Hayır — Sezen Eren

Hayır
Sezen ErenDorlion Yayınevi
Hayır
Sezen ErenBir köle gibi ellerim önümde babamın asli görevini yerine getirmesini beklerken salonun içinde göz gezdiriyordum Burası kocaman bir ev miydi yoksa kocaman bir müze demek daha mı doğru olurdu Emin olamadım Evdeki her şey çok kıymetli ama ruhsuzdu Bir evin sıcaklığı yoktu belki de bu yüzden bende daima bir müze hissi uyandırmıştı Evimiz tıpkı babamın bakışları gibi insanı üşütüyordu Salondaki en büyük duvarda babamın gövde gösterilerini ölümsüzleştiren boy boy fotoğrafları asılıydı Bir diğerinde ise babamın şeref madalyaları Şöminenin hemen üzerinde parlaklıklarıyla göz alan iki tane kılıç karşılıklı duruyordu Kapının tam karşısındaki duvarda çerçevelenmiş dokuma bayrak en tepede de Arapça dualar vardı Antika konsolun üzerine yine babamın aldığı ödüller ve plaketler konulmuştu Kurt maketleri de evimizin olmazsa olmaz sembolleriydi Yerde rahmetli büyük dedemin İran dan getirttiği annemle babamın göz bebeği olan bir halı vardı Üzerine terlikle basmak yasaktı Annem halının rengi bozulmasın diye çarşaf örterdi O halı sayesinde eşyanın insandan daha kıymetli olduğunu sanıyordum Siz sormadan ben açıklayayım Sanırım beşaltı yaşlarındaydım Elimdeki süt dolu bardakla halının üzerine düşmüştüm Annem Elmaaas diye çığlık atmıştı

Dorlion Yayınları
Bir köle gibi ellerim önümde babamın asli görevini yerine getirmesini beklerken salonun içinde göz gezdiriyordum Burası kocaman bir ev miydi yoksa kocaman bir müze demek daha mı doğru olurdu Emin olamadım Evdeki her şey çok kıymetli ama ruhsuzdu Bir evin sıcaklığı yoktu belki de bu yüzden bende daima bir müze hissi uyandırmıştı Evimiz tıpkı babamın bakışları gibi insanı üşütüyordu Salondaki en büyük duvarda babamın gövde gösterilerini ölümsüzleştiren boy boy fotoğrafları asılıydı Bir diğerinde ise babamın şeref madalyaları Şöminenin hemen üzerinde parlaklıklarıyla göz alan iki tane kılıç karşılıklı duruyordu Kapının tam karşısındaki duvarda çerçevelenmiş dokuma bayrak en tepede de Arapça dualar vardı Antika konsolun üzerine yine babamın aldığı ödüller ve plaketler konulmuştu Kurt maketleri de evimizin olmazsa olmaz sembolleriydi Yerde rahmetli büyük dedemin İran dan getirttiği annemle babamın göz bebeği olan bir halı vardı Üzerine terlikle basmak yasaktı Annem halının rengi bozulmasın diye çarşaf örterdi O halı sayesinde eşyanın insandan daha kıymetli olduğunu sanıyordum Siz sormadan ben açıklayayım Sanırım beşaltı yaşlarındaydım Elimdeki süt dolu bardakla halının üzerine düşmüştüm Annem Elmaaas diye çığlık atmıştı

Dorlion
Bir köle gibi ellerim önümde babamın asli görevini yerine getirmesini beklerken salonun içinde göz gezdiriyordum Burası kocaman bir ev miydi yoksa kocaman bir müze demek daha mı doğru olurdu Emin olamadım Evdeki her şey çok kıymetli ama ruhsuzdu Bir evin sıcaklığı yoktu belki de bu yüzden bende daima bir müze hissi uyandırmıştı Evimiz tıpkı babamın bakışları gibi insanı üşütüyordu Salondaki en büyük duvarda babamın gövde gösterilerini ölümsüzleştiren boy boy fotoğrafları asılıydı Bir diğerinde ise babamın şeref madalyaları Şöminenin hemen üzerinde parlaklıklarıyla göz alan iki tane kılıç karşılıklı duruyordu Kapının tam karşısındaki duvarda çerçevelenmiş dokuma bayrak en tepede de Arapça dualar vardı Antika konsolun üzerine yine babamın aldığı ödüller ve plaketler konulmuştu Kurt maketleri de evimizin olmazsa olmaz sembolleriydi Yerde rahmetli büyük dedemin İran dan getirttiği annemle babamın göz bebeği olan bir halı vardı Üzerine terlikle basmak yasaktı Annem halının rengi bozulmasın diye çarşaf örterdi O halı sayesinde eşyanın insandan daha kıymetli olduğunu sanıyordum Siz sormadan ben açıklayayım Sanırım beşaltı yaşlarındaydım Elimdeki süt dolu bardakla halının üzerine düşmüştüm Annem Elmaaas diye çığlık atmıştı

Dorlion Yayınevi
Bir köle gibi ellerim önümde babamın asli görevini yerine getirmesini beklerken salonun içinde göz gezdiriyordum Burası kocaman bir ev miydi yoksa kocaman bir müze demek daha mı doğru olurdu Emin olamadım Evdeki her şey çok kıymetli ama ruhsuzdu Bir evin sıcaklığı yoktu belki de bu yüzden bende daima bir müze hissi uyandırmıştı Evimiz tıpkı babamın bakışları gibi insanı üşütüyordu Salondaki en büyük duvarda babamın gövde gösterilerini ölümsüzleştiren boy boy fotoğrafları asılıydı Bir diğerinde ise babamın şeref madalyaları Şöminenin hemen üzerinde parlaklıklarıyla göz alan iki tane kılıç karşılıklı duruyordu Kapının tam karşısındaki duvarda çerçevelenmiş dokuma bayrak en tepede de Arapça dualar vardı Antika konsolun üzerine yine babamın aldığı ödüller ve plaketler konulmuştu Kurt maketleri de evimizin olmazsa olmaz sembolleriydi Yerde rahmetli büyük dedemin İran dan getirttiği annemle babamın göz bebeği olan bir halı vardı Üzerine terlikle basmak yasaktı Annem halının rengi bozulmasın diye çarşaf örterdi O halı sayesinde eşyanın insandan daha kıymetli olduğunu sanıyordum Siz sormadan ben açıklayayım Sanırım beşaltı yaşlarındaydım Elimdeki süt dolu bardakla halının üzerine düşmüştüm Annem Elmaaas diye çığlık atmıştı img src https s3 eu west 1 amazonaws com dia kitadagitim ckeditor_assets pictures 53 content_1_original_original jpg alt height 15 width 15 font size 1 color white font img

DORLİON YAYINLARI
Bir köle gibi ellerim önümde babamın asli görevini yerine getirmesini beklerken salonun içinde göz gezdiriyordum Burası kocaman bir ev miydi yoksa kocaman bir müze demek daha mı doğru olurdu Emin olamadım Evdeki her şey çok kıymetli ama ruhsuzdu Bir evin sıcaklığı yoktu belki de bu yüzden bende daima bir müze hissi uyandırmıştı Evimiz tıpkı babamın bakışları gibi insanı üşütüyordu Salondaki en büyük duvarda babamın gövde gösterilerini ölümsüzleştiren boy boy fotoğrafları asılıydı Bir diğerinde ise babamın şeref madalyaları Şöminenin hemen üzerinde parlaklıklarıyla göz alan iki tane kılıç karşılıklı duruyordu Kapının tam karşısındaki duvarda çerçevelenmiş dokuma bayrak en tepede de Arapça dualar vardı Antika konsolun üzerine yine babamın aldığı ödüller ve plaketler konulmuştu Kurt maketleri de evimizin olmazsa olmaz sembolleriydi Yerde rahmetli büyük dedemin İran dan getirttiği annemle babamın göz bebeği olan bir halı vardı Üzerine terlikle basmak yasaktı Annem halının rengi bozulmasın diye çarşaf örterdi O halı sayesinde eşyanın insandan daha kıymetli olduğunu sanıyordum Siz sormadan ben açıklayayım Sanırım beşaltı yaşlarındaydım Elimdeki süt dolu bardakla halının üzerine düşmüştüm Annem Elmaaas diye çığlık atmıştı