Kamusal Alan ve Medya — Erdal Dağtaş

Kamusal Alan ve Medya
Erdal DağtaşÜtopya Yayınevi
Kamusal Alan ve Medya
Erdal DağtaşKamusal alan bireylerin aktif katılımı ve özgürce tartışmasına açık şiddetten ve kişisel çıkarlardan arınmış iletişimsel eylemin sürdürüldüğü rasyonel eleştirel söylemin yapılandırıldığı ve devletin müdahalesinden kurtarılmış bir alandır Karşıt kamusallıklar ise tarih boyunca kamusal alan içerisinde seslerini duyurmuştur Çeşitli toplumsal alt gruplar işçiler farklı etnik ve milliyetçi gruplar dini cemaatler kadınlar marjinal sınıflar farklı yer ve biçimlerde kendi iletişim ağlarını örgütlülüklerini kamuoylarını ve gündemlerini resmi olmayan yollardan oluşturmuşlardır Bu konuda yaygın medya karşısında alternatif ve muhalif karşıt medya önemli bir rol üstlenmiştir Türkiyede ise farklı karşıt kamusal alan tanımlamaları üzerine yürütülen tartışmalar kamusal alanın şekillenmesi için verilen mücadelenin söylemsel bir ifadesi olarak tanımlanabilir Günümüz Türkiye kamusal alanında farklı kamusal adacıkların etkinliği zayıfla tıl sa da varlıklarını halen sürdürmektedir Kaldı ki hem sınıfsal hem de kültürel kimliklerin kamusal alanda ve medyada temsiliyet kazanma çabalarına yönelik yürüttüğü farklı mücadelelerin galebe çalması konusunda medyanın da kendisini yeniden bir özeleştiriye tutmasının zamanı çoktan gelip geçmeye başlamıştır

Ütopya Yayınevi
Kamusal alan bireylerin aktif katılımı ve özgürce tartışmasına açık şiddetten ve kişisel çıkarlardan arınmış iletişimsel eylemin sürdürüldüğü rasyonel eleştirel söylemin yapılandırıldığı ve devletin müdahalesinden kurtarılmış bir alandır Karşıt kamusallıklar ise tarih boyunca kamusal alan içerisinde seslerini duyurmuştur Çeşitli toplumsal alt gruplar işçiler farklı etnik ve milliyetçi gruplar dini cemaatler kadınlar marjinal sınıflar farklı yer ve biçimlerde kendi iletişim ağlarını örgütlülüklerini kamuoylarını ve gündemlerini resmi olmayan yollardan oluşturmuşlardır Bu konuda yaygın medya karşısında alternatif ve muhalif karşıt medya önemli bir rol üstlenmiştir Türkiyede ise farklı karşıt kamusal alan tanımlamaları üzerine yürütülen tartışmalar kamusal alanın şekillenmesi için verilen mücadelenin söylemsel bir ifadesi olarak tanımlanabilir Günümüz Türkiye kamusal alanında farklı kamusal adacıkların etkinliği zayıfla tıl sa da varlıklarını halen sürdürmektedir Kaldı ki hem sınıfsal hem de kültürel kimliklerin kamusal alanda ve medyada temsiliyet kazanma çabalarına yönelik yürüttüğü farklı mücadelelerin galebe çalması konusunda medyanın da kendisini yeniden bir özeleştiriye tutmasının zamanı çoktan gelip geçmeye başlamıştır

Ütopya Yayınevi
Erdal Dağtaş tarafından kaleme alınan Kamusal Alan ve Medya Ütopya Yayınevi eseri olarak okurlarla buluşuyor Kamusal Alan ve Medya Erdal Dağtaş Kitap Özeti Yayınevi Ütopya Yayınevi Yazar Erdal Dağtaş Sayfa 316 Sayfa Kağıt 2 Hamur Boyut 13 50x19 50 cm Basım Yılı Şubat 2014 Barkod 9786055580568 Kategori İletişim Medya

Ütopya Yayınevi
Kamusal alan bireylerin aktif katılımı ve özgürce tartışmasına açık şiddetten ve kişisel çıkarlardan arınmış iletişimsel eylemin sürdürüldüğü rasyonel eleştirel söylemin yapılandırıldığı ve devletin müdahalesinden kurtarılmış bir alandır Karşıt kamusallıklar ise tarih boyunca kamusal alan içerisinde seslerini duyurmuştur Çeşitli toplumsal alt gruplar işçiler farklı etnik ve milliyetçi gruplar dini cemaatler kadınlar marjinal sınıflar farklı yer ve biçimlerde kendi iletişim ağlarını örgütlülüklerini kamuoylarını ve gündemlerini resmi olmayan yollardan oluşturmuşlardır Bu konuda yaygın medya karşısında alternatif ve muhalif karşıt medya önemli bir rol üstlenmiştir Türkiye de ise farklı karşıt kamusal alan tanımlamaları üzerine yürütülen tartışmalar kamusal alanın şekillenmesi için verilen mücadelenin söylemsel bir ifadesi olarak tanımlanabilir Günümüz Türkiye kamusal alanı nda farklı kamusal adacıkların etkinliği zayıfla tıl sa da varlıklarını halen sürdürmektedir Kaldı ki hem sınıfsal hem de kültürel kimliklerin kamusal alanda ve medyada temsiliyet kazanma çabalarına yönelik yürüttüğü farklı mücadelelerin galebe çalması konusunda medyanın da kendisini yeniden bir özeleştiriye tutmasının zamanı çoktan gelip geçmeye başlamıştır Bu kitap kamusal alan ile medya arasındaki ilişkinin tarihsel serüvenini ve bu konuda yöneltilen eleştirileri değerlendirmektedir Ayrıca kitapta Türkiye basınının Münevver Karabulut Cinayeti ve Cem Garipoğlu yargılamasına ilişkin inşa ettiği sunumların benzerlik ve farklılıklarına vurgu yapılarak nasıl bir kamusal alanın oluştuğu da irdelenmektedir Kuşkusuz bu örnek olay cinayetin işlendiği tarihten yargı kararına uzanan süreç içinde Türkiye nin kamusal alanını belirleyen tarihsel ve toplumsal yapı ile medyanın ekonomi politiği dikkate alınarak tartışılmıştır Dolayısıyla bu çalışma kamusal alan ve medya tartışmaları çerçevesinde okurlara neden ve nasıl sorularını düşündürmeyi amaçlamaktadır En azından kitabın bu yönde okunması yararlı olacaktır Tanıtım Bülteninden Sayfa Sayısı 320 Baskı Yılı 2014 Dili Türkçe Yayınevi Ütopya Yayınevi

Ütopya Yayınevi

Ütopya Yayınevi
Kamusal alan bireylerin aktif katılımı ve özgürce tartışmasına açık şiddetten ve kişisel çıkarlardan arınmış iletişimsel eylemin sürdürüldüğü rasyonel eleştirel söylemin yapılandırıldığı ve devletin müdahalesinden kurtarılmış bir alandır Karşıt kamusallıklar ise tarih boyunca kamusal alan içerisinde seslerini duyurmuştur Çeşitli toplumsal alt gruplar işçiler farklı etnik ve milliyetçi gruplar dini cemaatler kadınlar marjinal sınıflar farklı yer ve biçimlerde kendi iletişim ağlarını örgütlülüklerini kamuoylarını ve gündemlerini resmi olmayan yollardan oluşturmuşlardır Bu konuda yaygın medya karşısında alternatif ve muhalif karşıt medya önemli bir rol üstlenmiştir Türkiye de ise farklı karşıt kamusal alan tanımlamaları üzerine yürütülen tartışmalar kamusal alanın şekillenmesi için verilen mücadelenin söylemsel bir ifadesi olarak tanımlanabilir Günümüz Türkiye kamusal alanı nda farklı kamusal adacıkların etkinliği zayıfla tıl sa da varlıklarını halen sürdürmektedir Kaldı ki hem sınıfsal hem de kültürel kimliklerin kamusal alanda ve medyada temsiliyet kazanma çabalarına yönelik yürüttüğü farklı mücadelelerin galebe çalması konusunda medyanın da kendisini yeniden bir özeleştiriye tutmasının zamanı çoktan gelip geçmeye başlamıştır Bu kitap kamusal alan ile medya arasındaki ilişkinin tarihsel serüvenini ve bu konuda yöneltilen eleştirileri değerlendirmektedir Ayrıca kitapta Türkiye basınının Münevver Karabulut Cinayeti ve Cem Garipoğlu yargılamasına ilişkin inşa ettiği sunumların benzerlik ve farklılıklarına vurgu yapılarak nasıl bir kamusal alanın oluştuğu da irdelenmektedir Kuşkusuz bu örnek olay cinayetin işlendiği tarihten yargı kararına uzanan süreç içinde Türkiye nin kamusal alanını belirleyen tarihsel ve toplumsal yapı ile medyanın ekonomi politiği dikkate alınarak tartışılmıştır Dolayısıyla bu çalışma kamusal alan ve medya tartışmaları çerçevesinde okurlara neden ve nasıl sorularını düşündürmeyi amaçlamaktadır En azından kitabın bu yönde okunması yararlı olacaktır Tanıtım Bülteninden Sayfa Sayısı 320Baskı Yılı 2014Dili TürkçeYayınevi Ütopya Yayınevi

Ütopya
Kamusal alan bireylerin aktif katılımı ve özgürce tartışmasına açık şiddetten ve kişisel çıkarlardan arınmış iletişimsel eylemin sürdürüldüğü rasyonel eleştirel söylemin yapılandırıldığı ve devletin müdahalesinden kurtarılmış bir alandır Karşıt kamusallıklar ise tarih boyunca kamusal alan içerisinde seslerini duyurmuştur Çeşitli toplumsal alt gruplar işçiler farklı etnik ve milliyetçi gruplar dini cemaatler kadınlar marjinal sınıflar farklı yer ve biçimlerde kendi iletişim ağlarını örgütlülüklerini kamuoylarını ve gündemlerini resmi olmayan yollardan oluşturmuşlardır Bu konuda yaygın medya karşısında alternatif ve muhalif karşıt medya önemli bir rol üstlenmiştir Türkiyede ise farklı karşıt kamusal alan tanımlamaları üzerine yürütülen tartışmalar kamusal alanın şekillenmesi için verilen mücadelenin söylemsel bir ifadesi olarak tanımlanabilir Günümüz Türkiye kamusal alanında farklı kamusal adacıkların etkinliği zayıfla tıl sa da varlıklarını halen sürdürmektedir Kaldı ki hem sınıfsal hem de kültürel kimliklerin kamusal alanda ve medyada temsiliyet kazanma çabalarına yönelik yürüttüğü farklı mücadelelerin galebe çalması konusunda medyanın da kendisini yeniden bir özeleştiriye tutmasının zamanı çoktan gelip geçmeye başlamıştır