Kral Davud un Yıldızı 2 — Şevki Özbilen

Kral Davud un Yıldızı 2
Şevki ÖzbilenErgenekon
Kral Davud un Yıldızı 2
Şevki ÖzbilenYazın şakır şakır çatlayan toprak Sonbaharın ilk yağmurlarıyla birlikte kabarır nefes almaya başlar Mis gibi geniz yakıcı bir toprak kokusu sarar ortalığı Bir başka kokar toprak bu mevsimde Çukurova bir başka kokar Tazecik ışıl ışıl insanı saran başını döndüren tariflenemez bir kokudur bu Bu yöredeki toprağın kokusu başka hiç bir yerdeki toprağın kokusuna benzemez Çukurova bir başka kokar Eline yüzüne üstüne başına siner insanın İnsan bile toprak kokar Çukurovada Portakal çiçeği kokar kekik kokar Bu koku bir başka kokudur Çukurova ya has bir kokudur Ben bu topraklarda doğdum Bu toprakların bağrında soludum en temiz en içten havayı bu topraklarda sevdim İçimde şuramda bir yerde derin eşi bulunmaz bir sevgi yaşar bu topraklara karşı İlk aşkı ilk sevdayı bu topraklarda yaşadım İlk acıyı ilk mutluluğu bu topraklarda tattım İlk burada açtım gönlümü sevginin yüce kollarına ilk burada güldüm İlk kez burada burkuldu yüreğim Burada kırıldım İlk burada sevdim sevdiğimi ilk burada özledim Özlemlerin söndürülemeyen ateşlerinde ilk burada yandım İlk burada umut koydum yüreğime yine ilk burada umutsuzluğa kapıldım Ben bu topraklarda doğdum Bu topraklara karşı içimde iflah etmez bir sevgi yaşar Ben bu toprakların aşığıyım

Ergenekon
Değirmenin arka tarafındaki tesbih ağacının altında oturuyorlardı Hava iyiden iyiye serinlemişti Sonbaharın gri bulutları gökyüzünde gezinmeye başlarken ortalıkta sarıdan turuncuya kırmızıya bakır rengine dönmüş bir toprak kokusu vardı Ovanın ortasında dolanan rüzgarlara kapılan çakır dikenleri çeti dikenleri oradan oraya savrulup duruyordu Inceden bir toz bulutu küçük bir hortum gibi yükselmiş ejderhayı andıran heybetiyle Güneyden Kuzeye doğru giderek direkleniyordu Kuş cıvıltıları doldurmuştu koyakları Ötelerden tepelerdeki çalı kümelerinin altında karnını doyurmaya çalışan kekliklerin sesi geliyordu bir yükselip bir alçalarak Irmağın suyu azalmış değirmenin şakırtıları hafiflemişti Hep böyle olur Yaz sonuna doğru ırmakları besleyen kaynak kar suları azalınca ırmaklardaki su seviyesi de düşer Kışın ve İlk baharda yatağına sığmayan taşan ırmaklar Sonbaharda neredeyse kuruyacak seviyelere kadar düşer Daha bir dingin kıyılarını zorlamadan sakince akmaya başlar Ağustos böceklerinin inanılmaz gürültüsünde iner kalkar ortalık Dere kenarlarında kuruyup kalmış hıltanların mor çiçekli kangalların kevenlerin hışırtısı rüzgarda savrulur durur gece gündüz

Ergenekon
Değirmenin arka tarafındaki tesbih ağacının altında oturuyorlardı Hava iyiden iyiye serinlemişti Sonbaharın gri bulutları gökyüzünde gezinmeye başlarken ortalıkta sarıdan turuncuya kırmızıya bakır rengine dönmüş bir toprak kokusu vardı Ovanın ortasında dolanan rüzgarlara kapılan çakır dikenleri çeti dikenleri oradan oraya savrulup duruyordu Inceden bir toz bulutu küçük bir hortum gibi yükselmiş ejderhayı andıran heybetiyle Güneyden Kuzeye doğru giderek direkleniyordu Kuş cıvıltıları doldurmuştu koyakları Ötelerden tepelerdeki çalı kümelerinin altında karnını doyurmaya çalışan kekliklerin sesi geliyordu bir yükselip bir alçalarak Irmağın suyu azalmış değirmenin şakırtıları hafiflemişti Hep böyle olur Yaz sonuna doğru ırmakları besleyen kaynak kar suları azalınca ırmaklardaki su seviyesi de düşer Kışın ve İlk baharda yatağına sığmayan taşan ırmaklar Sonbaharda neredeyse kuruyacak seviyelere kadar düşer Daha bir dingin kıyılarını zorlamadan sakince akmaya başlar Ağustos böceklerinin inanılmaz gürültüsünde iner kalkar ortalık Dere kenarlarında kuruyup kalmış hıltanların mor çiçekli kangalların kevenlerin hışırtısı rüzgarda savrulur durur gece gündüz

Ergenekon
Değirmenin arka tarafındaki tesbih ağacının altında oturuyorlardı Hava iyiden iyiye serinlemişti Sonbaharın gri bulutları gökyüzünde gezinmeye başlarken ortalıkta sarıdan turuncuya kırmızıya bakır rengine dönmüş bir toprak kokusu vardı Ovanın ortasında dolanan rüzgarlara kapılan çakır dikenleri çeti dikenleri oradan oraya savrulup duruyordu Inceden bir toz bulutu küçük bir hortum gibi yükselmiş ejderhayı andıran heybetiyle Güneyden Kuzeye doğru giderek direkleniyordu Kuş cıvıltıları doldurmuştu koyakları Ötelerden tepelerdeki çalı kümelerinin altında karnını doyurmaya çalışan kekliklerin sesi geliyordu bir yükselip bir alçalarak Irmağın suyu azalmış değirmenin şakırtıları hafiflemişti Hep böyle olur Yaz sonuna doğru ırmakları besleyen kaynak kar suları azalınca ırmaklardaki su seviyesi de düşer Kışın ve İlk baharda yatağına sığmayan taşan ırmaklar Sonbaharda neredeyse kuruyacak seviyelere kadar düşer Daha bir dingin kıyılarını zorlamadan sakince akmaya başlar Ağustos böceklerinin inanılmaz gürültüsünde iner kalkar ortalık Dere kenarlarında kuruyup kalmış hıltanların mor çiçekli kangalların kevenlerin hışırtısı rüzgarda savrulur durur gece gündüz

Ergenekon
Yazın şakır şakır çatlayan toprak Sonbaharın ilk yağmurlarıyla birlikte kabarır nefes almaya başlar Mis gibi geniz yakıcı bir toprak kokusu sarar ortalığı Bir başka kokar toprak bu mevsimde Çukurova bir başka kokar Tazecik ışıl ışıl insanı saran başını döndüren tariflenemez bir kokudur bu Bu yöredeki toprağın kokusu başka hiç bir yerdeki toprağın kokusuna benzemez Çukurova bir başka kokar Eline yüzüne üstüne başına siner insanın İnsan bile toprak kokar Çukurovada Portakal çiçeği kokar kekik kokar Bu koku bir başka kokudur Çukurova ya has bir kokudur Ben bu topraklarda doğdum Bu toprakların bağrında soludum en temiz en içten havayı bu topraklarda sevdim İçimde şuramda bir yerde derin eşi bulunmaz bir sevgi yaşar bu topraklara karşı İlk aşkı ilk sevdayı bu topraklarda yaşadım İlk acıyı ilk mutluluğu bu topraklarda tattım İlk burada açtım gönlümü sevginin yüce kollarına ilk burada güldüm İlk kez burada burkuldu yüreğim Burada kırıldım İlk burada sevdim sevdiğimi ilk burada özledim Özlemlerin söndürülemeyen ateşlerinde ilk burada yandım İlk burada umut koydum yüreğime yine ilk burada umutsuzluğa kapıldım Ben bu topraklarda doğdum Bu topraklara karşı içimde iflah etmez bir sevgi yaşar Ben bu toprakların aşığıyım

Ergenekon
Değirmenin arka tarafındaki tesbih ağacının altında oturuyorlardı Hava iyiden iyiye serinlemişti Sonbaharın gri bulutları gökyüzünde gezinmeye başlarken ortalıkta sarıdan turuncuya kırmızıya bakır rengine dönmüş bir toprak kokusu vardı Ovanın ortasında dolanan rüzgarlara kapılan çakır dikenleri çeti dikenleri oradan oraya savrulup duruyordu Inceden bir toz bulutu küçük bir hortum gibi yükselmiş ejderhayı andıran heybetiyle Güneyden Kuzeye doğru giderek direkleniyordu Kuş cıvıltıları doldurmuştu koyakları Ötelerden tepelerdeki çalı kümelerinin altında karnını doyurmaya çalışan kekliklerin sesi geliyordu bir yükselip bir alçalarak Irmağın suyu azalmış değirmenin şakırtıları hafiflemişti Hep böyle olur Yaz sonuna doğru ırmakları besleyen kaynak kar suları azalınca ırmaklardaki su seviyesi de düşer Kışın ve İlk baharda yatağına sığmayan taşan ırmaklar Sonbaharda neredeyse kuruyacak seviyelere kadar düşer Daha bir dingin kıyılarını zorlamadan sakince akmaya başlar Ağustos böceklerinin inanılmaz gürültüsünde iner kalkar ortalık Dere kenarlarında kuruyup kalmış hıltanların mor çiçekli kangalların kevenlerin hışırtısı rüzgarda savrulur durur gece gündüz Yayınevi Ergenekon Yazar Şevki Özbilen Sayfa 480 Sayfa Kağıt 2 Hamur Boyut 14 00x21 00 cm Basım Yılı Temmuz 2020 Barkod 9786057687678 Kategori Edebiyat Kitapları Tarihsel Romanlar

Ergenekon
Yazın şakır şakır çatlayan toprak Sonbaharın ilk yağmurlarıyla birlikte kabarır nefes almaya başlar Mis gibi geniz yakıcı bir toprak kokusu sarar ortalığı Bir başka kokar toprak bu mevsimde Çukurova bir başka kokar Tazecik ışıl ışıl insanı saran başını döndüren tariflenemez bir kokudur bu Bu yöredeki toprağın kokusu başka hiç bir yerdeki toprağın kokusuna benzemez Çukurova bir başka kokar Eline yüzüne üstüne başına siner insanın İnsan bile toprak kokar Çukurovada Portakal çiçeği kokar kekik kokar Bu koku bir başka kokudur Çukurova ya has bir kokudur Ben bu topraklarda doğdum Bu toprakların bağrında soludum en temiz en içten havayı bu topraklarda sevdim İçimde şuramda bir yerde derin eşi bulunmaz bir sevgi yaşar bu topraklara karşı İlk aşkı ilk sevdayı bu topraklarda yaşadım İlk acıyı ilk mutluluğu bu topraklarda tattım İlk burada açtım gönlümü sevginin yüce kollarına ilk burada güldüm İlk kez burada burkuldu yüreğim Burada kırıldım İlk burada sevdim sevdiğimi ilk burada özledim Özlemlerin söndürülemeyen ateşlerinde ilk burada yandım İlk burada umut koydum yüreğime yine ilk burada umutsuzluğa kapıldım Ben bu topraklarda doğdum Bu topraklara karşı içimde iflah etmez bir sevgi yaşar Ben bu toprakların aşığıyım Yayınevi Ergenekon Yazar Şevki Özbilen Sayfa 422 Sayfa Kağıt 2 Hamur Boyut 14 00x21 00 cm Basım Yılı Temmuz 2020 Barkod 9786057687661 Kategori Edebiyat Kitapları Tarihsel Romanlar

Ergenekon Yayınları

Ergenekon Yayınları

Ergenekon Yayınevi
Yazın şakır şakır çatlayan toprak Sonbaharın ilk yağmurlarıyla birlikte kabarır nefes almaya başlar Mis gibi geniz yakıcı bir toprak kokusu sarar ortalığı Bir başka kokar toprak bu mevsimde Çukurova bir başka kokar Tazecik ışıl ışıl insanı saran başını döndüren tariflenemez bir kokudur bu Bu yöredeki toprağın kokusu başka hiç bir yerdeki toprağın kokusuna benzemez Çukurova bir başka kokar Eline yüzüne üstüne başına siner insanın İnsan bile toprak kokar Çukurovada Portakal çiçeği kokar kekik kokar Bu koku bir başka kokudur Çukurova ya has bir kokudur Ben bu topraklarda doğdum Bu toprakların bağrında soludum en temiz en içten havayı bu topraklarda sevdim İçimde şuramda bir yerde derin eşi bulunmaz bir sevgi yaşar bu topraklara karşı İlk aşkı ilk sevdayı bu topraklarda yaşadım İlk acıyı ilk mutluluğu bu topraklarda tattım İlk burada açtım gönlümü sevginin yüce kollarına ilk burada güldüm İlk kez burada burkuldu yüreğim Burada kırıldım İlk burada sevdim sevdiğimi ilk burada özledim Özlemlerin söndürülemeyen ateşlerinde ilk burada yandım İlk burada umut koydum yüreğime yine ilk burada umutsuzluğa kapıldım Ben bu topraklarda doğdum Bu topraklara karşı içimde iflah etmez bir sevgi yaşar Ben bu toprakların aşığıyım

Ergenekon Yayınevi
Değirmenin arka tarafındaki tesbih ağacının altında oturuyorlardı Hava iyiden iyiye serinlemişti Sonbaharın gri bulutları gökyüzünde gezinmeye başlarken ortalıkta sarıdan turuncuya kırmızıya bakır rengine dönmüş bir toprak kokusu vardı Ovanın ortasında dolanan rüzgarlara kapılan çakır dikenleri çeti dikenleri oradan oraya savrulup duruyordu Inceden bir toz bulutu küçük bir hortum gibi yükselmiş ejderhayı andıran heybetiyle Güneyden Kuzeye doğru giderek direkleniyordu Kuş cıvıltıları doldurmuştu koyakları Ötelerden tepelerdeki çalı kümelerinin altında karnını doyurmaya çalışan kekliklerin sesi geliyordu bir yükselip bir alçalarak Irmağın suyu azalmış değirmenin şakırtıları hafiflemişti Hep böyle olur Yaz sonuna doğru ırmakları besleyen kaynak kar suları azalınca ırmaklardaki su seviyesi de düşer Kışın ve İlk baharda yatağına sığmayan taşan ırmaklar Sonbaharda neredeyse kuruyacak seviyelere kadar düşer Daha bir dingin kıyılarını zorlamadan sakince akmaya başlar Ağustos böceklerinin inanılmaz gürültüsünde iner kalkar ortalık Dere kenarlarında kuruyup kalmış hıltanların mor çiçekli kangalların kevenlerin hışırtısı rüzgarda savrulur durur gece gündüz