Kalfa — Süreyya Berfe

Kalfa
Süreyya BerfeYapı Kredi Yayınları
Kalfa
Süreyya BerfeAltmışlı yılların başından buyana kırk küsur yıllık şiir yolculuğunda hemen her yere hemen her insana uğramış geceyle yorulmuş günle doğrulmuş şiirler Her mevsimden her coğrafyadan beslenmiş Berfe nin şiiri Kısaca tarif edersek Dünyalı kronik Şimdiye dek yayımlanan tüm şiirlerini biraraya getirirken adını Kalfa koydu Hep ironik

Yapı Kredi Yayınları
Altmışlı yılların başından bu yana kırk küsur yıllık şiir yolculuğunda hemen her yere hemen her insana uğramış geceyle yorulmuş günle doğrulmuş şiirler Her mevsimden her coğrafyadan beslenmiş Berfe nin şiiri Kısaca tarif edersek Dünyalı kronik şimdiye dek yayımlanan tüm şiirlerini biraraya getirirken adını Kalfa koydu Hep ironik Sayfa Sayısı 464 Baskı Yılı 2014 Dili Türkçe Yayınevi Yapı Kredi Yayınları

Yapı Kredi Yayınları ( YKY )
Altmışlı yılların başından bu yana kırk küsur yıllık şiir yolculuğunda hemen her yere hemen her insana uğramış geceyle yorulmuş günle doğrulmuş şiirler Her mevsimden her coğrafyadan beslenmiş Berfenin şiiri Kısaca tarif edersek Dünyalı kronik şimdiye dek yayımlanan tüm şiirlerini biraraya getirirken adını Kalfa koydu Hep ironik Tadımlık BİR GECE KONUŞMASINDAN Şiirim hüznümün içinde yaşar Bilmem sesi tutar mı seni Çünkü bir gemi bir bilinmeyendir Direklerini uzatmış göğe Bulutları toplar Yanmış ışıkları karanlıktan Güneş evine çekildikçe Geçici ve kırmızı evine Yüzüm gülmüyor sararmaktan Hüznümün içinde soluklanır şiirim Oldukça yorgun bir yanı eksik Bilmem sesi tutar mı seni Saplanmış bir kumsala ki Yakmış denizini çoktaan Şiirimin içinden geçer hüznüm Ayakları yok elleri var uzunca elleri Sanımca titrek biraz öne büyümüş Bilmem sesi tutar mı seni Soyut Kasım 1965 GÜNE DORU Ay alkol kokulu yatağıma giriyordu Kıskanç bir kelebekti yüzü kaçtı elimden Yaşlı bir memur olan güneş geldi Gece bir kertenkele oldu kaçtı elimden Şehri bekleyen bulut beni bekleyen gelin Kuşan yumuşak beline geceyi günü unut Yarın yine gel otur derin sedirine Islatsın dağ başını beyaz göz yaşın Ben gidiyorum yıldızları unutma Otobüsler geçiyor şehir bağırıyor Sar sen onu geniş işlemeli duvağınla Şimdi bana güneşin harmanında rastlanır Soyut Aralık 1965 DUYGUSAL BİR GÜZ AKIMI Şehri iplerinden çözen ağır kanatlı hayvanlar Fayton sürücüleri Çatanası bir dalgaya kıstırılmış geceden Şehre iniyor Uykusuz saatlerin soğuk sesinden Uzansa elim Şehrin buğulu giysisi Uzun ve derin sarhoşluk Bir falcı kadından edinilmiş gözlerimi sektiren Çığlıklarıyla gövdeme sarılan o büyülü yollar Sarhoşluk Kim hatırlar şimdi uğursuz iskelede dolaştığımı Çivit renkli ikindileri Rıhtımda soluksuz koştuğumu Bir kalkar bir konardı Tunanın Macar gemileri Üstüme vurulan kilitler Kara gökler örerdi bana Kim hatırlar bunları şimdi Çünkü yaşadığım değil Sızlandığım bir gün Boğazımda düğümlenen ıssızlık Büyüyen ıssızlık Ama yine de duygusal bir güz akımıdır Şehirle aramdaki Şiir Sanatı Aralık 1965 EKSİK İşte orda camda Yüzünde hüznün resmi Tüyleri yok sıkıntıdan Uzak uzaklara benim gibi Orda işte telin üstünde Gözleri buğday bir serçe Ürküyor sesten seslerden Yüzünde hüznün resmi Şiir Sanatı Aralık 1965 YANGINLAR ÖLÜLERE BENZER O bitmeyen yangınların tutturduğu ses Döne döne çıkıyor kayalardan Bir ölünün çığlığı gibi deşiyor Yastığının altından lavantalar çıkan Beyaz güneşiyle sevişen Uzun esmer ve dar ölünün Dikenli çığlığı gibi Yorgun yüzleri geniş elleri Bilmeli ki yangınlar ölülere benzer Sincaplar kaçışır orman yangınlarında Dolar alevlerin gölgesiyle sular Toprak olur gerili gözlere dönen evler Şiir Sanatı Ocak 1966 UZAKTA Uzaktayım bir başıma sakallı Gözyaşımın sana uzayan kıyısında Önümde beyaz insan dizileri sürüngenler İçiyorum akşamı akşam bitmeden Tabiatın gömleğime değen boz ağıtında Yalnız bir söğüdün altında yalnız Nicedir köpüksüz suları dinliyorum Evlerin dağlara bakan sessiz yanlarını Ve sık yeşilini üstüme geren koruyu Ötede gece hışırdıyor otele dönüyorum Sanki küçük bir adada toplanıyor günlerim Gürültüler yükseliyor geçip ağaçlarından Şehrin çok ağızlı küstah mahmuzu Ayırır beni senden ayırır senden Senden ah güz tavırlı kumral sevgilim Soyut Ocak 1966 RAHİBE Gün küçülmüş bir güneşle döner Benim yeni sevgim de döner Kısık sesli rahibeler gibi Uçuk rengiyle dolaşır İçime eski perdeler iner O zaman bavulumu alır giderim Bu şehirde geçen hayatımı doldururum içine Terliklerimi tahta masamı bütün sevdiklerimi Bir de o uzun yasımı koyarım Hiçbirini incitmeden kararlı ellerimle Sokaklarda koşanlara bakarım Yağmura çocuklara ihtiyarlara Bir ölüyü bir güvercine değişenlere Sallantılı gözlerimle bakarım Bavulumu alır giderim bir ara Yüzün beni görmekten gerilmez Gün ışığı görmeyen bir avlu değildir Çünkü yüzündür seni gizleyen İki üzgün gözle bezenmiş Durmadan bir aşkı seyirir Ama istersen kırlara çıkabiliriz seninle Patika esirgemez kendini bizden genişler Geçer çimenlerin dilindeki pelteklik Tabiatın gür sesli yalvacı susar Başlar pırnallarda bir dayanıksız panik Sen basma bir yeldirme giyersin Ben partal postallarımı Polkalar çalan postallarımı Çatlamış yere bakan postallarımı Yağmurça gibi koşarsın sen Özürsüz ince ayaklarınla Bulutlar yelelerini önümüze serer Ağladığın yıllar geride kalır Gizlenir yalgınlar yaftaları yırtılır Karşımıza ne çıkarsa üleştiririm Bir rahibe sessizliğiyle girenleri uykuma Seninle girenleri sensiz girenleri Beni örten alıkoyan hayatımı Kanımı sıcak tutacak ölümümü Ne çıkarsa unutmam üleştiririm Çünkü sen görünmeyen bir yağmurça gibi koşarsın Ben biraz sonra ölecek bir yatalak gibi Yaşlı nalbantlardan kalmış yüreğimle Sesimin ucunda öbeklenmiş hüznümle Çıkarır veririm sana acılarımı mirasımı Çünkü şehrin gürültülü ağzını Akşamla esneyen ağzını bilirim Bulanık bir sabahı sayıklar o Göğün titiz bir hareketle göğerttiği Alıngan yavukluların bulunduğu Sıkıntı veren dar bir evdir Bu dar evi çok iyi bilirim Bildiğim için bavulumu alır giderim Yüzünü alır giderim Beni korkutan şimşeklerin aydınlattığı Sesini bile alır giderim Soyut Mart 1966 KUŞ AACI Kovmayın beni odalar kovmayın Beni yoksul bir çocuk sayın Çünkü sizsiniz hüznümün otağı Gecenin yankısıdır bu saatler Gün bitiyor bir sokağın ucunda Gelmiş acım yarasalar uçmuş Eksilmiş her şey uzun bir yolda Bükük ince boyunları durur bulutların Beyaz bir mermer genişler genişler Giden güneşle sevişir kuş ağacı Dudakları yapraktı şimdi dal gövde olmuş Susar göğün kucağında emekler Dalgın yapraklarıyla kendini unutmuş Bense her zaman eriyen mumyayım Kovmayın beni odalar kovmayın Ki canlanayım sevincimi görmüş sesinden O ayak basılmamış parklar örerdi bana Yeni bir yeryüzüne çıkardım çiçeklerinden Soyut Nisan 1966

Yapı Kredi Yayınları
Altmışlı yılların başından buyana kırk küsur yıllık şiir yolculuğunda hemen her yere hemen her insana uğramış geceyle yorulmuş günle doğrulmuş şiirler Her mevsimden her coğrafyadan beslenmiş Berfe nin şiiri Kısaca tarif edersek Dünyalı kronik Şimdiye dek yayımlanan tüm şiirlerini biraraya getirirken adını Kalfa koydu Hep ironik

Yapı Kredi Yayınları
2022 yılına dek yayımlanan Seferis ile U vez 2010 dıs ındaki tu m kitaplarını bir araya getiriyor Kalfa Altmışlı yılların başından itibaren şiir yolculuğunda hemen her yere hemen her insana uğramış geceyle yorulmuş günle doğrulmuş şiirler Her mevsimden her coğrafyadan beslenmiş Berfe nin şiiri

YAPI KREDİ YAYINLARI
Altmışlı yılların başından buyana kırk küsur yıllık şiir yolculuğunda hemen her yere hemen her insana uğramış geceyle yorulmuş günle doğrulmuş şiirler Her mevsimden her coğrafyadan beslenmiş Berfe nin şiiri Kısaca tarif edersek Dünyalı kronik Şimdiye dek yayımlanan tüm şiirlerini biraraya getirirken adını Kalfa koydu Hep ironik Yayınevi YAPI KREDİ YAYINLARI Yazar SÜREYYA BERFE Sayfa Sayısı 912 SAYFA Yıl 2026

Yapı Kredi Yayınları ( YKY )
Altmışlı yılların başından bu yana kırk küsur yıllık şiir yolculuğunda hemen her yere hemen her insana uğramış geceyle yorulmuş günle doğrulmuş şiirler Her mevsimden her coğrafyadan beslenmiş Berfenin şiiri Kısaca tarif edersek Dünyalı kronik şimdiye dek yayımlanan tüm şiirlerini biraraya getirirken adını Kalfa koydu Hep ironik Tadımlık BİR GECE KONUŞMASINDAN Şiirim hüznümün içinde yaşar Bilmem sesi tutar mı seni Çünkü bir gemi bir bilinmeyendir Direklerini uzatmış göğe Bulutları toplar Yanmış ışıkları karanlıktan Güneş evine çekildikçe Geçici ve kırmızı evine Yüzüm gülmüyor sararmaktan Hüznümün içinde soluklanır şiirim Oldukça yorgun bir yanı eksik Bilmem sesi tutar mı seni Saplanmış bir kumsala ki Yakmış denizini çoktaan Şiirimin içinden geçer hüznüm Ayakları yok elleri var uzunca elleri Sanımca titrek biraz öne büyümüş Bilmem sesi tutar mı seni Soyut Kasım 1965 GÜNE DORU Ay alkol kokulu yatağıma giriyordu Kıskanç bir kelebekti yüzü kaçtı elimden Yaşlı bir memur olan güneş geldi Gece bir kertenkele oldu kaçtı elimden Şehri bekleyen bulut beni bekleyen gelin Kuşan yumuşak beline geceyi günü unut Yarın yine gel otur derin sedirine Islatsın dağ başını beyaz göz yaşın Ben gidiyorum yıldızları unutma Otobüsler geçiyor şehir bağırıyor Sar sen onu geniş işlemeli duvağınla Şimdi bana güneşin harmanında rastlanır Soyut Aralık 1965 DUYGUSAL BİR GÜZ AKIMI Şehri iplerinden çözen ağır kanatlı hayvanlar Fayton sürücüleri Çatanası bir dalgaya kıstırılmış geceden Şehre iniyor Uykusuz saatlerin soğuk sesinden Uzansa elim Şehrin buğulu giysisi Uzun ve derin sarhoşluk Bir falcı kadından edinilmiş gözlerimi sektiren Çığlıklarıyla gövdeme sarılan o büyülü yollar Sarhoşluk Kim hatırlar şimdi uğursuz iskelede dolaştığımı Çivit renkli ikindileri Rıhtımda soluksuz koştuğumu Bir kalkar bir konardı Tunanın Macar gemileri Üstüme vurulan kilitler Kara gökler örerdi bana Kim hatırlar bunları şimdi Çünkü yaşadığım değil Sızlandığım bir gün Boğazımda düğümlenen ıssızlık Büyüyen ıssızlık Ama yine de duygusal bir güz akımıdır Şehirle aramdaki Şiir Sanatı Aralık 1965 EKSİK İşte orda camda Yüzünde hüznün resmi Tüyleri yok sıkıntıdan Uzak uzaklara benim gibi Orda işte telin üstünde Gözleri buğday bir serçe Ürküyor sesten seslerden Yüzünde hüznün resmi Şiir Sanatı Aralık 1965 YANGINLAR ÖLÜLERE BENZER O bitmeyen yangınların tutturduğu ses Döne döne çıkıyor kayalardan Bir ölünün çığlığı gibi deşiyor Yastığının altından lavantalar çıkan Beyaz güneşiyle sevişen Uzun esmer ve dar ölünün Dikenli çığlığı gibi Yorgun yüzleri geniş elleri Bilmeli ki yangınlar ölülere benzer Sincaplar kaçışır orman yangınlarında Dolar alevlerin gölgesiyle sular Toprak olur gerili gözlere dönen evler Şiir Sanatı Ocak 1966 UZAKTA Uzaktayım bir başıma sakallı Gözyaşımın sana uzayan kıyısında Önümde beyaz insan dizileri sürüngenler İçiyorum akşamı akşam bitmeden Tabiatın gömleğime değen boz ağıtında Yalnız bir söğüdün altında yalnız Nicedir köpüksüz suları dinliyorum Evlerin dağlara bakan sessiz yanlarını Ve sık yeşilini üstüme geren koruyu Ötede gece hışırdıyor otele dönüyorum Sanki küçük bir adada toplanıyor günlerim Gürültüler yükseliyor geçip ağaçlarından Şehrin çok ağızlı küstah mahmuzu Ayırır beni senden ayırır senden Senden ah güz tavırlı kumral sevgilim Soyut Ocak 1966 RAHİBE Gün küçülmüş bir güneşle döner Benim yeni sevgim de döner Kısık sesli rahibeler gibi Uçuk rengiyle dolaşır İçime eski perdeler iner O zaman bavulumu alır giderim Bu şehirde geçen hayatımı doldururum içine Terliklerimi tahta masamı bütün sevdiklerimi Bir de o uzun yasımı koyarım Hiçbirini incitmeden kararlı ellerimle Sokaklarda koşanlara bakarım Yağmura çocuklara ihtiyarlara Bir ölüyü bir güvercine değişenlere Sallantılı gözlerimle bakarım Bavulumu alır giderim bir ara Yüzün beni görmekten gerilmez Gün ışığı görmeyen bir avlu değildir Çünkü yüzündür seni gizleyen İki üzgün gözle bezenmiş Durmadan bir aşkı seyirir Ama istersen kırlara çıkabiliriz seninle

Yapı Kredi
Altmışlı yılların başından bu yana kırk küsur yıllık şiir yolculuğunda hemen her yere hemen her insana uğramış geceyle yorulmuş günle doğrulmuş şiirler Her mevsimden her coğrafyadan beslenmiş Berfe nin şiiri Kısaca tarif edersek Dünyalı kronik Şimdiye dek yayımlanan tüm şiirlerini biraraya getirirken adını Kalfa koydu Hep ironik

Yapı Kredi Yayınları
Altmışlı yılların başından bu yana kırk küsur yıllık şiir yolculuğunda hemen her yere hemen her insana uğramış geceyle yorulmuş günle doğrulmuş şiirler Her mevsimden her coğrafyadan beslenmiş Berfenin şiiri Kısaca tarif edersek Dünyalı kronik şimdiye dek yayımlanan tüm şiirlerinibiraraya getirirken adını Kalfa koydu Hep ironik TadımlıkBİR GECE KONUŞMASINDANŞiirim hüznümün içinde yaşarBilmem sesi tutar mı seniÇünkü bir gemi bir bilinmeyendirDireklerini uzatmış göğeBulutları toplarYanmış ışıkları karanlıktanGüneş evine çekildikçeGeçici ve kırmızı evineYüzüm gülmüyor sararmaktanHüznümün içinde soluklanır şiirimOldukça yorgun bir yanı eksikBilmem sesi tutar mı seniSaplanmış bir kumsala kiYakmış denizini çoktaanŞiirimin içinden geçer hüznümAyakları yok elleri var uzunca elleriSanımca titrek biraz öne büyümüşBilmem sesi tutar mı seniSoyut Kasım 1965GÜNE DORUAy alkol kokulu yatağıma giriyorduKıskanç bir kelebekti yüzü kaçtı elimdenYaşlı bir memur olan güneş geldiGece bir kertenkele oldu kaçtı elimdenŞehri bekleyen bulut beni bekleyen gelinKuşan yumuşak beline geceyi günü unutYarın yine gel otur derin sedirineIslatsın dağ başını beyaz göz yaşınBen gidiyorum yıldızları unutmaOtobüsler geçiyor şehir bağırıyorSar sen onu geniş işlemeli duvağınlaŞimdi bana güneşin harmanında rastlanırSoyut Aralık 1965DUYGUSAL BİR GÜZ AKIMIŞehri iplerinden çözen ağır kanatlı hayvanlarFayton sürücüleriÇatanası bir dalgaya kıstırılmış gecedenŞehre iniyorUykusuz saatlerin soğuk sesindenUzansa elimŞehrin buğulu giysisiUzun ve derin sarhoşlukBir falcı kadından edinilmiş gözlerimi sektirenÇığlıklarıyla gövdeme sarılan o büyülü yollarSarhoşlukKim hatırlar şimdi uğursuz iskelede dolaştığımıÇivit renkli ikindileriRıhtımda soluksuz koştuğumuBir kalkar bir konardıTunanın Macar gemileriÜstüme vurulan kilitlerKara gökler örerdi banaKim hatırlar bunları şimdiÇünkü yaşadığım değilSızlandığım bir günBoğazımda düğümlenen ıssızlıkBüyüyen ıssızlıkAma yine de duygusal bir güz akımıdırŞehirle aramdakiŞiir Sanatı Aralık 1965EKSİKİşte orda camdaYüzünde hüznün resmiTüyleri yok sıkıntıdanUzak uzaklara benim gibiOrda işte telin üstündeGözleri buğday bir serçeÜrküyor sesten seslerdenYüzünde hüznün resmiŞiir Sanatı Aralık 1965YANGINLAR ÖLÜLERE BENZERO bitmeyen yangınların tutturduğu sesDöne döne çıkıyor kayalardanBir ölünün çığlığı gibi deşiyorYastığının altından lavantalar çıkanBeyaz güneşiyle sevişenUzun esmer ve dar ölününDikenli çığlığı gibiYorgun yüzleri geniş elleriBilmeli ki yangınlar ölülere benzerSincaplar kaçışır orman yangınlarındaDolar alevlerin gölgesiyle sularToprak olur gerili gözlere dönen evlerŞiir Sanatı Ocak 1966UZAKTAUzaktayım bir başıma sakallıGözyaşımın sana uzayan kıyısındaÖnümde beyaz insan dizileri sürüngenlerİçiyorum akşamı akşam bitmedenTabiatın gömleğime değen boz ağıtındaYalnız bir söğüdün altında yalnızNicedir köpüksüz suları dinliyorumEvlerin dağlara bakan sessiz yanlarınıVe sık yeşilini üstüme geren koruyuÖtede gece hışırdıyor otele dönüyorumSanki küçük bir adada toplanıyor günlerimGürültüler yükseliyor geçip ağaçlarındanŞehrin çok ağızlı küstah mahmuzuAyırır beni senden ayırır sendenSenden ah güz tavırlı kumral sevgilimSoyut Ocak 1966RAHİBEGün küçülmüş bir güneşle dönerBenim yeni sevgim de dönerKısık sesli rahibeler gibiUçuk rengiyle dolaşırİçime eski perdeler inerO zaman bavulumu alır giderimBu şehirde geçen hayatımı doldururum içineTerliklerimi tahta masamı bütün sevdiklerimiBir de o uzun yasımı koyarımHiçbirini incitmeden kararlı ellerimleSokaklarda koşanlara bakarımYağmura çocuklara ihtiyarlaraBir ölüyü bir güvercine değişenlereSallantılı gözlerimle bakarımBavulumu alır giderim bir araYüzün beni görmekten gerilmezGün ışığı görmeyen bir avlu değildirÇünkü yüzündür seni gizleyenİki üzgün gözle bezenmişDurmadan bir aşkı seyirirAma istersen kırlara çıkabiliriz seninlePatika esirgemez kendini bizden genişlerGeçer çimenlerin dilindeki pelteklikTabiatın gür sesli yalvacı susarBaşlar pırnallarda bir dayanıksız panikSen basma bir yeldirme giyersinBen partal postallarımıPolkalar çalan postallarımıÇatlamış yere bakan postallarımıYağmurça gibi koşarsın senÖzürsüz ince ayaklarınlaBulutlar yelelerini önümüze sererAğladığın yıllar geride kalırGizlenir yalgınlar yaftaları yırtılırKarşımıza ne çıkarsa üleştiririmBir rahibe sessizliğiyle girenleri uykumaSeninle girenleri sensiz girenleriBeni örten alıkoyan hayatımıKanımı sıcak tutacak ölümümüNe çıkarsa unutmam üleştiririmÇünkü sen görünmeyen bir yağmurça gibi koşarsınBen biraz sonra ölecek bir yatalak gibiYaşlı nalbantlardan kalmış yüreğimleSesimin ucunda öbeklenmiş hüznümleÇıkarır veririm sana acılarımı mirasımıÇünkü şehrin gürültülü ağzınıAkşamla esneyen ağzını bilirimBulanık bir sabahı sayıklar oGöğün titiz bir hareketle göğerttiğiAlıngan yavukluların bulunduğuSıkıntı veren dar bir evdirBu dar evi çok iyi bilirimBildiğim için bavulumu alır giderimYüzünü alır giderimBeni korkutan şimşeklerin aydınlattığıSesini bile alır giderimSoyut Mart 1966KUŞ AACIKovmayın beni odalar kovmayınBeni yoksul bir çocuk sayınÇünkü sizsiniz hüznümün otağıGecenin yankısıdır bu saatlerGün bitiyor bir sokağın ucundaGelmiş acım yarasalar uçmuşEksilmiş her şey uzun bir yoldaBükük ince boyunları durur bulutlarınBeyaz bir mermer genişler genişlerGiden güneşle sevişir kuş ağacıDudakları yapraktı şimdi dal gövde olmuşSusar göğün kucağında emeklerDalgın yapraklarıyla kendini unutmuşBense her zaman eriyen mumyayımKovmayın beni odalar kovmayınKi canlanayım sevincimi görmüş sesindenO ayak basılmamış parklar örerdi banaYeni bir yeryüzüne çıkardım çiçeklerindenSoyut Nisan 1966