Hür Esir Yüz Yıllık Fırtına — Barış Şengül

Hür Esir Yüz Yıllık Fırtına
Barış ŞengülLiman Yayınevi
Hür Esir Yüz Yıllık Fırtına
Barış ŞengülKonağın zorlanan Kündekari kapısı şimşekle parçalanacak gibiydi ki bir ses yankılandı Adeta İsrafil in surundan kopan bir nidaydı bu kıyametin gazap seslerini taşıyan türden bir çağrı Önce bir zelzeleye yordu kalabalık bu sesi ardından kudretli bir gök gürlemesine Ama hayır bu ses hepsinden daha kudretli zamanın derinlerinden kopup gelen bir yankıydı Mardin Kim bilir kaç medeniyetin izini taşır kaçının adı bilinir kaçı unutulmuştur Sümer Akad Mitani Hitit Asur Babil Pers Makedon Roma Bizans Arap Selçuklu Artuklu Osmanlı Konağın en tepesindeki avluda tavandan yere zincirlerle sarkıtılmış çelikten dövülmüş devasa zırha vurulan tokmağın sesi şehrin kadim hafızasını uyandırmıştı Bu gong iki yüz yıldır suskun olan eskiden sadece savaşın ölümcül tehlikesinde yankılanan o metalik çığlık şimdi savaşı durdurmak için çalınıyordu Ve bu çağrıyı yapan el Leyla Hatun un eliydi Kadim konağın hürmetiyle titreyen halkın tanıdığı bu kudretli el en güçlü erkeklerin bile zorlukla taşıdığı o devasa tunç tokmağı yerden kaldırıp çelik zırha beş kez vurdu Her vuruş bir öncekinden daha yankılı daha dehşetliydi İlk vuruşta atlar ürküp çifteler savurdu İkinci vuruşta kalabalığın ellerindeki silahlar yere düştü Üçüncü vuruşta insanlar kulaklarını elleriyle kapatıp haykırdılar Dördüncü vuruşta dizlerinin üzerine çöktüler Beşinci vuruşta ise panik içinde birbirlerini çiğneyerek dağıldılar Ve Leyla Hatun bir kez daha tokmağı kaldırdı bu kez sesi konağın derin avlularından şehre dağılan yankıların arasına bir kelâm bırakmak içindi Ey azgın kalabalık Sizlere sesleniyorum Ne bir Serbey eşi ne bu şehrin ve de sizin hanımınız olarak değil birana olarak sesleniyorum Kocası ölene dul anası ölene yetim babası ölene öksüz denmiştir Ancak kelamı kibarda Oğlu gelini torunu katledilmiş bir anaya verilmiş bir isim yoktur Bugün başka bir annenin daha yüreği dağlanmayacaktır Zira Huda yı Dilovan Bize bir insanı öldürmek bütün insanlığı öldürmek gibidir diye emreder

Liman Yayınevi
Konağın zorlanan Kündekari kapısı şimşekle parçalanacak gibiydi ki bir ses yankılandı Adeta İsrafil in surundan kopan bir nidaydı bu kıyametin gazap seslerini taşıyan türden bir çağrı Önce bir zelzeleye yordu kalabalık bu sesi ardından kudretli bir gök gürlemesine Ama hayır bu ses hepsinden daha kudretli zamanın derinlerinden kopup gelen bir yankıydı Mardin Kim bilir kaç medeniyetin izini taşır kaçının adı bilinir kaçı unutulmuştur Sümer Akad Mitani Hitit Asur Babil Pers Makedon Roma Bizans Arap Selçuklu Artuklu Osmanlı Konağın en tepesindeki avluda tavandan yere zincirlerle sarkıtılmış çelikten dövülmüş devasa zırha vurulan tokmağın sesi şehrin kadim hafızasını uyandırmıştı Bu gong iki yüz yıldır suskun olan eskiden sadece savaşın ölümcül tehlikesinde yankılanan o metalik çığlık şimdi savaşı durdurmak için çalınıyordu Ve bu çağrıyı yapan el Leyla Hatun un eliydi Kadim konağın hürmetiyle titreyen halkın tanıdığı bu kudretli el en güçlü erkeklerin bile zorlukla taşıdığı o devasa tunç tokmağı yerden kaldırıp çelik zırha beş kez vurdu Her vuruş bir öncekinden daha yankılı daha dehşetliydi İlk vuruşta atlar ürküp çifteler savurdu İkinci vuruşta kalabalığın ellerindeki silahlar yere düştü Üçüncü vuruşta insanlar kulaklarını elleriyle kapatıp haykırdılar Dördüncü vuruşta dizlerinin üzerine çöktüler Beşinci vuruşta ise panik içinde birbirlerini çiğneyerek dağıldılar Ve Leyla Hatun bir kez daha tokmağı kaldırdı bu kez sesi konağın derin avlularından şehre dağılan yankıların arasına bir kelâm bırakmak içindi Ey azgın kalabalık Sizlere sesleniyorum Ne bir Serbey eşi ne bu şehrin ve de sizin hanımınız olarak değil birana olarak sesleniyorum Kocası ölene dul anası ölene yetim babası ölene öksüz denmiştir Ancak kelamı kibarda Oğlu gelini torunu katledilmiş bir anaya verilmiş bir isim yoktur Bugün başka bir annenin daha yüreği dağlanmayacaktır Zira Huda yı Dilovan Bize bir insanı öldürmek bütün insanlığı öldürmek gibidir diye emreder

Liman Yayınevi
Konağın zorlanan Kündekari kapısı şimşekle parçalanacak gibiydi ki bir ses yankılandı Adeta İsrafil in surundan kopan bir nidaydı bu kıyametin gazap seslerini taşıyan türden bir çağrı Önce bir zelzeleye yordu kalabalık bu sesi ardından kudretli bir gök gürlemesine Ama hayır bu ses hepsinden daha kudretli zamanın derinlerinden kopup gelen bir yankıydı Mardin Kim bilir kaç medeniyetin izini taşır kaçının adı bilinir kaçı unutulmuştur Sümer Akad Mitani Hitit Asur Babil Pers Makedon Roma Bizans Arap Selçuklu Artuklu Osmanlı Konağın en tepesindeki avluda tavandan yere zincirlerle sarkıtılmış çelikten dövülmüş devasa zırha vurulan tokmağın sesi şehrin kadim hafızasını uyandırmıştı Bu gong iki yüz yıldır suskun olan eskiden sadece savaşın ölümcül tehlikesinde yankılanan o metalik çığlık şimdi savaşı durdurmak için çalınıyordu Ve bu çağrıyı yapan el Leyla Hatun un eliydi Kadim konağın hürmetiyle titreyen halkın tanıdığı bu kudretli el en güçlü erkeklerin bile zorlukla taşıdığı o devasa tunç tokmağı yerden kaldırıp çelik zırha beş kez vurdu Her vuruş bir öncekinden daha yankılı daha dehşetliydi İlk vuruşta atlar ürküp çifteler savurdu İkinci vuruşta kalabalığın ellerindeki silahlar yere düştü Üçüncü vuruşta insanlar kulaklarını elleriyle kapatıp haykırdılar Dördüncü vuruşta dizlerinin üzerine çöktüler Beşinci vuruşta ise panik içinde birbirlerini çiğneyerek dağıldılar Ve Leyla Hatun bir kez daha tokmağı kaldırdı bu kez sesi konağın derin avlularından şehre dağılan yankıların arasına bir kelâm bırakmak içindi Ey azgın kalabalık Sizlere sesleniyorum Ne bir Serbey eşi ne bu şehrin ve de sizin hanımınız olarak değil birana olarak sesleniyorum Kocası ölene dul anası ölene yetim babası ölene öksüz denmiştir Ancak kelamı kibarda Oğlu gelini torunu katledilmiş bir anaya verilmiş bir isim yoktur Bugün başka bir annenin daha yüreği dağlanmayacaktır Zira Huda yı Dilovan Bize bir insanı öldürmek bütün insanlığı öldürmek gibidir diye emreder Tanıtım Bülteninden

Liman Yayınevi
Konağın zorlanan Kündekari kapısı şimşekle parçalanacak gibiydi ki bir ses yankılandı Adeta İsrafil in surundan kopan bir nidaydı bu kıyametin gazap seslerini taşıyan türden bir çağrı Önce bir zelzeleye yordu kalabalık bu sesi ardından kudretli bir gök gürlemesine Ama hayır bu ses hepsinden daha kudretli zamanın derinlerinden kopup gelen bir yankıydı Mardin Kim bilir kaç medeniyetin izini taşır kaçının adı bilinir kaçı unutulmuştur Sümer Akad Mitani Hitit Asur Babil Pers Makedon Roma Bizans Arap Selçuklu Artuklu Osmanlı Konağın en tepesindeki avluda tavandan yere zincirlerle sarkıtılmış çelikten dövülmüş devasa zırha vurulan tokmağın sesi şehrin kadim hafızasını uyandırmıştı Bu gong iki yüz yıldır suskun olan eskiden sadece savaşın ölümcül tehlikesinde yankılanan o metalik çığlık şimdi savaşı durdurmak için çalınıyordu Ve bu çağrıyı yapan el Leyla Hatun un eliydi Kadim konağın hürmetiyle titreyen halkın tanıdığı bu kudretli el en güçlü erkeklerin bile zorlukla taşıdığı o devasa tunç tokmağı yerden kaldırıp çelik zırha beş kez vurdu Her vuruş bir öncekinden daha yankılı daha dehşetliydi İlk vuruşta atlar ürküp çifteler savurdu İkinci vuruşta kalabalığın ellerindeki silahlar yere düştü Üçüncü vuruşta insanlar kulaklarını elleriyle kapatıp haykırdılar Dördüncü vuruşta dizlerinin üzerine çöktüler Beşinci vuruşta ise panik içinde birbirlerini çiğneyerek dağıldılar Ve Leyla Hatun bir kez daha tokmağı kaldırdı bu kez sesi konağın derin avlularından şehre dağılan yankıların arasına bir kelâm bırakmak içindi Ey azgın kalabalık Sizlere sesleniyorum Ne bir Serbey eşi ne bu şehrin ve de sizin hanımınız olarak değil birana olarak sesleniyorum Kocası ölene dul anası ölene yetim babası ölene öksüz denmiştir Ancak kelamı kibarda Oğlu gelini torunu katledilmiş bir anaya verilmiş bir isim yoktur Bugün başka bir annenin daha yüreği dağlanmayacaktır Zira Huda yı Dilovan Bize bir insanı öldürmek bütün insanlığı öldürmek g

Liman Yayınları
Konağın zorlanan Kündekari kapısı şimşekle parçalanacak gibiydi ki bir ses yankılandı Adeta İsrafil in surundan kopan bir nidaydı bu kıyametin gazap seslerini taşıyan türden bir çağrı Önce bir zelzeleye yordu kalabalık bu sesi ardından kudretli bir gök gürlemesine Ama hayır bu ses hepsinden daha kudretli zamanın derinlerinden kopup gelen bir yankıydı Mardin Kim bilir kaç medeniyetin izini taşır kaçının adı bilinir kaçı unutulmuştur Sümer Akad Mitani Hitit Asur Babil Pers Makedon Roma Bizans Arap Selçuklu Artuklu Osmanlı Konağın en tepesindeki avluda tavandan yere zincirlerle sarkıtılmış çelikten dövülmüş devasa zırha vurulan tokmağın sesi şehrin kadim hafızasını uyandırmıştı Bu gong iki yüz yıldır suskun olan eskiden sadece savaşın ölümcül tehlikesinde yankılanan o metalik çığlık şimdi savaşı durdurmak için çalınıyordu Ve bu çağrıyı yapan el Leyla Hatun un eliydi Kadim konağın hürmetiyle titreyen halkın tanıdığı bu kudretli el en güçlü erkeklerin bile zorlukla taşıdığı o devasa tunç tokmağı yerden kaldırıp çelik zırha beş kez vurdu Her vuruş bir öncekinden daha yankılı daha dehşetliydi İlk vuruşta atlar ürküp çifteler savurdu İkinci vuruşta kalabalığın ellerindeki silahlar yere düştü Üçüncü vuruşta insanlar kulaklarını elleriyle kapatıp haykırdılar Dördüncü vuruşta dizlerinin üzerine çöktüler Beşinci vuruşta ise panik içinde birbirlerini çiğneyerek dağıldılar Ve Leyla Hatun bir kez daha tokmağı kaldırdı bu kez sesi konağın derin avlularından şehre dağılan yankıların arasına bir kelâm bırakmak içindi Ey azgın kalabalık Sizlere sesleniyorum Ne bir Serbey eşi ne bu şehrin ve de sizin hanımınız olarak değil birana olarak sesleniyorum Kocası ölene dul anası ölene yetim babası ölene öksüz denmiştir Ancak kelamı kibarda Oğlu gelini torunu katledilmiş bir anaya verilmiş bir isim yoktur Bugün başka bir annenin daha yüreği dağlanmayacaktır Zira Huda yı Dilovan Bize bir insanı öldürmek bütün insanlığı öldürmek gibidir diye emreder