MejelleKitap fiyat karşılaştırma

Kavim Midi Boy — Ahmet Ümit

Kavim Midi Boy
87,69
EdebiyatTürk ÖyküRoman Yerli

Kavim Midi Boy

Ahmet Ümit

Everest Yayınları

Ocak 2018542 sf.
Ciltsiz
TamadresEn ucuz

Kavim Midi Boy

Ahmet Ümit

Göğsünde haç saplı bıçakla öldürülmüş bir adam Adamın kanıyla satırları çizilmiş bir İncil İstanbul dan Anadolu nun derinliklerine kadim dinlerin kadim kiliselerine bir yolculuk Hıristiyanlığın bu topraklardaki kökleriyle yüzleşme Kavimler bahçesi olan ülkemizin tükenmeye yüz tutmuş kültürlerine bir saygı duruşu Süryaniler Nusayriler Rumlar Türkler Kürtler ve bu toprakları ülke yapan halklar Ülkemiz kültürüyle bezeli merakla okunan bir roman Genzini yakan koku uyandırdı onu Bu kokuyu tanıyordu Yıllarca kapalı kalmış bir kilisenin kokusu Kilisede yakılan kandillerin ufalanan taşların eriyen mermerin çürüyen ahşabın yıpranmış sayfaların küflenen cesetlerin kokusu Dehşete düşmesi gerekirdi ama sadece çevresine bakındı Usulca kımıldayan siyah bir leke gördü Biçimsiz belirsiz bir leke Simsiyah bir siluet Gülümsedi lekeye Mor Gabriel diye mırıldandı Leke yaklaştı yaklaşınca insan cismine bürünüverdi Siyahlar içinde bir insan O insan başucuna geldi kulağına fısıldadı Beni tanıdın mı Mor Gabriel diye mırıldandı yine Ağzından Mor Gabriel sözcükleri dökülürken müziği duydu derinden çok derinden gelen bir ayin müziği Bilmediği bir dilde yinelenen tutkulu bir mırıltı kendinden geçmiş birinin söylediği bir tekerleme Aynı anda haçı fark etti Gümüşten bir haç Adam haçı elinde mi taşıyordu yoksa göğsünde mi anlamaya çalışırken boşluğu ikiye bölen bir parıltı yandı söndü Bir acı hissetti Parıltı yeniden yandı söndü acı kayboldu bütün bedenine bir rahatlık yayıldı

Tamadres
87,69

Everest Yayınları

Nisan 2017723 sf.
Ciltsiz
Tamadres

Byzantion dan İstanbul a uzanan heyecan yüklü bir serüven Sarayburnu nda Atatürk heykelinin ayaklarının dibinde bir ceset Avuçlarında antik bir pere Ama ne bu ceset son kurban ne de bu antik para son sikke Yedi kurban yedi hükümdar yedi sikke yedi kadim mekân Ve tek bir gerçek Bu şehrin gizemli tarihi Şehre bakıyorduk denizden Sisler içindeydi İstanbul Sisler içinde deniz Sisler içinde teknemiz Sultanahmet in minareleriydi görülen Ayasofya nın kubbesi Topkapı Sarayı nın kuleleri Hiç yağmalanmamış yıkılmamış kirletilmemiş gibiydi şehir Bembeyaz bir sisle örtmüştü doğa ne varsa görüntüyü çirkinleştiren Güneş doğmadan bir anlığına beliren bir hayal gibi Büyülü bir bulut gibi Bir masal imgesi gibi Yeni kurulmuş bir kent gibi Taze bir başlangıç gibi Genç umutlu güzel İstanbul a bakıyorduk denizden Ölülerimizin yüzlerine bakıyorduk Onların gözlerindeki kendi kederimize Çaresizliğimize bakıyorduk avuçlarımızda büyüyen zavallılığa kanımızda filizlenen korkaklığa Elimizden alman hayata bakıyorduk Güneşli günlerimize umut dolu sabahlara eğlenceli bahar akşamlarına Sönen anılarımıza bakıyorduk ölen hayallerimize yıkılan düşlerimize Sönen anılarımızı ölen hayallerimizi yıkılan düşlerimizi yüklenip yorgun bir şilep gibi bizden uzaklaşan şehrimize Şehrimizle birlikte yitirdiğimiz kendimize bakıyorduk

Tamadres
87,69

Everest Yayınları

Nisan 2019600 sf.
Ciltsiz
Tamadres

Yıllar sonra karşılaşan iki üvey kardeş Karanlık güçlerin tetikçisi Doğan Yaşamın anlamını alkolde arayan eski gazeteci Adnan Onların yaşamlarından Türkiye nin yakın tarihi Gündelik hayatımızı alt üst eden entrikalar cinayetler komplolar Hep sözü edilen ama bir türlü gün ışığına çıkarılamayan o derin devlet Gizli örgütler idealist gençler çıkarcı gazeteciler Ergenekon un yıllar önce yazılan romanı Yaşam kaybetmeyi öğrenmektir Kaybetme maceramız daha ana karnından çıktığımızda başlar Hiç emek harcamadan hüküm sürdüğümüz dünyanın en güvenli en yumuşak korunağını ana rahmini kaybederiz önce Bizden intikam almak için bekleyen dünya sanki niye çıktın oradan dercesine gözlerimizi yakan ışıkları kulaklarımızı tırmalayan gürültüsü sıcağı soğuğu açlığı kiri hastalığıyla saldırır üzerimize Ama biz de öyle kolay kolay pes etmeyiz Kaybettiklerimizin yerine anında başka bir şey koyarız Hem cennetimizi yitirsek de o kutsal yerin sahibi olan annemiz bizimledir üstelik yanında bir de baba verilmiştir emrimize Dışarıdaki dünyaya alışmaya başlayınca kaybettiğimiz cenneti hemen unutuveririz Ancak büyüdükçe bize gösterilen ilgi günden güne azalır Azalan ilgi dünyanın bizden ibaret olmadığını gösteren bir uyarıdır aslında Ama bu uyarıyı görmezden geliriz Düşler kurar hayaller uydurur kaybettiklerimizin yerine yenilerini koyarak dünyayı kendimiz sanmayı bu güzel yalana kanmayı sürdürürüz

Everest Yayınları
87,69

Everest Yayınları

2019-07-09542 sf.
Ciltsiz11 X 181. Hamur
Everest Yayınları

Göğsünde haç saplı bıçakla öldürülmüş bir adam Adamın kanıyla satırları çizilmiş bir İncil İstanbul dan Anadolu nun derinliklerine kadim dinlerin kadim kiliselerine bir yolculuk Hıristiyanlığın bu topraklardaki kökleriyle yüzleşme Kavimler bahçesi olan ülkemizin tükenmeye yüz tutmuş kültürlerine bir saygı duruşu Süryaniler Nusayriler Rumlar Türkler Kürtler ve bu toprakları ülke yapan halklar Ülkemiz kültürüyle bezeli merakla okunan bir roman Genzini yakan koku uyandırdı onu Bu kokuyu tanıyordu Yıllarca kapalı kalmış bir kilisenin kokusu Kilisede yakılan kandillerin ufalanan taşların eriyen mermerin çürüyen ahşabın yıpranmış sayfaların küflenen cesetlerin kokusu Dehşete düşmesi gerekirdi ama sadece çevresine bakındı Usulca kımıldayan siyah bir leke gördü Biçimsiz belirsiz bir leke Simsiyah bir siluet Gülümsedi lekeye Mor Gabriel diye mırıldandı Leke yaklaştı yaklaşınca insan cismine bürünüverdi Siyahlar içinde bir insan O insan başucuna geldi kulağına fısıldadı Beni tanıdın mı Mor Gabriel diye mırıldandı yine Ağzından Mor Gabriel sözcükleri dökülürken müziği duydu derinden çok derinden gelen bir ayin müziği Bilmediği bir dilde yinelenen tutkulu bir mırıltı kendinden geçmiş birinin söylediği bir tekerleme Aynı anda haçı fark etti Gümüşten bir haç Adam haçı elinde mi taşıyordu yoksa göğsünde mi anlamaya çalışırken boşluğu ikiye bölen bir parıltı yandı söndü Bir acı hissetti Parıltı yeniden yandı söndü acı kayboldu bütün bedenine bir rahatlık yayıldı

Everest Yayınları
87,69

Everest Yayınları

2019-03-14723 sf.
Ciltsiz11 X 181. Hamur
Everest Yayınları

Byzantion dan İstanbul a uzanan heyecan yüklü bir serüven Sarayburnu nda Atatürk heykelinin ayaklarının dibinde bir ceset Avuçlarında antik bir pere Ama ne bu ceset son kurban ne de bu antik para son sikke Yedi kurban yedi hükümdar yedi sikke yedi kadim mekân Ve tek bir gerçek Bu şehrin gizemli tarihi Şehre bakıyorduk denizden Sisler içindeydi İstanbul Sisler içinde deniz Sisler içinde teknemiz Sultanahmet in minareleriydi görülen Ayasofya nın kubbesi Topkapı Sarayı nın kuleleri Hiç yağmalanmamış yıkılmamış kirletilmemiş gibiydi şehir Bembeyaz bir sisle örtmüştü doğa ne varsa görüntüyü çirkinleştiren Güneş doğmadan bir anlığına beliren bir hayal gibi Büyülü bir bulut gibi Bir masal imgesi gibi Yeni kurulmuş bir kent gibi Taze bir başlangıç gibi Genç umutlu güzel İstanbul a bakıyorduk denizden Ölülerimizin yüzlerine bakıyorduk Onların gözlerindeki kendi kederimize Çaresizliğimize bakıyorduk avuçlarımızda büyüyen zavallılığa kanımızda filizlenen korkaklığa Elimizden alman hayata bakıyorduk Güneşli günlerimize umut dolu sabahlara eğlenceli bahar akşamlarına Sönen anılarımıza bakıyorduk ölen hayallerimize yıkılan düşlerimize Sönen anılarımızı ölen hayallerimizi yıkılan düşlerimizi yüklenip yorgun bir şilep gibi bizden uzaklaşan şehrimize Şehrimizle birlikte yitirdiğimiz kendimize bakıyorduk

Everest Yayınları
87,69

Everest Yayınları

2019-04-22600 sf.
Ciltsiz11 X 181. Hamur
Everest Yayınları

Yıllar sonra karşılaşan iki üvey kardeş Karanlık güçlerin tetikçisi Doğan Yaşamın anlamını alkolde arayan eski gazeteci Adnan Onların yaşamlarından Türkiye nin yakın tarihi Gündelik hayatımızı alt üst eden entrikalar cinayetler komplolar Hep sözü edilen ama bir türlü gün ışığına çıkarılamayan o derin devlet Gizli örgütler idealist gençler çıkarcı gazeteciler Ergenekon un yıllar önce yazılan romanı Yaşam kaybetmeyi öğrenmektir Kaybetme maceramız daha ana karnından çıktığımızda başlar Hiç emek harcamadan hüküm sürdüğümüz dünyanın en güvenli en yumuşak korunağını ana rahmini kaybederiz önce Bizden intikam almak için bekleyen dünya sanki niye çıktın oradan dercesine gözlerimizi yakan ışıkları kulaklarımızı tırmalayan gürültüsü sıcağı soğuğu açlığı kiri hastalığıyla saldırır üzerimize Ama biz de öyle kolay kolay pes etmeyiz Kaybettiklerimizin yerine anında başka bir şey koyarız Hem cennetimizi yitirsek de o kutsal yerin sahibi olan annemiz bizimledir üstelik yanında bir de baba verilmiştir emrimize Dışarıdaki dünyaya alışmaya başlayınca kaybettiğimiz cenneti hemen unutuveririz Ancak büyüdükçe bize gösterilen ilgi günden güne azalır Azalan ilgi dünyanın bizden ibaret olmadığını gösteren bir uyarıdır aslında Ama bu uyarıyı görmezden geliriz Düşler kurar hayaller uydurur kaybettiklerimizin yerine yenilerini koyarak dünyayı kendimiz sanmayı bu güzel yalana kanmayı sürdürürüz

Alfa Kitap
87,69

Everest Yayınları

2019600 sf.
Ciltsiz11 X 181. Hamur
Alfa Kitap

Yıllar sonra karşılaşan iki üvey kardeş Karanlık güçlerin tetikçisi Doğan Yaşamın anlamını alkolde arayan eski gazeteci Adnan Onların yaşamlarından Türkiye 39 nin yakın tarihi Gündelik hayatımızı alt üst eden entrikalar cinayetler komplolar Hep sözü edilen ama bir türlü gün ışığına çıkarılamayan o derin devlet Gizli örgütler idealist gençler çıkarcı gazeteciler Ergenekon 39 un yıllar önce yazılan romanı 39 Yaşam kaybetmeyi öğrenmektir Kaybetme maceramız daha ana karnından çıktığımızda başlar Hiç emek harcamadan hüküm sürdüğümüz dünyanın en güvenli en yumuşak korunağını ana rahmini kaybederiz önce Bizden intikam almak için bekleyen dünya sanki niye çıktın oradan dercesine gözlerimizi yakan ışıkları kulaklarımızı tırmalayan gürültüsü sıcağı soğuğu açlığı kiri hastalığıyla saldırır üzerimize Ama biz de öyle kolay kolay pes etmeyiz Kaybettiklerimizin yerine anında başka bir şey koyarız Hem cennetimizi yitirsek de o kutsal yerin sahibi olan annemiz bizimledir üstelik yanında bir de baba verilmiştir emrimize Dışarıdaki dünyaya alışmaya başlayınca kaybettiğimiz cenneti hemen unutuveririz Ancak büyüdükçe bize gösterilen ilgi günden güne azalır Azalan ilgi dünyanın bizden ibaret olmadığını gösteren bir uyarıdır aslında Ama bu uyarıyı görmezden geliriz Düşler kurar hayaller uydurur kaybettiklerimizin yerine yenilerini koyarak dünyayı kendimiz sanmayı bu güzel yalana kanmayı sürdürürüz

Alfa Kitap
87,69

Everest Yayınları

2019542 sf.
Ciltsiz11 X 181. Hamur
Alfa Kitap

Göğsünde haç saplı bıçakla öldürülmüş bir adam Adamın kanıyla satırları çizilmiş bir İncil İstanbul 39 dan Anadolu 39 nun derinliklerine kadim dinlerin kadim kiliselerine bir yolculuk Hıristiyanlığın bu topraklardaki kökleriyle yüzleşme Kavimler bahçesi olan ülkemizin tükenmeye yüz tutmuş kültürlerine bir saygı duruşu Süryaniler Nusayriler Rumlar Türkler Kürtler ve bu toprakları ülke yapan halklar Ülkemiz kültürüyle bezeli merakla okunan bir roman Genzini yakan koku uyandırdı onu Bu kokuyu tanıyordu Yıllarca kapalı kalmış bir kilisenin kokusu Kilisede yakılan kandillerin ufalanan taşların eriyen mermerin çürüyen ahşabın yıpranmış sayfaların küflenen cesetlerin kokusu Dehşete düşmesi gerekirdi ama sadece çevresine bakındı Usulca kımıldayan siyah bir leke gördü Biçimsiz belirsiz bir leke Simsiyah bir siluet Gülümsedi lekeye 39 Mor Gabriel 39 diye mırıldandı Leke yaklaştı yaklaşınca insan cismine bürünüverdi Siyahlar içinde bir insan O insan başucuna geldi kulağına fısıldadı 39 Beni tanıdın mı 39 39 Mor Gabriel diye mırıldandı yine Ağzından Mor Gabriel sözcükleri dökülürken müziği duydu derinden çok derinden gelen bir ayin müziği Bilmediği bir dilde yinelenen tutkulu bir mırıltı kendinden geçmiş birinin söylediği bir tekerleme Aynı anda haçı fark etti Gümüşten bir haç Adam haçı elinde mi taşıyordu yoksa göğsünde mi anlamaya çalışırken boşluğu ikiye bölen bir parıltı yandı söndü Bir acı hissetti Parıltı yeniden yandı söndü acı kayboldu bütün bedenine bir rahatlık yayıldı

Alfa Kitap
87,69

Everest Yayınları

2019723 sf.
Ciltsiz11 X 181. Hamur
Alfa Kitap

Byzantion 39 dan İstanbul 39 a uzanan heyecan yüklü bir serüven Sarayburnu 39 nda Atatürk heykelinin ayaklarının dibinde bir ceset Avuçlarında antik bir pere Ama ne bu ceset son kurban ne de bu antik para son sikke Yedi kurban yedi hükümdar yedi sikke yedi kadim mekân Ve tek bir gerçek Bu şehrin gizemli tarihi Şehre bakıyorduk denizden Sisler içindeydi İstanbul Sisler içinde deniz Sisler içinde teknemiz Sultanahmet 39 in minareleriydi görülen Ayasofya 39 nın kubbesi Topkapı Sarayı 39 nın kuleleri Hiç yağmalanmamış yıkılmamış kirletilmemiş gibiydi şehir Bembeyaz bir sisle örtmüştü doğa ne varsa görüntüyü çirkinleştiren Güneş doğmadan bir anlığına beliren bir hayal gibi Büyülü bir bulut gibi Bir masal imgesi gibi Yeni kurulmuş bir kent gibi Taze bir başlangıç gibi Genç umutlu güzel İstanbul a bakıyorduk denizden Ölülerimizin yüzlerine bakıyorduk Onların gözlerindeki kendi kederimize Çaresizliğimize bakıyorduk avuçlarımızda büyüyen zavallılığa kanımızda filizlenen korkaklığa Elimizden alman hayata bakıyorduk Güneşli günlerimize umut dolu sabahlara eğlenceli bahar akşamlarına Sönen anılarımıza bakıyorduk ölen hayallerimize yıkılan düşlerimize Sönen anılarımızı ölen hayallerimizi yıkılan düşlerimizi yüklenip yorgun bir şilep gibi bizden uzaklaşan şehrimize Şehrimizle birlikte yitirdiğimiz kendimize bakıyorduk

Kita Kitap
134,90

Everest Yayınları

Mart 201910. baskı723 sf.
Ciltsiz11,00 X 18,00 cm2. HamurTürkçe
Kita Kitap

Byzantion dan İstanbul a uzanan heyecan yüklü bir serüven Sarayburnu nda Atatürk heykelinin ayaklarının dibinde bir ceset Avuçlarında antik bir pere Ama ne bu ceset son kurban ne de bu antik para son sikke Yedi kurban yedi hükümdar yedi sikke yedi kadim mekân Ve tek bir gerçek Bu şehrin gizemli tarihi Şehre bakıyorduk denizden Sisler içindeydi İstanbul Sisler içinde deniz Sisler içinde teknemiz Sultanahmet in minareleriydi görülen Ayasofya nın kubbesi Topkapı Sarayı nın kuleleri Hiç yağmalanmamış yıkılmamış kirletilmemiş gibiydi şehir Bembeyaz bir sisle örtmüştü doğa ne varsa görüntüyü çirkinleştiren Güneş doğmadan bir anlığına beliren bir hayal gibi Büyülü bir bulut gibi Bir masal imgesi gibi Yeni kurulmuş bir kent gibi Taze bir başlangıç gibi Genç umutlu güzel İstanbul a bakıyorduk denizden Ölülerimizin yüzlerine bakıyorduk Onların gözlerindeki kendi kederimize Çaresizliğimize bakıyorduk avuçlarımızda büyüyen zavallılığa kanımızda filizlenen korkaklığa Elimizden alman hayata bakıyorduk Güneşli günlerimize umut dolu sabahlara eğlenceli bahar akşamlarına Sönen anılarımıza bakıyorduk ölen hayallerimize yıkılan düşlerimize Sönen anılarımızı ölen hayallerimizi yıkılan düşlerimizi yüklenip yorgun bir şilep gibi bizden uzaklaşan şehrimize Şehrimizle birlikte yitirdiğimiz kendimize bakıyorduk img src https s3 eu west 1 amazonaws com dia kitadagitim ckeditor_assets pictures 53 content_1_original_original jpg alt height 15 width 15 font size 1 color white font img

İdefix
854,05
İdefix

Byzantion dan İstanbul a uzanan heyecan yüklü bir serüven Sarayburnu nda Atatürk heykelinin ayaklarının dibinde bir ceset Avuçlarında antik bir pere Ama ne bu ceset son kurban ne de bu antik para son sikke Yedi kurban yedi hükümdar yedi sikke yedi kadim mekân Ve tek bir gerçek Bu şehrin gizemli tarihi Şehre bakıyorduk denizden Sisler içindeydi İstanbul Sisler içinde deniz Sisler içinde teknemiz Sultanahmet in minareleriydi görülen Ayasofya nın kubbesi Topkapı Sarayı nın kuleleri Hiç yağmalanmamış yıkılmamış kirletilmemiş gibiydi şehir Bembeyaz bir sisle örtmüştü doğa ne varsa görüntüyü çirkinleştiren Güneş doğmadan bir anlığına beliren bir hayal gibi Büyülü bir bulut gibi Bir masal imgesi gibi Yeni kurulmuş bir kent gibi Taze bir başlangıç gibi Genç umutlu güzel İstanbul a bakıyorduk denizden Ölülerimizin yüzlerine bakıyorduk Onların gözlerindeki kendi kederimize Çaresizliğimize bakıyorduk avuçlarımızda büyüyen zavallılığa kanımızda filizlenen korkaklığa Elimizden alman hayata bakıyorduk Güneşli günlerimize umut dolu sabahlara eğlenceli bahar akşamlarına Sönen anılarımıza bakıyorduk ölen hayallerimize yıkılan düşlerimize Sönen anılarımızı ölen hayallerimizi yıkılan düşlerimizi yüklenip yorgun bir şilep gibi bizden uzaklaşan şehrimize Şehrimizle birlikte yitirdiğimiz kendimize bakıyorduk

Kitap Yurdu

EVEREST YAYINLARI

14.03.2019723 sf.
Karton Kapak11 x 18 cmKitap KağıdıTÜRKÇE
Kitap Yurdu

Byzantion dan İstanbul a uzanan heyecan yüklü bir serüven Sarayburnu nda Atatürk heykelinin ayaklarının dibinde bir ceset Avuçlarında antik bir pere Ama ne bu ceset son kurban ne de bu antik para son sikke Yedi kurban yedi hükümdar yedi sikke yedi kadim mekân Ve tek bir gerçek Bu şehrin gizemli tarihi Şehre bakıyorduk denizden Sisler içindeydi İstanbul Sisler içinde deniz Sisler içinde teknemiz Sultanahmet in minareleriydi görülen Ayasofya nın kubbesi Topkapı Sarayı nın kuleleri Hiç yağmalanmamış yıkılmamış kirletilmemiş gibiydi şehir Bembeyaz bir sisle örtmüştü doğa ne varsa görüntüyü çirkinleştiren Güneş doğmadan bir anlığına beliren bir hayal gibi Büyülü bir bulut gibi Bir masal imgesi gibi Yeni kurulmuş bir kent gibi Taze bir başlangıç gibi Genç umutlu güzel İstanbul a bakıyorduk denizden Ölülerimizin yüzlerine bakıyorduk Onların gözlerindeki kendi kederimize Çaresizliğimize bakıyorduk avuçlarımızda büyüyen zavallılığa kanımızda filizlenen korkaklığa Elimizden alman hayata bakıyorduk Güneşli günlerimize umut dolu sabahlara eğlenceli bahar akşamlarına Sönen anılarımıza bakıyorduk ölen hayallerimize yıkılan düşlerimize Sönen anılarımızı ölen hayallerimizi yıkılan düşlerimizi yüklenip yorgun bir şilep gibi bizden uzaklaşan şehrimize Şehrimizle birlikte yitirdiğimiz kendimize bakıyorduk

Kitap Yurdu

EVEREST YAYINLARI

09.07.2019542 sf.
Karton Kapak11 x 18 cmKitap KağıdıTÜRKÇE
Kitap Yurdu

Göğsünde haç saplı bıçakla öldürülmüş bir adam Adamın kanıyla satırları çizilmiş bir İncil İstanbul dan Anadolu nun derinliklerine kadim dinlerin kadim kiliselerine bir yolculuk Hıristiyanlığın bu topraklardaki kökleriyle yüzleşme Kavimler bahçesi olan ülkemizin tükenmeye yüz tutmuş kültürlerine bir saygı duruşu Süryaniler Nusayriler Rumlar Türkler Kürtler ve bu toprakları ülke yapan halklar Ülkemiz kültürüyle bezeli merakla okunan bir roman Genzini yakan koku uyandırdı onu Bu kokuyu tanıyordu Yıllarca kapalı kalmış bir kilisenin kokusu Kilisede yakılan kandillerin ufalanan taşların eriyen mermerin çürüyen ahşabın yıpranmış sayfaların küflenen cesetlerin kokusu Dehşete düşmesi gerekirdi ama sadece çevresine bakındı Usulca kımıldayan siyah bir leke gördü Biçimsiz belirsiz bir leke Simsiyah bir siluet Gülümsedi lekeye Mor Gabriel diye mırıldandı Leke yaklaştı yaklaşınca insan cismine bürünüverdi Siyahlar içinde bir insan O insan başucuna geldi kulağına fısıldadı Beni tanıdın mı Mor Gabriel diye mırıldandı yine Ağzından Mor Gabriel sözcükleri dökülürken müziği duydu derinden çok derinden gelen bir ayin müziği Bilmediği bir dilde yinelenen tutkulu bir mırıltı kendinden geçmiş birinin söylediği bir tekerleme Aynı anda haçı fark etti Gümüşten bir haç Adam haçı elinde mi taşıyordu yoksa göğsünde mi anlamaya çalışırken boşluğu ikiye bölen bir parıltı yandı söndü Bir acı hissetti Parıltı yeniden yandı söndü acı kayboldu bütün bedenine bir rahatlık yayıldı