Gerçek Üstü Yankılar 2 Gölgelerin Ardında Kalanlar — Miraj Öztürk

Gerçek Üstü Yankılar 2 Gölgelerin Ardında Kalanlar
Miraj ÖztürkGece Kitaplığı
Gerçek Üstü Yankılar 2 Gölgelerin Ardında Kalanlar
Miraj ÖztürkGörüntü gözlerimin en son açık olduğu andan başlamıştı Sonrasında ise toz bulutu gibi görünen kahverengi bulutlar tüm arabaları yutmuş ve ortam bir çöle dönüşmüştü Elimde bir su şişesi vardı ve çölde yalnız başıma yürüyordum Güneş başımın üstüne vuruyordu sürekli su içmek istiyordum ve elimdeki şişenin içindeki su bitmek üzereydi Çok fazla yürümüştüm ama sanki ortam hiç değişmemişti Çölden bir türlü çıkamıyordum Elimdeki şişenin içindeki su ancak bir yudumluk kalmışken yorgun düştüm ve dizlerimin üstüne çöktüm Son yudumu içmek istiyor ama bir türlü buna cesaret edemiyordum Birkaç dakika sonra yorgun düşüp bayıldım Peki ya sonrası Bilmem Belki de yıllar sonra anlatırım Işık sanki beni daha da derinlere çeker gibi solukladı Sanki ışık beni tamamen emiyordu Bu ışık sevgi bağı ile beni kendisine çekiyordu Farklı bir gerçekliğe girdim Öncekinden çok daha bilge ve derin daha başka ve daha fazla şeylerin farkına vardım Çok daha fazla O muazzam bir ışık akıntısı idi çok geniş ve dolu hayatın kalbinin derinlerinde Bu ne diye sordum Ve ışık cevap verdi Bu hayat nehirdir Bu kudret suyundan kalbinin özüne doldur Yudum yudum iç bu suyu Öyle yaptım Bir büyük yudum aldım bir tane daha aldım Hayatın kendinden içmek müthiş bir coşku içindeydim Sonra ışık dedi ki Senin bir dileğin var Işık benimle ilgili her şeyi biliyordu tüm geçmiş şimdi ve geleceğimi Evet Diye fısıldadım Ve evrenin geri kalanını görmek istedim güneş sistemimizin ötesini tüm insanlık illüzyonunun ötesini Işık bana istersem akıntı ile gidebileceğimi söyledi Ben de öyle yaptım ve ışık içerisinde tünelin ucuna taşındım Bir dizi hafif ses patlamaları duydum ve hissettim Aniden fark ettim ki hayat ırmağı üzerinde gezegenden roket hızı ile uzaklaşıyordum Dünyanın uçar gibi uzaklaştığını gördüm Güneş sistemi tüm ihtişamı ile bir anda kayboldu Işık hızından daha süratli bir şekilde ve gittikçe daha fazla bilgi özümseyerek galaksinin merkezinden geçtim Öğrendim ki bu galaksi ve tüm evren birçok hayat çeşitleri ile doluymuş Fakat tüm bunlara rağmen beni dünyama bağlayan bir şey vardı ve ne olduğunu anlayamıyordum Büyük bir hızda sistemimize geri gönderilmiştim Neredeyim 37 03 07 4 N 28 19 14 6 E

GECE KİTAPLIĞI
Görüntü gözlerimin en son açık olduğu andan başlamıştı Sonrasında ise toz bulutu gibi görünen kahverengi bulutlar tüm arabaları yutmuş ve ortam bir çöle dönüşmüştü Elimde bir su şişesi vardı ve çölde yalnız başıma yürüyordum Güneş başımın üstüne vuruyordu sürekli su içmek istiyordum ve elimdeki şişenin içindeki su bitmek üzereydi Çok fazla yürümüştüm ama sanki ortam hiç değişmemişti Çölden bir türlü çıkamıyordum Elimdeki şişenin içindeki su ancak bir yudumluk kalmışken yorgun düştüm ve dizlerimin üstüne çöktüm Son yudumu içmek istiyor ama bir türlü buna cesaret edemiyordum Birkaç dakika sonra yorgun düşüp bayıldım Peki ya sonrası Bilmem Belki de yıllar sonra anlatırım Işık sanki beni daha da derinlere çeker gibi solukladı Sanki ışık beni tamamen emiyordu Bu ışık sevgi bağı ile beni kendisine çekiyordu Farklı bir gerçekliğe girdim Öncekinden çok daha bilge ve derin daha başka ve daha fazla şeylerin farkına vardım Çok daha fazla O muazzam bir ışık akıntısı idi çok geniş ve dolu hayatın kalbinin derinlerinde Bu ne diye sordum Ve ışık cevap verdi Bu hayat nehirdir Bu kudret suyundan kalbinin özüne doldur Yudum yudum iç bu suyu Öyle yaptım Bir büyük yudum aldım bir tane daha aldım Hayatın kendinden içmek müthiş bir coşku içindeydim Sonra ışık dedi ki Senin bir dileğin var Işık benimle ilgili her şeyi biliyordu tüm geçmiş şimdi ve geleceğimi Evet Diye fısıldadım Ve evrenin geri kalanını görmek istedim güneş sistemimizin ötesini tüm insanlık illüzyonunun ötesini Işık bana istersem akıntı ile gidebileceğimi söyledi Ben de öyle yaptım ve ışık içerisinde tünelin ucuna taşındım Bir dizi hafif ses patlamaları duydum ve hissettim Aniden fark ettim ki hayat ırmağı üzerinde gezegenden roket hızı ile uzaklaşıyordum Dünyanın uçar gibi uzaklaştığını gördüm Güneş sistemi tüm ihtişamı ile bir anda kayboldu Işık hızından daha süratli bir şekilde ve gittikçe daha fazla bilgi özümseyerek galaksinin merkezinden geçtim Öğrendim ki bu galaksi ve tüm evren birçok hayat çeşitleri ile doluymuş Fakat tüm bunlara rağmen beni dünyama bağlayan bir şey vardı ve ne olduğunu anlayamıyordum Büyük bir hızda sistemimize geri gönderilmiştim Neredeyim 37 03 07 4 N 28 19 14 6 E

Gece Kitaplığı
Görüntü gözlerimin en son açık olduğu andan başlamıştı Sonrasında ise toz bulutu gibi görünen kahverengi bulutlar tüm arabaları yutmuş ve ortam bir çöle dönüşmüştü Elimde bir su şişesi vardı ve çölde yalnız başıma yürüyordum Güneş başımın üstüne vuruyordu sürekli su içmek istiyordum ve elimdeki şişenin içindeki su bitmek üzereydi Çok fazla yürümüştüm ama sanki ortam hiç değişmemişti Çölden bir türlü çıkamıyordum Elimdeki şişenin içindeki su ancak bir yudumluk kalmışken yorgun düştüm ve dizlerimin üstüne çöktüm Son yudumu içmek istiyor ama bir türlü buna cesaret edemiyordum Birkaç dakika sonra yorgun düşüp bayıldım Peki ya sonrası Bilmem Belki de yıllar sonra anlatırım Işık sanki beni daha da derinlere çeker gibi solukladı Sanki ışık beni tamamen emiyordu Bu ışık sevgi bağı ile beni kendisine çekiyordu Farklı bir gerçekliğe girdim Öncekinden çok daha bilge ve derin daha başka ve daha fazla şeylerin farkına vardım Çok daha fazla O muazzam bir ışık akıntısı idi çok geniş ve dolu hayatın kalbinin derinlerinde Bu ne diye sordum Ve ışık cevap verdi Bu hayat nehirdir Bu kudret suyundan kalbinin özüne doldur Yudum yudum iç bu suyu Öyle yaptım Bir büyük yudum aldım bir tane daha aldım Hayatın kendinden içmek müthiş bir coşku içindeydim Sonra ışık dedi ki Senin bir dileğin var Işık benimle ilgili her şeyi biliyordu tüm geçmiş şimdi ve geleceğimi Evet Diye fısıldadım Ve evrenin geri kalanını görmek istedim güneş sistemimizin ötesini tüm insanlık illüzyonunun ötesini Işık bana istersem akıntı ile gidebileceğimi söyledi Ben de öyle yaptım ve ışık içerisinde tünelin ucuna taşındım Bir dizi hafif ses patlamaları duydum ve hissettim Aniden fark ettim ki hayat ırmağı üzerinde gezegenden roket hızı ile uzaklaşıyordum Dünyanın uçar gibi uzaklaştığını gördüm Güneş sistemi tüm ihtişamı ile bir anda kayboldu Işık hızından daha süratli bir şekilde ve gittikçe daha fazla bilgi özümseyerek galaksinin merkezinden geçtim Öğrendim ki bu galaksi ve tüm evren birçok hayat çeşitleri ile doluymuş Fakat tüm bunlara rağmen beni dünyama bağlayan bir şey vardı ve ne olduğunu anlayamıyordum Büyük bir hızda sistemimize geri gönderilmiştim Neredeyim Tanıtım Bülteninden

Gece Kitaplığı
Görüntü gözlerimin en son açık olduğu andan başlamıştı Sonrasında ise toz bulutu gibi görünen kahverengi bulutlar tüm arabaları yutmuş ve ortam bir çöle dönüşmüştü Elimde bir su şişesi vardı ve çölde yalnız başıma yürüyordum Güneş başımın üstüne vuruyordu sürekli su içmek istiyordum ve elimdeki şişenin içindeki su bitmek üzereydi Çok fazla yürümüştüm ama sanki ortam hiç değişmemişti Çölden bir türlü çıkamıyordum Elimdeki şişenin içindeki su ancak bir yudumluk kalmışken yorgun düştüm ve dizlerimin üstüne çöktüm Son yudumu içmek istiyor ama bir türlü buna cesaret edemiyordum Birkaç dakika sonra yorgun düşüp bayıldım Peki ya sonrası Bilmem Belki de yıllar sonra anlatırım Işık sanki beni daha da derinlere çeker gibi solukladı Sanki ışık beni tamamen emiyordu Bu ışık sevgi bağı ile beni kendisine çekiyordu Farklı bir gerçekliğe girdim Öncekinden çok daha bilge ve derin daha başka ve daha fazla şeylerin farkına vardım Çok daha fazla O muazzam bir ışık akıntısı idi çok geniş ve dolu hayatın kalbinin derinlerinde Bu ne diye sordum Ve ışık cevap verdi Bu hayat nehirdir Bu kudret suyundan kalbinin özüne doldur Yudum yudum iç bu suyu Öyle yaptım Bir büyük yudum aldım bir tane daha aldım Hayatın kendinden içmek müthiş bir coşku içindeydim Sonra ışık dedi ki Senin bir dileğin var Işık benimle ilgili her şeyi biliyordu tüm geçmiş şimdi ve geleceğimi Evet Diye fısıldadım Ve evrenin geri kalanını görmek istedim güneş sistemimizin ötesini tüm insanlık illüzyonunun ötesini Işık bana istersem akıntı ile gidebileceğimi söyledi Ben de öyle yaptım ve ışık içerisinde tünelin ucuna taşındım Bir dizi hafif ses patlamaları duydum ve hissettim Aniden fark ettim ki hayat ırmağı üzerinde gezegenden roket hızı ile uzaklaşıyordum Dünyanın uçar gibi uzaklaştığını gördüm Güneş sistemi tüm ihtişamı ile bir anda kayboldu Işık hızından daha süratli bir şekilde ve gittikçe daha fazla bilgi özümseyerek galaksinin merkezinden geçtim Öğre

Gece Kitaplığı Yayınları
Görüntü gözlerimin en son açık olduğu andan başlamıştı Sonrasında ise toz bulutu gibi görünen kahverengi bulutlar tüm arabaları yutmuş ve ortam bir çöle dönüşmüştü Elimde bir su şişesi vardı ve çölde yalnız başıma yürüyordum Güneş başımın üstüne vuruyordu sürekli su içmek istiyordum ve elimdeki şişenin içindeki su bitmek üzereydi Çok fazla yürümüştüm ama sanki ortam hiç değişmemişti Çölden bir türlü çıkamıyordum Elimdeki şişenin içindeki su ancak bir yudumluk kalmışken yorgun düştüm ve dizlerimin üstüne çöktüm Son yudumu içmek istiyor ama bir türlü buna cesaret edemiyordum Birkaç dakika sonra yorgun düşüp bayıldım Peki ya sonrası Bilmem Belki de yıllar sonra anlatırım Işık sanki beni daha da derinlere çeker gibi solukladı Sanki ışık beni tamamen emiyordu Bu ışık sevgi bağı ile beni kendisine çekiyordu Farklı bir gerçekliğe girdim Öncekinden çok daha bilge ve derin daha başka ve daha fazla şeylerin farkına vardım Çok daha fazla O muazzam bir ışık akıntısı idi çok geniş ve dolu hayatın kalbinin derinlerinde Bu ne diye sordum

Gece Kitaplığı
Metafizik ve ezoterik öğelerle örülmüş parapsikolojik deneyimlere ve ruhsal savaşlara dayalı bir post apokaliptik roman 2037 yılında İstanbul büyük bir felaketle sarsıldı Enkaz altında kalan sadece binalar değildi bu felakette insanların vicdanı da gömülmüştü Yardım niyetiyle uzanmayan eller bilgiyle zehirlenen diller ve karanlıkla uyum sağlayan kalabalıklar

GECE KİTAPLIĞI
Metafizik ve ezoterik öğelerle örülmüş parapsikolojik deneyimlere ve ruhsal savaşlara dayalı bir post apokaliptik roman 2037 yılında İstanbul büyük bir felaketle sarsıldı Enkaz altında kalan sadece binalar değildi bu felakette insanların vicdanı da gömülmüştü Yardım niyetiyle uzanmayan eller bilgiyle zehirlenen diller ve karanlıkla uyum sağlayan kalabalıklar 2037 de İstanbul yerle bir oldu Ama asıl çöküş binaların değil insanların içindeydi Bu kitap bir depremi anlatmıyor bir işgali anlatıyor Zihinsel ruhsal ve sistematik bir işgali Yardım kisvesiyle içeri giren birlikleri ve karanlığın yeraltına sakladığı planların sessizce devreye girdiği o günleri Ayasofya nın altındaki enerji titreşmeye başladığında artık mesele sadece kurtulanlarla ölenler değildi Mesela kim kaldı Ve gerçekten kim konuşuyordu Bedeni olmayan bir ruh yarım kalmış bir cümle ve tüm bunları izleyen kadim bir akıl Bu sadece bir deprem değil insanlığın iç çöküşünün ezoterik kaydı Ayasofya nın altında yükselen titreşimler THULE nin karanlık planları Sebottendorf un yarım kalmış ayini Ve gölgelerin ardında sessizce uyananlar Gerçeküstü Yankılar ruhsal savaş ile tarihsel manipülasyonun depremle birlikte çöküşe geçen insanlığın ve ölümden sonra bile susmayan bir ruhun hikâyesini anlatıyor Gerçeküstü Yankılar bir felaketin sisinden doğan çok katmanlı bir çöküş hikâyesi Ama bu yalnızca bir hikâye değil belki de hiç yazılmaması gereken bir şeyin sonunda yankılanan sessizlik Bu satırlar kurgu gibi başlar Fakat bir yerden sonra sanki gerçeği daha önce duymuşsun gibi hissettirir Belki de zaten öyledir

Gece Kitaplığı
Metafizik ve ezoterik öğelerle örülmüş parapsikolojik deneyimlere ve ruhsal savaşlara dayalı bir post apokaliptik roman 2037 yılında İstanbul büyük bir felaketle sarsıldı Enkaz altında kalan sadece binalar değildi bu felakette insanların vicdanı da gömülmüştü Yardım niyetiyle uzanmayan eller bilgiyle zehirlenen diller ve karanlıkla uyum sağlayan kalabalıklar

Gece Kitaplığı Yayınları
Metafizik ve ezoterik öğelerle örülmüş parapsikolojik deneyimlere ve ruhsal savaşlara dayalı bir post apokaliptik roman 2037 yılında İstanbul büyük bir felaketle sarsıldı Enkaz altında kalan sadece binalar değildi bu felakette insanların vicdanı da gömülmüştü Yardım niyetiyle uzanmayan eller bilgiyle zehirlenen diller ve karanlıkla uyum sağlayan kalabalıklar 2037 de İstanbul yerle bir oldu Ama asıl çöküş binaların değil insanların içindeydi Bu kitap bir depremi anlatmıyor bir işgali anlatıyor Zihinsel ruhsal ve sistematik bir işgali Yardım kisvesiyle içeri giren birlikleri ve karanlığın yeraltına sakladığı planların sessizce devreye girdiği o günleri Ayasofya nın altındaki enerji titreşmeye başladığında artık mesele sadece kurtulanlarla ölenler değildi Mesela kim kaldı Ve gerçekten kim konuşuyordu Bedeni olmayan bir ruh yarım kalmış bir cümle ve tüm bunları izleyen kadim bir akıl Bu sadece bir deprem değil insanlığın iç çöküşünün ezoterik kaydı Ayasofya nın altında yükselen titreşimler THULE nin karanlık planları Sebottendorf un yarım kalmış ayini Ve gölgelerin ardında sessizce uyananlar Gerçeküstü Yankılar ruhsal savaş ile tarihsel manipülasyonun depremle birlikte çöküşe geçen insanlığın ve ölümden sonra bile susmayan bir ruhun hikâyesini anlatıyor Gerçeküstü Yankılar bir felaketin sisinden doğan çok katmanlı bir çöküş hikâyesi Ama bu yalnızca bir hikâye değil belki de hiç yazılmaması gereken bir şeyin sonunda yankılanan sessizlik Bu satırlar kurgu gibi başlar Fakat bir yerden sonra sanki gerçeği daha önce duymuşsun gibi hissettirir Belki de zaten öyledir

Gece Kitaplığı
Metafizik ve ezoterik öğelerle örülmüş parapsikolojik deneyimlere ve ruhsal savaşlara dayalı bir post apokaliptik roman 2037 yılında İstanbul büyük bir felaketle sarsıldı Enkaz altında kalan sadece binalar değildi bu felakette insanların vicdanı da gömülmüştü Yardım niyetiyle uzanmayan eller bilgiyle zehirlenen diller ve karanlıkla uyum sağlayan kalabalıklar