Klasik Türk Şiirinde Zühd — Kübra Solmaz

Klasik Türk Şiirinde Zühd
Kübra SolmazSonçağ Yayınları
Klasik Türk Şiirinde Zühd
Kübra Solmazİslam ın mistik tarafını vurgulayan ve H III yüzyıldan itibaren müstakil bir ilim olarak varlığından söz ettirmeye başlayan tasavvuf Hakk ın rızasına vasıl olmak isteyen insanın manevî ahlakî ruhî yönünü terbiye ederek onun erginleşip varlığının bilincine hâsıl olmasını sağlayan bir eğitim metodudur Tasavvufta kâmil bir mürşidin yönlendiriciliğinde manevî bir yolculuğa çıkan sâlik seyr ü sülûk denilen eğitim serüveninde türlü makamlardan geçerek Cenâb ı Hakk ın kendisine bahşettiği bireysel tecrübeye dayalı birtakım his ve heyecanlar yaşar Sâlikin çıktığı bu yolda kişisel çabası neticesinde ikâmet ettiği makamlardan biri de en genel tanımıyla kişinin dünyaya ve dünya nimetlerine sırt çevirmesi yani Hak dışındaki hiçbir şeye meyl etmemesi anlamına gelen zühd telakkisidir Emevîlerin dünya iktidar lüks ve eğlence hırsına tepki olarak ortaya çıkan zühd bireyin dinî yaşayışının şekillenmesine tesir edip ona kâinata varlıklara dünyaya ahirete vs karşı nasıl bir tutum sergilemesi gerektiğinin bilincini kazandıran bir anlayıştır İslamiyet çatısı altında gelişen Arap İran ve Türk edebiyatlarının müşterek unsurlarından biri olan zühd kavramı Türk edebiyatında başlangıçta müspet bir anlamda ele alınırken bilhassa İran mutasavvıflarının ve şairlerinin etkisiyle yeni bir anlam sürecine girerek menfî bir mahiyet kazanmıştır Fars şairlerin harâbâtî kavramlara şiir dilinde bazı sembolik anlamlar yüklemesiyle beraber zühd mefhumu zaman içerisinde zahirî yani şeklen icra edilen dinî bir yaşantıyı karşılayacak şekilde ele alınmıştır Fars şiirinin etkisinde gelişen klasik Türk şiirinde de zühd olumlu anlamının yanında genel olarak menfi olumsuz anlamıyla karşımıza çıkmaktadır Bu kitapta zühd kavramının muhtelif din ve inanç sistemleri ile İslam ve tasavvuf bağlamındaki gelişimi ele alınmış zühdün klasik Türk şiirinde nasıl değerlendirildiği üzerinde durulmuştur Osmanlı coğrafyasında yaşamış kırk şairin divanları ile sınırlandırılan çalışmada şairlerin zühde dair bakış açıları zühd ile ilişkili kavramların doğrudan veya dolaylı olarak çeşitli söz ve söz öbekleri ile ilişkilendirilerek müspet ve menfî manada nasıl yorumlandığı ve klasik Türk şiirinde zühdün birtakım sembollerle nasıl somutlaştırıldığı değerlendirilmiştir Ayrıca zühd anlayışını merkeze alan gösterişçi ve dindar bir yaşam şeklini benimseyen zâhid tipinin divanlarda öne çıkan özellikleri tasnif edilerek zâhidin rind tipiyle mukayesesi yapılmıştır

Sonçağ Yayınları
İslam ın mistik tarafını vurgulayan ve H III yüzyıldan itibaren müstakil bir ilim olarak varlığından söz ettirmeye başlayan tasavvuf Hakk ın rızasına vasıl olmak isteyen insanın manevî ahlakî ruhî yönünü terbiye ederek onun erginleşip varlığının bilincine hâsıl olmasını sağlayan bir eğitim metodudur Tasavvufta kâmil bir mürşidin yönlendiriciliğinde manevî bir yolculuğa çıkan sâlik seyr ü sülûk denilen eğitim serüveninde türlü makamlardan geçerek Cenâb ı Hakk ın kendisine bahşettiği bireysel tecrübeye dayalı birtakım his ve heyecanlar yaşar Sâlikin çıktığı bu yolda kişisel çabası neticesinde ikâmet ettiği makamlardan biri de en genel tanımıyla kişinin dünyaya ve dünya nimetlerine sırt çevirmesi yani Hak dışındaki hiçbir şeye meyl etmemesi anlamına gelen zühd telakkisidir Emevîlerin dünya iktidar lüks ve eğlence hırsına tepki olarak ortaya çıkan zühd bireyin dinî yaşayışının şekillenmesine tesir edip ona kâinata varlıklara dünyaya ahirete vs karşı nasıl bir tutum sergilemesi gerektiğinin bilincini kazandıran bir anlayıştır İslamiyet çatısı altında gelişen Arap İran ve Türk edebiyatlarının müşterek unsurlarından biri olan zühd kavramı Türk edebiyatında başlangıçta müspet bir anlamda ele alınırken bilhassa İran mutasavvıflarının ve şairlerinin etkisiyle yeni bir anlam sürecine girerek menfî bir mahiyet kazanmıştır Fars şairlerin harâbâtî kavramlara şiir dilinde bazı sembolik anlamlar yüklemesiyle beraber zühd mefhumu zaman içerisinde zahirî yani şeklen icra edilen dinî bir yaşantıyı karşılayacak şekilde ele alınmıştır Fars şiirinin etkisinde gelişen klasik Türk şiirinde de zühd olumlu anlamının yanında genel olarak menfi olumsuz anlamıyla karşımıza çıkmaktadır Bu kitapta zühd kavramının muhtelif din ve inanç sistemleri ile İslam ve tasavvuf bağlamındaki gelişimi ele alınmış zühdün klasik Türk şiirinde nasıl değerlendirildiği üzerinde durulmuştur Osmanlı coğrafyasında yaşamış kırk şairin divanları ile sınırlandırılan çalışmada şairlerin zühde

Sonçağ -Akademik Kitaplar
İslam ın mistik tarafını vurgulayan ve H III yüzyıldan itibaren müstakil bir ilim olarak varlığından söz ettirmeye başlayan tasavvuf Hakk ın rızasına vasıl olmak isteyen insanın manevî ahlakî ruhî yönünü terbiye ederek onun erginleşip varlığının bilincine hâsıl olmasını sağlayan bir eğitim metodudur Tasavvufta kâmil bir mürşidin yönlendiriciliğinde manevî bir yolculuğa çıkan sâlik seyr ü sülûk denilen eğitim serüveninde türlü makamlardan geçerek Cenâb ı Hakk ın kendisine bahşettiği bireysel tecrübeye dayalı birtakım his ve heyecanlar yaşar Sâlikin çıktığı bu yolda kişisel çabası neticesinde ikâmet ettiği makamlardan biri de en genel tanımıyla kişinin dünyaya ve dünya nimetlerine sırt çevirmesi yani Hak dışındaki hiçbir şeye meyl etmemesi anlamına gelen zühd telakkisidir Emevîlerin dünya iktidar lüks ve eğlence hırsına tepki olarak ortaya çıkan zühd bireyin dinî yaşayışının şekillenmesine tesir edip ona kâinata varlıklara dünyaya ahirete vs karşı nasıl bir tutum sergilemesi gerektiğinin bilincini kazandıran bir anlayıştır İslamiyet çatısı altında gelişen Arap İran ve Türk edebiyatlarının müşterek unsurlarından biri olan zühd kavramı Türk edebiyatında başlangıçta müspet bir anlamda ele alınırken bilhassa İran mutasavvıflarının ve şairlerinin etkisiyle yeni bir anlam sürecine girerek menfî bir mahiyet kazanmıştır Fars şairlerin harâbâtî kavramlara şiir dilinde bazı sembolik anlamlar yüklemesiyle beraber zühd mefhumu zaman içerisinde zahirî yani şeklen icra edilen dinî bir yaşantıyı karşılayacak şekilde ele alınmıştır Fars şiirinin etkisinde gelişen klasik Türk şiirinde de zühd olumlu anlamının yanında genel olarak menfi olumsuz anlamıyla karşımıza çıkmaktadır Bu kitapta zühd kavramının muhtelif din ve inanç sistemleri ile İslam ve tasavvuf bağlamındaki gelişimi ele alınmış zühdün klasik Türk şiirinde nasıl değerlendirildiği üzerinde durulmuştur Osmanlı coğrafyasında yaşamış kırk şairin divanları ile sınırlandırılan çalışmada şairlerin zühde dair bakış açıları zühd ile ilişkili kavramların doğrudan veya dolaylı olarak çeşitli söz ve söz öbekleri ile ilişkilendirilerek müspet ve menfî manada nasıl yorumlandığı ve klasik Türk şiirinde zühdün birtakım sembollerle nasıl somutlaştırıldığı değerlendirilmiştir Ayrıca zühd anlayışını merkeze alan gösterişçi ve dindar bir yaşam şeklini benimseyen zâhid tipinin divanlarda öne çıkan özellikleri tasnif edilerek zâhidin rind tipiyle mukayesesi yapılmıştır img src https s3 eu west 1 amazonaws com dia kitadagitim ckeditor_assets pictures 53 content_1_original_original jpg alt height 15 width 15 font size 1 color white font img

Sonçağ Yayınları
İslam ın mistik tarafını vurgulayan ve H III yüzyıldan itibaren müstakil bir ilim olarak varlığından söz ettirmeye başlayan tasavvuf Hakk ın rızasına vasıl olmak isteyen insanın manevî ahlakî ruhî yönünü terbiye ederek onun erginleşip varlığının bilincine hâsıl olmasını sağlayan bir eğitim metodudur Tasavvufta kâmil bir mürşidin yönlendiriciliğinde manevî bir yolculuğa çıkan sâlik seyr ü sülûk denilen eğitim serüveninde türlü makamlardan geçerek Cenâb ı Hakk ın kendisine bahşettiği bireysel tecrübeye dayalı birtakım his ve heyecanlar yaşar Sâlikin çıktığı bu yolda kişisel çabası neticesinde ikâmet ettiği makamlardan biri de en genel tanımıyla kişinin dünyaya ve dünya nimetlerine sırt çevirmesi yani Hak dışındaki hiçbir şeye meyl etmemesi anlamına gelen zühd telakkisidir Emevîlerin dünya iktidar lüks ve eğlence hırsına tepki olarak ortaya çıkan zühd bireyin dinî yaşayışının şekillenmesine tesir edip ona kâinata varlıklara dünyaya ahirete vs karşı nasıl bir tutum sergilemesi gerektiğinin bilincini kazandıran bir anlayıştır İslamiyet çatısı altında gelişen Arap İran ve Türk edebiyatlarının müşterek unsurlarından biri olan zühd kavramı Türk edebiyatında başlangıçta müspet bir anlamda ele alınırken bilhassa İran mutasavvıflarının ve şairlerinin etkisiyle yeni bir anlam sürecine girerek menfî bir mahiyet kazanmıştır Fars şairlerin harâbâtî kavramlara şiir dilinde bazı sembolik anlamlar yüklemesiyle beraber zühd mefhumu zaman içerisinde zahirî yani şeklen icra edilen dinî bir yaşantıyı karşılayacak şekilde ele alınmıştır Fars şiirinin etkisinde gelişen klasik Türk şiirinde de zühd olumlu anlamının yanında genel olarak menfi olumsuz anlamıyla karşımıza çıkmaktadır Bu kitapta zühd kavramının muhtelif din ve inanç sistemleri ile İslam ve tasavvuf bağlamındaki gelişimi ele alınmış zühdün klasik Türk şiirinde nasıl değerlendirildiği üzerinde durulmuştur Osmanlı coğrafyasında yaşamış kırk şairin divanları ile sınırlandırılan çalışmada şairlerin zühde dair bakış açıları zühd ile ilişkili kavramların doğrudan veya dolaylı olarak çeşitli söz ve söz öbekleri ile ilişkilendirilerek müspet ve menfî manada nasıl yorumlandığı ve klasik Türk şiirinde zühdün birtakım sembollerle nasıl somutlaştırıldığı değerlendirilmiştir Ayrıca zühd anlayışını merkeze alan gösterişçi ve dindar bir yaşam şeklini benimseyen zâhid tipinin divanlarda öne çıkan özellikleri tasnif edilerek zâhidin rind tipiyle mukayesesi yapılmıştır