MejelleKitap fiyat karşılaştırma

İslam ın Değerleri ve Yorumları — Ali Murat Daryal

İslam ın Değerleri ve Yorumları
176,90
Kuran ve Kuran ÜzerineGenelGenel Tarih Kitapları

İslam ın Değerleri ve Yorumları

Ali Murat Daryal

M. Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları

2024246 sf.
Şehadet KitapEn ucuz

İslam ın Değerleri ve Yorumları

Ali Murat Daryal

Bir medeniyet başka hiçbir medeniyete benzemeyi istemez ve düşünmez O taktirde kendisi olmaktan çıkacaktır Başkaları gibi de olamayacaktır Şayet böylesine bir dikkat ve hassasiyet göstermeyecek olursa ve bilakis başka medeniyetlere benzeme gayreti içine düşerse bu takdirde medeniyetler camiasında layık olduğu saygın yerini bulamayacaktır Sahicisi varken kimse taklidine itibar etmeyecektir Taklid ettiği medeniyet veya medeniyetlerin arkalarında ikinci üçüncü sıralarda kalacaktır Asırlar boyu devam edegelen bu süreç içinde insanlar ilk ön sıraya geçmek hususunda ümitsizleşecek yılgınlaşacak ve kurtulunması mümkün olmayan bir teslimiyet içine gireceklerdir Dolayısıyla yaratıcı güçlerini ve atılım kabiliyetlerini kaybedecekler ve eriyip yok olup gideceklerdir Gayet tabii medeniyetler uzun süren sosyal hayatları içinde ihtiyaç duydukları müesseseleri başka medeniyetlerden alacaklardır Ancak bunları gelişigüzel ve oldukları gibi almayacaklardır Çünkü alış tarzları ve aldıkları müesseseler onların geleceklerini belirleyecektir Bu bakımdan medeniyetlerin bu müesseseleri yabancı medeniyetlerden alırlarken takip edecekleri tek yol bu müesseleri iki kademeli bir seyir halinde ele almak olmalıdır Bu cümleden olarak bu medeniyetler ilk önce ihtiyaçlarını kendi hayati ölçülerini temel alarak belirleyeceklerdir Müteakiben bu ihtiyaçlarını tahlil ederek üzerinde durup düşünerek ve mukayeseler yaparak önem sıralarına göre tasnif edeceklerdir İhtiyaçlarından en fazla ihtiyaç duyduklarını alacaklardır İkinci merhalede medeniyetler yabancı medeniyetlerden kendilerine göre bazı sosyal müesseleri alacakları zaman ilk önce bu sosyal müesseleri en alt birimlerine kadar parçalarına ayıracaklar daha sonra bu bölümler üzerinde ayrı ayrı durup düşünerek yorumlayarak ve konu hakkında en ince teferruatına varıncaya kadar sağlam fikirler geliştirdikten sonra artık ayırdıkları parçaları kendi zevklerine dehalarına inanç ve değerlerine göre yeniden birleştirip şekillendirerek bünyelerine kabul edeceklerdir Bu noktadan sonra artık bu sosyal müessese başka hiçbir medeniyete değil sadece o medeniyete ait olacaktır Mozart Viyana muhasarasında surlar arkasında mehter müziği ni dinledikten sonra evine gidip Türk Marşı adıyla bir eser bestelemiştir Bu eserin isminden başka Türk musikisi ile hiçbir alakası yoktur Bu notalar yığınının en alt kademelerine inilebilirse belki orada Türk müziğine ait bazı nağmeler bulunabilir Velhasıl bir medeniyet kendini bütün bütüne dışarıya kaparsa o medeniyet kendi içine dönecek tekrara düşecek ve kendini yenileyemeyecektir Bunun aksine şayet kendini bütün bütüne dış dünyaya açacak olursa bu defa dış müdahalelerle kendisi olmaktan çıkacaktır Her iki halde de değişen fazla bir şey olmayacaktır Belki bir zaman önce ve belki bir zaman sonra içinden çürüyecek ya da dış müdahalelerle her ikisi de yıkılıp yok olup gideceklerdir Hasılı medeniyetler varlıklarını koruyup sürdürmeleri hususunda kendileri için mevzu bahis olan iki tehlikenin ortasını bulduktan sonra içlerinde sağlam dışa karşı dikkatli olmaları gerektiği ilkelerine riayet etmek durumunda olacaklardır Vesselam

Teklif Kitap
185,60

M. Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları

2015-06-013. baskı246 sf.
Karton135-215-01.HamurTürkçe
Teklif Kitap

Bir medeniyet başka hiçbir medeniyete benzemeyi istemez ve düşünmez O taktirde kendisi olmaktan çıkacaktır Başkaları gibi de olamayacaktır Şayet böylesine bir dikkat ve hassasiyet göstermeyecek olursa ve bilakis başka medeniyetlere benzeme gayreti içine düşerse bu takdirde medeniyetler camiasında layık olduğu saygın yerini bulamayacaktır Sahicisi varken kimse taklidine itibar etmeyecektir Taklid ettiği medeniyet veya medeniyetlerin arkalarında ikinci üçüncü sıralarda kalacaktır Asırlar boyu devam edegelen bu süreç içinde insanlar ilk ön sıraya geçmek hususunda ümitsizleşecek yılgınlaşacak ve kurtulunması mümkün olmayan bir teslimiyet içine gireceklerdir Dolayısıyla yaratıcı güçlerini ve atılım kabiliyetlerini kaybedecekler ve eriyip yok olup gideceklerdir Gayet tabii medeniyetler uzun süren sosyal hayatları içinde ihtiyaç duydukları müesseseleri başka medeniyetlerden alacaklardır Ancak bunları gelişigüzel ve oldukları gibi almayacaklardır Çünkü alış tarzları ve aldıkları müesseseler onların geleceklerini belirleyecektir Bu bakımdan medeniyetlerin bu müesseseleri yabancı medeniyetlerden alırlarken takip edecekleri tek yol bu müesseleri iki kademeli bir seyir halinde ele almak olmalıdır Bu cümleden olarak bu medeniyetler ilk önce ihtiyaçlarını kendi hayati ölçülerini temel alarak belirleyeceklerdir Müteakiben bu ihtiyaçlarını tahlil ederek üzerinde durup düşünerek ve mukayeseler yaparak önem sıralarına göre tasnif edeceklerdir İhtiyaçlarından en fazla ihtiyaç duyduklarını alacaklardır İkinci merhalede medeniyetler yabancı medeniyetlerden kendilerine göre bazı sosyal müesseleri alacakları zaman ilk önce bu sosyal müesseleri en alt birimlerine kadar parçalarına ayıracaklar daha sonra bu bölümler üzerinde ayrı ayrı durup düşünerek yorumlayarak ve konu hakkında en ince teferruatına varıncaya kadar sağlam fikirler geliştirdikten sonra artık ayırdıkları parçaları kendi zevklerine dehalarına inanç ve değerlerine göre yeniden birleştirip şekillendirerek bünyelerine kabul edeceklerdir Bu noktadan sonra artık bu sosyal müessese başka hiçbir medeniyete değil sadece o medeniyete ait olacaktır Mozart Viyana muhasarasında surlar arkasında mehter müziği ni dinledikten sonra evine gidip Türk Marşı adıyla bir eser bestelemiştir Bu eserin isminden başka Türk musikisi ile hiçbir alakası yoktur Bu notalar yığınının en alt kademelerine inilebilirse belki orada Türk müziğine ait bazı nağmeler bulunabilir Velhasıl bir medeniyet kendini bütün bütüne dışarıya kaparsa o medeniyet kendi içine dönecek tekrara düşecek ve kendini yenileyemeyecektir Bunun aksine şayet kendini bütün bütüne dış dünyaya açacak olursa bu defa dış müdahalelerle kendisi olmaktan çıkacaktır Her iki halde de değişen fazla bir şey olmayacaktır Belki bir zaman önce ve belki bir zaman sonra içinden çürüyecek ya da dış müdahalelerle her ikisi de yıkılıp yok olup gideceklerdir Hasılı medeniyetler varlıklarını koruyup sürdürmeleri hususunda kendileri için mevzu bahis olan iki tehlikenin ortasını bulduktan sonra içlerinde sağlam dışa karşı dikkatli olmaları gerektiği ilkelerine riayet etmek durumunda olacaklardır Vesselam

BKM Kitap
203,00

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı

2024246 sf.
Ciltsiz
BKM Kitap

Bir medeniyet başka hiçbir medeniyete benzemeyi istemez ve düşünmez O taktirde kendisi olmaktan çıkacaktır Başkaları gibi de olamayacaktır Şayet böylesine bir dikkat ve hassasiyet göstermeyecek olursa ve bilakis başka medeniyetlere benzeme gayreti içine düşerse bu takdirde medeniyetler camiasında layık olduğu saygın yerini bulamayacaktır Sahicisi varken kimse taklidine itibar etmeyecektir Taklid ettiği medeniyet veya medeniyetlerin arkalarında ikinci üçüncü sıralarda kalacaktır Asırlar boyu devam edegelen bu süreç içinde insanlar ilk ön sıraya geçmek hususunda ümitsizleşecek yılgınlaşacak ve kurtulunması mümkün olmayan bir teslimiyet içine gireceklerdir Dolayısıyla yaratıcı güçlerini ve atılım kabiliyetlerini kaybedecekler ve eriyip yok olup gideceklerdir Gayet tabii medeniyetler uzun süren sosyal hayatları içinde ihtiyaç duydukları müesseseleri başka medeniyetlerden alacaklardır Ancak bunları gelişigüzel ve oldukları gibi almayacaklardır Çünkü alış tarzları ve aldıkları müesseseler onların geleceklerini belirleyecektir Bu bakımdan medeniyetlerin bu müesseseleri yabancı medeniyetlerden alırlarken takip edecekleri tek yol bu müesseleri iki kademeli bir seyir halinde ele almak olmalıdır Bu cümleden olarak bu medeniyetler ilk önce ihtiyaçlarını kendi hayati ölçülerini temel alarak belirleyeceklerdir Müteakiben bu ihtiyaçlarını tahlil ederek üzerinde durup düşünerek ve mukayeseler yaparak önem sıralarına göre tasnif edeceklerdir İhtiyaçlarından en fazla ihtiyaç duyduklarını alacaklardır İkinci merhalede medeniyetler yabancı medeniyetlerden kendilerine göre bazı sosyal müesseleri alacakları zaman ilk önce bu sosyal müesseleri en alt birimlerine kadar parçalarına ayıracaklar daha sonra bu bölümler üzerinde ayrı ayrı durup düşünerek yorumlayarak ve konu hakkında en ince teferruatına varıncaya kadar sağlam fikirler geliştirdikten sonra artık ayırdıkları parçaları kendi zevklerine dehalarına inanç ve değerlerine göre yeniden birleştirip şekillendirerek bünyelerine kabul edeceklerdir Bu noktadan sonra artık bu sosyal müessese başka hiçbir medeniyete değil sadece o medeniyete ait olacaktır Mozart Viyana muhasarasında surlar arkasında mehter müziği ni dinledikten sonra evine gidip Türk Marşı adıyla bir eser bestelemiştir Bu eserin isminden başka Türk musikisi ile hiçbir alakası yoktur Bu notalar yığınının en alt kademelerine inilebilirse belki orada Türk müziğine ait bazı nağmeler bulunabilir Velhasıl bir medeniyet kendini bütün bütüne dışarıya kaparsa o medeniyet kendi içine dönecek tekrara düşecek ve kendini yenileyemeyecektir Bunun aksine şayet kendini bütün bütüne dış dünyaya açacak olursa bu defa dış müdahalelerle kendisi olmaktan çıkacaktır Her iki halde de değişen fazla bir şey olmayacaktır Belki bir zaman önce ve belki bir zaman sonra içinden çürüyecek ya da dış müdahalelerle her ikisi de yıkılıp yok olup gideceklerdir Hasılı medeniyetler varlıklarını koruyup sürdürmeleri hususunda kendileri için mevzu bahis olan iki tehlikenin ortasını bulduktan sonra içlerinde sağlam dışa karşı dikkatli olmaları gerektiği ilkelerine riayet etmek durumunda olacaklardır Vesselam

Kitap Sepeti
203,00

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı

2024246 sf.
Ciltsiz
Kitap Sepeti

Bir medeniyet başka hiçbir medeniyete benzemeyi istemez ve düşünmez O taktirde kendisi olmaktan çıkacaktır Başkaları gibi de olamayacaktır Şayet böylesine bir dikkat ve hassasiyet göstermeyecek olursa ve bilakis başka medeniyetlere benzeme gayreti içine düşerse bu takdirde medeniyetler camiasında layık olduğu saygın yerini bulamayacaktır Sahicisi varken kimse taklidine itibar etmeyecektir Taklid ettiği medeniyet veya medeniyetlerin arkalarında ikinci üçüncü sıralarda kalacaktır Asırlar boyu devam edegelen bu süreç içinde insanlar ilk ön sıraya geçmek hususunda ümitsizleşecek yılgınlaşacak ve kurtulunması mümkün olmayan bir teslimiyet içine gireceklerdir Dolayısıyla yaratıcı güçlerini ve atılım kabiliyetlerini kaybedecekler ve eriyip yok olup gideceklerdir Gayet tabii medeniyetler uzun süren sosyal hayatları içinde ihtiyaç duydukları müesseseleri başka medeniyetlerden alacaklardır Ancak bunları gelişigüzel ve oldukları gibi almayacaklardır Çünkü alış tarzları ve aldıkları müesseseler onların geleceklerini belirleyecektir Bu bakımdan medeniyetlerin bu müesseseleri yabancı medeniyetlerden alırlarken takip edecekleri tek yol bu müesseleri iki kademeli bir seyir halinde ele almak olmalıdır Bu cümleden olarak bu medeniyetler ilk önce ihtiyaçlarını kendi hayati ölçülerini temel alarak belirleyeceklerdir Müteakiben bu ihtiyaçlarını tahlil ederek üzerinde durup düşünerek ve mukayeseler yaparak önem sıralarına göre tasnif edeceklerdir İhtiyaçlarından en fazla ihtiyaç duyduklarını alacaklardır İkinci merhalede medeniyetler yabancı medeniyetlerden kendilerine göre bazı sosyal müesseleri alacakları zaman ilk önce bu sosyal müesseleri en alt birimlerine kadar parçalarına ayıracaklar daha sonra bu bölümler üzerinde ayrı ayrı durup düşünerek yorumlayarak ve konu hakkında en ince teferruatına varıncaya kadar sağlam fikirler geliştirdikten sonra artık ayırdıkları parçaları kendi zevklerine dehalarına inanç ve değerlerine göre yeniden birleştirip şekillendirerek bünyelerine kabul edeceklerdir Bu noktadan sonra artık bu sosyal müessese başka hiçbir medeniyete değil sadece o medeniyete ait olacaktır Mozart Viyana muhasarasında surlar arkasında mehter müziği ni dinledikten sonra evine gidip Türk Marşı adıyla bir eser bestelemiştir Bu eserin isminden başka Türk musikisi ile hiçbir alakası yoktur Bu notalar yığınının en alt kademelerine inilebilirse belki orada Türk müziğine ait bazı nağmeler bulunabilir Velhasıl bir medeniyet kendini bütün bütüne dışarıya kaparsa o medeniyet kendi içine dönecek tekrara düşecek ve kendini yenileyemeyecektir Bunun aksine şayet kendini bütün bütüne dış dünyaya açacak olursa bu defa dış müdahalelerle kendisi olmaktan çıkacaktır Her iki halde de değişen fazla bir şey olmayacaktır Belki bir zaman önce ve belki bir zaman sonra içinden çürüyecek ya da dış müdahalelerle her ikisi de yıkılıp yok olup gideceklerdir Hasılı medeniyetler varlıklarını koruyup sürdürmeleri hususunda kendileri için mevzu bahis olan iki tehlikenin ortasını bulduktan sonra içlerinde sağlam dışa karşı dikkatli olmaları gerektiği ilkelerine riayet etmek durumunda olacaklardır Vesselam

Tamadres
217,50

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı

Haziran 2015246 sf.
Ciltsiz
Tamadres

Bir medeniyet başka hiçbir medeniyete benzemeyi istemez ve düşünmez O taktirde kendisi olmaktan çıkacaktır Başkaları gibi de olamayacaktır Şayet böylesine bir dikkat ve hassasiyet göstermeyecek olursa ve bilakis başka medeniyetlere benzeme gayreti içine düşerse bu takdirde medeniyetler camiasında layık olduğu saygın yerini bulamayacaktır Sahicisi varken kimse taklidine itibar etmeyecektir Taklid ettiği medeniyet veya medeniyetlerin arkalarında ikinci üçüncü sıralarda kalacaktır Asırlar boyu devam edegelen bu süreç içinde insanlar ilk ön sıraya geçmek hususunda ümitsizleşecek yılgınlaşacak ve kurtulunması mümkün olmayan bir teslimiyet içine gireceklerdir Dolayısıyla yaratıcı güçlerini ve atılım kabiliyetlerini kaybedecekler ve eriyip yok olup gideceklerdir Gayet tabii medeniyetler uzun süren sosyal hayatları içinde ihtiyaç duydukları müesseseleri başka medeniyetlerden alacaklardır Ancak bunları gelişigüzel ve oldukları gibi almayacaklardır Çünkü alış tarzları ve aldıkları müesseseler onların geleceklerini belirleyecektir Bu bakımdan medeniyetlerin bu müesseseleri yabancı medeniyetlerden alırlarken takip edecekleri tek yol bu müesseleri iki kademeli bir seyir halinde ele almak olmalıdır Bu cümleden olarak bu medeniyetler ilk önce ihtiyaçlarını kendi hayati ölçülerini temel alarak belirleyeceklerdir Müteakiben bu ihtiyaçlarını tahlil ederek üzerinde durup düşünerek ve mukayeseler yaparak önem sıralarına göre tasnif edeceklerdir İhtiyaçlarından en fazla ihtiyaç duyduklarını alacaklardır İkinci merhalede medeniyetler yabancı medeniyetlerden kendilerine göre bazı sosyal müesseleri alacakları zaman ilk önce bu sosyal müesseleri en alt birimlerine kadar parçalarına ayıracaklar daha sonra bu bölümler üzerinde ayrı ayrı durup düşünerek yorumlayarak ve konu hakkında en ince teferruatına varıncaya kadar sağlam fikirler geliştirdikten sonra artık ayırdıkları parçaları kendi zevklerine dehalarına inanç ve değerlerine göre yeniden birleştirip şekillendirerek bünyelerine kabul edeceklerdir Bu noktadan sonra artık bu sosyal müessese başka hiçbir medeniyete değil sadece o medeniyete ait olacaktır Mozart Viyana muhasarasında surlar arkasında mehter müziği ni dinledikten sonra evine gidip Türk Marşı adıyla bir eser bestelemiştir Bu eserin isminden başka Türk musikisi ile hiçbir alakası yoktur Bu notalar yığınının en alt kademelerine inilebilirse belki orada Türk müziğine ait bazı nağmeler bulunabilir Velhasıl bir medeniyet kendini bütün bütüne dışarıya kaparsa o medeniyet kendi içine dönecek tekrara düşecek ve kendini yenileyemeyecektir Bunun aksine şayet kendini bütün bütüne dış dünyaya açacak olursa bu defa dış müdahalelerle kendisi olmaktan çıkacaktır Her iki halde de değişen fazla bir şey olmayacaktır Belki bir zaman önce ve belki bir zaman sonra içinden çürüyecek ya da dış müdahalelerle her ikisi de yıkılıp yok olup gideceklerdir Hasılı medeniyetler varlıklarını koruyup sürdürmeleri hususunda kendileri için mevzu bahis olan iki tehlikenin ortasını bulduktan sonra içlerinde sağlam dışa karşı dikkatli olmaları gerektiği ilkelerine riayet etmek durumunda olacaklardır Vesselam

Benli Kitap
217,50

M. Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları

2024-01-034. baskı246 sf.
Karton135-215-01.HamurTürkçe
Benli Kitap

Bir medeniyet başka hiçbir medeniyete benzemeyi istemez ve düşünmez O taktirde kendisi olmaktan çıkacaktır Başkaları gibi de olamayacaktır Şayet böylesine bir dikkat ve hassasiyet göstermeyecek olursa ve bilakis başka medeniyetlere benzeme gayreti içine düşerse bu takdirde medeniyetler camiasında layık olduğu saygın yerini bulamayacaktır Sahicisi varken kimse taklidine itibar etmeyecektir Taklid ettiği medeniyet veya medeniyetlerin arkalarında ikinci üçüncü sıralarda kalacaktır Asırlar boyu devam edegelen bu süreç içinde insanlar ilk ön sıraya geçmek hususunda ümitsizleşecek yılgınlaşacak ve kurtulunması mümkün olmayan bir teslimiyet içine gireceklerdir Dolayısıyla yaratıcı güçlerini ve atılım kabiliyetlerini kaybedecekler ve eriyip yok olup gideceklerdir Gayet tabii medeniyetler uzun süren sosyal hayatları içinde ihtiyaç duydukları müesseseleri başka medeniyetlerden alacaklardır Ancak bunları gelişigüzel ve oldukları gibi almayacaklardır Çünkü alış tarzları ve aldıkları müesseseler onların geleceklerini belirleyecektir Bu bakımdan medeniyetlerin bu müesseseleri yabancı medeniyetlerden alırlarken takip edecekleri tek yol bu müesseleri iki kademeli bir seyir halinde ele almak olmalıdır Bu cümleden olarak bu medeniyetler ilk önce ihtiyaçlarını kendi hayati ölçülerini temel alarak belirleyeceklerdir Müteakiben bu ihtiyaçlarını tahlil ederek üzerinde durup düşünerek ve mukayeseler yaparak önem sıralarına göre tasnif edeceklerdir İhtiyaçlarından en fazla ihtiyaç duyduklarını alacaklardır İkinci merhalede medeniyetler yabancı medeniyetlerden kendilerine göre bazı sosyal müesseleri alacakları zaman ilk önce bu sosyal müesseleri en alt birimlerine kadar parçalarına ayıracaklar daha sonra bu bölümler üzerinde ayrı ayrı durup düşünerek yorumlayarak ve konu hakkında en ince teferruatına varıncaya kadar sağlam fikirler geliştirdikten sonra artık ayırdıkları parçaları kendi zevklerine dehalarına inanç ve değerlerine göre yeniden birleştirip şekillendirerek bünyelerine kabul edeceklerdir Bu noktadan sonra artık bu sosyal müessese başka hiçbir medeniyete değil sadece o medeniyete ait olacaktır Mozart Viyana muhasarasında surlar arkasında mehter müziği ni dinledikten sonra evine gidip Türk Marşı adıyla bir eser bestelemiştir Bu eserin isminden başka Türk musikisi ile hiçbir alakası yoktur Bu notalar yığınının en alt kademelerine inilebilirse belki orada Türk müziğine ait bazı nağmeler bulunabilir Velhasıl bir medeniyet kendini bütün bütüne dışarıya kaparsa o medeniyet kendi içine dönecek tekrara düşecek ve kendini yenileyemeyecektir Bunun aksine şayet kendini bütün bütüne dış dünyaya açacak olursa bu defa dış müdahalelerle kendisi olmaktan çıkacaktır Her iki halde de değişen fazla bir şey olmayacaktır Belki bir zaman önce ve belki bir zaman sonra içinden çürüyecek ya da dış müdahalelerle her ikisi de yıkılıp yok olup gideceklerdir Hasılı medeniyetler varlıklarını koruyup sürdürmeleri hususunda kendileri için mevzu bahis olan iki tehlikenin ortasını bulduktan sonra içlerinde sağlam dışa karşı dikkatli olmaları gerektiği ilkelerine riayet etmek durumunda olacaklardır Vesselam

Ekin Kitap
223,30

MARMARA ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ VAKFI

2015246 sf.
Ekin Kitap

Bir medeniyet başka hiçbir medeniyete benzemeyi istemez ve düşünmez O taktirde kendisi olmaktan çıkacaktır Başkaları gibi de olamayacaktır Şayet böylesine bir dikkat ve hassasiyet göstermeyecek olursa ve bilakis başka medeniyetlere benzeme gayreti içine düşerse bu takdirde medeniyetler camiasında layık olduğu saygın yerini bulamayacaktır Sahicisi varken kimse taklidine itibar etmeyecektir Taklid ettiği medeniyet veya medeniyetlerin arkalarında ikinci üçüncü sıralarda kalacaktır Asırlar boyu devam edegelen bu süreç içinde insanlar ilk ön sıraya geçmek hususunda ümitsizleşecek yılgınlaşacak ve kurtulunması mümkün olmayan bir teslimiyet içine gireceklerdir Dolayısıyla yaratıcı güçlerini ve atılım kabiliyetlerini kaybedecekler ve eriyip yok olup gideceklerdir Gayet tabii medeniyetler uzun süren sosyal hayatları içinde ihtiyaç duydukları müesseseleri başka medeniyetlerden alacaklardır Ancak bunları gelişigüzel ve oldukları gibi almayacaklardır Çünkü alış tarzları ve aldıkları müesseseler onların geleceklerini belirleyecektir Bu bakımdan medeniyetlerin bu müesseseleri yabancı medeniyetlerden alırlarken takip edecekleri tek yol bu müesseleri iki kademeli bir seyir halinde ele almak olmalıdır Bu cümleden olarak bu medeniyetler ilk önce ihtiyaçlarını kendi hayati ölçülerini temel alarak belirleyeceklerdir Müteakiben bu ihtiyaçlarını tahlil ederek üzerinde durup düşünerek ve mukayeseler yaparak önem sıralarına göre tasnif edeceklerdir İhtiyaçlarından en fazla ihtiyaç duyduklarını alacaklardır İkinci merhalede medeniyetler yabancı medeniyetlerden kendilerine göre bazı sosyal müesseleri alacakları zaman ilk önce bu sosyal müesseleri en alt birimlerine kadar parçalarına ayıracaklar daha sonra bu bölümler üzerinde ayrı ayrı durup düşünerek yorumlayarak ve konu hakkında en ince teferruatına varıncaya kadar sağlam fikirler geliştirdikten sonra artık ayırdıkları parçaları kendi zevklerine dehalarına inanç ve değerlerine göre yeniden birleştirip şekillendirerek bünyelerine kabul edeceklerdir Bu noktadan sonra artık bu sosyal müessese başka hiçbir medeniyete değil sadece o medeniyete ait olacaktır Mozart Viyana muhasarasında surlar arkasında mehter müziği ni dinledikten sonra evine gidip Türk Marşı adıyla bir eser bestelemiştir Bu eserin isminden başka Türk musikisi ile hiçbir alakası yoktur Bu notalar yığınının en alt kademelerine inilebilirse belki orada Türk müziğine ait bazı nağmeler bulunabilir Velhasıl bir medeniyet kendini bütün bütüne dışarıya kaparsa o medeniyet kendi içine dönecek tekrara düşecek ve kendini yenileyemeyecektir Bunun aksine şayet kendini bütün bütüne dış dünyaya açacak olursa bu defa dış müdahalelerle kendisi olmaktan çıkacaktır Her iki halde de değişen fazla bir şey olmayacaktır Belki bir zaman önce ve belki bir zaman sonra içinden çürüyecek ya da dış müdahalelerle her ikisi de yıkılıp yok olup gideceklerdir Hasılı medeniyetler varlıklarını koruyup sürdürmeleri hususunda kendileri için mevzu bahis olan iki tehlikenin ortasını bulduktan sonra içlerinde sağlam dışa karşı dikkatli olmaları gerektiği ilkelerine riayet etmek durumunda olacaklardır Vesselam

Ucuz Kitap Al
232,00

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı

Ocak 2024246 sf.
14.00x21.00 cm2. Hamur
Ucuz Kitap Al

Ali Murat Daryal tarafından kaleme alınan Psiko Sosyal Açıdan Medeniyetler ve Mesajları Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı eseri olarak okurlarla buluşuyor Psiko Sosyal Açıdan Medeniyetler ve Mesajları Ali Murat Daryal Kitap Özeti Bir medeniyet başka hiçbir medeniyete benzemeyi istemez ve düşünmez O taktirde kendisi olmaktan çıkacaktır Başkaları gibi de olamayacaktır Şayet böylesine bir dikkat ve hassasiyet göstermeyecek olursa ve bilakis başka medeniyetlere benzeme gayreti içine düşerse bu takdirde medeniyetler camiasında layık olduğu saygın yerini bulamayacaktır Sahicisi varken kimse taklidine itibar etmeyecektir Taklid ettiği medeniyet veya medeniyetlerin arkalarında ikinci üçüncü sıralarda kalacaktır Asırlar boyu devam edegelen bu süreç içinde insanlar ilk ön sıraya geçmek hususunda ümitsizleşecek yılgınlaşacak ve kurtulunması mümkün olmayan bir teslimiyet içine gireceklerdir Dolayısıyla yaratıcı güçlerini ve atılım kabiliyetlerini kaybedecekler ve eriyip yok olup gideceklerdir Gayet tabii medeniyetler uzun süren sosyal hayatları içinde ihtiyaç duydukları müesseseleri başka medeniyetlerden alacaklardır Ancak bunları gelişigüzel ve oldukları gibi almayacaklardır Çünkü alış tarzları ve aldıkları müesseseler onların geleceklerini belirleyecektir Bu bakımdan medeniyetlerin bu müesseseleri yabancı medeniyetlerden alırlarken takip edecekleri tek yol bu müesseleri iki kademeli bir seyir halinde ele almak olmalıdır Bu cümleden olarak bu medeniyetler ilk önce ihtiyaçlarını kendi hayati ölçülerini temel alarak belirleyeceklerdir Müteakiben bu ihtiyaçlarını tahlil ederek üzerinde durup düşünerek ve mukayeseler yaparak önem sıralarına göre tasnif edeceklerdir İhtiyaçlarından en fazla ihtiyaç duyduklarını alacaklardır İkinci merhalede medeniyetler yabancı medeniyetlerden kendilerine göre bazı sosyal müesseleri alacakları zaman ilk önce bu sosyal müesseleri en alt birimlerine kadar parçalarına ayıracaklar daha sonra bu bölümler üzerinde ayrı ayrı durup düşünerek yorumlayarak ve konu hakkında en ince teferruatına varıncaya kadar sağlam fikirler geliştirdikten sonra artık ayırdıkları parçaları kendi zevklerine dehalarına inanç ve değerlerine göre yeniden birleştirip şekillendirerek bünyelerine kabul edeceklerdir Bu noktadan sonra artık bu sosyal müessese başka hiçbir medeniyete değil sadece o medeniyete ait olacaktır Mozart Viyana muhasarasında surlar arkasında mehter müziği ni dinledikten sonra evine gidip Türk Marşı adıyla bir eser bestelemiştir Bu eserin isminden başka Türk musikisi ile hiçbir alakası yoktur Bu notalar yığınının en alt kademelerine inilebilirse belki orada Türk müziğine ait bazı nağmeler bulunabilir Velhasıl bir medeniyet kendini bütün bütüne dışarıya kaparsa o medeniyet kendi içine dönecek tekrara düşecek ve kendini yenileyemeyecektir Bunun aksine şayet kendini bütün bütüne dış dünyaya açacak olursa bu defa dış müdahalelerle kendisi olmaktan çıkacaktır Her iki halde de değişen fazla bir şey olmayacaktır Belki bir zaman önce ve belki bir zaman sonra içinden çürüyecek ya da dış müdahalelerle her ikisi de yıkılıp yok olup gideceklerdir Hasılı medeniyetler varlıklarını koruyup sürdürmeleri hususunda kendileri için mevzu bahis olan iki tehlikenin ortasını bulduktan sonra içlerinde sağlam dışa karşı dikkatli olmaları gerektiği ilkelerine riayet etmek durumunda olacaklardır Vesselam Yayınevi Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yazar Ali Murat Daryal Sayfa 246 Sayfa Kağıt 2 Hamur Boyut 14 00x21 00 cm Basım Yılı Ocak 2024 Barkod 9789755483702 Kategori Tarih Kitapları Diğer Tarih Kitapları

Nobel Kitap
237,80

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı

2024246 sf.
Ciltsiz14x21 cm2. Hamur
Nobel Kitap

Bir medeniyet başka hiçbir medeniyete benzemeyi istemez ve düşünmez O taktirde kendisi olmaktan çıkacaktır Başkaları gibi de olamayacaktır Şayet böylesine bir dikkat ve hassasiyet göstermeyecek olursa ve bilakis başka medeniyetlere benzeme gayreti içine düşerse bu takdirde medeniyetler camiasında layık olduğu saygın yerini bulamayacaktır Sahicisi varken kimse taklidine itibar etmeyecektir Taklid ettiği medeniyet veya medeniyetlerin arkalarında ikinci üçüncü sıralarda kalacaktır Asırlar boyu devam edegelen bu süreç içinde insanlar ilk ön sıraya geçmek hususunda ümitsizleşecek yılgınlaşacak ve kurtulunması mümkün olmayan bir teslimiyet içine gireceklerdir Dolayısıyla yaratıcı güçlerini ve atılım kabiliyetlerini kaybedecekler ve eriyip yok olup gideceklerdir Gayet tabii medeniyetler uzun süren sosyal hayatları içinde ihtiyaç duydukları müesseseleri başka medeniyetlerden alacaklardır Ancak bunları gelişigüzel ve oldukları gibi almayacaklardır Çünkü alış tarzları ve aldıkları müesseseler onların geleceklerini belirleyecektir Bu bakımdan medeniyetlerin bu müesseseleri yabancı medeniyetlerden alırlarken takip edecekleri tek yol bu müesseleri iki kademeli bir seyir halinde ele almak olmalıdır Bu cümleden olarak bu medeniyetler ilk önce ihtiyaçlarını kendi hayati ölçülerini temel alarak belirleyeceklerdir Müteakiben bu ihtiyaçlarını tahlil ederek üzerinde durup düşünerek ve mukayeseler yaparak önem sıralarına göre tasnif edeceklerdir İhtiyaçlarından en fazla ihtiyaç duyduklarını alacaklardır İkinci merhalede medeniyetler yabancı medeniyetlerden kendilerine göre bazı sosyal müesseleri alacakları zaman ilk önce bu sosyal müesseleri en alt birimlerine kadar parçalarına ayıracaklar daha sonra bu bölümler üzerinde ayrı ayrı durup düşünerek yorumlayarak ve konu hakkında en ince teferruatına varıncaya kadar sağlam fikirler geliştirdikten sonra artık ayırdıkları parçaları kendi zevklerine dehalarına inanç ve değerlerine göre yeniden birleştirip şekillend

Şehadet Kitap
414,80

M. Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları

2016528 sf.
Şehadet Kitap

Kur ân ı Kerîm nazil olmasaydı ve onun Peygamber i zî şân ı Muhammed aleyhisselam teşrif etmeseydi dünya var olduğu günlerden bu günlere kadar bir değer üretemediği gibi görünen oydu ki bundan sonra da bir değer üretemeyecekti Afrika da ve diğer ülkelerde zencilerin başlarına çöken felaketler halen devam etmiyor mu Son zamanlara kadar süregelen kızılderililerin kafaderilerinin soyulması bugün uygulanmıyorsa bu durum batılı insanın insafından değildir Kafa derisi soyulacak kızılderili kalmamasındandır Yahudi Hristiyan Batılılar Kuzey Amerika ya geldikleri zaman bu topraklarda yedi milyon kızılderili yaşıyordu O tarihlerde İngiltere nin nüfusu on milyon civarındaydı O günlerden bu günlere kadar sömürgelerinde yaşayan insanlarıyla beraber İngiliz nüfusu ne miktara ulaşmıştır Buna karşılık kızılderililerin nüfusu kaç bine düşmüştür Bir Amerikalı Profesörün seminerinde Biz evvela kızılderili nüfusunu azalttık daha sonra onları beyazların yaşayamayacakları yerlerde oturmaya mecbur bıraktık diyerek tebessüm etmesi Amerika nın ve Amerikalı nın insan haklarından ne anladıklarını gösterir Bu zât itiraflarını yeterli bulmuş olacaktı ki önceki yıllarda kızılderili perçemi getiren her avcıya ne miktar para verildiğine temas etmemişti Bu insanların tutumu bu kadarla sınırlı değildi Onların tahribatı hayvanlar âlemini ve tabiatı bütünüyle kapsayacak şekilde bir yapı halini almıştı Bir çok canlı türü yok olmak durumunda kalmış göller asit deposuna dönüşmüş toprak ve hava zehirlenmişti Kurân ı Kerîm bir sûresine Kehf adını vermiştir Bu kelime Ashab ı Kehf tâbirinin bir cüz üdür Ashab ı Kehf tabiri isim tamlamasıdır Ashab arkadaş manasında sahib kelimesinin çoğuludur İnsan daha doğru manasıyla insanlar cemiyet demektir Kehf mağara demektir kaya taş toprak manasına gelir Lisanda az önemli olan daha önemli olanı tamamlar Ahmed in defteri tamlaması defteri Ahmed e ait kılar İslâm mağara arkadaşları mağara insanları tabiriyle aziz muhterem mükerrem saydığı insanı daha az önemli olan taşa toprağa kayaya ait kılmış bununla o insanın kıymetinden bir kısmını maddeye izâfe etmiş ayrıca insanın maddenin imkanlarıyla ancak tamamlanacağını anlatmış oluyordu İlaveten araya Kıtmîr adıyla anılan köpeği de dahil ediyordu Hasılı İslâm önce insanları daha sonra onların aralarına hayvanları temsilen köpeği ve en sonunda insanlığın sonsuz ihtiraslarına sınır getirmek için maddeyi yani mağarayı bitkileriyle beraber ele alarak sınıfsız ideal toplumun şemasını sunmuş varlık âlemine bütünlük ve uyum getirmiştir Kehf Suresî nin birbirini takiben gelen üç ayetinde ayrı ayrı üç defa kelbuhum köpekleridir diyerek köpeklerinden bahsedilmesiyle batılıların son asırlarda kurmaya çalıştıkları hayata saygı felsefesi nden bin küsûr yıl kadar önce İslâm hayata saygıyı insanla sınırlı olmaktan kurtarıp bütün canlıları hatta cansızları kapsayacak şekilde yaygınlaştırmıştır

Teklif Kitap
435,20

M. Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları

2016-01-011. baskı528 sf.
Karton160-235-02.HamurTürkçe
Teklif Kitap

Kur ân ı Kerîm nazil olmasaydı ve onun Peygamber i zî şân ı Muhammed aleyhisselam teşrif etmeseydi dünya var olduğu günlerden bu günlere kadar bir değer üretemediği gibi görünen oydu ki bundan sonra da bir değer üretemeyecekti Afrika da ve diğer ülkelerde zencilerin başlarına çöken felaketler halen devam etmiyor mu Son zamanlara kadar süregelen kızılderililerin kafaderilerinin soyulması bugün uygulanmıyorsa bu durum batılı insanın insafından değildir Kafa derisi soyulacak kızılderili kalmamasındandır Yahudi Hristiyan Batılılar Kuzey Amerika ya geldikleri zaman bu topraklarda yedi milyon kızılderili yaşıyordu O tarihlerde İngiltere nin nüfusu on milyon civarındaydı O günlerden bu günlere kadar sömürgelerinde yaşayan insanlarıyla beraber İngiliz nüfusu ne miktara ulaşmıştır Buna karşılık kızılderililerin nüfusu kaç bine düşmüştür Bir Amerikalı Profesörün seminerinde Biz evvela kızılderili nüfusunu azalttık daha sonra onları beyazların yaşayamayacakları yerlerde oturmaya mecbur bıraktık diyerek tebessüm etmesi Amerika nın ve Amerikalı nın insan haklarından ne anladıklarını gösterir Bu zât itiraflarını yeterli bulmuş olacaktı ki önceki yıllarda kızılderili perçemi getiren her avcıya ne miktar para verildiğine temas etmemişti Bu insanların tutumu bu kadarla sınırlı değildi Onların tahribatı hayvanlar âlemini ve tabiatı bütünüyle kapsayacak şekilde bir yapı halini almıştı Bir çok canlı türü yok olmak durumunda kalmış göller asit deposuna dönüşmüş toprak ve hava zehirlenmişti Kurân ı Kerîm bir sûresine Kehf adını vermiştir Bu kelime Ashab ı Kehf tâbirinin bir cüz üdür Ashab ı Kehf tabiri isim tamlamasıdır Ashab arkadaş manasında sahib kelimesinin çoğuludur İnsan daha doğru manasıyla insanlar cemiyet demektir Kehf mağara demektir kaya taş toprak manasına gelir Lisanda az önemli olan daha önemli olanı tamamlar Ahmed in defteri tamlaması defteri Ahmed e ait kılar İslâm mağara arkadaşları mağara insanları tabiriyle aziz muhterem mükerrem saydığı insanı daha az önemli olan taşa toprağa kayaya ait kılmış bununla o insanın kıymetinden bir kısmını maddeye izâfe etmiş ayrıca insanın maddenin imkanlarıyla ancak tamamlanacağını anlatmış oluyordu İlaveten araya Kıtmîr adıyla anılan köpeği de dahil ediyordu Hasılı İslâm önce insanları daha sonra onların aralarına hayvanları temsilen köpeği ve en sonunda insanlığın sonsuz ihtiraslarına sınır getirmek için maddeyi yani mağarayı bitkileriyle beraber ele alarak sınıfsız ideal toplumun şemasını sunmuş varlık âlemine bütünlük ve uyum getirmiştir Kehf Suresî nin birbirini takiben gelen üç ayetinde ayrı ayrı üç defa kelbuhum köpekleridir diyerek köpeklerinden bahsedilmesiyle batılıların son asırlarda kurmaya çalıştıkları hayata saygı felsefesi nden bin küsûr yıl kadar önce İslâm hayata saygıyı insanla sınırlı olmaktan kurtarıp bütün canlıları hatta cansızları kapsayacak şekilde yaygınlaştırmıştır

Benli Kitap
510,00

M. Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları

2016-01-011. baskı528 sf.
Karton160-235-02.HamurTürkçe
Benli Kitap

Kur ân ı Kerîm nazil olmasaydı ve onun Peygamber i zî şân ı Muhammed aleyhisselam teşrif etmeseydi dünya var olduğu günlerden bu günlere kadar bir değer üretemediği gibi görünen oydu ki bundan sonra da bir değer üretemeyecekti Afrika da ve diğer ülkelerde zencilerin başlarına çöken felaketler halen devam etmiyor mu Son zamanlara kadar süregelen kızılderililerin kafaderilerinin soyulması bugün uygulanmıyorsa bu durum batılı insanın insafından değildir Kafa derisi soyulacak kızılderili kalmamasındandır Yahudi Hristiyan Batılılar Kuzey Amerika ya geldikleri zaman bu topraklarda yedi milyon kızılderili yaşıyordu O tarihlerde İngiltere nin nüfusu on milyon civarındaydı O günlerden bu günlere kadar sömürgelerinde yaşayan insanlarıyla beraber İngiliz nüfusu ne miktara ulaşmıştır Buna karşılık kızılderililerin nüfusu kaç bine düşmüştür Bir Amerikalı Profesörün seminerinde Biz evvela kızılderili nüfusunu azalttık daha sonra onları beyazların yaşayamayacakları yerlerde oturmaya mecbur bıraktık diyerek tebessüm etmesi Amerika nın ve Amerikalı nın insan haklarından ne anladıklarını gösterir Bu zât itiraflarını yeterli bulmuş olacaktı ki önceki yıllarda kızılderili perçemi getiren her avcıya ne miktar para verildiğine temas etmemişti Bu insanların tutumu bu kadarla sınırlı değildi Onların tahribatı hayvanlar âlemini ve tabiatı bütünüyle kapsayacak şekilde bir yapı halini almıştı Bir çok canlı türü yok olmak durumunda kalmış göller asit deposuna dönüşmüş toprak ve hava zehirlenmişti Kurân ı Kerîm bir sûresine Kehf adını vermiştir Bu kelime Ashab ı Kehf tâbirinin bir cüz üdür Ashab ı Kehf tabiri isim tamlamasıdır Ashab arkadaş manasında sahib kelimesinin çoğuludur İnsan daha doğru manasıyla insanlar cemiyet demektir Kehf mağara demektir kaya taş toprak manasına gelir Lisanda az önemli olan daha önemli olanı tamamlar Ahmed in defteri tamlaması defteri Ahmed e ait kılar İslâm mağara arkadaşları mağara insanları tabiriyle aziz muhterem mükerrem saydığı insanı daha az önemli olan taşa toprağa kayaya ait kılmış bununla o insanın kıymetinden bir kısmını maddeye izâfe etmiş ayrıca insanın maddenin imkanlarıyla ancak tamamlanacağını anlatmış oluyordu İlaveten araya Kıtmîr adıyla anılan köpeği de dahil ediyordu Hasılı İslâm önce insanları daha sonra onların aralarına hayvanları temsilen köpeği ve en sonunda insanlığın sonsuz ihtiraslarına sınır getirmek için maddeyi yani mağarayı bitkileriyle beraber ele alarak sınıfsız ideal toplumun şemasını sunmuş varlık âlemine bütünlük ve uyum getirmiştir Kehf Suresî nin birbirini takiben gelen üç ayetinde ayrı ayrı üç defa kelbuhum köpekleridir diyerek köpeklerinden bahsedilmesiyle batılıların son asırlarda kurmaya çalıştıkları hayata saygı felsefesi nden bin küsûr yıl kadar önce İslâm hayata saygıyı insanla sınırlı olmaktan kurtarıp bütün canlıları hatta cansızları kapsayacak şekilde yaygınlaştırmıştır

Ekin Kitap
523,60

MARMARA ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ VAKFI

528 sf.
Ekin Kitap

Kur ân ı Kerîm nazil olmasaydı ve onun Peygamber i zî şân ı Muhammed aleyhisselam teşrif etmeseydi dünya var olduğu günlerden bu günlere kadar bir değer üretemediği gibi görünen oydu ki bundan sonra da bir değer üretemeyecekti Afrika da ve diğer ülkelerde zencilerin başlarına çöken felaketler halen devam etmiyor mu Son zamanlara kadar süregelen kızılderililerin kafaderilerinin soyulması bugün uygulanmıyorsa bu durum batılı insanın insafından değildir Kafa derisi soyulacak kızılderili kalmamasındandır Yahudi Hristiyan Batılılar Kuzey Amerika ya geldikleri zaman bu topraklarda yedi milyon kızılderili yaşıyordu O tarihlerde İngiltere nin nüfusu on milyon civarındaydı O günlerden bu günlere kadar sömürgelerinde yaşayan insanlarıyla beraber İngiliz nüfusu ne miktara ulaşmıştır Buna karşılık kızılderililerin nüfusu kaç bine düşmüştür Bir Amerikalı Profesörün seminerinde Biz evvela kızılderili nüfusunu azalttık daha sonra onları beyazların yaşayamayacakları yerlerde oturmaya mecbur bıraktık diyerek tebessüm etmesi Amerika nın ve Amerikalı nın insan haklarından ne anladıklarını gösterir Bu zât itiraflarını yeterli bulmuş olacaktı ki önceki yıllarda kızılderili perçemi getiren her avcıya ne miktar para verildiğine temas etmemişti Bu insanların tutumu bu kadarla sınırlı değildi Onların tahribatı hayvanlar âlemini ve tabiatı bütünüyle kapsayacak şekilde bir yapı halini almıştı Bir çok canlı türü yok olmak durumunda kalmış göller asit deposuna dönüşmüş toprak ve hava zehirlenmişti Kurân ı Kerîm bir sûresine Kehf adını vermiştir Bu kelime Ashab ı Kehf tâbirinin bir cüz üdür Ashab ı Kehf tabiri isim tamlamasıdır Ashab arkadaş manasında sahib kelimesinin çoğuludur İnsan daha doğru manasıyla insanlar cemiyet demektir Kehf mağara demektir kaya taş toprak manasına gelir Lisanda az önemli olan daha önemli olanı tamamlar Ahmed in defteri tamlaması defteri Ahmed e ait kılar İslâm mağara arkadaşları mağara insanları tabiriyle aziz muhterem mükerrem saydığı insanı daha az önemli olan taşa toprağa kayaya ait kılmış bununla o insanın kıymetinden bir kısmını maddeye izâfe etmiş ayrıca insanın maddenin imkanlarıyla ancak tamamlanacağını anlatmış oluyordu İlaveten araya Kıtmîr adıyla anılan köpeği de dahil ediyordu Hasılı İslâm önce insanları daha sonra onların aralarına hayvanları temsilen köpeği ve en sonunda insanlığın sonsuz ihtiraslarına sınır getirmek için maddeyi yani mağarayı bitkileriyle beraber ele alarak sınıfsız ideal toplumun şemasını sunmuş varlık âlemine bütünlük ve uyum getirmiştir Kehf Suresî nin birbirini takiben gelen üç ayetinde ayrı ayrı üç defa kelbuhum köpekleridir diyerek köpeklerinden bahsedilmesiyle batılıların son asırlarda kurmaya çalıştıkları hayata saygı felsefesi nden bin küsûr yıl kadar önce İslâm hayata saygıyı insanla sınırlı olmaktan kurtarıp bütün canlıları hatta cansızları kapsayacak şekilde yaygınlaştırmıştır

Nobel Kitap
557,60

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı

528 sf.
Ciltsiz16.23x0.5 cm2. Hamur
Nobel Kitap

Kur ân ı Kerîm nazil olmasaydı ve onun Peygamber i zî şân ı Muhammed aleyhisselam teşrif etmeseydi dünya var olduğu günlerden bu günlere kadar bir değer üretemediği gibi görünen oydu ki bundan sonra da bir değer üretemeyecekti Afrika da ve diğer ülkelerde zencilerin başlarına çöken felaketler halen devam etmiyor mu Son zamanlara kadar süregelen kızılderililerin kafaderilerinin soyulması bugün uygulanmıyorsa bu durum batılı insanın insafından değildir Kafa derisi soyulacak kızılderili kalmamasındandır Yahudi Hristiyan Batılılar Kuzey Amerika ya geldikleri zaman bu topraklarda yedi milyon kızılderili yaşıyordu O tarihlerde İngiltere nin nüfusu on milyon civarındaydı O günlerden bu günlere kadar sömürgelerinde yaşayan insanlarıyla beraber İngiliz nüfusu ne miktara ulaşmıştır Buna karşılık kızılderililerin nüfusu kaç bine düşmüştür Bir Amerikalı Profesörün seminerinde Biz evvela kızılderili nüfusunu azalttık daha sonra onları beyazların yaşayamayacakları yerlerde oturmaya mecbur bıraktık diyerek tebessüm etmesi Amerika nın ve Amerikalı nın insan haklarından ne anladıklarını gösterir Bu zât itiraflarını yeterli bulmuş olacaktı ki önceki yıllarda kızılderili perçemi getiren her avcıya ne miktar para verildiğine temas etmemişti Bu insanların tutumu bu kadarla sınırlı değildi Onların tahribatı hayvanlar âlemini ve tabiatı bütünüyle kapsayacak şekilde bir yapı halini almıştı Bir çok canlı türü yok olmak durumunda kalmış göller asit deposuna dönüşmüş toprak ve hava zehirlenmişti Kurân ı Kerîm bir sûresine Kehf adını vermiştir Bu kelime Ashab ı Kehf tâbirinin bir cüz üdür Ashab ı Kehf tabiri isim tamlamasıdır Ashab arkadaş manasında sahib kelimesinin çoğuludur İnsan daha doğru manasıyla insanlar cemiyet demektir Kehf mağara demektir kaya taş toprak manasına gelir Lisanda az önemli olan daha önemli olanı tamamlar Ahmed in defteri tamlaması defteri Ahmed e ait kılar İslâm mağara arkadaşları mağara insanları tabiriyle aziz muhterem mük

Pandora

Marmara Üniv. İlahiyat Fak. Vakfı

2015246 sf.
Pandora

Bir medeniyet başka hiçbir medeniyete benzemeyi istemez ve düşünmez O taktirde kendisi olmaktan çıkacaktır Başkaları gibi de olamayacaktır Şayet böylesine bir dikkat ve hassasiyet göstermeyecek olursa ve bilakis başka medeniyetlere benzeme gayreti içine düşerse bu takdirde medeniyetler camiasında layık olduğu saygın yerini bulamayacaktır Sahicisi varken kimse taklidine itibar etmeyecektir Taklid ettiği medeniyet veya medeniyetlerin arkalarında ikinci üçüncü sıralarda kalacaktır Asırlar boyu devam edegelen bu süreç içinde insanlar ilk ön sıraya geçmek hususunda ümitsizleşecek yılgınlaşacak ve kurtulunması mümkün olmayan bir teslimiyet içine gireceklerdir Dolayısıyla yaratıcı güçlerini ve atılım kabiliyetlerini kaybedecekler ve eriyip yok olup gideceklerdir Gayet tabii medeniyetler uzun süren sosyal hayatları içinde ihtiyaç duydukları müesseseleri başka medeniyetlerden alacaklardır Ancak bunları gelişigüzel ve oldukları gibi almayacaklardır Çünkü alış tarzları ve aldıkları müesseseler onların geleceklerini belirleyecektir Bu bakımdan medeniyetlerin bu müesseseleri yabancı medeniyetlerden alırlarken takip edecekleri tek yol bu müesseleri iki kademeli bir seyir halinde ele almak olmalıdır Bu cümleden olarak bu medeniyetler ilk önce ihtiyaçlarını kendi hayati ölçülerini temel alarak belirleyeceklerdir Müteakiben bu ihtiyaçlarını tahlil ederek üzerinde durup düşünerek ve mukayeseler yaparak önem sıralarına göre tasnif edeceklerdir İhtiyaçlarından en fazla ihtiyaç duyduklarını alacaklardır İkinci merhalede medeniyetler yabancı medeniyetlerden kendilerine göre bazı sosyal müesseleri alacakları zaman ilk önce bu sosyal müesseleri en alt birimlerine kadar parçalarına ayıracaklar daha sonra bu bölümler üzerinde ayrı ayrı durup düşünerek yorumlayarak ve konu hakkında en ince teferruatına varıncaya kadar sağlam fikirler geliştirdikten sonra artık ayırdıkları parçaları kendi zevklerine dehalarına inanç ve değerlerine göre yeniden birleştirip şekillendirerek bünyelerine kabul edeceklerdir Bu noktadan sonra artık bu sosyal müessese başka hiçbir medeniyete değil sadece o medeniyete ait olacaktır Mozart Viyana muhasarasında surlar arkasında mehter müziği ni dinledikten sonra evine gidip Türk Marşı adıyla bir eser bestelemiştir Bu eserin isminden başka Türk musikisi ile hiçbir alakası yoktur Bu notalar yığınının en alt kademelerine inilebilirse belki orada Türk müziğine ait bazı nağmeler bulunabilir Velhasıl bir medeniyet kendini bütün bütüne dışarıya kaparsa o medeniyet kendi içine dönecek tekrara düşecek ve kendini yenileyemeyecektir Bunun aksine şayet kendini bütün bütüne dış dünyaya açacak olursa bu defa dış müdahalelerle kendisi olmaktan çıkacaktır Her iki halde de değişen fazla bir şey olmayacaktır Belki bir zaman önce ve belki bir zaman sonra içinden çürüyecek ya da dış müdahalelerle her ikisi de yıkılıp yok olup gideceklerdir Hasılı medeniyetler varlıklarını koruyup sürdürmeleri hususunda kendileri için mevzu bahis olan iki tehlikenin ortasını bulduktan sonra içlerinde sağlam dışa karşı dikkatli olmaları gerektiği ilkelerine riayet etmek durumunda olacaklardır Vesselam

Pandora

Marmara Üniv. İlahiyat Fak. Vakfı

2016528 sf.
Pandora

Kur ân ı Kerîm nazil olmasaydı ve onun Peygamber i zî şân ı Muhammed aleyhisselam teşrif etmeseydi dünya var olduğu günlerden bu günlere kadar bir değer üretemediği gibi görünen oydu ki bundan sonra da bir değer üretemeyecekti Afrika da ve diğer ülkelerde zencilerin başlarına çöken felaketler halen devam etmiyor mu Son zamanlara kadar süregelen kızılderililerin kafaderilerinin soyulması bugün uygulanmıyorsa bu durum batılı insanın insafından değildir Kafa derisi soyulacak kızılderili kalmamasındandır Yahudi Hristiyan Batılılar Kuzey Amerika ya geldikleri zaman bu topraklarda yedi milyon kızılderili yaşıyordu O tarihlerde İngiltere nin nüfusu on milyon civarındaydı O günlerden bu günlere kadar sömürgelerinde yaşayan insanlarıyla beraber İngiliz nüfusu ne miktara ulaşmıştır Buna karşılık kızılderililerin nüfusu kaç bine düşmüştür Bir Amerikalı Profesörün seminerinde Biz evvela kızılderili nüfusunu azalttık daha sonra onları beyazların yaşayamayacakları yerlerde oturmaya mecbur bıraktık diyerek tebessüm etmesi Amerika nın ve Amerikalı nın insan haklarından ne anladıklarını gösterir Bu zât itiraflarını yeterli bulmuş olacaktı ki önceki yıllarda kızılderili perçemi getiren her avcıya ne miktar para verildiğine temas etmemişti Bu insanların tutumu bu kadarla sınırlı değildi Onların tahribatı hayvanlar âlemini ve tabiatı bütünüyle kapsayacak şekilde bir yapı halini almıştı Bir çok canlı türü yok olmak durumunda kalmış göller asit deposuna dönüşmüş toprak ve hava zehirlenmişti Kurân ı Kerîm bir sûresine Kehf adını vermiştir Bu kelime Ashab ı Kehf tâbirinin bir cüz üdür Ashab ı Kehf tabiri isim tamlamasıdır Ashab arkadaş manasında sahib kelimesinin çoğuludur İnsan daha doğru manasıyla insanlar cemiyet demektir Kehf mağara demektir kaya taş toprak manasına gelir Lisanda az önemli olan daha önemli olanı tamamlar Ahmed in defteri tamlaması defteri Ahmed e ait kılar İslâm mağara arkadaşları mağara insanları tabiriyle aziz muhterem mükerrem saydığı insanı daha az önemli olan taşa toprağa kayaya ait kılmış bununla o insanın kıymetinden bir kısmını maddeye izâfe etmiş ayrıca insanın maddenin imkanlarıyla ancak tamamlanacağını anlatmış oluyordu İlaveten araya Kıtmîr adıyla anılan köpeği de dahil ediyordu Hasılı İslâm önce insanları daha sonra onların aralarına hayvanları temsilen köpeği ve en sonunda insanlığın sonsuz ihtiraslarına sınır getirmek için maddeyi yani mağarayı bitkileriyle beraber ele alarak sınıfsız ideal toplumun şemasını sunmuş varlık âlemine bütünlük ve uyum getirmiştir Kehf Suresî nin birbirini takiben gelen üç ayetinde ayrı ayrı üç defa kelbuhum köpekleridir diyerek köpeklerinden bahsedilmesiyle batılıların son asırlarda kurmaya çalıştıkları hayata saygı felsefesi nden bin küsûr yıl kadar önce İslâm hayata saygıyı insanla sınırlı olmaktan kurtarıp bütün canlıları hatta cansızları kapsayacak şekilde yaygınlaştırmıştır