Karanlıkta Sabah Kuşları — Ahmet Altan

Karanlıkta Sabah Kuşları
Ahmet AltanEverest Yayınları
Karanlıkta Sabah Kuşları
Ahmet AltanYeni bir gün doğuyordu Milyonlarca defa doğmasına rağmen hiç eskimeyen bir şeydi sabah her defasında yeniydi her defasında taze her defasında kuşlarla geliyor her defasında beliren aydınlıktan yeni bir şeyler ummamızı sağlıyordu Aydınlık çoğaldıkça artıyordu kuş sesleri kargalar yorgun sesleriyle bana çocukluğumu hayallerimden hiç kaybolmayan çimen kokulu meyve bahçelerini hatırlatıyordu dağınık düşünce yumağının içinde aşklarla ilgili kederli bir iplik vardı ucunun nereye bağlı olduğunu sezemediğim bir iplik bir de katillerin öldüğünü düşünüyordum bunu neden düşündüğümü bilmeden Yollar sessiz binalar uykuluydu kuşları görmüyordum yalnızca sesleri geliyordu bir iki fıstık çamını çiçeklenmiş bir meyve ağacını görüyordum onların dallarına saklandılar herhalde diye düşündüm gece biterken ötmeye başlıyorlar aydınlık yerleşince susuyorlardı Parlak tek bir notayla dümdüz gidiyordu sesleri sonra bir gökkuşağı gibi çeşitli notalara ayrılarak çoğalıyordu Gün ağarırken yalnızken hep olduğu gibi aşkı ve ölümü düşünüyordu insan Berrak ve neşeli bir fıskiye gibiydi kuş sesleri Aşklarla yaralanıyorduk ve katiller de ölüyordu öldürmelerine rağmen Doğan günden beklediğim bir şeyler vardı ve beklediğim bir şeyler olduğu sürece yaşlanmayacağımı biliyordum yaşlanmak beklemekten vazgeçmekti sabahın yeni bir şey olduğuna inanmamaktı yaşlanmak

Everest Yayınları
Yeni bir gün doğuyordu Milyonlarca defa doğmasına rağmen hiç eskimeyen bir şeydi sabah her defasında yeniydi her defasında taze her defasında kuşlarla geliyor her defasında beliren aydınlıktan yeni bir şeyler ummamızı sağlıyordu Aydınlık çoğaldıkça artıyordu kuş sesleri kargalar yorgun sesleriyle bana çocukluğumu hayallerimden hiç kaybolmayan çimen kokulu meyve bahçelerini hatırlatıyordu dağınık düşünce yumağının içinde aşklarla ilgili kederli bir iplik vardı ucunun nereye bağlı olduğunu sezemediğim bir iplik bir de katillerin öldüğünü düşünüyordum bunu neden düşündüğümü bilmeden Yollar sessiz binalar uykuluydu kuşları görmüyordum yalnızca sesleri geliyordu bir iki fıstık çamını çiçeklenmiş bir meyve ağacını görüyordum onların dallarına saklandılar herhalde diye düşündüm gece biterken ötmeye başlıyorlar aydınlık yerleşince susuyorlardı Parlak tek bir notayla dümdüz gidiyordu sesleri sonra bir gökkuşağı gibi çeşitli notalara ayrılarak çoğalıyordu Gün ağarırken yalnızken hep olduğu gibi aşkı ve ölümü düşünüyordu insan Berrak ve neşeli bir fıskiye gibiydi kuş sesleri Aşklarla yaralanıyorduk ve katiller de ölüyordu öldürmelerine rağmen Doğan günden beklediğim bir şeyler vardı ve beklediğim bir şeyler olduğu sürece yaşlanmayacağımı biliyordum yaşlanmak beklemekten vazgeçmekti sabahın yeni bir şey olduğuna inanmamaktı yaşlanmak

Everest Yayınları
Yeni bîr gün doğuyordu Milyonlarca defa doğmasına rağmen hiç eskimeyen bir şeydi sabah her defasında yeniydi her defasında taze her defasında kuşlarla geliyor her defasında beliren aydınlıktan yeni bir şeyler ummamızı sağlıyordu Aydınlık çoğaldıkça artıyordu kuş sesleri kargalar yorgun sesleriyle bana çocukluğumu hayallerimden hiç kaybolmayan çimen kokulu meyve bahçelerini hatırlatıyordu dağınık düşünce yumağının içinde aşklarla ilgili kederli bir iplik vardı ucunun nereye bağlı olduğunu sezemediğim bir iplik bir de katillerin öldüğünü düşünüyordum bunu neden düşündüğümü bilmeden Yollar sessiz binalar uykuluydu kuşları görmüyordum yalnızca sesleri geliyordu bir iki fıstık çamını çiçeklenmiş bir meyve ağacını görüyordum onların dallarına saklandılar herhalde diye düşündüm gece biterken ötmeye başlıyorlar aydınlık yerleşince susuyorlardı Parlak tek bir notayla dümdüz gidiyordu sesleri sonra bir gökkuşağı gibi çeşitli notalara ayrılarak çoğalıyordu Gün ağarırken yalnızken hep olduğu gibi aşkı ve ölümü düşünüyordu insan Berrak ve neşeli bir fıskiye gibiydi kuş sesleri Aşklarla yaralanıyorduk ve katiller de ölüyordu öldürmelerine rağmen Doğan günden beklediğim bir şeyler vardı ve beklediğim bir şeyler olduğu sürece yaşlanmayacağımı biliyordum yaşlanmak beklemekten vazgeçmekti sabahın yeni bir şey olduğuna inanmamaktı yaşlanmak img src https s3 eu west 1 amazonaws com dia kitadagitim ckeditor_assets pictures 53 content_1_original_original jpg alt height 15 width 15 font size 1 color white font img

ALKIM YAYINEVİ
Ahmet Altan ın kitaplaşmış denemeleriyle ilk kez Geceyarısı Şarkıları adlı kitabında tanışmıştı okurlarımız Büyük bir coşkuyla karşılanan üst üste yeni basımları yapılan bu denemeler çarpıcılığıyla insanı derinlemesine irdeleyişi ve kişinin içsel yaşamını örtüsüz kimliğini su yüzüne çıkarışıyla okuyanları bir anda etkilemiş şaşırtmış ve elbette düşündürmüştü Karanlıkta Sabah Kuşları da aynı tür denemelerden oluşuyor ancak aşkı ve tutkuları incelemek yanında toplumsal yaraları haksızlıkları çarpıklıkları da öne çıkartıyor İnsanı içinde yaşadığı toplumun sorunlarına uzak kalmamaya zorluyor Tanrı ve Berke de olduğu gibi içinizi isyanla dolduruyor Portakal Ağacı nda olduğu gibi yüreğinizi burkuyor Aşk Çıplak Gezer de olduğu gibi aşka özlem duyuruyor Bu yazıları kaleme alanın işini iyi bilen gerçek bir edebiyatçı insanı iyi tanıyan bir gözlemci olduğunu anlıyorsunuz Ahmet Altan toplumdaki acıları hepimizin içindeki öfkeleri tutkuları bizim adımıza sözcüklerle döküyor dile getiriyor Karşıdan okunmuyor yazdıkları tarafsız kalınamıyor satırların içinden okuyoruz ve paylaşıyoruz duygularını düşüncelerini Yazının amacı da bu değil mi zaten

EVEREST YAYINLARI
Yeni bîr gün doğuyordu Milyonlarca defa doğmasına rağmen hiç eskimeyen bir şeydi sabah her defasında yeniydi her defasında taze her defasında kuşlarla geliyor her defasında beliren aydınlıktan yeni bir şeyler ummamızı sağlıyordu Aydınlık çoğaldıkça artıyordu kuş sesleri kargalar yorgun sesleriyle bana çocukluğumu hayallerimden hiç kaybolmayan çimen kokulu meyve bahçelerini hatırlatıyordu dağınık düşünce yumağının içinde aşklarla ilgili kederli bir iplik vardı ucunun nereye bağlı olduğunu sezemediğim bir iplik bir de katillerin öldüğünü düşünüyordum bunu neden düşündüğümü bilmeden Yollar sessiz binalar uykuluydu kuşları görmüyordum yalnızca sesleri geliyordu bir iki fıstık çamını çiçeklenmiş bir meyve ağacını görüyordum onların dallarına saklandılar herhalde diye düşündüm gece biterken ötmeye başlıyorlar aydınlık yerleşince susuyorlardı Parlak tek bir notayla dümdüz gidiyordu sesleri sonra bir gökkuşağı gibi çeşitli notalara ayrılarak çoğalıyordu Gün ağarırken yalnızken hep olduğu gibi aşkı ve ölümü düşünüyordu insan Berrak ve neşeli bir fıskiye gibiydi kuş sesleri Aşklarla yaralanıyorduk ve katiller de ölüyordu öldürmelerine rağmen Doğan günden beklediğim bir şeyler vardı ve beklediğim bir şeyler olduğu sürece yaşlanmayacağımı biliyordum yaşlanmak beklemekten vazgeçmekti sabahın yeni bir şey olduğuna inanmamaktı yaşlanmak

CAN YAYINLARI
Ahmet Altan ın kitaplaşmış denemeleriyle ilk kez Geceyarısı Şarkıları adlı kitabında tanışmıştı okurlarımız Büyük bir coşkuyla karşılanan üst üste yeni basımları yapılan bu denemeler çarpıcılığıyla insanı derinlemesine irdeleyişi ve kişinin içsel yaşamını örtüsüz kimliğini su yüzüne çıkarışıyla okuyanları bir anda etkilemiş şaşırtmış ve elbette düşündürmüştü Karanlıkta Sabah Kuşları da aynı tür denemelerden oluşuyor ancak aşkı ve tutkuları incelemek yanında toplumsal yaraları haksızlıkları çarpıklıkları da öne çıkartıyor İnsanı içinde yaşadığı toplumun sorunlarına uzak kalmamaya zorluyor Tanrı ve Berke de olduğu gibi içinizi isyanla dolduruyor Portakal Ağacı nda olduğu gibi yüreğinizi burkuyor Aşk Çıplak Gezer de olduğu gibi aşka özlem duyuruyor Bu yazıları kaleme alanın işini iyi bilen gerçek bir edebiyatçı insanı iyi tanıyan bir gözlemci olduğunu anlıyorsunuz Ahmet Altan toplumdaki acıları hepimizin içindeki öfkeleri tutkuları bizim adımıza sözcüklere döküyor dile getiriyor Karşıdan okunmuyor yazdıkları tarafsız kalınamıyor satırların içinden okuyoruz ve paylaşıyoruz duygularını düşüncelerini Yazının amacı da bu değil mi zaten