İslam bir din olarak varlığını sürdürüp gelişecek mi yoksa bir sistem bir örgüt bir dünya saltanatı görüntüsü içinde mi kalacak Hayati soru budur ve elinizdeki çalışma bu soruya Ebu Hanife Hasan Basri İmam Maturidi Gazali gibi İslam düşünce geleneğine damgasını vurmuş zatların görüşlerinden hareketle kısmi bir cevap vermeyi denemektedir Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof Dr Mehmet Zeki İşcan ın Selefilik İslami Köktenciliğinin Tarihi Temelleri adlı eseri daha önce yayınevimizce yayınlandı

Kitap Yayınevi
İslam bir dindir ideoloji değildir Bu nedenle İslam toplumsal ve siyasal bir sistem olarak tasarlanamaz Bu yapıldığı takdirde İslam sadece kavramsal bir kurgu olarak kalır İdeoloji olarak tasarlanan İslam anlayışında İslamın kendisi ikincil değerdedir İslamcılar Tanrı yı gözleme dayalı dünyanın bir parçası olarak gören insanbiçimci Tanrı anlayışının sosyal planda temsilcileri gibidirler Çünkü onlar Tanrı yı alelade sosyal olayların ve toplumsal durumların ayrılmaz bir parçası olarak görmektedirler İslamcılar her şeyi kapsadığını ve her sorunu halledebileceğini düşündükleri din anlayışlarıyla ilkel bir din resmi çizmektedirler Tanrı varlığı doğal olgularla özdeşleştirilemeyeceği gibi sosyal ve siyasal düzen iddiasına da indirgenemez Dini sadece kurallar demeti yasaklar ve tabulardan ibaret görmek primitif kabile dini anlayışlarını çağrıştırmaktadır Dinden teselli umut ruhsal teşvik irade sorumluluk insan haklarına saygı gibi ahlaki ilkeler beklenebilir Ama ondan insanların gündelik hayatlarında kamu yararına yönelik pratik bir iyileştirme konusunda derin bir adanma beklenmemelidir Din başta yönetim olmak üzere eylemler dünyasının merkezine yerleşirse hidayet özelliğini sürdüremeyecek ve yozlaşarak belli kalıp ve tutumlarda katılaşacaktır İslamın bir din olarak algılandığı sistem olarak görülmediği insani teşebbüslerin ve yaratımlarının meşru kabul edildiği tarih içinde oluşmuş inanışlara körü körüne bağlanmanın bulunmadığı ve insan doğasını aklını hesaba katan bir din anlayışını kalp ve yaratıcılık üzerine kurulmuş özgürleştirici bir teoloji imkânını sunan din söylemini özcülüğü değil özgürlüğü yaşam biçimlerine saygıyı esas alan bir din yorumunu düşünce geleneğimiz içinden yeniden keşfedebilmek dini doğanın dilini doğal mecrasına çevirmek olacaktır İslam bir din olarak varlığını sürdürüp gelişecek mi yoksa bir sistem bir örgüt bir dünya saltanatı görüntüsü içinde mi kalacak Hayati soru budur ve elinizdeki çalışma bu soruya Ebu Hanife Hasan Basri İmam Maturidi Gazali gibi İslam düşünce geleneğine damgasını vurmuş zatların görüşlerinden hareketle kısmi bir cevap vermeyi denemektedir Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof Dr Mehmet Zeki İşcan ın Selefilik İslami Köktenciliğinin Tarihi Temelleri adlı eseri daha önce yayınevimizce yayınlandı

Kitap Yayınevi
İslam bir dindir ideoloji değildir Bu nedenle İslam toplumsal ve siyasal bir sistem olarak tasarlanamaz Bu yapıldığı takdirde İslam sadece kavramsal bir kurgu olarak kalır İdeoloji olarak tasarlanan İslam anlayışında İslamın kendisi ikincil değerdedir İslamcılar Tanrı yı gözleme dayalı dünyanın bir parçası olarak gören insanbiçimci Tanrı anlayışının sosyal planda temsilcileri gibidirler Çünkü onlar Tanrı yı alelade sosyal olayların ve toplumsal durumların ayrılmaz bir parçası olarak görmektedirler İslamcılar her şeyi kapsadığını ve her sorunu halledebileceğini düşündükleri din anlayışlarıyla ilkel bir din resmi çizmektedirler Tanrı varlığı doğal olgularla özdeşleştirilemeyeceği gibi sosyal ve siyasal düzen iddiasına da indirgenemez Dini sadece kurallar demeti yasaklar ve tabulardan ibaret görmek primitif kabile dini anlayışlarını çağrıştırmaktadır Dinden teselli umut ruhsal teşvik irade sorumluluk insan haklarına saygı gibi ahlaki ilkeler beklenebilir Ama ondan insanların gündelik hayatlarında kamu yararına yönelik pratik bir iyileştirme konusunda derin bir adanma beklenmemelidir Din başta yönetim olmak üzere eylemler dünyasının merkezine yerleşirse hidayet özelliğini sürdüremeyecek ve yozlaşarak belli kalıp ve tutumlarda katılaşacaktır İslamın bir din olarak algılandığı sistem olarak görülmediği insani teşebbüslerin ve yaratımlarının meşru kabul edildiği tarih içinde oluşmuş inanışlara körü körüne bağlanmanın bulunmadığı ve insan doğasını aklını hesaba katan bir din anlayışını kalp ve yaratıcılık üzerine kurulmuş özgürleştirici bir teoloji imkânını sunan din söylemini özcülüğü değil özgürlüğü yaşam biçimlerine saygıyı esas alan bir din yorumunu düşünce geleneğimiz içinden yeniden keşfedebilmek dini doğanın dilini doğal mecrasına çevirmek olacaktır İslam bir din olarak varlığını sürdürüp gelişecek mi yoksa bir sistem bir örgüt bir dünya saltanatı görüntüsü içinde mi kalacak Hayati soru budur ve elinizdeki çalışma bu soruya