Hz Ali ve Hz Muaviye Özelinde Ehl i Hadis in Fitne Hadisesine Bakışı — Necmi Sarı

Hz Ali ve Hz Muaviye Özelinde Ehl i Hadis in Fitne Hadisesine Bakışı
Necmi SarıÜmmül Kura Yayınevi
Hz Ali ve Hz Muaviye Özelinde Ehl i Hadis in Fitne Hadisesine Bakışı
Necmi Sarıİslam tarihinde fitne hadisesinin kökenlerini ilk dönem müslümanlarının Hz Peygamber in vefatı ardından karşı karşıya kaldıkları olaylarla ilişkilendirmek icap eder Vefatla sarsılan ashâb bu sarsıntıyı atlatmak için zaman dahi bulamamıştı Ortalıkta dolaşan yalancı peygamberler varken şaşkınlık ve belirsizlik durumu uzun süremezdi Hz Ebû Bekir daha halife olur olmaz birtakım nifak ve riddet hareketleri gibi problemlerle uğraşmak zorunda kalacaktı Ardından dönemi bu manada kimseye göz açtırmayışıyla öne çıkan Hz Ömer in şehit edilmesiyle tekrar baş gösteren bu ilk dönem nüveleri daha sonra yaşanacakların âdeta habercisiydi Zira Hz Peygamber in fitnenin önündeki kapının kırılması diye nitelediği bir olaydı Hz Ömer in ölümü O kapı kırıldıktan sonra Hz Osman ın bütün müsâmahasına rağmen şehit edilişiyle başlayıp Cemel Vak ası ve Sıffîn Savaşı ile devamında vuku bulan hadiselerin yaşandığı kanlı kargaşa dönemine artık adım atılmıştı Tarih kaynaklarımızda bu dönemin sonraları neden fitne adıyla anıldığını anlamak için kelimenin etimolojisine bir göz atmak yerinde olur Arapça sözlükte fetn fütûn köküyle yer alır Altın ve gümüş gibi değerli madenleri saflığını anlamak için ateşte eritmeyi ifade eden kök anlamına derisini kolayca yüzmek için kurbanı sıcak kuma gömmek kandırmak gönlünü çelmek ve pusu anlamları gibi eski kullanımları eşlik eder Kelime zamanla imtihan belâ musibet azap işkence nifak şirk saptırma çatışma kargaşa bozgunculuk dert isyan gibi insanın zarara uğramasını ifade eden anlamlar kazanmıştır Kur ân ı Kerîm de fitne kelimesinin yer aldığı elliyi aşkın ayette bu değişik anlamların hemen hemen bütünü vardır Dilimize aynen geçmiş olması ile yazılı ve sözlü edebiyatımızdaki yaygın kullanımı sayesinde Türkçede kelimenin zihnimizde betimlenen kavramı ifade edişi son derece yeterlidir Fitne hadisesini başta değindiğimiz üzere ilk dönem müslümanları olan sahâbîlerin yüz yüze kaldıkları olaylar olarak değerlendirmek büyük önem arz eder Çünkü gerek bu kitapta konu edilen Hz Ali ve Hz Muâviye özelinde her iki sahâbî gerekse adı şu ya da bu şekilde karışan diğer sahâbîler bu fitnenin öznesi değil zarar gören mağdurlarıdır O sebeple her ne kadar bu siyasî çalkantı döneminin aktörleri arasında olsalar da Ehl i Sünnet onları tebrie eder Onların şüphe ve zandan âri temiz kişiliklerine Allah ın seçkin kulları olduklarına şahitlik eder Adaletlerine gölge düşürecek her türlü düşünceyi reddederler Ehl i Sünnet dışındaki birtakım fırkalar ise bu hadiseyi sahâbenin kadrini düşüren şahsî ve siyasî bir kavga şeklinde yorumlarlar Hâlbuki hiçbir sahâbî fitne olayında asla şahsî bir hesap gütmemiştir Onların her biri sadece kendi içtihatlarının İslam ın ve müslümanların selâmetine olduğu düşüncesiyle hareket ediyordu Kötücül yaklaşımlar ve art niyet taşıyan bazı mezhepsel ithamlar dolayısıyla Ehl i Hadîs de bu konudaki tarihî rivâyetlere son derece ihtiyatlı yaklaşmıştır Buna binâen rivâyetlere hakim olmaları nedeniyle Ehl i Hadîs ekolü mensuplarının fitne hadisesini aktörleri özelinde nasıl değerlendirdikleri önem taşır Bizce Dr Öğr Üyesi Necmi SARI nın Hz Ali ve Hz Muâviye Özelinde Ehl i Hadîs in Fitne Hadisesine Bakışı adlı eseri bu yöne ışık tutan değerli bir çalışmadır

Ümmül Kura Yayınevi
İslam tarihinde fitne hadisesinin kökenlerini ilk dönem müslümanlarının Hz Peygamber in vefatı ardından karşı karşıya kaldıkları olaylarla ilişkilendirmek icap eder Vefatla sarsılan ashâb bu sarsıntıyı atlatmak için zaman dahi bulamamıştı Ortalıkta dolaşan yalancı peygamberler varken şaşkınlık ve belirsizlik durumu uzun süremezdi Hz Ebû Bekir daha halife olur olmaz birtakım nifak ve riddet hareketleri gibi problemlerle uğraşmak zorunda kalacaktı Ardından dönemi bu manada kimseye göz açtırmayışıyla öne çıkan Hz Ömer in şehit edilmesiyle tekrar baş gösteren bu ilk dönem nüveleri daha sonra yaşanacakların âdeta habercisiydi Zira Hz Peygamber in fitnenin önündeki kapının kırılması diye nitelediği bir olaydı Hz Ömer in ölümü O kapı kırıldıktan sonra Hz Osman ın bütün müsâmahasına rağmen şehit edilişiyle başlayıp Cemel Vak ası ve Sıffîn Savaşı ile devamında vuku bulan hadiselerin yaşandığı kanlı kargaşa dönemine artık adım atılmıştı Tarih kaynaklarımızda bu dönemin sonraları neden fitne adıyla anıldığını anlamak için kelimenin etimolojisine bir göz atmak yerinde olur Arapça sözlükte fetn fütûn köküyle yer alır Altın ve gümüş gibi değerli madenleri saflığını anlamak için ateşte eritmeyi ifade eden kök anlamına derisini kolayca yüzmek için kurbanı sıcak kuma gömmek kandırmak gönlünü çelmek ve pusu anlamları gibi eski kullanımları eşlik eder Kelime zamanla imtihan belâ musibet azap işkence nifak şirk saptırma çatışma kargaşa bozgunculuk dert isyan gibi insanın zarara uğramasını ifade eden anlamlar kazanmıştır Kur ân ı Kerîm de fitne kelimesinin yer aldığı elliyi aşkın ayette bu değişik anlamların hemen hemen bütünü vardır Dilimize aynen geçmiş olması ile yazılı ve sözlü edebiyatımızdaki yaygın kullanımı sayesinde Türkçede kelimenin zihnimizde betimlenen kavramı ifade edişi son derece yeterlidir Fitne hadisesini başta değindiğimiz üzere ilk dönem müslümanları olan sahâbîlerin yüz yüze kaldıkları olaylar olarak değerlendirmek büyük önem arz eder Çünkü gerek bu kitapta konu edilen Hz Ali ve Hz Muâviye özelinde her iki sahâbî gerekse adı şu ya da bu şekilde karışan diğer sahâbîler bu fitnenin öznesi değil zarar gören mağdurlarıdır O sebeple her ne kadar bu siyasî çalkantı döneminin aktörleri arasında olsalar da Ehl i Sünnet onları tebrie eder Onların şüphe ve zandan âri temiz kişiliklerine Allah ın seçkin kulları olduklarına şahitlik eder Adaletlerine gölge düşürecek her türlü düşünceyi reddederler Ehl i Sünnet dışındaki birtakım fırkalar ise bu hadiseyi sahâbenin kadrini düşüren şahsî ve siyasî bir kavga şeklinde yorumlarlar Hâlbuki hiçbir sahâbî fitne olayında asla şahsî bir hesap gütmemiştir Onların her biri sadece kendi içtihatlarının İslam ın ve müslümanların selâmetine olduğu düşüncesiyle hareket ediyordu Kötücül yaklaşımlar ve art niyet taşıyan bazı mezhepsel ithamlar dolayısıyla Ehl i Hadîs de bu konudaki tarihî rivâyetlere son derece ihtiyatlı yaklaşmıştır Buna binâen rivâyetlere hakim olmaları nedeniyle Ehl i Hadîs ekolü mensuplarının fitne hadisesini aktörleri özelinde nasıl değerlendirdikleri önem taşır Bizce Dr Öğr Üyesi Necmi SARI nın Hz Ali ve Hz Muâviye Özelinde Ehl i Hadîs in Fitne Hadisesine Bakışı adlı eseri bu yöne ışık tutan değerli bir çalışmadır