İbn Sînâ da Benlik — Nurgül Akdoğan

İbn Sînâ da Benlik
Nurgül AkdoğanEski Yeni Yayınları
İbn Sînâ da Benlik
Nurgül AkdoğanBu çalışma İslâm felsefe geleneğinin kurucu filozoflarından biri olan İbn Sînâ nın düşünce sisteminde benlik kavramını salt psikolojik bir yeti olmanın ötesinde temel bir varoluşsal problematik olarak soruşturmaktadır Buradaki varoluşsal nitelemesi çağdaş egzistansiyalist felsefeden ziyade somut bir varlık olarak insanın ontolojik psikolojik ve epistemolojik veçhelerinde tezahür eden benlik bilincinin insanın hakikatini inşa eden kurucu ilke olduğunu açıklamayı amaçlamaktadır Bu amaç doğrultusunda öncellikle benlik sorununun tarihsel ve kavramsal kökenleri Miletoslu doğa filozoflarından başlayarak Platon un düalizmine Aristoteles in hilemorfik nefs tasavvuruna ve Plotinus un sudûrcu metafiziğine kadar uzanan geniş bir perspektifte irdelenmiştir Bu tarihsel arka planın sunumuyla İbn Sînâ nın devraldığı Grek mirasını erken dönem İslâm düşüncesiyle meczederek nasıl özgün bir senteze ulaştığı gösterilmiştir Daha sonra oluş ve bozuluş âleminde zamansal bir varlık olarak mevcut olan insanın ontolojik konumu metafiziksel temellere dayandırılarak tayin edilmiştir Akabinde mücerret bir cevher olan nefsin mâhiyetinin neliği araştırması üzerinden nefsin bedene olan taallukundan bağımsız bir tözsel birliğe sahip olduğu kanıtlanmıştır Bu bağlamda İbn Sînâ nın nefs beden münasebetini ruh ve kalp ekseninde nasıl kurduğu nefsin bedene taalluku teşahhusu ve tekâmülünü nasıl gerçekleştirdiği bütüncül bir yaklaşımla incelenerek İbn Sînâ nın Antik Grek mirasından devraldığı nefs öğretisini nasıl dönüştürdüğü ve ne tür bir özgün katkı sunduğu tespit edilmiştir Böylece benliğin sadece biyolojik veya psikolojik bir yeti değil insanın ontolojik ve bilişsel gerçekliğini inşa eden temel bir dayanak olduğu tespit edilmiştir

Eski Yeni Yayınları
Bu çalışma İslâm felsefe geleneğinin kurucu filozoflarından biri olan İbn Sînâ nın düşünce sisteminde benlik kavramını salt psikolojik bir yeti olmanın ötesinde temel bir varoluşsal problematik olarak soruşturmaktadır Buradaki varoluşsal nitelemesi çağdaş egzistansiyalist felsefeden ziyade somut bir varlık olarak insanın ontolojik psikolojik ve epistemolojik veçhelerinde tezahür eden benlik bilincinin insanın hakikatini inşa eden kurucu ilke olduğunu açıklamayı amaçlamaktadır Bu amaç doğrultusunda öncellikle benlik sorununun tarihsel ve kavramsal kökenleri Miletoslu doğa filozoflarından başlayarak Platon un düalizmine Aristoteles in hilemorfik nefs tasavvuruna ve Plotinus un sudûrcu metafiziğine kadar uzanan geniş bir perspektifte irdelenmiştir Bu tarihsel arka planın sunumuyla İbn Sînâ nın devraldığı Grek mirasını erken dönem İslâm düşüncesiyle meczederek nasıl özgün bir senteze ulaştığı gösterilmiştir Daha sonra oluş ve bozuluş âleminde zamansal bir varlık olarak mevcut olan insanın ontolojik konumu metafiziksel temellere dayandırılarak tayin edilmiştir Akabinde mücerret bir cevher olan nefsin mâhiyetinin neliği araştırması üzerinden nefsin bedene olan taallukundan bağımsız bir tözsel birliğe sahip olduğu kanıtlanmıştır Bu bağlamda İbn Sînâ nın nefs beden münasebetini ruh ve kalp ekseninde nasıl kurduğu nefsin bedene taalluku teşahhusu ve tekâmülünü nasıl gerçekleştirdiği bütüncül bir yaklaşımla incelenerek İbn Sînâ nın Antik Grek mirasından devraldığı nefs öğretisini nasıl dönüştürdüğü ve ne tür bir özgün katkı sunduğu tespit edilmiştir Böylece benliğin sadece biyolojik veya psikolojik bir yeti değil insanın ontolojik ve bilişsel gerçekliğini inşa eden temel bir dayanak olduğu tespit edilmiştir

Eskiyeni Yayınları
Bu çalışma İslâm felsefe geleneğinin kurucu filozoflarından biri olan İbn Sînâ nın düşünce sisteminde benlik kavramını salt psikolojik bir yeti olmanın ötesinde temel bir varoluşsal problematik olarak soruşturmaktadır Buradaki varoluşsal nitelemesi çağdaş egzistansiyalist felsefeden ziyade somut bir varlık olarak insanın ontolojik psikolojik ve epistemolojik veçhelerinde tezahür eden benlik bilincinin insanın hakikatini inşa eden kurucu ilke olduğunu açıklamayı amaçlamaktadır Bu amaç doğrultusunda öncellikle benlik sorununun tarihsel ve kavramsal kökenleri Miletoslu doğa filozoflarından başlayarak Platon un düalizmine Aristoteles in hilemorfik nefs tasavvuruna ve Plotinus un sudûrcu metafiziğine kadar uzanan geniş bir perspektifte irdelenmiştir Bu tarihsel arka planın sunumuyla İbn Sînâ nın devraldığı Grek mirasını erken dönem İslâm düşüncesiyle meczederek nasıl özgün bir senteze ulaştığı gösterilmiştir Daha sonra oluş ve bozuluş âleminde zamansal bir varlık olarak mevcut olan insanın ontolojik konumu metafiziksel temellere dayandırılarak tayin edilmiştir Akabinde mücerret bir cevher olan nefsin mâhiyetinin neliği araştırması üzerinden nefsin bedene olan taallukundan bağımsız bir tözsel birliğe sahip olduğu kanıtlanmıştır Bu bağlamda İbn Sînâ nın nefs beden münasebetini ruh ve kalp ekseninde nasıl kurduğu nefsin bedene taalluku teşahhusu ve tekâmülünü nasıl gerçekleştirdiği bütüncül bir yaklaşımla incelenerek İbn Sînâ nın Antik Grek mirasından devraldığı nefs öğretisini nasıl dönüştürdüğü ve ne tür bir özgün katkı sunduğu tespit edilmiştir Böylece benliğin sadece biyolojik veya psikolojik bir yeti değil insanın ontolojik ve bilişsel gerçekliğini inşa eden temel bir dayanak olduğu tespit edilmiştir Tanıtım Bülteninden

Eski Yeni Yayınları
Bu çalışma İslâm felsefe geleneğinin kurucu filozoflarından biri olan İbn Sînâ nın düşünce sisteminde benlik kavramını salt psikolojik bir yeti olmanın ötesinde temel bir varoluşsal problematik olarak soruşturmaktadır Buradaki varoluşsal nitelemesi çağdaş egzistansiyalist felsefeden ziyade somut bir varlık olarak insanın ontolojik psikolojik ve epistemolojik veçhelerinde tezahür eden benlik bilincinin insanın hakikatini inşa eden kurucu ilke olduğunu açıklamayı amaçlamaktadır Bu amaç doğrultusunda öncellikle benlik sorununun tarihsel ve kavramsal kökenleri Miletoslu doğa filozoflarından başlayarak Platon un düalizmine Aristoteles in hilemorfik nefs tasavvuruna ve Plotinus un sudûrcu metafiziğine kadar uzanan geniş bir perspektifte irdelenmiştir Bu tarihsel arka planın sunumuyla İbn Sînâ nın devraldığı Grek mirasını erken dönem İslâm düşüncesiyle meczederek nasıl özgün bir senteze ulaştığı gösterilmiştir Daha sonra oluş ve bozuluş âleminde zamansal bir varlık olarak mevcut olan insanın ontolojik konumu metafiziksel temellere dayandırılarak tayin edilmiştir Akabinde mücerret bir cevher olan nefsin mâhiyetinin neliği araştırması üzerinden nefsin bedene olan taallukundan bağımsız bir tözsel birliğe sahip olduğu kanıtlanmıştır Bu bağlamda İbn Sînâ nın nefs beden münasebetini ruh ve kalp ekseninde nasıl kurduğu nefsin bedene taalluku teşahhusu ve tekâmülünü nasıl gerçekleştirdiği bütüncül bir yaklaşımla incelenerek İbn Sînâ nın Antik Grek mirasından devraldığı nefs öğretisini nasıl dönüştürdüğü ve ne tür bir özgün katkı sunduğu tespit edilmiştir Böylece benliğin sadece biyolojik veya psikolojik bir yeti değil insanın ontolojik ve bilişsel gerçekliğini inşa eden temel bir dayanak olduğu tespit edilmiştir

Eski Yeni Yayınları
Bu çalışma İslâm felsefe geleneğinin kurucu filozoflarından biri olan İbn Sînâ nın düşünce sisteminde benlik kavramını salt psikolojik bir yeti olmanın ötesinde temel bir varoluşsal problematik olarak soruşturmaktadır Buradaki varoluşsal nitelemesi çağdaş egzistansiyalist felsefeden ziyade somut bir varlık olarak insanın ontolojik psikolojik ve epistemolojik veçhelerinde tezahür eden benlik bilincinin insanın hakikatini inşa eden kurucu ilke olduğunu açıklamayı amaçlamaktadır Bu amaç doğrultusunda öncellikle benlik sorununun tarihsel ve kavramsal kökenleri Miletoslu doğa filozoflarından başlayarak Platon un düalizmine Aristoteles in hilemorfik nefs tasavvuruna ve Plotinus un sudûrcu metafiziğine kadar uzanan geniş bir perspektifte irdelenmiştir Bu tarihsel arka planın sunumuyla İbn Sînâ nın devraldığı Grek mirasını erken dönem İslâm düşüncesiyle meczederek nasıl özgün bir senteze ulaştığı gösterilmiştir Daha sonra oluş ve bozuluş âleminde zamansal bir varlık olarak mevcut olan insanın ontolojik konumu metafiziksel temellere dayandırılarak tayin edilmiştir Akabinde mücerret bir cevher olan nefsin mâhiyetinin neliği araştırması üzerinden nefsin bedene olan taallukundan bağımsız bir tözsel birliğe sahip olduğu kanıtlanmıştır Bu bağlamda İbn Sînâ nın nefs beden münasebetini ruh ve kalp ekseninde nasıl kurduğu nefsin bedene taalluku teşahhusu ve tekâmülünü nasıl gerçekleştirdiği bütüncül bir yaklaşımla incelenerek İbn Sînâ nın Antik Grek mirasından devraldığı nefs öğretisini nasıl dönüştürdüğü ve ne tür bir özgün katkı sunduğu tespit edilmiştir Böylece benliğin sadece biyolojik veya psikolojik bir yeti değil insanın ontolojik ve bilişsel gerçekliğini inşa eden temel bir dayanak olduğu tespit edilmiştir

Eski Yeni Yayınları
Bu çalışma İslâm felsefe geleneğinin kurucu filozoflarından biri olan İbn Sînâ nın düşünce sisteminde benlik kavramını salt psikolojik bir yeti olmanın ötesinde temel bir varoluşsal problematik olarak soruşturmaktadır Buradaki varoluşsal nitelemesi çağdaş egzistansiyalist felsefeden ziyade somut bir varlık olarak insanın ontolojik psikolojik ve epistemolojik veçhelerinde tezahür eden benlik bilincinin insanın hakikatini inşa eden kurucu ilke olduğunu açıklamayı amaçlamaktadır Bu amaç doğrultusunda öncellikle benlik sorununun tarihsel ve kavramsal kökenleri Miletoslu doğa filozoflarından başlayarak Platon un düalizmine Aristoteles in hilemorfik nefs tasavvuruna ve Plotinus un sudûrcu metafiziğine kadar uzanan geniş bir perspektifte irdelenmiştir Bu tarihsel arka planın sunumuyla İbn Sînâ nın devraldığı Grek mirasını erken dönem İslâm düşüncesiyle meczederek nasıl özgün bir senteze ulaştığı gösterilmiştir Daha sonra oluş ve bozuluş âleminde zamansal bir varlık olarak mevcut olan insanın ontolojik konumu metafiziksel temellere dayandırılarak tayin edilmiştir Akabinde mücerret bir cevher olan nefsin mâhiyetinin neliği araştırması üzerinden nefsin bedene olan taallukundan bağımsız bir tözsel birliğe sahip olduğu kanıtlanmıştır Bu bağlamda İbn Sînâ nın nefs beden münasebetini ruh ve kalp ekseninde nasıl kurduğu nefsin bedene taalluku teşahhusu ve tekâmülünü nasıl gerçekleştirdiği bütüncül bir yaklaşımla incelenerek İbn Sînâ nın Antik Grek mirasından devraldığı nefs öğretisini nasıl dönüştürdüğü ve ne tür bir özgün katkı sunduğu tespit edilmiştir Böylece benliğin sadece biyolojik veya psikolojik bir yeti değil insanın ontolojik ve bilişsel gerçekliğini inşa eden temel bir dayanak olduğu tespit edilmiştir

Eski Yeni Yayınları
Bu çalışma İslâm felsefe geleneğinin kurucu filozoflarından biri olan İbn Sînâ nın düşünce sisteminde benlik kavramını salt psikolojik bir yeti olmanın ötesinde temel bir varoluşsal problematik olarak soruşturmaktadır Buradaki varoluşsal nitelemesi çağdaş egzistansiyalist felsefeden ziyade somut bir varlık olarak insanın ontolojik psikolojik ve epistemolojik veçhelerinde tezahür eden benlik bilincinin insanın hakikatini inşa eden kurucu ilke olduğunu açıklamayı amaçlamaktadır Bu amaç doğrultusunda öncellikle benlik sorununun tarihsel ve kavramsal kökenleri Miletoslu doğa filozoflarından başlayarak Platon un düalizmine Aristoteles in hilemorfik nefs tasavvuruna ve Plotinus un sudûrcu metafiziğine kadar uzanan geniş bir perspektifte irdelenmiştir Bu tarihsel arka planın sunumuyla İbn Sînâ nın devraldığı Grek mirasını erken dönem İslâm düşüncesiyle meczederek nasıl özgün bir senteze ulaştığı gösterilmiştir Daha sonra oluş ve bozuluş âleminde zamansal bir varlık olarak mevcut olan insanın ontolojik konumu metafiziksel temellere dayandırılarak tayin edilmiştir Akabinde mücerret bir cevher olan nefsin mâhiyetinin neliği araştırması üzerinden nefsin bedene olan taallukundan bağımsız bir tözsel birliğe sahip olduğu kanıtlanmıştır Bu bağlamda İbn Sînâ nın nefs beden münasebetini ruh ve kalp ekseninde nasıl kurduğu nefsin bedene taalluku teşahhusu ve tekâmülünü nasıl gerçekleştirdiği bütüncül bir yaklaşımla incelenerek İbn Sînâ nın Antik Grek mirasından devraldığı nefs öğretisini nasıl dönüştürdüğü ve ne tür bir özgün katkı sunduğu tespit edilmiştir Böylece benliğin sadece biyolojik veya psikolojik bir yeti değil insanın ontolojik ve bilişsel gerçekliğini inşa eden temel bir dayanak olduğu tespit edilmiştir