İnanç Esaslarını Temellendirme Sorunu — Osman Karadeniz

İnanç Esaslarını Temellendirme Sorunu
Osman KaradenizM. Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları
İnanç Esaslarını Temellendirme Sorunu
Osman KaradenizBir dine inanma durumunda olan her fert muhatap olduğu temel esasların akla ve bilimsel verilere uygun olup olmadığına bakma ihtiyacını hisseder Bu arada psikolojilik olarak mensubu bulunduğu dini kendine göre akli ve mantıki bir takım yorum ve açıklamalarla sağlam bir zemine dayandırmak ister Bu sebeple inandığımız prensiplerin bizleri aklen ve kalben tatmin etmesi gerekir Aksi halde bu esasların hiçbir bağlayıcılığı ve davranışlarımıza müspet bir tesiri kalmayacak dolayısıyla tahkiki bir imana varılamayacağı için gerçek bir dindarlıktan söz edilmeyecektir Netice itibariyle de taassup ve bağnazlık bataklığından kurtulmamız mümkün olmayacaktır İmdi dini sahada düşünenlerin en büyük problemi metodoloji sorunudur Şüphesiz bu problem ilimler binasının net bir şekilde kurulamayışından doğmaktadır Dini ilimler müspet ve akli ilimler çatısı altına değerlendirilmeyince netice bundan farklı olmayacaktır Öte yandan dini çatı altında dinin özü usul unutulmuş bu sebeple de dini ilimler arasındaki irtibat koparılmış ve birbiriyle çelişik yorumlar yer almıştır Neticede dini iskelet ortadan kalkmış ve böylece birbirinden farklı ucûbe din anlayışları gündeme gelmiştir Bu durumda tek çare zor da olsa bütün düşünce ve inançları bir çatı altında akli mantıki ve bilimsel veriler ışığında eritmeye ve kaynaştırmaya çalışmak olacaktır İlim din sahalarını bütünüyle ayırarak farklı alanlarda felsefi ve dini bir takım yorumlarda bulunmak işin kolayına kaçmak demektir Bu sebeple İslam Filozoflarının büyüklüğü bu iki alanı telif etme gibi çok zor bir işe talip olmalarında yatıyordu Nitekim onların en büyük sıkıntısı dinle felsefeyi yoğurmak ve telif etmekti Kaldı ki prensip olarak herhangi bir konuda dini ve ilmi hakikat diye çifte hakikatten söz etmek anlamsızdı Çünkü kendisine ulaşmada bir takım sıkıntılar olsa da hakikat birdir dolayısıyla onu ifade etme yolu da bir olacaktır

M. Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları
Bir dine inanma durumunda olan her fert muhatap olduğu temel esasların akla ve bilimsel verilere uygun olup olmadığına bakma ihtiyacını hisseder Bu arada psikolojilik olarak mensubu bulunduğu dini kendine göre akli ve mantıki bir takım yorum ve açıklamalarla sağlam bir zemine dayandırmak ister Bu sebeple inandığımız prensiplerin bizleri aklen ve kalben tatmin etmesi gerekir Aksi halde bu esasların hiçbir bağlayıcılığı ve davranışlarımıza müspet bir tesiri kalmayacak dolayısıyla tahkiki bir imana varılamayacağı için gerçek bir dindarlıktan söz edilmeyecektir Netice itibariyle de taassup ve bağnazlık bataklığından kurtulmamız mümkün olmayacaktır İmdi dini sahada düşünenlerin en büyük problemi metodoloji sorunudur Şüphesiz bu problem ilimler binasının net bir şekilde kurulamayışından doğmaktadır Dini ilimler müspet ve akli ilimler çatısı altına değerlendirilmeyince netice bundan farklı olmayacaktır Öte yandan dini çatı altında dinin özü usul unutulmuş bu sebeple de dini ilimler arasındaki irtibat koparılmış ve birbiriyle çelişik yorumlar yer almıştır Neticede dini iskelet ortadan kalkmış ve böylece birbirinden farklı ucûbe din anlayışları gündeme gelmiştir Bu durumda tek çare zor da olsa bütün düşünce ve inançları bir çatı altında akli mantıki ve bilimsel veriler ışığında eritmeye ve kaynaştırmaya çalışmak olacaktır İlim din sahalarını bütünüyle ayırarak farklı alanlarda felsefi ve dini bir takım yorumlarda bulunmak işin kolayına kaçmak demektir Bu sebeple İslam Filozoflarının büyüklüğü bu iki alanı telif etme gibi çok zor bir işe talip olmalarında yatıyordu Nitekim onların en büyük sıkıntısı dinle felsefeyi yoğurmak ve telif etmekti Kaldı ki prensip olarak herhangi bir konuda dini ve ilmi hakikat diye çifte hakikatten söz etmek anlamsızdı Çünkü kendisine ulaşmada bir takım sıkıntılar olsa da hakikat birdir dolayısıyla onu ifade etme yolu da bir olacaktır

M. Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları
Bir dine inanma durumunda olan her fert muhatap olduğu temel esasların akla ve bilimsel verilere uygun olup olmadığına bakma ihtiyacını hisseder Bu arada psikolojilik olarak mensubu bulunduğu dini kendine göre akli ve mantıki bir takım yorum ve açıklamalarla sağlam bir zemine dayandırmak ister Bu sebeple inandığımız prensiplerin bizleri aklen ve kalben tatmin etmesi gerekir Aksi halde bu esasların hiçbir bağlayıcılığı ve davranışlarımıza müspet bir tesiri kalmayacak dolayısıyla tahkiki bir imana varılamayacağı için gerçek bir dindarlıktan söz edilmeyecektir Netice itibariyle de taassup ve bağnazlık bataklığından kurtulmamız mümkün olmayacaktır İmdi dini sahada düşünenlerin en büyük problemi metodoloji sorunudur Şüphesiz bu problem ilimler binasının net bir şekilde kurulamayışından doğmaktadır Dini ilimler müspet ve akli ilimler çatısı altına değerlendirilmeyince netice bundan farklı olmayacaktır Öte yandan dini çatı altında dinin özü usul unutulmuş bu sebeple de dini ilimler arasındaki irtibat koparılmış ve birbiriyle çelişik yorumlar yer almıştır Neticede dini iskelet ortadan kalkmış ve böylece birbirinden farklı ucûbe din anlayışları gündeme gelmiştir Bu durumda tek çare zor da olsa bütün düşünce ve inançları bir çatı altında akli mantıki ve bilimsel veriler ışığında eritmeye ve kaynaştırmaya çalışmak olacaktır İlim din sahalarını bütünüyle ayırarak farklı alanlarda felsefi ve dini bir takım yorumlarda bulunmak işin kolayına kaçmak demektir Bu sebeple İslam Filozoflarının büyüklüğü bu iki alanı telif etme gibi çok zor bir işe talip olmalarında yatıyordu Nitekim onların en büyük sıkıntısı dinle felsefeyi yoğurmak ve telif etmekti Kaldı ki prensip olarak herhangi bir konuda dini ve ilmi hakikat diye çifte hakikatten söz etmek anlamsızdı Çünkü kendisine ulaşmada bir takım sıkıntılar olsa da hakikat birdir dolayısıyla onu ifade etme yolu da bir olacaktır

MARMARA ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ VAKFI
Bir dine inanma durumunda olan her fert muhatap olduğu temel esasların akla ve bilimsel verilere uygun olup olmadığına bakma ihtiyacını hisseder Bu arada psikolojilik olarak mensubu bulunduğu dini kendine göre akli ve mantıki bir takım yorum ve açıklamalarla sağlam bir zemine dayandırmak ister Bu sebeple inandığımız prensiplerin bizleri aklen ve kalben tatmin etmesi gerekir Aksi halde bu esasların hiçbir bağlayıcılığı ve davranışlarımıza müspet bir tesiri kalmayacak dolayısıyla tahkiki bir imana varılamayacağı için gerçek bir dindarlıktan söz edilmeyecektir Netice itibariyle de taassup ve bağnazlık bataklığından kurtulmamız mümkün olmayacaktır İmdi dini sahada düşünenlerin en büyük problemi metodoloji sorunudur Şüphesiz bu problem ilimler binasının net bir şekilde kurulamayışından doğmaktadır Dini ilimler müspet ve akli ilimler çatısı altına değerlendirilmeyince netice bundan farklı olmayacaktır Öte yandan dini çatı altında dinin özü usul unutulmuş bu sebeple de dini ilimler arasındaki irtibat koparılmış ve birbiriyle çelişik yorumlar yer almıştır Neticede dini iskelet ortadan kalkmış ve böylece birbirinden farklı ucûbe din anlayışları gündeme gelmiştir Bu durumda tek çare zor da olsa bütün düşünce ve inançları bir çatı altında akli mantıki ve bilimsel veriler ışığında eritmeye ve kaynaştırmaya çalışmak olacaktır İlim din sahalarını bütünüyle ayırarak farklı alanlarda felsefi ve dini bir takım yorumlarda bulunmak işin kolayına kaçmak demektir Bu sebeple İslam Filozoflarının büyüklüğü bu iki alanı telif etme gibi çok zor bir işe talip olmalarında yatıyordu Nitekim onların en büyük sıkıntısı dinle felsefeyi yoğurmak ve telif etmekti Kaldı ki prensip olarak herhangi bir konuda dini ve ilmi hakikat diye çifte hakikatten söz etmek anlamsızdı Çünkü kendisine ulaşmada bir takım sıkıntılar olsa da hakikat birdir dolayısıyla onu ifade etme yolu da bir olacaktır

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı
Bir dine inanma durumunda olan her fert muhatap olduğu temel esasların akla ve bilimsel verilere uygun olup olmadığına bakma ihtiyacını hisseder Bu arada psikolojilik olarak mensubu bulunduğu dini kendine göre akli ve mantıki bir takım yorum ve açıklamalarla sağlam bir zemine dayandırmak ister Bu sebeple inandığımız prensiplerin bizleri aklen ve kalben tatmin etmesi gerekir Aksi halde bu esasların hiçbir bağlayıcılığı ve davranışlarımıza müspet bir tesiri kalmayacak dolayısıyla tahkiki bir imana varılamayacağı için gerçek bir dindarlıktan söz edilmeyecektir Netice itibariyle de taassup ve bağnazlık bataklığından kurtulmamız mümkün olmayacaktır İmdi dini sahada düşünenlerin en büyük problemi metodoloji sorunudur Şüphesiz bu problem ilimler binasının net bir şekilde kurulamayışından doğmaktadır Dini ilimler müspet ve akli ilimler çatısı altına değerlendirilmeyince netice bundan farklı olmayacaktır Öte yandan dini çatı altında dinin özü usul unutulmuş bu sebeple de dini ilimler arasındaki irtibat koparılmış ve birbiriyle çelişik yorumlar yer almıştır Neticede dini iskelet ortadan kalkmış ve böylece birbirinden farklı ucûbe din anlayışları gündeme gelmiştir Bu durumda tek çare zor da olsa bütün düşünce ve inançları bir çatı altında akli mantıki ve bilimsel veriler ışığında eritmeye ve kaynaştırmaya çalışmak olacaktır İlim din sahalarını bütünüyle ayırarak farklı alanlarda felsefi ve dini bir takım yorumlarda bulunmak işin kolayına kaçmak demektir Bu sebeple İslam Filozoflarının büyüklüğü bu iki alanı telif etme gibi çok zor bir işe talip olmalarında yatıyordu Nitekim onların en büyük sıkıntısı dinle felsefeyi yoğurmak ve telif etmekti Kaldı ki prensip olarak herhangi bir konuda dini ve ilmi hakikat diye çifte hakikatten söz etmek anlamsızdı Çünkü kendisine ulaşmada bir takım sıkıntılar olsa da hakikat birdir dolayısıyla onu ifade etme yolu da bir olacaktır

Marmara Üniv. İlahiyat Fak. Vakfı
Bir dine inanma durumunda olan her fert muhatap olduğu temel esasların akla ve bilimsel verilere uygun olup olmadığına bakma ihtiyacını hisseder Bu arada psikolojilik olarak mensubu bulunduğu dini kendine göre akli ve mantıki bir takım yorum ve açıklamalarla sağlam bir zemine dayandırmak ister Bu sebeple inandığımız prensiplerin bizleri aklen ve kalben tatmin etmesi gerekir Aksi halde bu esasların hiçbir bağlayıcılığı ve davranışlarımıza müspet bir tesiri kalmayacak dolayısıyla tahkiki bir imana varılamayacağı için gerçek bir dindarlıktan söz edilmeyecektir Netice itibariyle de taassup ve bağnazlık bataklığından kurtulmamız mümkün olmayacaktır İmdi dini sahada düşünenlerin en büyük problemi metodoloji sorunudur Şüphesiz bu problem ilimler binasının net bir şekilde kurulamayışından doğmaktadır Dini ilimler müspet ve akli ilimler çatısı altına değerlendirilmeyince netice bundan farklı olmayacaktır Öte yandan dini çatı altında dinin özü usul unutulmuş bu sebeple de dini ilimler arasındaki irtibat koparılmış ve birbiriyle çelişik yorumlar yer almıştır Neticede dini iskelet ortadan kalkmış ve böylece birbirinden farklı ucûbe din anlayışları gündeme gelmiştir Bu durumda tek çare zor da olsa bütün düşünce ve inançları bir çatı altında akli mantıki ve bilimsel veriler ışığında eritmeye ve kaynaştırmaya çalışmak olacaktır İlim din sahalarını bütünüyle ayırarak farklı alanlarda felsefi ve dini bir takım yorumlarda bulunmak işin kolayına kaçmak demektir Bu sebeple İslam Filozoflarının büyüklüğü bu iki alanı telif etme gibi çok zor bir işe talip olmalarında yatıyordu Nitekim onların en büyük sıkıntısı dinle felsefeyi yoğurmak ve telif etmekti Kaldı ki prensip olarak herhangi bir konuda dini ve ilmi hakikat diye çifte hakikatten söz etmek anlamsızdı Çünkü kendisine ulaşmada bir takım sıkıntılar olsa da hakikat birdir dolayısıyla onu ifade etme yolu da bir olacaktır