Kerpiç Damlar La Baracca — Vicente Blasco Ibanez

Kerpiç Damlar La Baracca
Vicente Blasco IbanezDorlion Yayınları
Kerpiç Damlar La Baracca
Vicente Blasco IbanezTanrı nın kutluluğu tarlalara yayılıyordu Ufku kapayan ağaçlarla yapılar ardında güneş gözleri yumulmaya zorlayan altın iğnelerini ovanın düzlüğüne batıra batıra iyice kızarmış bir hamursuz çöreği gibi çıkıyordu Dip tarafta dağlarla şehrin kuleleri pembemsi bir renk alıyor gökyüzünde dolaşan küçücük bulutlar kırmızımtırak ipek yumaklar gibi renkleniyorlardı Kanallarla su birikintileri sanki ateşten halkalarla doluydu kulübelerde sabah temizliğinin sesleri süpürge hışırtıları çamaşır şıkırtıları geliyordu kadınlar yanlarında çamaşır sepetleri dere kıyılarında çömeliyorlardı Külrengi tavşanlar çapkın hâlleriyle patikalarda sıçrıyor ve kuyruğun ponponu ile ikiye ayrık pembe arkalarını göstere göstere kaçıyorlardı kara gübre yığınları üzerinde de etrafı tavuklarıyla çevrili horoz gözü ateşli ve ibiği öfkeden kıpkırmızı çabucak öfkelenir hâkim feryadını yükseltiyordu

Dorlion Yayınevi
Tanrı nın kutluluğu tarlalara yayılıyordu Ufku kapayan ağaçlarla yapılar ardında güneş gözleri yumulmaya zorlayan altın iğnelerini ovanın düzlüğüne batıra batıra iyice kızarmış bir hamursuz çöreği gibi çıkıyordu Dip tarafta dağlarla şehrin kuleleri pembemsi bir renk alıyor gökyüzünde dolaşan küçücük bulutlar kırmızımtırak ipek yumaklar gibi renkleniyorlardı Kanallarla su birikintileri sanki ateşten halkalarla doluydu kulübelerde sabah temizliğinin sesleri süpürge hışırtıları çamaşır şıkırtıları geliyordu kadınlar yanlarında çamaşır sepetleri dere kıyılarında çömeliyorlardı Külrengi tavşanlar çapkın hâlleriyle patikalarda sıçrıyor ve kuyruğun ponponu ile ikiye ayrık pembe arkalarını göstere göstere kaçıyorlardı kara gübre yığınları üzerinde de etrafı tavuklarıyla çevrili horoz gözü ateşli ve ibiği öfkeden kıpkırmızı çabucak öfkelenir hâkim feryadını yükseltiyordu

DORLİON YAYINLARI
çev. Kabil Umar
Tanrı nın kutluluğu tarlalara yayılıyordu Ufku kapayan ağaçlarla yapılar ardında güneş gözleri yumulmaya zorlayan altın iğnelerini ovanın düzlüğüne batıra batıra iyice kızarmış bir hamursuz çöreği gibi çıkıyordu Dip tarafta dağlarla şehrin kuleleri pembemsi bir renk alıyor gökyüzünde dolaşan küçücük bulutlar kırmızımtırak ipek yumaklar gibi renkleniyorlardı Kanallarla su birikintileri sanki ateşten halkalarla doluydu kulübelerde sabah temizliğinin sesleri süpürge hışırtıları çamaşır şıkırtıları geliyordu kadınlar yanlarında çamaşır sepetleri dere kıyılarında çömeliyorlardı Külrengi tavşanlar çapkın hâlleriyle patikalarda sıçrıyor ve kuyruğun ponponu ile ikiye ayrık pembe arkalarını göstere göstere kaçıyorlardı kara gübre yığınları üzerinde de etrafı tavuklarıyla çevrili horoz gözü ateşli ve ibiği öfkeden kıpkırmızı çabucak öfkelenir hâkim feryadını yükseltiyordu

Dorlion Yayınları
Tanrı nın kutluluğu tarlalara yayılıyordu Ufku kapayan ağaçlarla yapılar ardında güneş gözleri yumulmaya zorlayan altın iğnelerini ovanın düzlüğüne batıra batıra iyice kızarmış bir hamursuz çöreği gibi çıkıyordu Dip tarafta dağlarla şehrin kuleleri pembemsi bir renk alıyor gökyüzünde dolaşan küçücük bulutlar kırmızımtırak ipek yumaklar gibi renkleniyorlardı Kanallarla su birikintileri sanki ateşten halkalarla doluydu kulübelerde sabah temizliğinin sesleri süpürge hışırtıları çamaşır şıkırtıları geliyordu kadınlar yanlarında çamaşır sepetleri dere kıyılarında çömeliyorlardı Külrengi tavşanlar çapkın hâlleriyle patikalarda sıçrıyor ve kuyruğun ponponu ile ikiye ayrık pembe arkalarını göstere göstere kaçıyorlardı kara gübre yığınları üzerinde de etrafı tavuklarıyla çevrili horoz gözü ateşli ve ibiği öfkeden kıpkırmızı çabucak öfkelenir hâkim feryadını yükseltiyordu

Dorlion Yayınları
Tanrı nın kutluluğu tarlalara yayılıyordu Ufku kapayan ağaçlarla yapılar ardında güneş gözleri yumulmaya zorlayan altın iğnelerini ovanın düzlüğüne batıra batıra iyice kızarmış bir hamursuz çöreği gibi çıkıyordu Dip tarafta dağlarla şehrin kuleleri pembemsi bir renk alıyor gökyüzünde dolaşan küçücük bulutlar kırmızımtırak ipek yumaklar gibi renkleniyorlardı Kanallarla su birikintileri sanki ateşten halkalarla doluydu kulübelerde sabah temizliğinin sesleri süpürge hışırtıları çamaşır şıkırtıları geliyordu kadınlar yanlarında çamaşır sepetleri dere kıyılarında çömeliyorlardı Külrengi tavşanlar çapkın hâlleriyle patikalarda sıçrıyor ve kuyruğun ponponu ile ikiye ayrık pembe arkalarını göstere göstere kaçıyorlardı kara gübre yığınları üzerinde de etrafı tavuklarıyla çevrili horoz gözü ateşli ve ibiği öfkeden kıpkırmızı çabucak öfkelenir hâkim feryadını yükseltiyordu