İsmet Saat Kaç — Ebubekir Kurban

İsmet Saat Kaç
Ebubekir KurbanMecaz Yayınları
İsmet Saat Kaç
Ebubekir KurbanHiç mutlu oldukları görülmemiştir Baca gibi dar karanlık yerlerde çalışırlar Ama gelin görün ki yürek genişliğinin ne olduğunu çoktan unutmuşlardır Yüreklerini dayanıklı ya da aydınlık tutmak zorunlulukları yoktur Buna yükümlü saymazlar kendilerini Başkalarını sevdikleri meçhul başkaları tarafından pek sevilmedikleri aşikardır Bir de soyadlarını mutlaka büyük harfle yazarlar

Mecaz Yayınları
Hiç mutlu oldukları görülmemiştir Baca gibi dar karanlık yerlerde çalışırlar Ama gelin görün ki yürek genişliğinin ne olduğunu çoktan unutmuşlardır Yüreklerini dayanıklı ya da aydınlık tutmak zorunlulukları yoktur Buna yükümlü saymazlar kendilerini Başkalarını sevdikleri meçhul başkaları tarafından pek sevilmedikleri aşikardır Bir de soyadlarını mutlaka büyük harfle yazarlar

MECAZ YAYINLARI
Hiç mutlu oldukları görülmemiştir Baca gibi dar karanlık yerlerde çalışırlar Ama gelin görün ki yürek genişliğinin ne olduğunu çoktan unutmuşlardır Yüreklerini dayanıklı ya da aydınlık tutmak zorunlulukları yoktur Buna yükümlü saymazlar kendilerini Başkalarını sevdikleri meçhul başkaları tarafından pek sevilmedikleri aşikârdır Bir de soyadlarını mutlaka büyük harfle yazarlar

Mecaz Yayınları
Hiç mutlu oldukları görülmemiştir Baca gibi dar karanlık yerlerde çalışırlar Ama gelin görün ki yürek genişliğinin ne olduğunu çoktan unutmuşlardır Yüreklerini dayanıklı ya da aydınlık tutmak zorunlulukları yoktur Buna yükümlü saymazlar kendilerini Başkalarını sevdikleri meçhul başkaları tarafından pek sevilmedikleri aşikardır Bir de soyadlarını mutlaka büyük harfle yazarlar
İsmet Saat Kaç
Ebubekir Kurban
Mecaz Yayınları
Hiç mutlu oldukları görülmemiştir Baca gibi dar karanlık yerlerde çalışırlar Ama gelin görün ki yürek genişliğinin ne olduğunu çoktan unutmuşlardır Yüreklerini dayanıklı ya da aydınlık tutmak zorunlulukları yoktur Buna yükümlü saymazlar kendilerini Başkalarını sevdikleri meçhul başkaları tarafından pek sevilmedikleri aşikardır Bir de soyadlarını mutlaka büyük harfle yazarlar

Mecaz Yayınları
Hiç mutlu oldukları görülmemiştir Baca gibi dar karanlık yerlerde çalışırlar Ama gelin görün ki yürek genişliğinin ne olduğunu çoktan unutmuşlardır Yüreklerini dayanıklı ya da aydınlık tutmak zorunlulukları yoktur Buna yükümlü saymazlar kendilerini Başkalarını sevdikleri meçhul başkaları tarafından pek sevilmedikleri aşikardır Bir de soyadlarını mutlaka büyük harfle yazarlar

Mecaz
Hiç mutlu oldukları görülmemiştir Baca gibi dar karanlık yerlerde çalışırlar Ama gelin görün ki yürek genişliğinin ne olduğunu çoktan unutmuşlardır Yüreklerini dayanıklı ya da aydınlık tutmak zorunlulukları yoktur Buna yükümlü saymazlar kendilerini Başkalarını sevdikleri meçhul başkaları tarafından pek sevilmedikleri aşikardır Bir de soyadlarını mutlaka büyük harfle yazarlar

ORHUN YAYINLARI-ANKARA
Mevzu ile alakası yok yıllardır kafamı kurcalayan bir mesele vardı onu da çözdüm sonunda Aha burada da sizinle paylaşıyorum Mesele basit ama benim için çok önemli Yıllar önce İstanbul da yaptığım absürd esprilere anlattığım fıkralara Ankaralıların bayıldığını fark ettim Yahu diyorum kendi kendime burada bir sorun var Ankara İstanbul un 10 yıl gerisinde mi acaba Üstüne üstlük espri kaliteli fıkra zekice değil neden bu kadar gülüyor Ankaralı Sonuçta boş bulunup anlattığım bir şey Mesela şöyle bir espri Ayakkabın mı eskidi at gitsin Çorapların mı eskidi at gitsin Pantolonun mu eskidi at gitsin Eşek gelsin Bu Ancak boş bulunup gülebilirsin buna Öyle değil mi Değil Adam güldükçe gülüyor İşte yıllardır kafamı kurcalayan mesele bu Nasıl mı çözdüm mevzuyu Valla zor oldu ama çözdüm Şöyle oluyor Malum memur şehri Ankara Orada ya da burada karşınıza çıkan on kişiden yedisi bir kurumda ya bir memur ya da bilmem ne daire başkanı Fıkrayı dinleyen Ankaralı diyor ki kendi kendine Abi ben güleyim de ne olur ne olmaz Yarın bir gün bu adam karşıma ya bir genel müdür ya milletvekili ya da bakan olarak çıkabilir maazallah Öyle yani

Orhun
M evzu ile alakası yok yıllardır kafamı kurcalayan bir mesele vardı onu da çözdüm sonunda Aha burada da sizinle paylaşıyorum Mesele basit ama benim için çok önemli Yıllar önce İstanbul da yaptığım absürd esprilere anlattığım fıkralara Ankaralıların bayıldığını fark ettim Yahu diyorum kendi kendime burada bir sorun var Ankara İstanbul un 10 yıl gerisinde mi acaba Üstüne üstlük espri kaliteli fıkra zekice değil neden bu kadar gülüyor Ankaralı Sonuçta boş bulunup anlattığım bir şey Mesela şöyle bir espri Ayakkabın mı eskidi at gitsin Çorapların mı eskidi at gitsin Pantolonun mu eskidi at gitsin Eşek gelsin Bu Ancak boş bulunup gülebilirsin buna Öyle değil mi Değil Adam güldükçe gülüyor İ şte yıllardır kafamı kurcalayan mesele bu N asıl mı çözdüm mevzuyu Valla zor oldu ama çözdüm Şöyle oluyor Malum memur şehri Ankara Orada ya da burada karşınıza çıkan on kişiden yedisi bir kurumda ya bir memur ya da bilmem ne daire başkanı Fıkrayı dinleyen Ankaralı diyor ki kendi kendine Abi ben güleyim de ne olur ne olmaz Yarın bir gün bu adam karşıma ya bir genel müdür ya milletvekili ya da bakan olarak çıkabilir maazallah Öyle yani