Kur an ı Kerim ve Türkçe Tercümesi — Kolektif

Kur an ı Kerim ve Türkçe Tercümesi
Kolektif
H Yayınları
Kur an ı Kerim ve Türkçe Tercümesi
Kolektif
Bismillâhirrahmânirrahîm Cenâb ı Hakk a hamd ve Resûlüne salât ü selâmdan sonra Kur ân ı Kerîm in Türkçe ye tercümesine dair çalışmalar miladî 900 lü 1000 li yıllarda başlamaktadır Osmanlı da da henüz kuruluş döneminden itibaren tercüme faaliyetlerinin olduğu bilinmektedir Ne var ki Cumhuriyet dönemiyle birlikte Kur an ın tercümesi yerine meali yani ayette kastedilen manânın Türkçe ye aktarımı özellikle 1930 lardan günümüze kadar daha çok rağbet görmüş tercümeye fazla iltifat edilmemiştir Bunun sebebi ise 1950 li yıllara kadar süren 1960 larda ve son dönemde 28 Şubat sürecinde çok sönük ve çok kısa süreli de olsa tekrar kamuoyu gündemine getirilen birtakım olumsuz konjonktürel şartlar daha doğrusu ibadetin Türkçeleştirilmesi meselesi ibadetlerde Arapça asıl metin yerine Türkçe tercümenin kullanılması endişesidir Bilindiği üzere Cumhuriyet in ilk yıllarında Kur ân ın tercümesi işi resmî bir görev olarak Mehmet Akif Ersoy a tevdî edilmiştir Akif tercümesine devam ederken ibadetin Türkçeleştirilmesi meselesi ortaya çıkmış ve bu mesele Akif i son derece rahatsız etmiştir İbadetlerde ve özellikle namazda sûrelerin âyetlerin Arapça asıllarının yerine kendi yapacağı tercümenin okunmasından endişe eden millî şair tercümesini devlete vermekten imtinâ etmiş ve kuvvetle muhtemel sonraki hayatının büyük kısmını vatan hasreti pahasına da olsa sırf kendi tercümesinin ibadette kullanılacağı endişesiyle yurt dışında geçirmiştir İşte o yıllarda ve daha sonraki yıllarda Akif in taşıdığı bu endişeyi Kur ân ın Türkçe ye çevirisi ile ilgilenen herkes taşımış ve bu zevât çevirilerinin ibadette kullanılmasına fırsat vermemek için Kur ân ın tercümesi yani Arapça daki anlamının doğrudan Türkçe ye aktarılması yerine küçük çaplı tefsir diyebileceğimiz bir üslupla başka bir ifadeyle ayetin ne söylediğini değil de birtakım parantez içi veya paranteze almaya ihtiyaç duymadan doğrudan ilave kelimelerle ve ayetin aslında olmayan kelimeleri ilave etmek suretiyle bir meâl geleneği oluşturmuşlar ve yaptıkları çalışmalara hep meâl demişlerdir Zira meâl âyetin vermek istediği mesajı ve manâyı diğer dile Türkçe ye rahat bir şekilde aktarmak iken tercüme âyetin Arapça sını doğrudan doğruya farklı tekniklerle de olsa diğer dile Türkçe ye aktarmaktır ve bu noktada meâl ile tercüme arasında ciddi bir fark vardır Tercüme meâl olmadığı gibi meâl de hiçbir zaman tercümenin yerini tutmaz Fakat burada şu noktaya da işaret etmek gerekir Türkçe deki meâllerin büyük çoğunluğu mahiyeti itibariyle tercümedir ve günlük hayatta meâl kelimesi tercüme ile aynı anlamda kullanılmaktadır Aslında tarihin önceki dönemlerinde örneğine pek rastlanmayan bu meâl tarzı çalışmalar bir yandan da bu işle uğraşanların işini kolaylaştırmıştır Çünkü tercüme hele ki ilâhî kelâmın Kur ân ı Kerîm in tercümesi bir yönüyle imkânsız iken diğer yönüyle gerçekten de çok zor çok ağır çok meşakkatli ve bir o kadar da riskli bir iştir Hâl böyle olunca tercüme âyet şunu diyor yerine meâl bence âyet şunu demek istiyor çünkü meâl kelimesi tevil anlam ve yorum anlamına gelir demek 1930 lu ve 40 lı yıllar için içinde bulunulan krizden kolay bir çıkış yolu sağladığı gibi diğer taraftan çeviri hususunda da işleri oldukça kolaylaştırmıştır Çünkü meâl yani bana göre âyet şunu demek istiyor dediğinizde çevirinizde yanılmanız eksik bırakmanız veya asılda olmayan ilâvelerde bulunmanızdan dolayı bana göre dediğiniz için kimse sizde kusur bulamayacaktır İşte bu sebepledir ki 1950 lerde devlet ibadetin Türkçel

H Yayınları
Bismillâhirrahmânirrahîm Cenâb ı Hakk a hamd ve Resûlüne salât ü selâmdan sonra Kur ân ı Kerîm in Türkçe ye tercümesine dair çalışmalar miladî 900 lü 1000 li yıllarda başlamaktadır Osmanlı da da henüz kuruluş döneminden itibaren tercüme faaliyetlerinin olduğu bilinmektedir Ne var ki Cumhuriyet dönemiyle birlikte Kur an ın tercümesi yerine meali yani ayette kastedilen manânın Türkçe ye aktarımı özellikle 1930 lardan günümüze kadar daha çok rağbet görmüş tercümeye fazla iltifat edilmemiştir Bunun sebebi ise 1950 li yıllara kadar süren 1960 larda ve son dönemde 28 Şubat sürecinde çok sönük ve çok kısa süreli de olsa tekrar kamuoyu gündemine getirilen birtakım olumsuz konjonktürel şartlar daha doğrusu ibadetin Türkçeleştirilmesi meselesi ibadetlerde Arapça asıl metin yerine Türkçe tercümenin kullanılması endişesidir Bilindiği üzere Cumhuriyet in ilk yıllarında Kur ân ın tercümesi işi resmî bir görev olarak Mehmet Akif Ersoy a tevdî edilmiştir Akif tercümesine devam ederken ibadetin Türkçeleştirilmesi meselesi ortaya çıkmış ve bu mesele Akif i son derece rahatsız etmiştir İbadetlerde ve özellikle namazda sûrelerin âyetlerin Arapça asıllarının yerine kendi yapacağı tercümenin okunmasından endişe eden millî şair tercümesini devlete vermekten imtinâ etmiş ve kuvvetle muhtemel sonraki hayatının büyük kısmını vatan hasreti pahasına da olsa sırf kendi tercümesinin ibadette kullanılacağı endişesiyle yurt dışında geçirmiştir İşte o yıllarda ve daha sonraki yıllarda Akif in taşıdığı bu endişeyi Kur ân ın Türkçe ye çevirisi ile ilgilenen herkes taşımış ve bu zevât çevirilerinin ibadette kullanılmasına fırsat vermemek için Kur ân ın tercümesi yani Arapça daki anlamının doğrudan Türkçe ye aktarılması yerine küçük çaplı tefsir diyebileceğimiz bir üslupla başka bir ifadeyle ayetin ne söylediğini değil de birtakım parantez içi veya paranteze almaya ihtiyaç duymadan doğrudan ilave kelimelerle ve ayetin aslında olmayan kelimeleri ilave etmek suretiyle bir meâl geleneği oluşturmuşlar ve yaptıkları çalışmalara hep meâl demişlerdir Zira meâl âyetin vermek istediği mesajı ve manâyı diğer dile Türkçe ye rahat bir şekilde aktarmak iken tercüme âyetin Arapça sını doğrudan doğruya farklı tekniklerle de olsa diğer dile Türkçe ye aktarmaktır ve bu noktada meâl ile tercüme arasında ciddi bir fark vardır Tercüme meâl olmadığı gibi meâl de hiçbir zaman tercümenin yerini tutmaz Fakat burada şu noktaya da işaret etmek gerekir Türkçe deki meâllerin büyük çoğunluğu mahiyeti itibariyle tercümedir ve günlük hayatta meâl kelimesi tercüme ile aynı anlamda kullanılmaktadır Aslında tarihin önceki dönemlerinde örneğine pek rastlanmayan bu meâl tarzı çalışmalar bir yandan da bu işle uğraşanların işini kolaylaştırmıştır Çünkü tercüme hele ki ilâhî kelâmın Kur ân ı Kerîm in tercümesi bir yönüyle imkânsız iken diğer yönüyle gerçekten de çok zor çok ağır çok meşakkatli ve bir o kadar da riskli bir iştir Hâl böyle olunca tercüme âyet şunu diyor yerine meâl bence âyet şunu demek istiyor çünkü meâl kelimesi tevil anlam ve yorum anlamına gelir demek 1930 lu ve 40 lı yıllar için içinde bulunulan krizden kolay bir çıkış yolu sağladığı gibi diğer taraftan çeviri hususunda da işleri oldukça kolaylaştırmıştır Çünkü meâl yani bana göre âyet şunu demek istiyor dediğinizde çevirinizde yanılmanız eksik bırakmanız veya asılda olmayan ilâvelerde bulunmanızdan dolayı bana göre dediğiniz için kimse sizde kusur bulamayacaktır İşte bu sebepledir ki 1950 lerde devlet ibadetin Türkçeleştirilmesi projesinden vazgeçtiği halde yani Hasan Basri Çantay ların Ömer Nasuhi Bilmen lerin Kur ân meâlleri açısından içinde bulundukları olumsuz konjonktürel şartlar ortadan kalktıktan onlarca yıl sonra bile hatta günümüzde dahi Kur an ın meâlen çevirisine devam edilmektedir Bunun bir başka sebebi de meâl yapan kişinin kendi dinî fikirlerini ve anlayışını ve meâlin ilâhî kelamın meâlini okuyan kişinin çeviriden doğabilecek

H Yayınları
Bismillâhirrahmânirrahîm Cenâb ı Hakk a hamd ve Resûlüne salât ü selâmdan sonra Kur ân ı Kerîm in Türkçe ye tercümesine dair çalışmalar miladî 900 lü 1000 li yıllarda başlamaktadır Osmanlı da da henüz kuruluş döneminden itibaren tercüme faaliyetlerinin olduğu bilinmektedir Ne var ki Cumhuriyet dönemiyle birlikte Kur an ın tercümesi yerine meali yani ayette kastedilen manânın Türkçe ye aktarımı özellikle 1930 lardan günümüze kadar daha çok rağbet görmüş tercümeye fazla iltifat edilmemiştir Bunun sebebi ise 1950 li yıllara kadar süren 1960 larda ve son dönemde 28 Şubat sürecinde çok sönük ve çok kısa süreli de olsa tekrar kamuoyu gündemine getirilen birtakım olumsuz konjonktürel şartlar daha doğrusu ibadetin Türkçeleştirilmesi meselesi ibadetlerde Arapça asıl metin yerine Türkçe tercümenin kullanılması endişesidir Bilindiği üzere Cumhuriyet in ilk yıllarında Kur ân ın tercümesi işi resmî bir görev olarak Mehmet Akif Ersoy a tevdî edilmiştir Akif tercümesine devam ederken ibadetin Türkçeleştirilmesi meselesi ortaya çıkmış ve bu mesele Akif i son derece rahatsız etmiştir İbadetlerde ve özellikle namazda sûrelerin âyetlerin Arapça asıllarının yerine kendi yapacağı tercümenin okunmasından endişe eden millî şair tercümesini devlete vermekten imtinâ etmiş ve kuvvetle muhtemel sonraki hayatının büyük kısmını vatan hasreti pahasına da olsa sırf kendi tercümesinin ibadette kullanılacağı endişesiyle yurt dışında geçirmiştir İşte o yıllarda ve daha sonraki yıllarda Akif in taşıdığı bu endişeyi Kur ân ın Türkçe ye çevirisi ile ilgilenen herkes taşımış ve bu zevât çevirilerinin ibadette kullanılmasına fırsat vermemek için Kur ân ın tercümesi yani Arapça daki anlamının doğrudan Türkçe ye aktarılması yerine küçük çaplı tefsir diyebileceğimiz bir üslupla başka bir ifadeyle ayetin ne söylediğini değil de birtakım parantez içi veya paranteze almaya ihtiyaç duymadan doğrudan ilave kelimelerle ve ayetin aslında olmayan kelimeleri ilave etmek suretiyle bir m

H Yayınları
çev. Sofuoğlu, Hayrettin Hayrullah, Gürer, Dilaver
Bismillâhirrahmânirrahîm Cenâb ı Hakk a hamd ve Resûlüne salât ü selâmdan sonra Kur ân ı Kerîm in Türkçe ye tercümesine dair çalışmalar miladî 900 lü 1000 li yıllarda başlamaktadır Osmanlı da da henüz kuruluş döneminden itibaren tercüme faaliyetlerinin olduğu bilinmektedir Ne var ki Cumhuriyet dönemiyle birlikte Kur an ın tercümesi yerine meali yani ayette kastedilen manânın Türkçe ye aktarımı özellikle 1930 lardan günümüze kadar daha çok rağbet görmüş tercümeye fazla iltifat edilmemiştir Bunun sebebi ise 1950 li yıllara kadar süren 1960 larda ve son dönemde 28 Şubat sürecinde çok sönük ve çok kısa süreli de olsa tekrar kamuoyu gündemine getirilen birtakım olumsuz konjonktürel şartlar daha doğrusu ibadetin Türkçeleştirilmesi meselesi ibadetlerde Arapça asıl metin yerine Türkçe tercümenin kullanılması endişesidir Bilindiği üzere Cumhuriyet in ilk yıllarında Kur ân ın tercümesi işi resmî bir görev olarak Mehmet Akif Ersoy a tevdî edilmiştir Akif tercümesine devam ederken ibadetin Türkçeleştirilmesi meselesi ortaya çıkmış ve bu mesele Akif i son derece rahatsız etmiştir İbadetlerde ve özellikle namazda sûrelerin âyetlerin Arapça asıllarının yerine kendi yapacağı tercümenin okunmasından endişe eden millî şair tercümesini devlete vermekten imtinâ etmiş ve kuvvetle muhtemel sonraki hayatının büyük kısmını vatan hasreti pahasına da olsa sırf kendi tercümesinin ibadette kullanılacağı endişesiyle yurt dışında geçirmiştir İşte o yıllarda ve daha sonraki yıllarda Akif in taşıdığı bu endişeyi Kur ân ın Türkçe ye çevirisi ile ilgilenen herkes taşımış ve bu zevât çevirilerinin ibadette kullanılmasına fırsat vermemek için Kur ân ın tercümesi yani Arapça daki anlamının doğrudan Türkçe ye aktarılması yerine küçük çaplı tefsir diyebileceğimiz bir üslupla başka bir ifadeyle ayetin ne söylediğini değil de birtakım parantez içi veya paranteze almaya ihtiyaç duymadan doğrudan ilave kelimelerle ve ayetin aslında olmayan kelimeleri ilave etmek suretiyle bir meâl geleneği oluşturmuşlar ve yaptıkları çalışmalara hep meâl demişlerdir Zira meâl âyetin vermek istediği mesajı ve manâyı diğer dile Türkçe ye rahat bir şekilde aktarmak iken tercüme âyetin Arapça sını doğrudan doğruya farklı tekniklerle de olsa diğer dile Türkçe ye aktarmaktır ve bu noktada meâl ile tercüme arasında ciddi bir fark vardır Tercüme meâl olmadığı gibi meâl de hiçbir zaman tercümenin yerini tutmaz Fakat burada şu noktaya da işaret etmek gerekir Türkçe deki meâllerin büyük çoğunluğu mahiyeti itibariyle tercümedir ve günlük hayatta meâl kelimesi tercüme ile aynı anlamda kullanılmaktadır Aslında tarihin önceki dönemlerinde örneğine pek rastlanmayan bu meâl tarzı çalışmalar bir yandan da bu işle uğraşanların işini kolaylaştırmıştır Çünkü tercüme hele ki ilâhî kelâmın Kur ân ı Kerîm in tercümesi bir yönüyle imkânsız iken diğer yönüyle gerçekten de çok zor çok ağır çok meşakkatli ve bir o kadar da riskli bir iştir Hâl böyle olunca tercüme âyet şunu diyor yerine meâl bence âyet şunu demek istiyor çünkü meâl kelimesi tevil anlam ve yorum anlamına gelir demek 1930 lu ve 40 lı yıllar için içinde bulunulan krizden kolay bir çıkış yolu sağladığı gibi diğer taraftan çeviri hususunda da işleri oldukça kolaylaştırmıştır Çünkü meâl yani bana göre âyet şunu demek istiyor dediğinizde çevirinizde yanılmanız eksik bırakmanız veya asılda olmayan ilâvelerde bulunmanızdan dolayı bana göre dediğiniz için kimse sizde kusur bulamayacaktır İşte bu sebepledir ki 1950 lerde devlet ibadetin Türkçeleştirilmesi projesinden vazgeçtiği halde yani Hasan Basri Çantay ların Ömer Nasuhi Bilmen lerin Kur ân meâlleri açısından içinde bulundukları olumsuz konjonktürel şartlar ortadan kalktıktan onlarca yıl sonra bile hatta günümüzde dahi Kur an ın meâlen çevirisine devam edilmektedir Bunun bir başka sebebi de meâl yapan kişinin kendi dinî fikirlerini ve anlayışını ve meâlin ilâhî kelamın meâlini okuyan kişinin çeviriden doğabilecek birtakım yanlış ve eksik anlamalara düşmesine sebebiyet vermemek için kendine göre birtakım doğru ve açıklayıcı ifadeleri yapacağı çeviri metne dahil etme imkânı sunmasıdır Kur ân ın meâlen tercümesi elbette faydalı bir usuldür hatta Kur ân ı Kerîm in çevirisi ve tesiriyle uğraşan herkes çalışmalarında samimiyetle hareket etmiştir ama meâl kanaatimizce Kur an ın Türkçe ye tabii ki diğer dillere de çevirilmesinde tercümeden sonra ancak ikinci sırada yer alabilecek bir faaliyettir Hiç şüphesiz ki bu konuda yapılacak ilk iş meâlden de tefsirden de esbâb ı nüzûl çalışmalarından da önce bütün tarih boyunca ecdadın ve Cumhuriyet in ilk yıllarında Mehmet Akif Ersoy un yaptığı gibi Kur an ın tercüme edilmesidir Ortada önce bir tercüme veya tercümeler olacak ki ondan sonra diğer faaliyetler bu tercümelerin üzerine bina edilecektir Çünkü Arapça konuşmayan toplumların dinî zihniyetinin oluşumunda Kur an ın tercümesi ana metindir kaynak metindir En önemlisi tercüme metnin Türkçe anlaşılması açısından Kur an ve dolayısıyla din İslâm üzerindeki ihtilafları ve farklılıkları meâle nazaran en aza indiren bir unsurdur Zira meâl ve tefsire o işi yapanların amaçları farklı birikimleri ve dinî anlayışlarının karışması söz konusudur ve bu esasen meâl ve tefsirin tabiatında vardır Oysa tercümede ister istemez metne bağlı kalınacağı için bir anlamıyla kaçınılmaz olan farklılıklar en aza inecektir Bu da elbette ki toplumun ortak din anlayışına ve uygulamasına yansıyacaktır Tercüme farklılıkları en aza indiren bir ortam sunmakta iken tam aksine meâl veyâ tefsir bunların çoğalmasına sebebiyet veren bir zemin oluşturur Bütün bu izahlar sebebiyledir ki biz Kur an ın meâli yerine önce tercüme edilmesinin gerekli olduğuna hatta memleketimizde bu konuda çok geç kalındığına inanıyoruz Yedi yılı aşan Kur ân tercümesi çalışmamız boyunca yaptığımız karşılaştırmalarda meâl ile tercüme arasında nasıl bir fark bulunduğunu ve neden tercümeye öncelik verilmesinin gerekli olduğunu bizzat fark etmiş bulunuyoruz Gayret ve kusur bizden tevfîk Yüce Allah tandır Hayrettin Hayrullah Sofuoğlu Prof Dr Dilaver Gürer

H Yayınları
Bismillâhirrahmânirrahîm Cenâb ı Hakk a hamd ve Resûlüne salât ü selâmdan sonra Kur ân ı Kerîm in Türkçe ye tercümesine dair çalışmalar miladî 900 lü 1000 li yıllarda başlamaktadır Osmanlı da da henüz kuruluş döneminden itibaren tercüme faaliyetlerinin olduğu bilinmektedir Ne var ki Cumhuriyet dönemiyle birlikte Kur an ın tercümesi yerine meali yani ayette kastedilen manânın Türkçe ye aktarımı özellikle 1930 lardan günümüze kadar daha çok rağbet görmüş tercümeye fazla iltifat edilmemiştir Bunun sebebi ise 1950 li yıllara kadar süren 1960 larda ve son dönemde 28 Şubat sürecinde çok sönük ve çok kısa süreli de olsa tekrar kamuoyu gündemine getirilen birtakım olumsuz konjonktürel şartlar daha doğrusu ibadetin Türkçeleştirilmesi meselesi ibadetlerde Arapça asıl metin yerine Türkçe tercümenin kullanılması endişesidir Bilindiği üzere Cumhuriyet in ilk yıllarında Kur ân ın tercümesi işi resmî bir görev olarak Mehmet Akif Ersoy a tevdî edilmiştir Akif tercümesine devam ederken ibadetin Türkçeleştirilmesi meselesi ortaya çıkmış ve bu mesele Akif i son derece rahatsız etmiştir İbadetlerde ve özellikle namazda sûrelerin âyetlerin Arapça asıllarının yerine kendi yapacağı tercümenin okunmasından endişe eden millî şair tercümesini devlete vermekten imtinâ etmiş ve kuvvetle muhtemel sonraki hayatının büyük kısmını vatan hasreti pahasına da olsa sırf kendi tercümesinin ibadette kullanılacağı endişesiyle yurt dışında geçirmiştir İşte o yıllarda ve daha sonraki yıllarda Akif in taşıdığı bu endişeyi Kur ân ın Türkçe ye çevirisi ile ilgilenen herkes taşımış ve bu zevât çevirilerinin ibadette kullanılmasına fırsat vermemek için Kur ân ın tercümesi yani Arapça daki anlamının doğrudan Türkçe ye aktarılması yerine küçük çaplı tefsir diyebileceğimiz bir üslupla başka bir ifadeyle ayetin ne söylediğini değil de birtakım parantez içi veya paranteze almaya ihtiyaç duymadan doğrudan ilave kelimelerle ve ayetin aslında olmayan kelimeleri ilave etmek suretiyle bir meâl geleneği oluşturmuşlar ve yaptıkları çalışmalara hep meâl demişlerdir Zira meâl âyetin vermek istediği mesajı ve manâyı diğer dile Türkçe ye rahat bir şekilde aktarmak iken tercüme âyetin Arapça sını doğrudan doğruya farklı tekniklerle de olsa diğer dile Türkçe ye aktarmaktır ve bu noktada meâl ile tercüme arasında ciddi bir fark vardır Tercüme meâl olmadığı gibi meâl de hiçbir zaman tercümenin yerini tutmaz Fakat burada şu noktaya da işaret etmek gerekir Türkçe deki meâllerin büyük çoğunluğu mahiyeti itibariyle tercümedir ve günlük hayatta meâl kelimesi tercüme ile aynı anlamda kullanılmaktadır Aslında tarihin önceki dönemlerinde örneğine pek rastlanmayan bu meâl tarzı çalışmalar bir yandan da bu işle uğraşanların işini kolaylaştırmıştır Çünkü tercüme hele ki ilâhî kelâmın Kur ân ı Kerîm in tercümesi bir yönüyle imkânsız iken diğer yönüyle gerçekten de çok zor çok ağır çok meşakkatli ve bir o kadar da riskli bir iştir Hâl böyle olunca tercüme âyet şunu diyor yerine meâl bence âyet şunu demek istiyor çünkü meâl kelimesi tevil anlam ve yorum anlamına gelir demek 1930 lu ve 40 lı yıllar için içinde bulunulan krizden kolay bir çıkış yolu sağladığı gibi diğer taraftan çeviri hususunda da işleri oldukça kolaylaştırmıştır Çünkü meâl yani bana göre âyet şunu demek istiyor dediğinizde çevirinizde yanılmanız eksik bırakmanız veya asılda olmayan ilâvelerde bulunmanızdan dolayı bana göre dediğiniz için kimse sizde kusur bulamayacaktır İşte bu sebepledir ki 1950 lerde devlet ibadetin Türkçeleştirilmesi projesinden vazgeçtiği halde yani Hasan Basri Çantay ların Ömer Nasuhi Bilmen lerin Kur ân meâlleri açısından içinde bulundukları olumsuz konjonktürel şartlar ortadan kalktıktan onlarca yıl sonra bile hatta günümüzde dahi Kur an ın meâlen çevirisine devam edilmektedir Bunun bir başka sebebi de meâl yapan kişinin kendi dinî fikirlerini ve anlayışını ve meâlin ilâhî kelamın meâlini okuyan kişinin çeviriden doğabilecek birtakım yanlış ve eksik anlamalara düşmesine sebebiyet vermemek için kendine göre birtakım doğru ve açıklayıcı ifadeleri yapacağı çeviri metne dahil etme imkânı sunmasıdır Kur ân ın meâlen tercümesi elbette faydalı bir usuldür hatta Kur ân ı Kerîm in çevirisi ve tesiriyle uğraşan herkes çalışmalarında samimiyetle hareket etmiştir ama meâl kanaatimizce Kur an ın Türkçe ye tabii ki diğer dillere de çevirilmesinde tercümeden sonra ancak ikinci sırada yer alabilecek bir faaliyettir Hiç şüphesiz ki bu konuda yapılacak ilk iş meâlden de tefsirden de esbâb ı nüzûl çalışmalarından da önce bütün tarih boyunca ecdadın ve Cumhuriyet in ilk yıllarında Mehmet Akif Ersoy un yaptığı gibi Kur an ın tercüme edilmesidir Ortada önce bir tercüme veya tercümeler olacak ki ondan sonra diğer faaliyetler bu tercümelerin üzerine bina edilecektir Çünkü Arapça konuşmayan toplumların dinî zihniyetinin oluşumunda Kur an ın tercümesi ana metindir kaynak metindir En önemlisi tercüme metnin Türkçe anlaşılması açısından Kur an ve dolayısıyla din İslâm üzerindeki ihtilafları ve farklılıkları meâle nazaran en aza indiren bir unsurdur Zira meâl ve tefsire o işi yapanların amaçları farklı birikimleri ve dinî anlayışlarının karışması söz konusudur ve bu esasen meâl ve tefsirin tabiatında vardır Oysa tercümede ister istemez metne bağlı kalınacağı için bir anlamıyla kaçınılmaz olan farklılıklar en aza inecektir Bu da elbette ki toplumun ortak din anlayışına ve uygulamasına yansıyacaktır Tercüme farklılıkları en aza indiren bir ortam sunmakta iken tam aksine meâl veyâ tefsir bunların çoğalmasına sebebiyet veren bir zemin oluşturur Bütün bu izahlar sebebiyledir ki biz Kur an ın meâli yerine önce tercüme edilmesinin gerekli olduğuna hatta memleketimizde bu konuda çok geç kalındığına inanıyoruz Yedi yılı aşan Kur ân tercümesi çalışmamız boyunca yaptığımız karşılaştırmalarda meâl ile tercüme arasında nasıl bir fark bulunduğunu ve neden tercümeye öncelik verilmesinin gerekli olduğunu bizzat fark etmiş bulunuyoruz Gayret ve kusur bizden tevfîk Yüce Allah tandır Tanıtım Bülteninden