Gelibolulu Mustafa Ali nin Künhü l Ahbarı nın IV Rüknünün Kaynakları — Ahmet Aydın

Gelibolulu Mustafa Ali nin Künhü l Ahbarı nın IV Rüknünün Kaynakları
Ahmet AydınFenomen Yayıncılık
Gelibolulu Mustafa Ali nin Künhü l Ahbarı nın IV Rüknünün Kaynakları
Ahmet AydınAli 1541 de Gelibolu da hali vakti yerinde edebiyatla ilgilenen bir tüccarın oğlu olarak dünyaya geldi Onun vasatın üzerinde bir zekaya ve edebi kabiliyete sahip olması ve aile münasebetleri bir reaya olarak mümkün olan en iyi eğitimi almasına vesile oldu 1560 ta İstanbul da Osmanlı İmparatorluğundaki Müslüman yöneticilerin ve aydınların dahil olduğu ilmiye sınıfında kendisine bir yer veren Sahn ı Seman seviyesindeki en yüksek medrese eğitimini başarı ile tamamladı Âli kendisini daima ulema sınıfından birisi olarak görmesine rağmen açıkça söylemek gerekirse hiçbir zaman o sınıfın bir elamanı olmadı Başından itibaren o bir alim olması için gereken uzun ve zahmetli bir çalışma devresini atlamak istedi Ve Sultan Süleyman ı takiben tahta geçen Selim II nin Konya da sarayında ilk Farsça divanını sunarak şansını denedi Yazarımız edebi başarıyla çok gururlanmasına sadece on beş yaşında iken pek mütevazı olmayan Âli mahlasını almış olmasına rağmen yine de bir saray şairi olarak ve prensin musahibi olarak kabul edilmedi 1562 63 te Ali iş için İstanbul daki saraya doğrudan müracaat etti Fakat yine de kabul edilmedi Bu geri çevrilişten sonra Âli prens Selim in eski olan Mustafa Paşa nın himayesine girdi Mustafa Paşa nın özel sekreteri oldu Ve patronun ölümüne kadar yirmi yıla yakın bir zaman bu görevi sadakatle yürüttü Aynı yıl 1562 63 Lala Mustafa Paşa nın Halep beylerbeyliğine atanması üzerine onunla Halep e gitti Sonraları patronuyla beraber kısa fasılalarla görev gereği görev gereği Şam da Mısır da sonra Şam da bulundu 1568 de Mustafa Paşa Mısır ın askeri komutanı Koca Sinan Paşa ve Âli nin daha sonraki patronu sadrazam Sokullu Mehmet Paşa ile 1579 ciddi bir ihtilafa düştü Fakat bu durum kısa zamanda artık Sultan olan Selim in 1566 1574 etkisiyle düzeltildi Ve Mustafa Paşa divan veziri ve musahip olarak terfi ettirildi

Fenomen Yayıncılık
Ali 1541 de Gelibolu da hali vakti yerinde edebiyatla ilgilenen bir tüccarın oğlu olarak dünyaya geldi Onun vasatın üzerinde bir zekaya ve edebi kabiliyete sahip olması ve aile münasebetleri bir reaya olarak mümkün olan en iyi eğitimi almasına vesile oldu 1560 ta İstanbul da Osmanlı İmparatorluğundaki Müslüman yöneticilerin ve aydınların dahil olduğu ilmiye sınıfında kendisine bir yer veren Sahn ı Seman seviyesindeki en yüksek medrese eğitimini başarı ile tamamladı Âli kendisini daima ulema sınıfından birisi olarak görmesine rağmen açıkça söylemek gerekirse hiçbir zaman o sınıfın bir elamanı olmadı Başından itibaren o bir alim olması için gereken uzun ve zahmetli bir çalışma devresini atlamak istedi Ve Sultan Süleyman ı takiben tahta geçen Selim II nin Konya da sarayında ilk Farsça divanını sunarak şansını denedi Yazarımız edebi başarıyla çok gururlanmasına sadece on beş yaşında iken pek mütevazı olmayan Âli mahlasını almış olmasına rağmen yine de bir saray şairi olarak ve prensin musahibi olarak kabul edilmedi 1562 63 te Ali iş için İstanbul daki saraya doğrudan müracaat etti Fakat yine de kabul edilmedi Bu geri çevrilişten sonra Âli prens Selim in eski olan Mustafa Paşa nın himayesine girdi Mustafa Paşa nın özel sekreteri oldu Ve patronun ölümüne kadar yirmi yıla yakın bir zaman bu görevi sadakatle yürüttü Aynı yıl 1562 63 Lala Mustafa Paşa nın Halep beylerbeyliğine atanması üzerine onunla Halep e gitti Sonraları patronuyla beraber kısa fasılalarla görev gereği görev gereği Şam da Mısır da sonra Şam da bulundu 1568 de Mustafa Paşa Mısır ın askeri komutanı Koca Sinan Paşa ve Âli nin daha sonraki patronu sadrazam Sokullu Mehmet Paşa ile 1579 ciddi bir ihtilafa düştü Fakat bu durum kısa zamanda artık Sultan olan Selim in 1566 1574 etkisiyle düzeltildi Ve Mustafa Paşa divan veziri ve musahip olarak terfi ettirildi Muhtemelen Âli nin bir sekreter olarak bu ihtilafın içerisinde olması sebebiyle Âli patronun başkente gidişinden faydalanamadı Ve patronu Lala Mustafa Paşa ile aralarına bir müddet soğukluk girdi Âli bu dönemin çoğunu Bosna da timarlı sipahi ve sancak beyi Ferhat Paşa nın sekreter olarak geçirdi Bu sürgünden ve saraya müteaddit başvurudan sonra Âli 1578 de Safevilere karşı yapılan savaşın komutanı oldu Lala Mustafa Paşa nın sekreteri oldu Sonraki yıllarda Âli onunla Kafkas ve Doğu Anadolu cephelerine gitti 1580 de Mustafa Paşa nın ölümünden sonra Âli o zaman ve daha sonraları her ikisi de sarayda Sokullu ya karşı bir hizibin elemanları olan meşhur tarihçi birçok sultanın özel eğitmeni Hoca Sadedin ve Gazanfer Ağa gibi önemli görevlerden mali destek ve eserlerine bahşiş almasına rağmen yine de bir patronun himayesinden mahrum kalmıştır Hayatının geri kalanını hamiler saraydaki hamilerinin sayesinde fakat çoğunlukla birçok kısa dönemlerle eyalet yönetiminde orta sınıf bir memur olarak geçirdi 1581 82 de Âli bu sefer timar defterdarı olarak Halep e gitti ve 1585 86 da Erzurum defterdarı oldu Gelir açısından ele alırsak yılda 140 000 akçe belki de en yüksek ücretili memuriyeti idi Ve bende onun kim olduğunu ortaya çıkaramadım Âli nin Şehnameci Lokman ın eserini de Künh ün kullandığı bilinir Sonuç olarak Nutki ve Talikzâde nin yazılarını da kullanmış olabilir Fakat  li nin kaynaklarının önsözde bahsedilenlerden daha fazla olduğu kesindir O eline geçen dokümanlardan ve kendisine sözle ulaşan bilgilerden de istifade etmiştir Yine de Âli nin kaynaklarının daha fazla tanımlanması ve bu kaynakları nasıl kullandığı sorusu bu çalışmanın hacmini aşar Künh ün sadece muhtevası ve kaynakları değil dili de dikkatimizi çeker Yukarıda bahsedildiği gibi Künh ün Osmanlı tarihçiliğinin son dönem gelişmesinde çok önemli bir yeri vardır Son dönem Fars yazar ve tarihçilerinin kullandığı süslü nesir ve kısa şiirli oldukça gelişmiş edebi tarz Âli için çok önemlidir Fars nesir yazarları arasında tarihçi Vassaf Ö yaklaşık 1330 meşhur tarih i ile mübalağa ve süslü yazma sanatına büyük bir katkıda bulunmuştur Vassaf Türkçe yazan Osmanlı tarihçileri tarafından çoğunlukla taklit edilmiştir XV yüzyılın sonlarından başlayarak Arapça ve Farsça dan birçok kelime alan Türk dili oldukça ileri bir düzeye gelmiştir Âli altmışlı yıllarının başından itibaren tamamlanmayan Enis ül Külub adlı ilk eserini yazdığında bu dil üzerine esis bir ustalık kazanmış ve kendine has kelime kalabalığında boğulmayan bir nesir sitili geliştirmiştir Birinci rüknün genel girişinde Âli mübalağadan kaçınmağa ve hem sıradan insanlar hem de seçkin tabaka için faydalı olacak iyi bir tarz kullanmaya niyet ettiğini açıkça ifade eder Âli 1588 89 da yine defterdar olarak atandı Doksanlı yıllarda Âli çok kısa dönemlerle Anadolu dan yeniçeri katipliği ve sancak beyliği yapmasına rağmen vaktinin çoğunu İstanbul da nihayet Mekke nin Limanı Cidde ye emin ve emir olarak atandı 1599 da son kez İstanbul dan ayrıldı Ve bu en önemli Eyalete beylerbeyi olma ümidiyle gururlanarak Mısır a gitti Fakat Âli Mekke deki kutsal yerleri ziyaret ettikten sonra 1600 yılının başlarında Kızıldeniz de bir görevde iken öldü O nun iş hayatı için söylenebilecek en önemli şey bu hayatın bu hırslı ve gururlu adamı tatmin edemediğidir Bu ümit verici bir başlangıç ve erken gelen saray yaşantısı neredeyse 20 yıl süren Lala Mustafa Paşa bağımlılığı onu ilmiye sınıfında bir yer edinmekten ve pratik olarak kültür merkezi olan başkentten uzaklaşmıştır Bu onun şanssızlığı idi Onun iş için müracaatları edebi çalışmalarına ithaf etmesi ki Eserlerinin çoğu ileride patronu olması muhtemel kişilere ithafen yazılmıştır Edebi yeteneğin maddiyata dönüşebileceği güç merkezinde kendine iyi bir pozisyon sağlamıştır Saraydan ve başkentten erken uzaklaştırılması ona birçok düşman kazandıran sert yaratılışı ve meslek hayatındaki değişken yapısı onu öylesine üzmüştür ki neredeyse temelli olarak emekli olmaya gayesinden vaz geçmeye hazırdır 0na göre Şanssızlığı Sokullu Mehmet Paşa gibi sadrazamların kendilerini etkilemelerine izin veren sultanların edebi kabiliyeti ve geleneği ihmal edişleriydi Önemsemeyişleri idi Âli ye göre bu Sultan Süleyman ın 1520 66 şaşalı yıllarından sonra imparatorluğun tehlikeli bir kırıiz içerisinde bulunan duygunun bir işareti idi 1590 larda Âli bu düşünce içerisinde tarihi üzerinde çalışmaya başladı Künhü l Ahbâr Âli Künhü l Ahbâr üzerinde çalışmaya yeniçerilerin imparatorluğu sarsan şiddetli isyanından iki yıl sonra uğursuz H 1000 yılında 1591 92 başladı Bazen eyaletlerdeki isyanlar ve İstanbul u harabeye çeviren büyük yangın takip etti Âli inin Künhü l Ahbâr üzerine çalışması İstanbul u temelli terk ettiği 1599 yazına kadar devam etti IV bölümün önsözü ki bu yangın konusudur İlk defa 1577 80 ve 1599 yılları arasında yazılmıştır Metin de Âli bu rüknde Dört bölümde böyle isimlendirilir H 1006 1597 98 yılına kadar olan Osmanlı tarihi ile ilgilenmek istediğini açıklar Son eserlerinden biri olan Mevaidün Nefais de Âli H 1008 1599 yılına kadar Künhü l ahbar a ilaveler yaptığını yazar Künh de anlattığı son büyük olay veya daha çok olaylar dizisi 1596 yaz ve sonbaharındaki Eğri seferidir Önsöz seferin enson hedefi olan müstahkem Eğri kalesinin alınışını anlatır Bu bölümün sonunda Âli Künh ün dört bölümünü yazma işlemini tamamladığını da bildirir Bu bizim önsözün kitabın son şerhine ait olduğu gerçeğini gösterir Eser Osmanlı devleti nin gelişmesinin önemli bir döneminde yazılmıştır Devletin bir beylikten durmaksızın genişleyerek kırk beylerbeyliğine gelmesi ikibuçuk asır kadar sonra duraklayarak maddi sosyal ve kültürel karışıklıklarla karşı karşıya kalmıştır Krizin gerçek yapısının ve hatta tarihinin tarihçiler arasında hala münakaşa konusu olmasına ve o dönemdeki birçok batılı gözlemcinin imparatorluğu gücünün zirvesinde kabul etmelerine rağmen gerçek şudur ki Âli gibi birçok yazara göre o tekte de değildir XVII asrın ellili yıllarında kötüye doğru esaslı bir gidiş başlamıştır Âli nin Künh ü yazmasının en önemli sebeplerinden biri Osmanlı İmparatorluğu nun ve İslam kültürünün bu muhteşem gelişmelerini geniş açıdan göstermek ve sultana sorumlu ulemaya ve devlet adamlarına bütün aydınlara geçmişlerini ve görevlerini hatırlatmaktır Künh başlangıçta pek ilgi çekmeyen bir eserdi Öyle ki yazar bu eser için kimseden bahşiş almadı ve sonunda da kimseye ithaf etmedi Bu demektir ki bu eser tarihi olaylarla ve doğru adetlerle ilgilidir Ve bu sebeple Mevaid ve Nushatü s Selatin gibi diğer eserlerinin suistimallerine Sultan III Murad ın dikkatini çektiği Nushat isimli eseri prenslerin aynası olarak kabul edilir Bu eserde ve bu tip eserlerde sıkça karşılaşılan bir edebi gruba mensup olma özelliği yoktur Eser yazarın bir memur olarak tecrübelerine ve arkadaşlık duygularına dayanmaktadır Aynı şey onun aynı derecede meşhur olan devrindeki Osmanlı toplumunun tafsilatlı bir kritiğini veren son eseri Mevaid içinde geçerlidir Künh ü bir bütün olarak ele alan tarihçi tarafından tarafsız olarak yazılmış olmasına rağmen IV rükünde ve bilhassa onun önsözünde görüldüğü gibi çağdaş Osmanlı toplumunun çöküşü konusuna değindiği yerlerde hayal kırıklığına uğramış kızgın bir memur ve yarı alim birisi tarfından kaleme alınmış intibaını verir Saraydaki bozulma ve sultanların sorumsuzlukları konusunda ise öfkesini gizlemek için çoğunlukla çok zekice hillere ve edebi sanatlara başvurur Eser Mesudi ve Taberi gibi meşhur tarihçiler tarafından geliştirilmiş olan parlak ve eski bir geçmişe sahip müslüman tarihçiliğine uygun beynelminel tarzda verilmiştir Bu tarzda yazılmış tarihler tam bir kronolojik sırayla dünyanın gelişimini tanımlamasıyla başlarlar Onlar evrenin yaratılışından yola çıkarlar Finalde de çoklukla destanımsı ve örtülü İslam öncesinden bahsederler Yazarın millitciliği yüzünden sadakat gösterdiği hanedan coğrafi durum ülke ve hamilerinin olduğu çağdaş dünyanın olaylarını anlatırlar Allah ın İnsanlara çizdiği yolun dışında kalan gayri müslim dünyası çoğu zaman tarihçinin ilgisi dışındadır Künh de gayri müslim tarihi çok az yer tutar XIII yüzyıldan itibaren Arap edebiyatında devam eden zengin bir gelenek olan dönemlerin dinî şahsiyetlerinin biyografilerine ve Osmanlılarda ve eserin hacmine uygun bir şekilde yer verme ve özellikle Pers taarihçiliğinde moda olmuştur Arapça ve Farsça eserler geleneksel basit tarih ve tarihi destan yazmak sarayda ve hamileri nezdinde önemlerini kaybettiler Gelişen imparatorluğa hem yerli hemde Arap Fars geleneğine uygun yeni bir edebi tarihçilik ortaya çıktı Eserler Arap ve bilhassa Fars edebiyatının söz sanatıyla zenginleştirilmiş bir Türkçe ile yazılmıştır Dünya tarihi yazan ilk Osnanlı yazarı Şükrullah tır Ö 1488 Şükrüllah bu yeni tarzda Osmanlı Türkçesiyle yazmakta bir fayda görmedi ve Farsça yazdı Bu tür tarih yazıcılığı takib eden yıllarda rağbet görmdi Sonraki asırda Nişancı Ramazanzade Mehmet Paşa Ö 1571 artık tam gelişmiş Osmanlı Türkçesi Türkçesiyle bir dünya tarihi yazdı fakat çok kısa idi Âlî İstanbul da çalışırken onu şahsen tanımıştı Onun eserine hayrandı ve onun tarzını sürdürmeye çalıştı Künh edebi dilde yazılmış gerçek tafsilatlı beynelmilel tarihtir Künh yaratılıştan Macar seferine kadar olayları içine alan ve Osmanlı sadrazamları ulema şeyh ve şairler gibi diğer yüksek memurların geniş biyografilerini ihtiva eden ilk eserdir Eser rükn denilen dört bölümden ibarettir Muhtevası kabaca aşağıdaki gibidir Birinci rükn genel girişi yaratılış tarihini peygamberler tarihini Hz Muhammed ve arkadaşlarını ve oniki imam tarihini kapsar İkinci rükn Abbasi ve Emevi halifelerinin tarihini anlatır III rükn Tatar ve Türk hanedanlarının tarihini IV rükn ise Âli dönemine kadar olan kronolojik Osmanlı tarihi ile ilgilidir IV rükn Murad III 1575 95 ve III Mehmed 1595 96 hariç 1603 hariç sultanların saltanat sırasına göre düzenlenen biyografik bölümler ve bir giriş ihtiva eder IV rüknün giriş kısmı Leiden kitabında 14 varaktan oluşan beş kısma bölünür Birinci kısım Allah a ve yaratılışa ve bilhasas Osmanlı hanedanına övgüdür İkinci kısım yazarın Künh ün bu bölümü eserin yazılış sebebini anlattığı önsözdür Üçüncü kısım Anadolu ve Rumeli deki Osmanlı nüfusunun orijinini veren kısa bir bölümdür Bu kısım aynı zamanda XI yüzyıldan XIV yüzyıla kadarki politik sosyal ve kültür tarihinin özetini verir IV kısım Osmanlı İmparatorluğunun oluşmasına devşirme yoluyla katkıda bulunan ve imparatorluğun sınırlarında yaşayan farklı uluslarla ilgilidir IV bölüm fizyonomi ilmi ile ilgili bir giriştir Ve esas olarak müslüman yöneticilerin bilhassa Büyük Osmanlı sultanı Fatih Sultan Mehmet 1444 1446 ve1451 1481 Selim I 1512 1520 ve Kanuni Süleyman 1520 1566 ın ünvan ve durumlarrı ile ilgilidir Âli kararların verildiği güç merkezinde bir görevde bulumadığı için tarihinin temel gerçekleri çadağ gelişmeleri anlatırken bile harici kaynaklara dayanır Onun yazılı kaynaklarının çoğu I IV rüknlerin önsözlerinde verilmiştir I rüknün önsözünde Âli yakalşık 600 ciltten oluşan 130 Arapça ve Farsça eserden bahseder Bunlardan sadece üç tanesi Osmanlılarla ilgilidir Bunlar Seyyid Ali Çelebi tarafından 1553 58 tarihinde yazılan Miratü l Memâlik meşhur alim ve şehü l islam Ebusuud Efendi nin Ö 1574 ismi verilmeyen bir eseri veTaşköprüzade tarafından 1558 de yazılan biyografik bir sözlük niteliğindeki Şakâyıku n Numâniye dir IV rüknün önsözünde Âli Aşık Paşazâde den Hoca Saddeddin e kadar olan dokuz yazardan bahseder Ve Osmanlı tarihi tarihi geleneğinin kısa bir özetini verir Bölümün ikinci yarısında Fars şairi Firdevsi nin 600 yıl kadar önce Şahnâmesi nde yaptığı gibi görevi sultanların yazdığı şiirle övmek olan dönemin saray şairleri Lokman Talikzâde ve Nutki den küçümseyici bir dille bahseder Bu oniki yazarın isimleri ve eserler çok iyi tanınır ve IV rükn ün esas konusundaki açık iktibaslardan çoğunun bunları kaynak olarak kullandığı açıkça anlaşılmaktadır Bunun bir istisnası olarak önsözde belirtilen fakat onu metinde ondan aktarma yapıldığına dair hiçbir işarette bulunmayan Kemal Paşazâde nin Ö 1534 meşhur tarihi sayılabilir Âli nin önsözünde belirttiği Cami ül Maknunat adlı eseri kaynak olarak kullandığı açıktır Fakat bu eserin yazarı olarak bilinen İsa hakkında hiçbir bilgi yoktur Âli nin Şehnameci Lokman ın eserinde Künh ünde kullandığı bilinir Sonuç olarak Nutki ve Talikzâde nin yazılarında kullanmış fakat Âli kaynaklarının önsözünde bahsedilen sayıdan daha fazla olduğu kesindir O elinden geçen dökümanlardan ve kendisine ulaşan sözlü bilgilerden de faydalanmıştır Bu eser 1993 yılında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yeniçağ Tarihi Anabilim Dalında kabul edilen doktora tezinin gözden geçirilmiş halidir

Fenomen Yayıncılık
Ali 1541 de Gelibolu da hali vakti yerinde edebiyatla ilgilenen bir tüccarın oğlu olarak dünyaya geldi Onun vasatın üzerinde bir zekaya ve edebi kabiliyete sahip olması ve aile münasebetleri bir reaya olarak mümkün olan en iyi eğitimi almasına vesile oldu 1560 ta İstanbul da Osmanlı İmparatorluğundaki Müslüman yöneticilerin ve aydınların dahil olduğu ilmiye sınıfında kendisine bir yer veren Sahn ı Seman seviyesindeki en yüksek medrese eğitimini başarı ile tamamladı Âli kendisini daima ulema sınıfından birisi olarak görmesine rağmen açıkça söylemek gerekirse hiçbir zaman o sınıfın bir elamanı olmadı Başından itibaren o bir alim olması için gereken uzun ve zahmetli bir çalışma devresini atlamak istedi Ve Sultan Süleyman ı takiben tahta geçen Selim II nin Konya da sarayında ilk Farsça divanını sunarak şansını denedi Yazarımız edebi başarıyla çok gururlanmasına sadece on beş yaşında iken pek mütevazı olmayan Âli mahlasını almış olmasına rağmen yine de bir saray şairi olarak ve prensin musahibi olarak kabul edilmedi 1562 63 te Ali iş için İstanbul daki saraya doğrudan müracaat etti Fakat yine de kabul edilmedi Bu geri çevrilişten sonra Âli prens Selim in eski olan Mustafa Paşa nın himayesine girdi Mustafa Paşa nın özel sekreteri oldu Ve patronun ölümüne kadar yirmi yıla yakın bir zaman bu görevi sadakatle yürüttü Aynı yıl 1562 63 Lala Mustafa Paşa nın Halep beylerbeyliğine atanması üzerine onunla Halep e gitti Sonraları patronuyla beraber kısa fasılalarla görev gereği görev gereği Şam da Mısır da sonra Şam da bulundu 1568 de Mustafa Paşa Mısır ın askeri komutanı Koca Sinan Paşa ve Âli nin daha sonraki patronu sadrazam Sokullu Mehmet Paşa ile 1579 ciddi bir ihtilafa düştü Fakat bu durum kısa zamanda artık Sultan olan Selim in 1566 1574 etkisiyle düzeltildi Ve Mustafa Paşa divan veziri ve musahip olarak terfi ettirildi Muhtemelen Âli nin bir sekreter olarak bu ihtilafın içerisinde olması sebebiyle Âli patronun başkente gidişinden faydalanamadı Ve patronu Lala Mustafa Paşa ile aralarına bir müddet soğukluk girdi Âli bu dönemin çoğunu Bosna da timarlı sipahi ve sancak beyi Ferhat Paşa nın sekreter olarak geçirdi Bu sürgünden ve saraya müteaddit başvurudan sonra Âli 1578 de Safevilere karşı yapılan savaşın komutanı oldu Lala Mustafa Paşa nın sekreteri oldu Sonraki yıllarda Âli onunla Kafkas ve Doğu Anadolu cephelerine gitti 1580 de Mustafa Paşa nın ölümünden sonra Âli o zaman ve daha sonraları her ikisi de sarayda Sokullu ya karşı bir hizibin elemanları olan meşhur tarihçi birçok sultanın özel eğitmeni Hoca Sadedin ve Gazanfer Ağa gibi önemli görevlerden mali destek ve eserlerine bahşiş almasına rağmen yine de bir patronun himayesinden mahrum kalmıştır Hayatının geri kalanını hamiler saraydaki hamilerinin sayesinde fakat çoğunlukla birçok kısa dönemlerle eyalet yönetiminde orta sınıf bir memur olarak geçirdi 1581 82 de Âli bu sefer timar defterdarı olarak Halep e gitti ve 1585 86 da Erzurum defterdarı oldu Gelir açısından ele alırsak yılda 140 000 akçe belki de en yüksek ücretili memuriyeti idi Ve bende onun kim olduğunu ortaya çıkaramadım Âli nin Şehnameci Lokman ın eserini de Künh ün kullandığı bilinir Sonuç olarak Nutki ve Talikzâde nin yazılarını da kullanmış olabilir Fakat  li nin kaynaklarının önsözde bahsedilenlerden daha fazla olduğu kesindir O eline geçen dokümanlardan ve kendisine sözle ulaşan bilgilerden de istifade etmiştir Yine de Âli nin kaynaklarının daha fazla tanımlanması ve bu kaynakları nasıl kullandığı sorusu bu çalışmanın hacmini aşar Künh ün sadece muhtevası ve kaynakları değil dili de dikkatimizi çeker Yukarıda bahsedildiği gibi Künh ün Osmanlı tarihçiliğinin son dönem gelişmesinde çok önemli bir yeri vardır Son dönem Fars yazar ve tarihçilerinin kullandığı süslü nesir ve kısa şiirli oldukça gelişmiş edebi tarz Âli için çok önemlidir Fars nesir yazarları arasında tarihçi Vassaf Ö yaklaşık 1330 meşhur tarih i ile mübalağa ve süslü yazma sanatına büyük bir katkıda bulunmuştur Vassaf Türkçe yazan Osmanlı tarihçileri tarafından çoğunlukla taklit edilmiştirXV yüzyılın sonlarından başlayarak Arapça ve Farsça dan birçok kelime alan Türk dili oldukça ileri bir düzeye gelmiştir Âli altmışlı yıllarının başından itibaren tamamlanmayan Enis ül Külub adlı ilk eserini yazdığında bu dil üzerine esis bir ustalık kazanmış ve kendine has kelime kalabalığında boğulmayan bir nesir sitili geliştirmiştir Birinci rüknün genel girişinde Âli mübalağadan kaçınmağa ve hem sıradan insanlar hem de seçkin tabaka için faydalı olacak iyi bir tarz kullanmaya niyet ettiğini açıkça ifade eder Âli 1588 89 da yine defterdar olarak atandı Doksanlı yıllarda Âli çok kısa dönemlerle Anadolu dan yeniçeri katipliği ve sancak beyliği yapmasına rağmen vaktinin çoğunu İstanbul da nihayet Mekke nin Limanı Cidde ye emin ve emir olarak atandı 1599 da son kez İstanbul dan ayrıldı Ve bu en önemli Eyalete beylerbeyi olma ümidiyle gururlanarak Mısır a gitti Fakat Âli Mekke deki kutsal yerleri ziyaret ettikten sonra 1600 yılının başlarında Kızıldeniz de bir görevde iken öldü O nun iş hayatı için söylenebilecek en önemli şey bu hayatın bu hırslı ve gururlu adamı tatmin edemediğidir Bu ümit verici bir başlangıç ve erken gelen saray yaşantısı neredeyse 20 yıl süren Lala Mustafa Paşa bağımlılığı onu ilmiye sınıfında bir yer edinmekten ve pratik olarak kültür merkezi olan başkentten uzaklaşmıştır Bu onun şanssızlığı idi Onun iş için müracaatları edebi çalışmalarına ithaf etmesi ki Eserlerinin çoğu ileride patronu olması muhtemel kişilere ithafen yazılmıştır Edebi yeteneğin maddiyata dönüşebileceği güç merkezinde kendine iyi bir pozisyon sağlamıştır Saraydan ve başkentten erken uzaklaştırılması ona birçok düşman kazandıran sert yaratılışı ve meslek hayatındaki değişken yapısı onu öylesine üzmüştür ki neredeyse temelli olarak emekli olmaya gayesinden vaz geçmeye hazırdır 0na göre Şanssızlığı Sokullu Mehmet Paşa gibi sadrazamların kendilerini etkilemelerine izin veren sultanların edebi kabiliyeti ve geleneği ihmal edişleriydi Önemsemeyişleri idi Âli ye göre bu Sultan Süleyman ın 1520 66 şaşalı yıllarından sonra imparatorluğun tehlikeli bir kırıiz içerisinde bulunan duygunun bir işareti idi 1590 larda Âli bu düşünce içerisinde tarihi üzerinde çalışmaya başladı Künhü l Ahbâr Âli Künhü l Ahbâr üzerinde çalışmaya yeniçerilerin imparatorluğu sarsan şiddetli isyanından iki yıl sonra uğursuz H 1000 yılında 1591 92 başladı Bazen eyaletlerdeki isyanlar ve İstanbul u harabeye çeviren büyük yangın takip etti Âli inin Künhü l Ahbâr üzerine çalışması İstanbul u temelli terk ettiği 1599 yazına kadar devam etti IV bölümün önsözü ki bu yangın konusudur İlk defa 1577 80 ve 1599 yılları arasında yazılmıştır Metin de Âli bu rüknde Dört bölümde böyle isimlendirilir H 1006 1597 98 yılına kadar olan Osmanlı tarihi ile ilgilenmek istediğini açıklar Son eserlerinden biri olan Mevaidün Nefais de Âli H 1008 1599 yılına kadar Künhü l ahbar a ilaveler yaptığını yazar Künh de anlattığı son büyük olay veya daha çok olaylar dizisi 1596 yaz ve sonbaharındaki Eğri seferidir Önsöz seferin enson hedefi olan müstahkem Eğri kalesinin alınışını anlatır Bu bölümün sonunda Âli Künh ün dört bölümünü yazma işlemini tamamladığını da bildirir Bu bizim önsözün kitabın son şerhine ait olduğu gerçeğini gösterir Eser Osmanlı devleti nin gelişmesinin önemli bir döneminde yazılmıştır Devletin bir beylikten durmaksızın genişleyerek kırk beylerbeyliğine gelmesi ikibuçuk asır kadar sonra duraklayarak maddi sosyal ve kültürel karışıklıklarla karşı karşıya kalmıştır Krizin gerçek yapısının ve hatta tarihinin tarihçiler arasında hala münakaşa konusu olmasına ve o dönemdeki birçok batılı gözlemcinin imparatorluğu gücünün zirvesinde kabul etmelerine rağmen gerçek şudur ki Âli gibi birçok yazara göre o tekte de değildir XVII asrın ellili yıllarında kötüye doğru esaslı bir gidiş başlamıştır Âli nin Künh ü yazmasının en önemli sebeplerinden biri Osmanlı İmparatorluğu nun ve İslam kültürünün bu muhteşem gelişmelerini geniş açıdan göstermek ve sultana sorumlu ulemaya ve devlet adamlarına bütün aydınlara geçmişlerini ve görevlerini hatırlatmaktır Künh başlangıçta pek ilgi çekmeyen bir eserdi Öyle ki yazar bu eser için kimseden bahşiş almadı ve sonunda da kimseye ithaf etmedi Bu demektir ki bu eser tarihi olaylarla ve doğru adetlerle ilgilidir Ve bu sebeple Mevaid ve Nushatü s Selatin gibi diğer eserlerinin suistimallerine Sultan III Murad ın dikkatini çektiği Nushat isimli eseri prenslerin aynası olarak kabul edilir Bu eserde ve bu tip eserlerde sıkça karşılaşılan bir edebi gruba mensup olma özelliği yoktur Eser yazarın bir memur olarak tecrübelerine ve arkadaşlık duygularına dayanmaktadır Aynı şey onun aynı derecede meşhur olan devrindeki Osmanlı toplumunun tafsilatlı bir kritiğini veren son eseri Mevaid içinde geçerlidir Künh ü bir bütün olarak ele alan tarihçi tarafından tarafsız olarak yazılmış olmasına rağmen IV rükünde ve bilhassa onun önsözünde görüldüğü gibi çağdaş Osmanlı toplumunun çöküşü konusuna değindiği yerlerde hayal kırıklığına uğramış kızgın bir memur ve yarı alim birisi tarfından kaleme alınmış intibaını verir Saraydaki bozulma ve sultanların sorumsuzlukları konusunda ise öfkesini gizlemek için çoğunlukla çok zekice hillere ve edebi sanatlara başvurur Eser Mesudi ve Taberi gibi meşhur tarihçiler tarafından geliştirilmiş olan parlak ve eski bir geçmişe sahip müslüman tarihçiliğine uygun beynelminel tarzda verilmiştir Bu tarzda yazılmış tarihler tam bir kronolojik sırayla dünyanın gelişimini tanımlamasıyla başlarlar Onlar evrenin yaratılışından yola çıkarlar Finalde de çoklukla destanımsı ve örtülü İslam öncesinden bahsederler Yazarın millitciliği yüzünden sadakat gösterdiği hanedan coğrafi durum ülke ve hamilerinin olduğu çağdaş dünyanın olaylarını anlatırlar Allah ın İnsanlara çizdiği yolun dışında kalan gayri müslim dünyası çoğu zaman tarihçinin ilgisi dışındadır Künh de gayri müslim tarihi çok az yer tutar XIII yüzyıldan itibaren Arap edebiyatında devam eden zengin bir gelenek olan dönemlerin dinî şahsiyetlerinin biyografilerine ve Osmanlılarda ve eserin hacmine uygun bir şekilde yer verme ve özellikle Pers taarihçiliğinde moda olmuştur Arapça ve Farsça eserler geleneksel basit tarih ve tarihi destan yazmak sarayda ve hamileri nezdinde önemlerini kaybettiler Gelişen imparatorluğa hem yerli hemde Arap Fars geleneğine uygun yeni bir edebi tarihçilik ortaya çıktı Eserler Arap ve bilhassa Fars edebiyatının söz sanatıyla zenginleştirilmiş bir Türkçe ile yazılmıştır Dünya tarihi yazan ilk Osnanlı yazarı Şükrullah tır Ö 1488 Şükrüllah bu yeni tarzda Osmanlı Türkçesiyle yazmakta bir fayda görmedi ve Farsça yazdı Bu tür tarih yazıcılığı takib eden yıllarda rağbet görmdi Sonraki asırda Nişancı Ramazanzade Mehmet Paşa Ö 1571 artık tam gelişmiş Osmanlı Türkçesi Türkçesiyle bir dünya tarihi yazdı fakat çok kısa idi Âlî İstanbul da çalışırken onu şahsen tanımıştı Onun eserine hayrandı ve onun tarzını sürdürmeye çalıştı Künh edebi dilde yazılmış gerçek tafsilatlı beynelmilel tarihtir Künh yaratılıştan Macar seferine kadar olayları içine alan ve Osmanlı sadrazamları ulema şeyh ve şairler gibi diğer yüksek memurların geniş biyografilerini ihtiva eden ilk eserdir Eser rükn denilen dört bölümden ibarettir Muhtevası kabaca aşağıdaki gibidir Birinci rükn genel girişi yaratılış tarihini peygamberler tarihini Hz Muhammed ve arkadaşlarını ve oniki imam tarihini kapsar İkinci rükn Abbasi ve Emevi halifelerinin tarihini anlatır III rükn Tatar ve Türk hanedanlarının tarihini IV rükn ise Âli dönemine kadar olan kronolojik Osmanlı tarihi ile ilgilidir IV rükn Murad III 1575 95 ve III Mehmed 1595 96 hariç 1603 hariç sultanların saltanat sırasına göre düzenlenen biyografik bölümler ve bir giriş ihtiva eder IV rüknün giriş kısmı Leiden kitabında 14 varaktan oluşan beş kısma bölünür Birinci kısım Allah a ve yaratılışa ve bilhasas Osmanlı hanedanına övgüdür İkinci kısım yazarın Künh ün bu bölümü eserin yazılış sebebini anlattığı önsözdür Üçüncü kısım Anadolu ve Rumeli deki Osmanlı nüfusunun orijinini veren kısa bir bölümdür Bu kısım aynı zamanda XI yüzyıldan XIV yüzyıla kadarki politik sosyal ve kültür tarihinin özetini verir IV kısım Osmanlı İmparatorluğunun oluşmasına devşirme yoluyla katkıda bulunan ve imparatorluğun sınırlarında yaşayan farklı uluslarla ilgilidir IV bölüm fizyonomi ilmi ile ilgili bir giriştir Ve esas olarak müslüman yöneticilerin bilhassa Büyük Osmanlı sultanı Fatih Sultan Mehmet 1444 1446 ve1451 1481 Selim I 1512 1520 ve Kanuni Süleyman 1520 1566 ın ünvan ve durumlarrı ile ilgilidir Âli kararların verildiği güç merkezinde bir görevde bulumadığı için tarihinin temel gerçekleri çadağ gelişmeleri anlatırken bile harici kaynaklara dayanır Onun yazılı kaynaklarının çoğu I IV rüknlerin önsözlerinde verilmiştir I rüknün önsözünde Âli yakalşık 600 ciltten oluşan 130 Arapça ve Farsça eserden bahseder Bunlardan sadece üç tanesi Osmanlılarla ilgilidir Bunlar Seyyid Ali Çelebi tarafından 1553 58 tarihinde yazılan Miratü l Memâlik meşhur alim ve şehü l islam Ebusuud Efendi nin Ö 1574 ismi verilmeyen bir eseri veTaşköprüzade tarafından 1558 de yazılan biyografik bir sözlük niteliğindeki Şakâyıku n Numâniye dir IV rüknün önsözünde Âli Aşık Paşazâde den Hoca Saddeddin e kadar olan dokuz yazardan bahseder Ve Osmanlı tarihi tarihi geleneğinin kısa bir özetini verir Bölümün ikinci yarısında Fars şairi Firdevsi nin 600 yıl kadar önce Şahnâmesi nde yaptığı gibi görevi sultanların yazdığı şiirle övmek olan dönemin saray şairleri Lokman Talikzâde ve Nutki den küçümseyici bir dille bahseder Bu oniki yazarın isimleri ve eserler çok iyi tanınır ve IV rükn ün esas konusundaki açık iktibaslardan çoğunun bunları kaynak olarak kullandığı açıkça anlaşılmaktadır Bunun bir istisnası olarak önsözde belirtilen fakat onu metinde ondan aktarma yapıldığına dair hiçbir işarette bulunmayan Kemal Paşazâde nin Ö 1534 meşhur tarihi sayılabilir Âli nin önsözünde belirttiği Cami ül Maknunat adlı eseri kaynak olarak kullandığı açıktır Fakat bu eserin yazarı olarak bilinen İsa hakkında hiçbir bilgi yoktur Âli nin Şehnameci Lokman ın eserinde Künh ünde kullandığı bilinir Sonuç olarak Nutki ve Talikzâde nin yazılarında kullanmış fakat Âli kaynaklarının önsözünde bahsedilen sayıdan daha fazla olduğu kesindir O elinden geçen dökümanlardan ve kendisine ulaşan sözlü bilgilerden de faydalanmıştır Bu eser 1993 yılında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yeniçağ Tarihi Anabilim Dalında kabul edilen doktora tezinin gözden geçirilmiş halidir

Fenomen Yayıncılık
Ali 1541 de Gelibolu da hali vakti yerinde edebiyatla ilgilenen bir tüccarın oğlu olarak dünyaya geldi Onun vasatın üzerinde bir zekaya ve edebi kabiliyete sahip olması ve aile münasebetleri bir reaya olarak mümkün olan en iyi eğitimi almasına vesile oldu 1560 ta İstanbul da Osmanlı İmparatorluğundaki Müslüman yöneticilerin ve aydınların dahil olduğu ilmiye sınıfında kendisine bir yer veren Sahn ı Seman seviyesindeki en yüksek medrese eğitimini başarı ile tamamladı Âli kendisini daima ulema sınıfından birisi olarak görmesine rağmen açıkça söylemek gerekirse hiçbir zaman o sınıfın bir elamanı olmadı Başından itibaren o bir alim olması için gereken uzun ve zahmetli bir çalışma devresini atlamak istedi Ve Sultan Süleyman ı takiben tahta geçen Selim II nin Konya da sarayında ilk Farsça divanını sunarak şansını denedi Yazarımız edebi başarıyla çok gururlanmasına sadece on beş yaşında iken pek mütevazı olmayan Âli mahlasını almış olmasına rağmen yine de bir saray şairi olarak ve prensin musahibi olarak kabul edilmedi 1562 63 te Ali iş için İstanbul daki saraya doğrudan müracaat etti Fakat yine de kabul edilmedi Bu geri çevrilişten sonra Âli prens Selim in eski olan Mustafa Paşa nın himayesine girdi Mustafa Paşa nın özel sekreteri oldu Ve patronun ölümüne kadar yirmi yıla yakın bir zaman bu görevi sadakatle yürüttü Aynı yıl 1562 63 Lala Mustafa Paşa nın Halep beylerbeyliğine atanması üzerine onunla Halep e gitti Sonraları patronuyla beraber kısa fasılalarla görev gereği görev gereği Şam da Mısır da sonra Şam da bulundu 1568 de Mustafa Paşa Mısır ın askeri komutanı Koca Sinan Paşa ve Âli nin daha sonraki patronu sadrazam Sokullu Mehmet Paşa ile 1579 ciddi bir ihtilafa düştü Fakat bu durum kısa zamanda artık Sultan olan Selim in 1566 1574 etkisiyle düzeltildi Ve Mustafa Paşa divan veziri ve musahip olarak terfi ettirildi Muhtemelen Âli nin bir sekreter olarak bu ihtilafın içerisinde olması sebebiyle Âli patronun başkente gidişinden faydalanamadı Ve patronu Lala Mustafa Paşa ile aralarına bir müddet soğukluk girdi Âli bu dönemin çoğunu Bosna da timarlı sipahi ve sancak beyi Ferhat Paşa nın sekreter olarak geçirdi Bu sürgünden ve saraya müteaddit başvurudan sonra Âli 1578 de Safevilere karşı yapılan savaşın komutanı oldu Lala Mustafa Paşa nın sekreteri oldu Sonraki yıllarda Âli onunla Kafkas ve Doğu Anadolu cephelerine gitti 1580 de Mustafa Paşa nın ölümünden sonra Âli o zaman ve daha sonraları her ikisi de sarayda Sokullu ya karşı bir hizibin elemanları olan meşhur tarihçi birçok sultanın özel eğitmeni Hoca Sadedin ve Gazanfer Ağa gibi önemli görevlerden mali destek ve eserlerine bahşiş almasına rağmen yine de bir patronun himayesinden mahrum kalmıştır Hayatının geri kalanını hamiler saraydaki hamilerinin sayesinde fakat çoğunlukla birçok kısa dönemlerle eyalet yönetiminde orta sınıf bir memur olarak geçirdi 1581 82 de Âli bu sefer timar defterdarı olarak Halep e gitti ve 1585 86 da Erzurum defterdarı oldu Gelir açısından ele alırsak yılda 140 000 akçe belki de en yüksek ücretili memuriyeti idi Ve bende onun kim olduğunu ortaya çıkaramadım Âli nin Şehnameci Lokman ın eserini de Künh ün kullandığı bilinir Sonuç olarak Nutki ve Talikzâde nin yazılarını da kullanmış olabilir Fakat  li nin kaynaklarının önsözde bahsedilenlerden daha fazla olduğu kesindir O eline geçen dokümanlardan ve kendisine sözle ulaşan bilgilerden de istifade etmiştir Yine de Âli nin kaynaklarının daha fazla tanımlanması ve bu kaynakları nasıl kullandığı sorusu bu çalışmanın hacmini aşar Künh ün sadece muhtevası ve kaynakları değil dili de dikkatimizi çeker Yukarıda bahsedildiği gibi Künh ün Osmanlı tarihçiliğinin son dönem gelişmesinde çok önemli bir yeri vardır Son dönem Fars yazar ve tarihçilerinin kullandığı süslü nesir ve kısa şiirli oldukça gelişmiş edebi tarz Âli için çok önemlidir Fars nesir yazarları arasında tarihçi Vassaf Ö yaklaşık 1330 meşhur tarih i ile mübalağa ve süslü yazma sanatına büyük bir katkıda bulunmuştur Vassaf Türkçe yazan Osmanlı tarihçileri tarafından çoğunlukla taklit edilmiştir XV yüzyılın sonlarından başlayarak Arapça ve Farsça dan birçok kelime alan Türk dili oldukça ileri bir düzeye gelmiştir Âli altmışlı yıllarının başından itibaren tamamlanmayan Enis ül Külub adlı ilk eserini yazdığında bu dil üzerine esis bir ustalık kazanmış ve kendine has kelime kalabalığında boğulmayan bir nesir sitili geliştirmiştir Birinci rüknün genel girişinde Âli mübalağadan kaçınmağa ve hem sıradan insanlar hem de seçkin tabaka için faydalı olacak iyi bir tarz kullanmaya niyet ettiğini açıkça ifade eder Âli 1588 89 da yine defterdar olarak atandı Doksanlı yıllarda Âli çok kısa dönemlerle Anadolu dan yeniçeri katipliği ve sancak beyliği yapmasına rağmen vaktinin çoğunu İstanbul da nihayet Mekke nin Limanı Cidde ye emin ve emir olarak atandı 1599 da son kez İstanbul dan ayrıldı Ve bu en önemli Eyalete beylerbeyi olma ümidiyle gururlanarak Mısır a gitti Fakat Âli Mekke deki kutsal yerleri ziyaret ettikten sonra 1600 yılının başlarında Kızıldeniz de bir görevde iken öldü O nun iş hayatı için söylenebilecek en önemli şey bu hayatın bu hırslı ve gururlu adamı tatmin edemediğidir Bu ümit verici bir başlangıç ve erken gelen saray yaşantısı neredeyse 20 yıl süren Lala Mustafa Paşa bağımlılığı onu ilmiye sınıfında bir yer edinmekten ve pratik olarak kültür merkezi olan başkentten uzaklaşmıştır Bu onun şanssızlığı idi Onun iş için müracaatları edebi çalışmalarına ithaf etmesi ki Eserlerinin çoğu ileride patronu olması muhtemel kişilere ithafen yazılmıştır Edebi yeteneğin maddiyata dönüşebileceği güç merkezinde kendine iyi bir pozisyon sağlamıştır Saraydan ve başkentten erken uzaklaştırılması ona birçok düşman kazandıran sert yaratılışı ve meslek hayatındaki değişken yapısı onu öylesine üzmüştür ki neredeyse temelli olarak emekli olmaya gayesinden vaz geçmeye hazırdır 0na göre Şanssızlığı Sokullu Mehmet Paşa gibi sadrazamların kendilerini etkilemelerine izin veren sultanların edebi kabiliyeti ve geleneği ihmal edişleriydi Önemsemeyişleri idi Âli ye göre bu Sultan Süleyman ın 1520 66 şaşalı yıllarından sonra imparatorluğun tehlikeli bir kırıiz içerisinde bulunan duygunun bir işareti idi 1590 larda Âli bu düşünce içerisinde tarihi üzerinde çalışmaya başladı Künhü l Ahbâr Âli Künhü l Ahbâr üzerinde çalışmaya yeniçerilerin imparatorluğu sarsan şiddetli isyanından iki yıl sonra uğursuz H 1000 yılında 1591 92 başladı Bazen eyaletlerdeki isyanlar ve İstanbul u harabeye çeviren büyük yangın takip etti Âli inin Künhü l Ahbâr üzerine çalışması İstanbul u temelli terk ettiği 1599 yazına kadar devam etti IV bölümün önsözü ki bu yangın konusudur İlk defa 1577 80 ve 1599 yılları arasında yazılmıştır Metin de Âli bu rüknde Dört bölümde böyle isimlendirilir H 1006 1597 98 yılına kadar olan Osmanlı tarihi ile ilgilenmek istediğini açıklar Son eserlerinden biri olan Mevaidün Nefais de Âli H 1008 1599 yılına kadar Künhü l ahbar a ilaveler yaptığınıyazar Künh de anlattığı son büyük olay veya daha çok olaylar dizisi 1596 yaz ve sonbaharındaki Eğri seferidir Önsöz seferin enson hedefi olan müstahkem Eğri kalesinin alınışını anlatır Bu bölümün sonunda Âli Künh ün dört bölümünü yazma işlemini tamamladığını da bildirir Bu bizim önsözün kitabın son şerhine ait olduğu gerçeğini gösterir Eser Osmanlı devleti nin gelişmesinin önemli bir döneminde yazılmıştır Devletin bir beylikten durmaksızın genişleyerek kırk beylerbeyliğine gelmesi ikibuçuk asır kadar sonra duraklayarak maddi sosyal ve kültürel karışıklıklarla karşı karşıya kalmıştır Krizin gerçek yapısının ve hatta tarihinin tarihçiler arasında hala münakaşa konusu olmasına ve o dönemdeki birçok batılı gözlemcinin imparatorluğu gücünün zirvesinde kabul etmelerine rağmen gerçek şudur ki Âli gibi birçok yazara göre o tekte de değildir XVII asrın ellili yıllarında kötüye doğru esaslı bir gidiş başlamıştır Âli nin Künh ü yazmasının en önemli sebeplerinden biri Osmanlı İmparatorluğu nun ve İslam kültürünün bu muhteşem gelişmelerini geniş açıdan göstermek ve sultana sorumlu ulemaya ve devlet adamlarına bütün aydınlara geçmişlerini ve görevlerini hatırlatmaktır Künh başlangıçta pek ilgi çekmeyen bir eserdi Öyle ki yazar bu eser için kimseden bahşiş almadı ve sonunda da kimseye ithaf etmedi Bu demektir ki bu eser tarihi olaylarla ve doğru adetlerle ilgilidir Ve bu sebeple Mevaid ve Nushatü s Selatin gibi diğer eserlerinin suistimallerine Sultan III Murad ın dikkatini çektiği Nushat isimli eseri prenslerin aynası olarak kabul edilir Bu eserde ve bu tip eserlerde sıkça karşılaşılan bir edebi gruba mensup olma özelliği yoktur Eser yazarın bir memur olarak tecrübelerine ve arkadaşlık duygularına dayanmaktadır Aynı şey onun aynı derecede meşhur olan devrindeki Osmanlı toplumunun tafsilatlı bir kritiğini veren son eseri Mevaid içinde geçerlidir Künh ü bir bütün olarak ele alan tarihçi tarafından tarafsız olarak yazılmış olmasına rağmen IV rükünde ve bilhassa onun önsözünde görüldüğü gibi çağdaş Osmanlı toplumunun çöküşü konusuna değindiği yerlerde hayal kırıklığına uğramış kızgın bir memur ve yarı alim birisi tarfından kaleme alınmış intibaını verir Saraydaki bozulma ve sultanların sorumsuzlukları konusunda ise öfkesini gizlemek için çoğunlukla çok zekice hillere ve edebi sanatlara başvurur Eser Mesudi ve Taberi gibi meşhur tarihçiler tarafından geliştirilmiş olan parlak ve eski bir geçmişe sahip müslüman tarihçiliğine uygun beynelminel tarzda verilmiştir Bu tarzda yazılmış tarihler tam bir kronolojik sırayla dünyanın gelişimini tanımlamasıyla başlarlar Onlar evrenin yaratılışından yola çıkarlar Finalde de çoklukla destanımsı ve örtülü İslam öncesinden bahsederler Yazarın millitciliği yüzünden sadakat gösterdiği hanedan coğrafi durum ülke ve hamilerinin olduğu çağdaş dünyanın olaylarını anlatırlar Allah ın İnsanlara çizdiği yolun dışında kalan gayri müslim dünyası çoğu zaman tarihçinin ilgisi dışındadır Künh de gayri müslim tarihi çok az yer tutar XIII yüzyıldan itibaren Arap edebiyatında devam eden zengin bir gelenek olan dönemlerin dinî şahsiyetlerinin biyografilerine ve Osmanlılarda ve eserin hacmine uygun bir şekilde yer verme ve özellikle Pers taarihçiliğinde moda olmuştur Arapça ve Farsça eserler geleneksel basit tarih ve tarihi destan yazmak sarayda ve hamileri nezdinde önemlerini kaybettiler Gelişen imparatorluğa hem yerli hemde Arap Fars geleneğine uygun yeni bir edebi tarihçilik ortaya çıktı Eserler Arap ve bilhassa Fars edebiyatının söz sanatıyla zenginleştirilmiş bir Türkçe ile yazılmıştır Dünya tarihi yazan ilk Osnanlı yazarı Şükrullah tır Ö 1488 Şükrüllah bu yeni tarzda Osmanlı Türkçesiyle yazmakta bir fayda görmedi ve Farsça yazdı Bu tür tarih yazıcılığı takib eden yıllarda rağbet görmdi Sonraki asırda Nişancı Ramazanzade Mehmet Paşa Ö 1571 artık tam gelişmiş Osmanlı Türkçesi Türkçesiyle bir dünya tarihi yazdı fakat çok kısa idi Âlî İstanbul da çalışırken onu şahsen tanımıştı Onun eserine hayrandı ve onun tarzını sürdürmeye çalıştı Künh edebi dilde yazılmış gerçek tafsilatlı beynelmilel tarihtir Künh yaratılıştan Macar seferine kadar olayları içine alan ve Osmanlı sadrazamları ulema şeyh ve şairler gibi diğer yüksek memurların geniş biyografilerini ihtiva eden ilk eserdir Eser rükn denilen dört bölümden ibarettir Muhtevası kabaca aşağıdaki gibidir Birinci rükn genel girişi yaratılış tarihini peygamberler tarihini Hz Muhammed ve arkadaşlarını ve oniki imam tarihini kapsar İkinci rükn Abbasi ve Emevi halifelerinin tarihini anlatır III rükn Tatar ve Türk hanedanlarının tarihini IV rükn ise Âli dönemine kadar olan kronolojik Osmanlı tarihi ile ilgilidir IV rükn Murad III 1575 95 ve III Mehmed 1595 96 hariç 1603 hariç sultanların saltanat sırasına göre düzenlenen biyografik bölümler ve bir giriş ihtiva eder IV rüknün giriş kısmı Leiden kitabında 14 varaktan oluşan beş kısma bölünür Birinci kısım Allah a ve yaratılışa ve bilhasas Osmanlı hanedanına övgüdür İkinci kısım yazarın Künh ün bu bölümü eserin yazılış sebebini anlattığı önsözdür Üçüncü kısım Anadolu ve Rumeli deki Osmanlı nüfusunun orijinini veren kısa bir bölümdür Bu kısım aynı zamanda XI yüzyıldan XIV yüzyıla kadarki politik sosyal ve kültür tarihinin özetini verir IV kısım Osmanlı İmparatorluğunun oluşmasına devşirme yoluyla katkıda bulunan ve imparatorluğun sınırlarında yaşayan farklı uluslarla ilgilidir IV bölüm fizyonomi ilmi ile ilgili bir giriştir Ve esas olarak müslüman yöneticilerin bilhassa Büyük Osmanlı sultanı Fatih Sultan Mehmet 1444 1446 ve1451 1481 Selim I 1512 1520 ve Kanuni Süleyman 1520 1566 ın ünvan ve durumlarrı ile ilgilidir Âli kararların verildiği güç merkezinde bir görevde bulumadığı için tarihinin temel gerçekleri çadağ gelişmeleri anlatırken bile harici kaynaklara dayanır Onun yazılı kaynaklarının çoğu I IV rüknlerin önsözlerinde verilmiştir I rüknün önsözünde Âli yakalşık 600 ciltten oluşan 130 Arapça ve Farsça eserden bahseder Bunlardan sadece üç tanesi Osmanlılarla ilgilidir Bunlar Seyyid Ali Çelebi tarafından 1553 58 tarihinde yazılan Miratü l Memâlik meşhur alim ve şehü l islam Ebusuud Efendi nin Ö 1574 ismi verilmeyen bir eseri veTaşköprüzade tarafından 1558 de yazılan biyografik bir sözlük niteliğindeki Şakâyıku n Numâniye dir IV rüknün önsözünde Âli Aşık Paşazâde den Hoca Saddeddin e kadar olan dokuz yazardan bahseder Ve Osmanlı tarihi tarihi geleneğinin kısa bir özetini verir Bölümün ikinci yarısında Fars şairi Firdevsi nin 600 yıl kadar önce Şahnâmesi nde yaptığı gibi görevi sultanların yazdığı şiirle övmek olan dönemin saray şairleri Lokman Talikzâde ve Nutki den küçümseyici bir dille bahseder Bu oniki yazarın isimleri ve eserler çok iyi tanınır ve IV rükn ün esas konusundaki açık iktibaslardan çoğunun bunları kaynak olarak kullandığı açıkça anlaşılmaktadır Bunun bir istisnası olarak önsözde belirtilen fakat onu metinde ondan aktarma yapıldığına dair hiçbir işarette bulunmayan Kemal Paşazâde nin Ö 1534 meşhur tarihi sayılabilir Âli nin önsözünde belirttiği Cami ül Maknunat adlı eseri kaynak olarak kullandığı açıktır Fakat bu eserin yazarı olarak bilinen İsa hakkında hiçbir bilgi yoktur Âli nin Şehnameci Lokman ın eserinde Künh ünde kullandığı bilinir Sonuç olarak Nutki ve Talikzâde nin yazılarında kullanmış fakat Âli kaynaklarının önsözünde bahsedilen sayıdan daha fazla olduğu kesindir O elinden geçen dökümanlardan ve kendisine ulaşan sözlü bilgilerden de faydalanmıştır Bu eser 1993 yılında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yeniçağ Tarihi Anabilim Dalında kabul edilen doktora tezinin gözden geçirilmiş halidir

Fenomen Yayıncılık
Ahmet Aydın tarafından kaleme alınan Gelibolulu Mustafa Alinin Künhül Ahbarının IV Rüknünün Kaynakları Fenomen Yayıncılık eseri olarak okurlarla buluşuyor Gelibolulu Mustafa Alinin Künhül Ahbarının IV Rüknünün Kaynakları Ahmet Aydın Kitap Özeti Ali 1541de Geliboluda hali vakti yerinde edebiyatla ilgilenen bir tüccarın oğlu olarak dünyaya geldi Onun vasatın üzerinde bir zekaya ve edebi kabiliyete sahip olması ve aile münasebetleri bir reaya olarak mümkün olan en iyi eğitimi almasına vesile oldu 1560 ta İstanbul da Osmanlı İmparatorluğundaki Müslüman yöneticilerin ve aydınların dahil olduğu ilmiye sınıfında kendisine bir yer veren Sahn ı Seman seviyesindeki en yüksek medrese eğitimini başarı ile tamamladı Âli kendisini daima ulema sınıfından birisi olarak görmesine rağmen açıkça söylemek gerekirse hiçbir zaman o sınıfın bir elamanı olmadı Başından itibaren o bir alim olması için gereken uzun ve zahmetli bir çalışma devresini atlamak istedi Ve Sultan Süleymanı takiben tahta geçen Selim IInin Konyada sarayında ilk Farsça divanını sunarak şansını denedi Yazarımız edebi başarıyla çok gururlanmasına sadece on beş yaşında iken pek mütevazı olmayan Âli mahlasını almış olmasına rağmen yine de bir saray şairi olarak ve prensin musahibi olarak kabul edilmedi 1562 63 te Ali iş için İstanbul daki saraya doğrudan müracaat etti Fakat yine de kabul edilmedi Bu geri çevrilişten sonra Âli prens Selimin eski olan Mustafa Paşanın himayesine girdi Mustafa Paşa nın özel sekreteri oldu Ve patronun ölümüne kadar yirmi yıla yakın bir zaman bu görevi sadakatle yürüttü Aynı yıl 1562 63 Lala Mustafa Paşa nın Halep beylerbeyliğine atanması üzerine onunla Halepe gitti Sonraları patronuyla beraber kısa fasılalarla görev gereği görev gereği Şam da Mısır da sonra Şam da bulundu 1568de Mustafa Paşa Mısır ın askeri komutanı Koca Sinan Paşa ve Âlinin daha sonraki patronu sadrazam Sokullu Mehmet Paşa ile 1579 ciddi bir ihtilafa düştü Fakat bu durum kısa zamanda artık Sultan olan Selimin 1566 1574 etkisiyle düzeltildi Ve Mustafa Paşa divan veziri ve musahip olarak terfi ettirildi Muhtemelen Âli nin bir sekreter olarak bu ihtilafın içerisinde olması sebebiyle Âli patronun başkente gidişinden faydalanamadı Ve patronu Lala Mustafa Paşa ile aralarına bir müddet soğukluk girdi Âli bu dönemin çoğunu Bosna da timarlı sipahi ve sancak beyi Ferhat Paşanın sekreter olarak geçirdi Bu sürgünden ve saraya müteaddit başvurudan sonra Âli 1578de Safevilere karşı yapılan savaşın komutanı oldu Lala Mustafa Paşanın sekreteri oldu Sonraki yıllarda Âli onunla Kafkas ve Doğu Anadolu cephelerine gitti 1580de Mustafa Paşa nın ölümünden sonra Âli o zaman ve daha sonraları her ikisi de sarayda Sokulluya karşı bir hizibin elemanları olan meşhur tarihçi birçok sultanın özel eğitmeni Hoca Sadedin ve Gazanfer Ağa gibi önemli görevlerden mali destek ve eserlerine bahşiş almasına rağmen yine de bir patronun himayesinden mahrum kalmıştır Hayatının geri kalanını hamiler saraydaki hamilerinin sayesinde fakat çoğunlukla birçok kısa dönemlerle eyalet yönetiminde orta sınıf bir memur olarak geçirdi 1581 82de Âli bu sefer timar defterdarı olarak Halep e gitti ve 1585 86da Erzurum defterdarı oldu Gelir açısından ele alırsak yılda 140 000 akçe belki de en yüksek ücretili memuriyeti idi Ve bende onun kim olduğunu ortaya çıkaramadım Âlinin Şehnameci Lokman ın eserini de Künhün kullandığı bilinir Sonuç olarak Nutki ve Talikzâdenin yazılarını da kullanmış olabilir Fakat  linin kaynaklarının önsözde bahsedilenlerden daha fazla olduğu kesindir O Yayınevi Fenomen Yayıncılık Yazar Ahmet Aydın Sayfa 423 Sayfa Kağıt Kuşe Boyut 16 00x24 00 cm Basım Yılı 2023 Barkod 9786057244604 Kategori Osmanlı Tarihi

Fenomen Yayıncılık
Ali 1541 de Gelibolu da hali vakti yerinde edebiyatla ilgilenen bir tüccarın oğlu olarak dünyaya geldi Onun vasatın üzerinde bir zekaya ve edebi kabiliyete sahip olması ve aile münasebetleri bir reaya olarak mümkün olan en iyi eğitimi almasına vesile oldu 1560 ta İstanbul da Osmanlı İmparatorluğundaki Müslüman yöneticilerin ve aydınların dahil olduğu ilmiye sınıfında kendisine bir yer veren Sahn ı Seman seviyesindeki en yüksek medrese eğitimini başarı ile tamamladı Âli kendisini daima ulema sınıfından birisi olarak görmesine rağmen açıkça söylemek gerekirse hiçbir zaman o sınıfın bir elamanı olmadı Başından itibaren o bir alim olması için gereken uzun ve zahmetli bir çalışma devresini atlamak istedi Ve Sultan Süleyman ı takiben tahta geçen Selim II nin Konya da sarayında ilk Farsça divanını sunarak şansını denedi Yazarımız edebi başarıyla çok gururlanmasına sadece on beş yaşında iken pek mütevazı olmayan Âli mahlasını almış olmasına rağmen yine de bir saray şairi olarak ve prensin musahibi olarak kabul edilmedi 1562 63 te Ali iş için İstanbul daki saraya doğrudan müracaat etti Fakat yine de kabul edilmedi Bu geri çevrilişten sonra Âli prens Selim in eski olan Mustafa Paşa nın himayesine girdi Mustafa Paşa nın özel sekreteri oldu Ve patronun ölümüne kadar yirmi yıla yakın bir zaman bu görevi sadakatle yürüttü Aynı yıl 1562 63 Lala Mustafa Paşa nın Halep beylerbeyliğine atanması üzerine onunla Halep e gitti Sonraları patronuyla beraber kısa fasılalarla görev gereği görev gereği Şam da Mısır da sonra Şam da bulundu 1568 de Mustafa Paşa Mısır ın askeri komutanı Koca Sinan Paşa ve Âli nin daha sonraki patronu sadrazam Sokullu Mehmet Paşa ile 1579 ciddi bir ihtilafa düştü Fakat bu durum kısa zamanda artık Sultan olan Selim in 1566 1574 etkisiyle düzeltildi Ve Mustafa Paşa divan veziri ve musahip olarak terfi ettirildi Muhtemelen Âli nin bir sekreter olarak bu ihtilafın içerisinde olması sebebiyle Âli patronun başkente gidişinden faydalanamadı Ve p