Kovulmuşların Evi — Ali Ayçil

Kovulmuşların Evi
Ali AyçilTimaş Yayınları
Kovulmuşların Evi
Ali AyçilKoltuğuma yaslanırken şimdi ben bu otobüste yirmi bir numaralı kendimin kâşifiyim diye geçirdim içimden Bilet kesen kadın on iki saat boyunca uzaktaki bir şehre değil de yalnızca uzaktaki kendime seyahat edeceğimi bilmiyor Şu hiçbir yere kaydedilmemiş günlüğün yaprakları aralandıkça bir kez daha kurumuş bir çiçek gibi uyandığım ruhumu insan içine çıkmaya ikna edemediğim sabahları hatırlayacağım Anneme iyi bir oğul olup olamadığımı düşüneceğim sık sık hiç fark etmeden ona nasıl da yabancılaştığımı Küçük bir odada her seferinde suretimi huzuruna çağıran bir aynanın beni defalarca kandırdığını anımsamak asabımı bozacak Bütün o yıllar boyunca kendime ettiğim kötülükler gelecek aklıma sıkça güneş ruhumda kimi arıyordu diye soracağım İyi biliyorum ki bu yalnızca kendime yoğunlaştığım bir yolculuk olmayacak Yol boyunca aradığı sorunun cevabını bulamamış başka başka insanlar da bende bir cevap olup olmadığını anlamak için gelip kapımı çalacak Bazen vazosuna her gün yeni bir çiçek koyan orta yaşlı bir kadın olacak bu misafir bazen bir dilenci bazen bir gardiyan Bazen de insanların kapısını çalan ben olacağım Kimi vakit merakla oturdukları masaya kulak kabartacağım kimi vakit indikleri kıyılarda dalgalarla konuşurken ya da büyük bir felakete arsızca sevinirken yakalayacağım onları Kapısını çaldıklarım arasında her uyandığında kızlarıyla baş başa verip rüyalarını yorumlayan kadınlar da olacak kendini burcunun kaderine teslim edenler de Otobüs şehrin çıkışındaki gişelere yanaşırken bana yirmi bir numaralı koltuğu veren ojelerinin yarısı silinmiş yüzü hayattan şikâyetçi kadın da artık hafızamın bir parçası sayılır diye geçirdim içimden Tozlu kasabaların herkesin ölümünün anons edildiği taşra şehirlerinin ficek atmaya giden kızların ansızın boşalan yağmur yüzünden oraya buraya kaçışanların ilk sayıda batacağını bile bile dergi çıkarmaktan vazgeçmeyen genç edebiyatçıların ve bir yazarın yazgısının hatırlanacağı bu arızalı yolculukta onun da bir payı var Kuşkusuz beni bitkin düşüren bir yolculuk olacak bu aralarında hiçbir insicam bulunmayan bir sürü hatıradan sonra yeniden dünyaya o kovulmuşların evine geri döndüğümde bir kez daha hatırlamak da bir ihanettir diye söyleneceğim

Dergah Yayınları
Bazen tam gün ortasında bir şaşkınlık basıyor beni bunu anlata mam Mesela şehrin ayarını bozuyor cami bahçesinden sokağa sarkan güller tesadüfen talandan kurtulmuş iki arkadaş gibi bakışıp duruyoruz birbirimize Sanki dünyaya gelmeden çok önce hiç hatırlamadığım bir yerde hafızamın kuytuluğuna atılmış bir düğüm çözülüyor bakıştıkça Gök benim o büyük şemsiyem gök bakışlarımdaki hayret yüzünden uzayıp genişliyor kendimi bir yabancı gibi hissediyorum onun altında Belki de ben burada diye geçiriyorum içimden belki de ben burada ilk insanın yere bırakıldığı an unutulmasın diye onun hayretini beklemekle görev lendirilmiş bir nöbetçiyim Yeşermiş ekinlerden yıkılıp kurulan kentlerden ve kopmuş onca takvim yaprağından sonra bile hâlâ şaşırabilir insan Tanıtım Bülteninden

Dergah Yayınları
Bazen tam gün ortasında bir şaşkınlık basıyor beni bunu anlata mam Mesela şehrin ayarını bozuyor cami bahçesinden sokağa sarkan güller tesadüfen talandan kurtulmuş iki arkadaş gibi bakışıp duruyoruz birbirimize Sanki dünyaya gelmeden çok önce hiç hatırlamadığım bir yerde hafızamın kuytuluğuna atılmış bir düğüm çözülüyor bakıştıkça Gök benim o büyük şemsiyem gök bakışlarımdaki hayret yüzünden uzayıp genişliyor kendimi bir yabancı gibi hissediyorum onun altında Belki de ben burada diye geçiriyorum içimden belki de ben burada ilk insanın yere bırakıldığı an unutulmasın diye onun hayretini beklemekle görev lendirilmiş bir nöbetçiyim Yeşermiş ekinlerden yıkılıp kurulan kentlerden ve kopmuş onca takvim yaprağından sonra bile hâlâ şaşırabilir insan

Dergah Yayınları
Bazen tam gün ortasında bir şaşkınlık basıyor beni bunu anlata mam Mesela şehrin ayarını bozuyor cami bahçesinden sokağa sarkan güller tesadüfen talandan kurtulmuş iki arkadaş gibi bakışıp duruyoruz birbirimize Sanki dünyaya gelmeden çok önce hiç hatırlamadığım bir yerde hafızamın kuytuluğuna atılmış bir düğüm çözülüyor bakıştıkça Gök benim o büyük şemsiyem gök bakışlarımdaki hayret yüzünden uzayıp genişliyor kendimi bir yabancı gibi hissediyorum onun altında Belki de ben burada diye geçiriyorum içimden belki de ben burada ilk insanın yere bırakıldığı an unutulmasın diye onun hayretini beklemekle görev lendirilmiş bir nöbetçiyim Yeşermiş ekinlerden yıkılıp kurulan kentlerden ve kopmuş onca takvim yaprağından sonra bile hâlâ şaşırabilir insan

Dergah Yayınları
Bazen tam gün ortasında bir şaşkınlık basıyor beni bunu anlata mam Mesela şehrin ayarını bozuyor cami bahçesinden sokağa sarkan güller tesadüfen talandan kurtulmuş iki arkadaş gibi bakışıp duruyoruz birbirimize Sanki dünyaya gelmeden çok önce hiç hatırlamadığım bir yerde hafızamın kuytuluğuna atılmış bir düğüm çözülüyor bakıştıkça Gök benim o büyük şemsiyem gök bakışlarımdaki hayret yüzünden uzayıp genişliyor kendimi bir yabancı gibi hissediyorum onun altında Belki de ben burada diye geçiriyorum içimden belki de ben burada ilk insanın yere bırakıldığı an unutulmasın diye onun hayretini beklemekle görev lendirilmiş bir nöbetçiyim Yeşermiş ekinlerden yıkılıp kurulan kentlerden ve kopmuş onca takvim yaprağından sonra bile hâlâ şaşırabilir insan

Dergah Yayınları
Bazen tam gün ortasında bir şaşkınlık basıyor beni bunu anlata mam Mesela şehrin ayarını bozuyor cami bahçesinden sokağa sarkan güller tesadüfen talandan kurtulmuş iki arkadaş gibi bakışıp duruyoruz birbirimize Sanki dünyaya gelmeden çok önce hiç hatırlamadığım bir yerde hafızamın kuytuluğuna atılmış bir düğüm çözülüyor bakıştıkça Gök benim o büyük şemsiyem gök bakışlarımdaki hayret yüzünden uzayıp genişliyor kendimi bir yabancı gibi hissediyorum onun altında Belki de ben burada diye geçiriyorum içimden belki de ben burada ilk insanın yere bırakıldığı an unutulmasın diye onun hayretini beklemekle görev lendirilmiş bir nöbetçiyim Yeşermiş ekinlerden yıkılıp kurulan kentlerden ve kopmuş onca takvim yaprağından sonra bile hâlâ şaşırabilir insan

Dergah Yayınları
Bazen tam gün ortasında bir şaşkınlık basıyor beni bunu anlata mam Mesela şehrin ayarını bozuyor cami bahçesinden sokağa sarkan güller tesadüfen talandan kurtulmuş iki arkadaş gibi bakışıp duruyoruz birbirimize Sanki dünyaya gelmeden çok önce hiç hatırlamadığım bir yerde hafızamın kuytuluğuna atılmış bir düğüm çözülüyor bakıştıkça Gök benim o büyük şemsiyem gök bakışlarımdaki hayret yüzünden uzayıp genişliyor kendimi bir yabancı gibi hissediyorum onun altında Belki de ben burada diye geçiriyorum içimden belki de ben burada ilk insanın yere bırakıldığı an unutulmasın diye onun hayretini beklemekle görev lendirilmiş bir nöbetçiyim Yeşermiş ekinlerden yıkılıp kurulan kentlerden ve kopmuş onca takvim yaprağından sonra bile hâlâ şaşırabilir insan

Dergah
Bazen tam gün ortasında bir şaşkınlık basıyor beni bunu anlatamam Mesela şehrin ayarını bozuyor cami bahçesinden sokağa sarkan güller tesadüfen talandan kurtulmuş iki arkadaş gibi bakışıp duruyoruz birbirimize Sanki dünyaya gelmeden çok önce hiç hatırlamadığım bir yerde hafızamın kuytuluğuna atılmış bir düğüm çözülüyor bakıştıkça Gök benim o büyük şemsiyem gök bakışlarımdaki hayret yüzünden uzayıp genişliyor kendimi bir yabancı gibi hissediyorum onun altında Belki de ben burada diye geçiriyorum içimden belki de ben burada ilk insanın yere bırakıldığı an unutulmasın diye onun hayretini beklemekle görevlendirilmiş bir nöbetçiyim Yeşermiş ekinlerden yıkılıp kurulan kentlerden ve kopmuş onca takvim yaprağından sonra bile hâlâ şaşırabilir insan