Kur an ın Öğrettiği Kavramlar 9 Hikmet — Fatih Orum

Kur an ın Öğrettiği Kavramlar 9 Hikmet
Fatih OrumSüleymaniye Vakfı Yayınları
Kur an ın Öğrettiği Kavramlar 9 Hikmet
Fatih OrumKur ân ın Öğrettiği Kavramlar serisinin elinizdeki sayısında hikmet kavramını ele aldık Yüce Allah büyük bir lütufta bulunarak tarih boyunca insanlara nebiler göndermiş o nebiler de görevleri gereği kendilerine verilen kitabı insanlara hem tebliğ etmiş hem de sorunlara o kitaptan çözümler getirmişlerdir Rabbimiz gönderdiği kitaplardan hüküm çıkarma yolunu göstererek kullarına bir başka büyük lütufta daha bulunmuştur Böylelikle insanların başka kullara kulluk etmelerinin yolunu da kapatmıştır Hikmet doğru hüküm anlamı gelir Allah ın verdiği tüm hükümler doğru olduğu için O Hakîmdir O nun kitabı da doğru hükümler içerdiği için hakîm vasfına sahiptir Ellerinde Allah ın kitabını bulunduranlar tüm sorunlara çözüm bulacakları paha biçilemez bir servetin sahipleridir Nebi ve rasuller bunun farkında oldukları için kısa sürede hayal edilemez gelişmeleri insanlara tecrübe ettirmişlerdir Son Nebi nin önderliğinde her şeylerini kaybetmiş bir avuç insanla yirmi küsur yılda gerçekleştirilen atılım aradan geçen ondört asra rağmen hala aşılabilmiş hatta tam olarak anlaşılabilmiş değildir Hukuktan siyasete ekonomiden eğitime ahlaktan bilime her alanda kaydedilen gelişim tüm gücünü Allah ın kitabından alıyordu Çünkü Allah ın kitabı tek hüküm kaynağı olarak görülüyordu Nebî aleyhisselâmın vefatından kısa bir süre sonra hızla geriye dönüş başladı Çözüm üreten ve bu özelliklerinden dolayı karşılaştıkları tüm topluluklar tarafından kabul gören Müslümanlar sorun oluşturmaya başladılar İnsanlara hikmeti götüren değil ötekilerden himmet bekleyen bir topluluk haline dönüşüverdiler Çözümün kaynağı değil çözümsüzlüğün tarafı oldular Hikmet unutulmuş üretim durmuştu Şüphe yok ki tüm bunlara Allah ın kitabına yaklaşım tarzındaki ani değişiklik sebep olmuştu Dünyanın en değerli madenlerine sahip olup da bu madenleri çıkarıp işleyemedikleri için açlıkla mücadele eden bir topluluktan farkımız kalmadı Batıya örnek olması gerekirken içinde bulunduğu durumdan kurtulmanın yolunu Batıyı örnek almakta gören bir ümmet oluverdik Batıdan sadece teknoloji değil kanun ithal eder duruma düşmemiz Allah ın kitabını umursamamamızın sadece bu dünyadaki bedeli olsa gerektir Bu durumdan bir an önce kurtulmamızın yolu Allah ın kitabına sarılmak ve Rasûlullah ı örnek almaktan geçmektedir Bu bağlamda Kur ân ın hikmet kavramına yaptığı vurguya kulak vermeli Müslümanlar olarak çözümüm parçası değil kendisi olmalıyız Rabbimizin şu müjdesini hatırlayarak konumuza geçebiliriz

Süleymaniye Vakfı Yayınları
Nebiler ve onlara verilen kitapların meşruiyeti büyük oranda tasdik ilişkisine dayanır Kendinden öncesini tamamen yok sayan geçersiz kılan bir nebîye insanların tabi olma yükümlülüğü yoktur Dolayısıyla yeni bir nebî gelene kadar önceki şeriatın gereklerini yerine getiren kimselerin gelen nebîye tabi olduktan sonra şer î ahkama dair hayatlarında köklü değişiklikler beklenemez Mesela Muhammed a s a tabi olana kadar zina etmeyen faiz yemeyen içki içmeyen bir Ehl i kitabın Muhammed a s a tabi olduktan sonra herhangi bir vahiy henüz inmediği gerekçesiyle bu konularda bir ara dönem yaşayıp tüm bu hususlarda serbest olduğu yani isterse zina edip faiz yiyeceği içki içip abdestsiz namaz kılabileceği düşünülebilir mi Yeni bir nebîye tabi olanların şer î hükümler hususunda önceki şeriattan kopuk bir ara dönem yaşadıklarını düşünebilmek bu insanların nebî olduğundan emin olmadıkları birine tabi olacak kadar büyük bir riski göze aldıklarını kabul etmek anlamına gelir ki samimi hiçbir mümin böyle bir şey yapmaz Tabi olduğu şeriat uyarınca haram olduğu için içki içmeyen ama son nebîye tabi olduktan sonra kendisine içkinin haramlığı hususunda herhangi bir âyet inmediği söylendiği için içki içen bir mümin olabilir mi Elinizdeki çalışmada ilahi kitaplar arasındaki irtibatın adı olan ancak gelenekte ihmal edilen tasdik kavramına dair genel bir çerçeve çizilecektir Böylelikle öncesi olmayan din algısının ya da din adına her şeyin miladi 610 yılından itibaren başlayıp tamamlandığına dair düşüncenin yeni baştan değerlendirilmesine zemin hazırlanacaktır Dr Fatih Orum

Süleymaniye Vakfı Yayınları
Nesih geçmişte olduğu gibi günümüzde de üzerinde tartışmaların cereyan ettiği kavramlardandır Halen sürdürülen tartışmalardan Kur ân ı anlamaya katma değer sağlayan bir sonucun çıkmamış olmasının sebebi tartışmaların doğru bir zemin üzerinde yürütülmemiş olmasıdır Kur ân ın anlaşılmasına dair detayları Kur ân da ayrıntılarıyla anlatılmış ilahi ilmin usûlün ve tasdik ilişkisinin dikkate alınmaması bu sonucu doğurmuştur Kur ân dışı vahiy anlayışı da bu yanlışlara ortam hazırlamıştır Mesela Kur ân ın Sünneti Sünnetin Kur ân ı neshedebileceği dillendirilebilmiştir Tasdik kavramıyla ilişkisinin kurulamayışı ve Kur ân ın usûlüne vakıf olunmayışı neshi reddetme temayüllerine yol açmış Müslümanlar farkında olmadan sırf son şeriatı görmezden gelmek için bedâ gerekçesiyle neshi reddeden Yahudilerle aynı noktada buluşmuşlardır Oysa tasdikle de bağlantılı olarak hem dinler arası irtibatın görülebilmesi hem kuranın vahiy sürecinin takip edilebilmesi için nesih önemli bir kavramdır Rasûlullah a nispet edilen bazı rivâyetleri doğru anlamada da neshin büyük önemi vardır Elinizdeki çalışmada nesih kavramının Kur ân dan hareketle çerçevesi çizilecek Kur ân içi nesih örneklerine temas edilecek ve nesih konusunda Kur ânî bir bakış açısının oluşması hedeflenecektir Dr Fatih Orum

Süleymaniye Vakfı Yayınları
Kur ân ın Öğrettiği Kavramlar serisinin elinizdeki sayısında nebî ve rasûl kavramlarına kısaca değineceğiz Gelenekte pek çok Kur ânî kavramın içi boşaltılmış anlam derinliği yok edilmiştir ama nebî ve rasûl kavramlarının maruz kaldığı boyutta tahrifat eşine az rastlanır türdendir Kur ân ın yüzlerce âyetinin anlaşılmasında Kitap hikmet ilişkisinin doğru kurulmasında yüzyıllardır devam eden dinde kaynak sorununun Kur ânî bir zeminde çözülmesinde hayati önemi olan nebî ve rasûl kavramları arasındaki ilişki gelenekte Kur ân la örtüşmeyen bir şekilde kurulmuştur Bir takım kurgulardan hareketle rasûl kendisine kitap verilen nebî de daha önceki bir rasûle verilen kitabı tebliğ etmekle görevlendirilen kişi olarak tanımlanmış her rasûl nebîdir ancak her nebî rasûl değildir şeklinde bir denklem kurulmuş ama bu denklemin Kur ân âyetleriyle örtüşüp örtüşmediğin sağlaması yapılmamıştır Durum Türkçe mealler açısından daha da vahimdir Çoğu mealde âyetlerde geçen nebî ve rasûl kelimeleri yerine Kur ân da geçmeyen ve Farsça bir kelime olan peygamber kelimesi kullanılmakta âyetlerdeki iki kavram arasındaki anlam derinliği meallere yansıtılamamaktadır Bir örnekle bunu göstermek istiyoruz Diyanet Vakfı na ait mealde A râf sûresinin 157 âyetine şöyle anlam verilmiştir Yanlarındaki Tevrat ve İncil de yazılı buldukları o elçiye o ümmî Peygamber e uyanlar var ya işte o Peygamber onlara iyiliği emreder onları kötülükten meneder onlara temiz şeyleri helâl pis şeyleri haram kılar Ağırlıklarını ve üzerlerindeki zincirleri indirir O Peygamber e inanıp ona saygı gösteren ona yardım eden ve onunla birlikte gönderilen nûr a Kur an a uyanlar var ya işte kurtuluşa erenler onlardır Yukarıda meali verilen âyetin metninde geçen الر س ول الن ب ي ال أ م ي şeklindeki ifade o elçiye o ümmî Peygamber e olarak Türkçe ye çevrilmiştir Yani rasûl kelimesi elçi nebî kelimesi de peygamber olarak dilimize aktarılmıştır Bu kabul edilemez bir çeviridir Aynı mealde İbrahim sûresinin 4 âyeti dilimize şöyle çevrilmiştir Allah ın emirlerini onlara iyice açıklasın diye her peygamberi yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik Artık Allah dilediğini saptırır dilediğini de doğru yola iletir Çünkü O güç ve hikmet sahibidir Âyetin metninde rasûl kelimesi geçmesine rağmen bu defa aynı mealde rasûl kelimesine de peygamber anlamı verilmiştir Serinin elinizdeki sayısında bu önemli iki kavramı Kur ân dan hareketle genel olarak ele alarak bu konuda bir hassasiyetin oluşmasını hedeflemekteyiz Dr Fatih Orum

Süleymaniye Vakfı Yayınları
Nebiler ve onlara verilen kitapların meşruiyeti büyük oranda tasdik ilişkisine dayanır Kendinden öncesini tamamen yok sayan geçersiz kılan bir nebîye insanların tabi olma yükümlülüğü yoktur Dolayısıyla yeni bir nebî gelene kadar önceki şeriatın gereklerini yerine getiren kimselerin gelen nebîye tabi olduktan sonra şer î ahkama dair hayatlarında köklü değişiklikler beklenemez Mesela Muhammed a s a tabi olana kadar zina etmeyen faiz yemeyen içki içmeyen bir Ehl i kitabın Muhammed a s a tabi olduktan sonra herhangi bir vahiy henüz inmediği gerekçesiyle bu konularda bir ara dönem yaşayıp tüm bu hususlarda serbest olduğu yani isterse zina edip faiz yiyeceği içki içip abdestsiz namaz kılabileceği düşünülebilir mi Yeni bir nebîye tabi olanların şer î hükümler hususunda önceki şeriattan kopuk bir ara dönem yaşadıklarını düşünebilmek bu insanların nebî olduğundan emin olmadıkları birine tabi olacak kadar büyük bir riski göze aldıklarını kabul etmek anlamına gelir ki samimi hiçbir mümin böyle bir şey yapmaz Tabi olduğu şeriat uyarınca haram olduğu için içki içmeyen ama son nebîye tabi olduktan sonra kendisine içkinin haramlığı hususunda herhangi bir âyet inmediği söylendiği için içki içen bir mümin olabilir mi Elinizdeki çalışmada ilahi kitaplar arasındaki irtibatın adı olan ancak gelenekte ihmal edilen tasdik kavramına dair genel bir çerçeve çizilecektir Böylelikle öncesi olmayan din algısının ya da din adına her şeyin miladi 610 yılından itibaren başlayıp tamamlandığına dair düşüncenin yeni baştan değerlendirilmesine zemin hazırlanacaktır Dr Fatih Orum

Süleymaniye Vakfı Yayınları
Kur ân ın Öğrettiği Kavramlar serisinin elinizdeki sayısında hikmet kavramını ele aldık Yüce Allah büyük bir lütufta bulunarak tarih boyunca insanlara nebiler göndermiş o nebiler de görevleri gereği kendilerine verilen kitabı insanlara hem tebliğ etmiş hem de sorunlara o kitaptan çözümler getirmişlerdir Rabbimiz gönderdiği kitaplardan hüküm çıkarma yolunu göstererek kullarına bir başka büyük lütufta daha bulunmuştur Böylelikle insanların başka kullara kulluk etmelerinin yolunu da kapatmıştır Hikmet doğru hüküm anlamı gelir Allah ın verdiği tüm hükümler doğru olduğu için O Hakîmdir O nun kitabı da doğru hükümler içerdiği için hakîm vasfına sahiptir Ellerinde Allah ın kitabını bulunduranlar tüm sorunlara çözüm bulacakları paha biçilemez bir servetin sahipleridir Nebi ve rasuller bunun farkında oldukları için kısa sürede hayal edilemez gelişmeleri insanlara tecrübe ettirmişlerdir Son Nebi nin önderliğinde her şeylerini kaybetmiş bir avuç insanla yirmi küsur yılda gerçekleştirilen atılım aradan geçen ondört asra rağmen hala aşılabilmiş hatta tam olarak anlaşılabilmiş değildir Hukuktan siyasete ekonomiden eğitime ahlaktan bilime her alanda kaydedilen gelişim tüm gücünü Allah ın kitabından alıyordu Çünkü Allah ın kitabı tek hüküm kaynağı olarak görülüyordu Nebî aleyhisselâmın vefatından kısa bir süre sonra hızla geriye dönüş başladı Çözüm üreten ve bu özelliklerinden dolayı karşılaştıkları tüm topluluklar tarafından kabul gören Müslümanlar sorun oluşturmaya başladılar İnsanlara hikmeti götüren değil ötekilerden himmet bekleyen bir topluluk haline dönüşüverdiler Çözümün kaynağı değil çözümsüzlüğün tarafı oldular Hikmet unutulmuş üretim durmuştu Şüphe yok ki tüm bunlara Allah ın kitabına yaklaşım tarzındaki ani değişiklik sebep olmuştu Dünyanın en değerli madenlerine sahip olup da bu madenleri çıkarıp işleyemedikleri için açlıkla mücadele eden bir topluluktan farkımız kalmadı Batıya örnek olması gerekirken içinde bulunduğu durumdan kurtulmanın yolunu Batıyı örnek almakta gören bir ümmet oluverdik Batıdan sadece teknoloji değil kanun ithal eder duruma düşmemiz Allah ın kitabını umursamamamızın sadece bu dünyadaki bedeli olsa gerektir Bu durumdan bir an önce kurtulmamızın yolu Allah ın kitabına sarılmak ve Rasûlullah ı örnek almaktan geçmektedir Bu bağlamda Kur ân ın hikmet kavramına yaptığı vurguya kulak vermeli Müslümanlar olarak çözümüm parçası değil kendisi olmalıyız Rabbimizin şu müjdesini hatırlayarak konumuza geçebiliriz

Süleymaniye Vakfı Yayınları
Nesih geçmişte olduğu gibi günümüzde de üzerinde tartışmaların cereyan ettiği kavramlardandır Halen sürdürülen tartışmalardan Kur ân ı anlamaya katma değer sağlayan bir sonucun çıkmamış olmasının sebebi tartışmaların doğru bir zemin üzerinde yürütülmemiş olmasıdır Kur ân ın anlaşılmasına dair detayları Kur ân da ayrıntılarıyla anlatılmış ilahi ilmin usûlün ve tasdik ilişkisinin dikkate alınmaması bu sonucu doğurmuştur Kur ân dışı vahiy anlayışı da bu yanlışlara ortam hazırlamıştır Mesela Kur ân ın Sünneti Sünnetin Kur ân ı neshedebileceği dillendirilebilmiştir Tasdik kavramıyla ilişkisinin kurulamayışı ve Kur ân ın usûlüne vakıf olunmayışı neshi reddetme temayüllerine yol açmış Müslümanlar farkında olmadan sırf son şeriatı görmezden gelmek için bedâ gerekçesiyle neshi reddeden Yahudilerle aynı noktada buluşmuşlardır Oysa tasdikle de bağlantılı olarak hem dinler arası irtibatın görülebilmesi hem kuranın vahiy sürecinin takip edilebilmesi için nesih önemli bir kavramdır Rasûlullah a nispet edilen bazı rivâyetleri doğru anlamada da neshin büyük önemi vardır Elinizdeki çalışmada nesih kavramının Kur ân dan hareketle çerçevesi çizilecek Kur ân içi nesih örneklerine temas edilecek ve nesih konusunda Kur ânî bir bakış açısının oluşması hedeflenecektir Dr Fatih Orum

Süleymaniye Vakfı Yayınları
Kur ân ın Öğrettiği Kavramlar serisinin elinizdeki sayısında nebî ve rasûl kavramlarına kısaca değineceğiz Gelenekte pek çok Kur ânî kavramın içi boşaltılmış anlam derinliği yok edilmiştir ama nebî ve rasûl kavramlarının maruz kaldığı boyutta tahrifat eşine az rastlanır türdendir Kur ân ın yüzlerce âyetinin anlaşılmasında Kitap hikmet ilişkisinin doğru kurulmasında yüzyıllardır devam eden dinde kaynak sorununun Kur ânî bir zeminde çözülmesinde hayati önemi olan nebî ve rasûl kavramları arasındaki ilişki gelenekte Kur ân la örtüşmeyen bir şekilde kurulmuştur Bir takım kurgulardan hareketle rasûl kendisine kitap verilen nebî de daha önceki bir rasûle verilen kitabı tebliğ etmekle görevlendirilen kişi olarak tanımlanmış her rasûl nebîdir ancak her nebî rasûl değildir şeklinde bir denklem kurulmuş ama bu denklemin Kur ân âyetleriyle örtüşüp örtüşmediğin sağlaması yapılmamıştır Durum Türkçe mealler açısından daha da vahimdir Çoğu mealde âyetlerde geçen nebî ve rasûl kelimeleri yerine Kur ân da geçmeyen ve Farsça bir kelime olan peygamber kelimesi kullanılmakta âyetlerdeki iki kavram arasındaki anlam derinliği meallere yansıtılamamaktadır Bir örnekle bunu göstermek istiyoruz Diyanet Vakfı na ait mealde A râf sûresinin 157 âyetine şöyle anlam verilmiştir Yanlarındaki Tevrat ve İncil de yazılı buldukları o elçiye o ümmî Peygamber e uyanlar var ya işte o Peygamber onlara iyiliği emreder onları kötülükten meneder onlara temiz şeyleri helâl pis şeyleri haram kılar Ağırlıklarını ve üzerlerindeki zincirleri indirir O Peygamber e inanıp ona saygı gösteren ona yardım eden ve onunla birlikte gönderilen nûr a Kur an a uyanlar var ya işte kurtuluşa erenler onlardır Yukarıda meali verilen âyetin metninde geçen الر س ول الن ب ي ال أ م ي şeklindeki ifade o elçiye o ümmî Peygamber e olarak Türkçe ye çevrilmiştir Yani rasûl kelimesi elçi nebî kelimesi de peygamber olarak dilimize aktarılmıştır Bu kabul edilemez bir çeviridir Aynı mealde İbrahim sûresinin 4 âyeti dilimize şöyle çevrilmiştir Allah ın emirlerini onlara iyice açıklasın diye her peygamberi yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik Artık Allah dilediğini saptırır dilediğini de doğru yola iletir Çünkü O güç ve hikmet sahibidir Âyetin metninde rasûl kelimesi geçmesine rağmen bu defa aynı mealde rasûl kelimesine de peygamber anlamı verilmiştir Serinin elinizdeki sayısında bu önemli iki kavramı Kur ân dan hareketle genel olarak ele alarak bu konuda bir hassasiyetin oluşmasını hedeflemekteyiz Dr Fatih Orum

Süleymaniye Vakfı Yayınları
Kur ân ın Öğrettiği Kavramlar serisinin elinizdeki sayısında hikmet kavramını ele aldık Yüce Allah büyük bir lütufta bulunarak tarih boyunca insanlara nebiler göndermiş o nebiler de görevleri gereği kendilerine verilen kitabı insanlara hem tebliğ etmiş hem de sorunlara o kitaptan çözümler getirmişlerdir Rabbimiz gönderdiği kitaplardan hüküm çıkarma yolunu göstererek kullarına bir başka büyük lütufta daha bulunmuştur Böylelikle insanların başka kullara kulluk etmelerinin yolunu da kapatmıştır Hikmet doğru hüküm anlamı gelir Allah ın verdiği tüm hükümler doğru olduğu için O Hakîmdir O nun kitabı da doğru hükümler içerdiği için hakîm vasfına sahiptir Ellerinde Allah ın kitabını bulunduranlar tüm sorunlara çözüm bulacakları paha biçilemez bir servetin sahipleridir Nebi ve rasuller bunun farkında oldukları için kısa sürede hayal edilemez gelişmeleri insanlara tecrübe ettirmişlerdir Son Nebi nin önderliğinde her şeylerini kaybetmiş bir avuç insanla yirmi küsur yılda gerçekleştirilen atılım aradan geçen ondört asra rağmen hala aşılabilmiş hatta tam olarak anlaşılabilmiş değildir Hukuktan siyasete ekonomiden eğitime ahlaktan bilime her alanda kaydedilen gelişim tüm gücünü Allah ın kitabından alıyordu Çünkü Allah ın kitabı tek hüküm kaynağı olarak görülüyordu Nebî aleyhisselâmın vefatından kısa bir süre sonra hızla geriye dönüş başladı Çözüm üreten ve bu özelliklerinden dolayı karşılaştıkları tüm topluluklar tarafından kabul gören Müslümanlar sorun oluşturmaya başladılar İnsanlara hikmeti götüren değil ötekilerden himmet bekleyen bir topluluk haline dönüşüverdiler Çözümün kaynağı değil çözümsüzlüğün tarafı oldular Hikmet unutulmuş üretim durmuştu Şüphe yok ki tüm bunlara Allah ın kitabına yaklaşım tarzındaki ani değişiklik sebep olmuştu Dünyanın en değerli madenlerine sahip olup da bu madenleri çıkarıp işleyemedikleri için açlıkla mücadele eden bir topluluktan farkımız kalmadı Batıya örnek olması gerekirken içinde bulunduğu durumdan kurtulmanın yolunu Batıyı örnek almakta gören bir ümmet oluverdik Batıdan sadece teknoloji değil kanun ithal eder duruma düşmemiz Allah ın kitabını umursamamamızın sadece bu dünyadaki bedeli olsa gerektir Bu durumdan bir an önce kurtulmamızın yolu Allah ın kitabına sarılmak ve Rasûlullah ı örnek almaktan geçmektedir Bu bağlamda Kur ân ın hikmet kavramına yaptığı vurguya kulak vermeli Müslümanlar olarak çözümüm parçası değil kendisi olmalıyız Rabbimizin şu müjdesini hatırlayarak konumuza geçebiliriz Gevşemeyin Üzülmeyin de Eğer inanıyorsanız üstün olan sizlersiniz Âl i İmrân 3 139 Dr Fatih ORUM

Süleymaniye Vakfı Yayınları
Nesih geçmişte olduğu gibi günümüzde de üzerinde tartışmaların cereyan ettiği kavramlardandır Halen sürdürülen tartışmalardan Kur ân ı anlamaya katma değer sağlayan bir sonucun çıkmamış olmasının sebebi tartışmaların doğru bir zemin üzerinde yürütülmemiş olmasıdır Kur ân ın anlaşılmasına dair detayları Kur ân da ayrıntılarıyla anlatılmış ilahi ilmin usûlün ve tasdik ilişkisinin dikkate alınmaması bu sonucu doğurmuştur Kur ân dışı vahiy anlayışı da bu yanlışlara ortam hazırlamıştır Mesela Kur ân ın Sünneti Sünnetin Kur ân ı neshedebileceği dillendirilebilmiştir Tasdik kavramıyla ilişkisinin kurulamayışı ve Kur ân ın usûlüne vakıf olunmayışı neshi reddetme temayüllerine yol açmış Müslümanlar farkında olmadan sırf son şeriatı görmezden gelmek için bedâ gerekçesiyle neshi reddeden Yahudilerle aynı noktada buluşmuşlardır Oysa tasdikle de bağlantılı olarak hem dinler arası irtibatın görülebilmesi hem kuranın vahiy sürecinin takip edilebilmesi için nesih önemli bir kavramdır Rasûlullah a nispet edilen bazı rivâyetleri doğru anlamada da neshin büyük önemi vardır Elinizdeki çalışmada nesih kavramının Kur ân dan hareketle çerçevesi çizilecek Kur ân içi nesih örneklerine temas edilecek ve nesih konusunda Kur ânî bir bakış açısının oluşması hedeflenecektir Dr Fatih Orum

Süleymaniye Vakfı Yayınları
Nebiler ve onlara verilen kitapların meşruiyeti büyük oranda tasdik ilişkisine dayanır Kendinden öncesini tamamen yok sayan geçersiz kılan bir nebîye insanların tabi olma yükümlülüğü yoktur Dolayısıyla yeni bir nebî gelene kadar önceki şeriatın gereklerini yerine getiren kimselerin gelen nebîye tabi olduktan sonra şer î ahkama dair hayatlarında köklü değişiklikler beklenemez Mesela Muhammed a s a tabi olana kadar zina etmeyen faiz yemeyen içki içmeyen bir Ehl i kitabın Muhammed a s a tabi olduktan sonra herhangi bir vahiy henüz inmediği gerekçesiyle bu konularda bir ara dönem yaşayıp tüm bu hususlarda serbest olduğu yani isterse zina edip faiz yiyeceği içki içip abdestsiz namaz kılabileceği düşünülebilir mi Yeni bir nebîye tabi olanların şer î hükümler hususunda önceki şeriattan kopuk bir ara dönem yaşadıklarını düşünebilmek bu insanların nebî olduğundan emin olmadıkları birine tabi olacak kadar büyük bir riski göze aldıklarını kabul etmek anlamına gelir ki samimi hiçbir mümin böyle bir şey yapmaz Tabi olduğu şeriat uyarınca haram olduğu için içki içmeyen ama son nebîye tabi olduktan sonra kendisine içkinin haramlığı hususunda herhangi bir âyet inmediği söylendiği için içki içen bir mümin olabilir mi Elinizdeki çalışmada ilahi kitaplar arasındaki irtibatın adı olan ancak gelenekte ihmal edilen tasdik kavramına dair genel bir çerçeve çizilecektir Böylelikle öncesi olmayan din algısının ya da din adına her şeyin miladi 610 yılından itibaren başlayıp tamamlandığına dair düşüncenin yeni baştan değerlendirilmesine zemin hazırlanacaktır Tanıtım Bülteninden

Süleymaniye Vakfı Yayınları
Serinin bir önceki kitapçığında din kavramını ele almış ve dinin dünyevi ve uhrevi karşılığının bulunduğu fıtrî ve teklifî bir düzen anlamına geldiğini görmüştük Yüce Yaratıcı her varlık için bir ölçü koymuştur O nun ölçülerinin tüm varlıklar üzerindeki tezahürleri vahiy yoluyla gerçekleşmektedir Yüce Allah göklere yere ve ikisi arasındakilere yaratılış ölçü ve gayelerini vahiyle bildirmiştir İmtihana tabi tutulan insan ve cinler diğer varlıkların aksine Rablerinin ölçü ve teklifine uyma ya da uymama tercihinde bulunurlar Allah büyük bir lütufta bulunarak gönderdiği nebî olan rasullerle zaman zaman insanlara hatırlatmalarda bulunmuş teklifini yineleyerek insanlara tercihlerini gözden geçirme uyarısında bulunmuştur Muhammed a s ile nübüvvet sona ermiş insanlık bitiş çizgisi hesap günü olan son dönemece girmiştir Ancak gözden kaçırılan önemli bir husus vardır ki o da Yüce Allah ın kullarıyla iletişiminin halen devam ediyor olmasıdır O sonsuz iyiliği ve bol ikramıyla mümin kafir büyük küçük kadın erkek her kuluyla sürekli konuşarak iletişim kurarak onları uyarır teşvik eder hasılı kullarını yalnız bırakmaz Zaten O şöyle buyurmuştur Yoksa insan başıboş bırakılacağını mı zannetmektedir Kıyâmet 75 36 Kur ân bu bağlamda detaylı bilgiler verir her insana Yüce Allah ın sürekli ilhamda bulunduğundan mesela Musa a s ın annesine yapılan ilhamın ayrıntılarından bahseder Yine Kur ân Allah ın rüyalar yoluyla kullarına bazı mesajlar verdiğinden mesela Yusuf a s ın arkadaşlarının ve dönemin melikinin gördüğü rüyalardan ve bunların etkileyici sonuçlarından bahseder Öte yandan Kur ân da bazı meleklerin insan suretinde gönderilerek bazı mesajlarını kullarına ilettiğinden bu bağlamda Meryem e İbrahim ve Lut a s a gönderilen elçilerden söz edilir Risaletle ilgili vahiyden ayrı tutulan katilik taşımayan ve kişisel tecrübelerle sınırlı olan bu Allah kul arasındaki iletişimin doğru anlaşılmadığı istismar edildiği hatta geleneksel Kitap Sünnet ilişkisinin bu çarpık yapı üzerine bina edildiği de ortadadır Kur ân dışı vahiy düşüncesi temellendirilirken risaletle ilgili vahiyden farkı gözetilmeden delil olarak sunulan bazı âyetlerin esasında iddiaya delil olamayacağı açıktır Bu mütevazi çalışmada özellikle bu hususa dikkat çekme gayesiyle vahiy kavramı ele alınmış ve bunun ileri okumalar için bir temel olması amaçlanmıştır Tanıtım Bülteninden

Süleymaniye Vakfı Yayınları

Süleymaniye Vakfı Yayınları
Serinin bir önceki kitapçığında din kavramını ele almış ve dinin dünyevi ve uhrevi karşılığının bulunduğu fıtrî ve teklifî bir düzen anlamına geldiğini görmüştük Yüce Yaratıcı her varlık için bir ölçü koymuştur O nun ölçülerinin tüm varlıklar üzerindeki tezahürleri vahiy yoluyla gerçekleşmektedir Yüce Allah göklere yere ve ikisi arasındakilere yaratılış ölçü ve gayelerini vahiyle bildirmiştir İmtihana tabi tutulan insan ve cinler diğer varlıkların aksine Rablerinin ölçü ve teklifine uyma ya da uymama tercihinde bulunurlar Allah büyük bir lütufta bulunarak gönderdiği nebî olan rasullerle zaman zaman insanlara hatırlatmalarda bulunmuş teklifini yineleyerek insanlara tercihlerini gözden geçirme uyarısında bulunmuştur Muhammed a s ile nübüvvet sona ermiş insanlık bitiş çizgisi hesap günü olan son dönemece girmiştir Ancak gözden kaçırılan önemli bir husus vardır ki o da Yüce Allah ın kullarıyla iletişiminin halen devam ediyor olmasıdır O sonsuz iyiliği ve bol ikramıyla mümin kafir büyük küçük kadın erkek her kuluyla sürekli konuşarak iletişim kurarak onları uyarır teşvik eder hasılı kullarını yalnız bırakmaz Zaten O şöyle buyurmuştur Yoksa insan başıboş bırakılacağını mı zannetmektedir Kıyâmet 75 36 Kur ân bu bağlamda detaylı bilgiler verir her insana Yüce Allah ın sürekli ilhamda bulunduğundan mesela Musa a s ın annesine yapılan ilhamın ayrıntılarından bahseder Yine Kur ân Allah ın rüyalar yoluyla kullarına bazı mesajlar verdiğinden mesela Yusuf a s ın arkadaşlarının ve dönemin melikinin gördüğü rüyalardan ve bunların etkileyici sonuçlarından bahseder Öte yandan Kur ân da bazı meleklerin insan suretinde gönderilerek bazı mesajlarını kullarına ilettiğinden bu bağlamda Meryem e İbrahim ve Lut a s a gönderilen elçilerden söz edilir Risaletle ilgili vahiyden ayrı tutulan katilik taşımayan ve kişisel tecrübelerle sınırlı olan bu Allah kul arasındaki iletişimin doğru anlaşılmadığı istismar edildiği hatta geleneksel Kitap Sünnet ilişkisinin bu çarpık yapı üzerine bina edildiği de ortadadır Kur ân dışı vahiy düşüncesi temellendirilirken risaletle ilgili vahiyden farkı gözetilmeden delil olarak sunulan bazı âyetlerin esasında iddiaya delil olamayacağı açıktır Bu mütevazi çalışmada özellikle bu hususa dikkat çekme gayesiyle vahiy kavramı ele alınmış ve bunun ileri okumalar için bir temel olması amaçlanmıştır

Süleymaniye Vakfı Yayınları
Nebiler ve onlara verilen kitapların meşruiyeti büyük oranda tasdik ilişkisine dayanır Kendinden öncesini tamamen yok sayan geçersiz kılan bir nebîye insanların tabi olma yükümlülüğü yoktur Dolayısıyla yeni bir nebî gelene kadar önceki şeriatın gereklerini yerine getiren kimselerin gelen nebîye tabi olduktan sonra şer î ahkama dair hayatlarında köklü değişiklikler beklenemez Mesela Muhammed a s a tabi olana kadar zina etmeyen faiz yemeyen içki içmeyen bir Ehl i kitabın Muhammed a s a tabi olduktan sonra herhangi bir vahiy henüz inmediği gerekçesiyle bu konularda bir ara dönem yaşayıp tüm bu hususlarda serbest olduğu yani isterse zina edip faiz yiyeceği içki içip abdestsiz namaz kılabileceği düşünülebilir mi Yeni bir nebîye tabi olanların şer î hükümler hususunda önceki şeriattan kopuk bir ara dönem yaşadıklarını düşünebilmek bu insanların nebî olduğundan emin olmadıkları birine tabi olacak kadar büyük bir riski göze aldıklarını kabul etmek anlamına gelir ki samimi hiçbir mümin böyle bir şey yapmaz Tabi olduğu şeriat uyarınca haram olduğu için içki içmeyen ama son nebîye tabi olduktan sonra kendisine içkinin haramlığı hususunda herhangi bir âyet inmediği söylendiği için içki içen bir mümin olabilir mi Elinizdeki çalışmada ilahi kitaplar arasındaki irtibatın adı olan ancak gelenekte ihmal edilen tasdik kavramına dair genel bir çerçeve çizilecektir Böylelikle öncesi olmayan din algısının ya da din adına her şeyin miladi 610 yılından itibaren başlayıp tamamlandığına dair düşüncenin yeni baştan değerlendirilmesine zemin hazırlanacaktır Dr Fatih Orum

Süleymaniye Vakfı Yayınları
Nesih geçmişte olduğu gibi günümüzde de üzerinde tartışmaların cereyan ettiği kavramlardandır Halen sürdürülen tartışmalardan Kur ân ı anlamaya katma değer sağlayan bir sonucun çıkmamış olmasının sebebi tartışmaların doğru bir zemin üzerinde yürütülmemiş olmasıdır Kur ân ın anlaşılmasına dair detayları Kur ân da ayrıntılarıyla anlatılmış ilahi ilmin usûlün ve tasdik ilişkisinin dikkate alınmaması bu sonucu doğurmuştur Kur ân dışı vahiy anlayışı da bu yanlışlara ortam hazırlamıştır Mesela Kur ân ın Sünneti Sünnetin Kur ân ı neshedebileceği dillendirilebilmiştir Tasdik kavramıyla ilişkisinin kurulamayışı ve Kur ân ın usûlüne vakıf olunmayışı neshi reddetme temayüllerine yol açmış Müslümanlar farkında olmadan sırf son şeriatı görmezden gelmek için bedâ gerekçesiyle neshi reddeden Yahudilerle aynı noktada buluşmuşlardır Oysa tasdikle de bağlantılı olarak hem dinler arası irtibatın görülebilmesi hem kuranın vahiy sürecinin takip edilebilmesi için nesih önemli bir kavramdır Rasûlullah a nispet edilen bazı rivâyetleri doğru anlamada da neshin büyük önemi vardır Elinizdeki çalışmada nesih kavramının Kur ân dan hareketle çerçevesi çizilecek Kur ân içi nesih örneklerine temas edilecek ve nesih konusunda Kur ânî bir bakış açısının oluşması hedeflenecektir Dr Fatih Orum

Süleymaniye Vakfı Yayınları

Süleymaniye Vakfı Yayınları
Kur ân ın Öğrettiği Kavramlar serisinin elinizdeki sayısında hikmet kavramını ele aldık Yüce Allah büyük bir lütufta bulunarak tarih boyunca insanlara nebiler göndermiş o nebiler de görevleri gereği kendilerine verilen kitabı insanlara hem tebliğ etmiş hem de sorunlara o kitaptan çözümler getirmişlerdir Rabbimiz gönderdiği kitaplardan hüküm çıkarma yolunu göstererek kullarına bir başka büyük lütufta daha bulunmuştur Böylelikle insanların başka kullara kulluk etmelerinin yolunu da kapatmıştır Hikmet doğru hüküm anlamı gelir Allah ın verdiği tüm hükümler doğru olduğu için O Hakîmdir O nun kitabı da doğru hükümler içerdiği için hakîm vasfına sahiptir Ellerinde Allah ın kitabını bulunduranlar tüm sorunlara çözüm bulacakları paha biçilemez bir servetin sahipleridir Nebi ve rasuller bunun farkında oldukları için kısa sürede hayal edilemez gelişmeleri insanlara tecrübe ettirmişlerdir Son Nebi nin önderliğinde her şeylerini kaybetmiş bir avuç insanla yirmi küsur yılda gerçekleştirilen atılım aradan geçen ondört asra rağmen hala aşılabilmiş hatta tam olarak anlaşılabilmiş değildir Hukuktan siyasete ekonomiden eğitime ahlaktan bilime her alanda kaydedilen gelişim tüm gücünü Allah ın kitabından alıyordu Çünkü Allah ın kitabı tek hüküm kaynağı olarak görülüyordu Nebî aleyhisselâmın vefatından kısa bir süre sonra hızla geriye dönüş başladı Çözüm üreten ve bu özelliklerinden dolayı karşılaştıkları tüm topluluklar tarafından kabul gören Müslümanlar sorun oluşturmaya başladılar İnsanlara hikmeti götüren değil ötekilerden himmet bekleyen bir topluluk haline dönüşüverdiler Çözümün kaynağı değil çözümsüzlüğün tarafı oldular Hikmet unutulmuş üretim durmuştu Şüphe yok ki tüm bunlara Allah ın kitabına yaklaşım tarzındaki ani değişiklik sebep olmuştu Dünyanın en değerli madenlerine sahip olup da bu madenleri çıkarıp işleyemedikleri için açlıkla mücadele eden bir topluluktan farkımız kalmadı Batıya örnek olması gerekirken içinde bulunduğu durumdan kurtulmanın yolunu Batıyı örnek almakta gören bir ümmet oluverdik Batıdan sadece teknoloji değil kanun ithal eder duruma düşmemiz Allah ın kitabını umursamamamızın sadece bu dünyadaki bedeli olsa gerektir Bu durumdan bir an önce kurtulmamızın yolu Allah ın kitabına sarılmak ve Rasûlullah ı örnek almaktan geçmektedir Bu bağlamda Kur ân ın hikmet kavramına yaptığı vurguya kulak vermeli Müslümanlar olarak çözümüm parçası değil kendisi olmalıyız Rabbimizin şu müjdesini hatırlayarak konumuza geçebiliriz

Süleymaniye Vakfı Yayınları
Nebiler ve onlara verilen kitapların meşruiyeti büyük oranda tasdik ilişkisine dayanır Kendinden öncesini tamamen yok sayan geçersiz kılan bir nebîye insanların tabi olma yükümlülüğü yoktur Dolayısıyla yeni bir nebî gelene kadar önceki şeriatın gereklerini yerine getiren kimselerin gelen nebîye tabi olduktan sonra şer î ahkama dair hayatlarında köklü değişiklikler beklenemez Mesela Muhammed a s a tabi olana kadar zina etmeyen faiz yemeyen içki içmeyen bir Ehl i kitabın Muhammed a s a tabi olduktan sonra herhangi bir vahiy henüz inmediği gerekçesiyle bu konularda bir ara dönem yaşayıp tüm bu hususlarda serbest olduğu yani isterse zina edip faiz yiyeceği içki içip abdestsiz namaz kılabileceği düşünülebilir mi Yeni bir nebîye tabi olanların şer î hükümler hususunda önceki şeriattan kopuk bir ara dönem yaşadıklarını düşünebilmek bu insanların nebî olduğundan emin olmadıkları birine tabi olacak kadar büyük bir riski göze aldıklarını kabul etmek anlamına gelir ki samimi hiçbir mümin böyle bir şey yapmaz Tabi olduğu şeriat uyarınca haram olduğu için içki içmeyen ama son nebîye tabi olduktan sonra kendisine içkinin haramlığı hususunda herhangi bir âyet inmediği söylendiği için içki içen bir mümin olabilir mi Elinizdeki çalışmada ilahi kitaplar arasındaki irtibatın adı olan ancak gelenekte ihmal edilen tasdik kavramına dair genel bir çerçeve çizilecektir Böylelikle öncesi olmayan din algısının ya da din adına her şeyin miladi 610 yılından itibaren başlayıp tamamlandığına dair düşüncenin yeni baştan değerlendirilmesine zemin hazırlanacaktır Dr Fatih Orum

Süleymaniye Vakfı Yayınları
Nesih geçmişte olduğu gibi günümüzde de üzerinde tartışmaların cereyan ettiği kavramlardandır Halen sürdürülen tartışmalardan Kur ân ı anlamaya katma değer sağlayan bir sonucun çıkmamış olmasının sebebi tartışmaların doğru bir zemin üzerinde yürütülmemiş olmasıdır Kur ân ın anlaşılmasına dair detayları Kur ân da ayrıntılarıyla anlatılmış ilahi ilmin usûlün ve tasdik ilişkisinin dikkate alınmaması bu sonucu doğurmuştur Kur ân dışı vahiy anlayışı da bu yanlışlara ortam hazırlamıştır Mesela Kur ân ın Sünneti Sünnetin Kur ân ı neshedebileceği dillendirilebilmiştir Tasdik kavramıyla ilişkisinin kurulamayışı ve Kur ân ın usûlüne vakıf olunmayışı neshi reddetme temayüllerine yol açmış Müslümanlar farkında olmadan sırf son şeriatı görmezden gelmek için bedâ gerekçesiyle neshi reddeden Yahudilerle aynı noktada buluşmuşlardır Oysa tasdikle de bağlantılı olarak hem dinler arası irtibatın görülebilmesi hem kuranın vahiy sürecinin takip edilebilmesi için nesih önemli bir kavramdır Rasûlullah a nispet edilen bazı rivâyetleri doğru anlamada da neshin büyük önemi vardır Elinizdeki çalışmada nesih kavramının Kur ân dan hareketle çerçevesi çizilecek Kur ân içi nesih örneklerine temas edilecek ve nesih konusunda Kur ânî bir bakış açısının oluşması hedeflenecektir Dr Fatih Orum

Süleymaniye Vakfı Yayınları
Kur ân ın Öğrettiği Kavramlar serisinin elinizdeki sayısında nebî ve rasûl kavramlarına kısaca değineceğiz Gelenekte pek çok Kur ânî kavramın içi boşaltılmış anlam derinliği yok edilmiştir ama nebî ve rasûl kavramlarının maruz kaldığı boyutta tahrifat eşine az rastlanır türdendir Kur ân ın yüzlerce âyetinin anlaşılmasında Kitap hikmet ilişkisinin doğru kurulmasında yüzyıllardır devam eden dinde kaynak sorununun Kur ânî bir zeminde çözülmesinde hayati önemi olan nebî ve rasûl kavramları arasındaki ilişki gelenekte Kur ân la örtüşmeyen bir şekilde kurulmuştur Bir takım kurgulardan hareketle rasûl kendisine kitap verilen nebî de daha önceki bir rasûle verilen kitabı tebliğ etmekle görevlendirilen kişi olarak tanımlanmış her rasûl nebîdir ancak her nebî rasûl değildir şeklinde bir denklem kurulmuş ama bu denklemin Kur ân âyetleriyle örtüşüp örtüşmediğin sağlaması yapılmamıştır Durum Türkçe mealler açısından daha da vahimdir Çoğu mealde âyetlerde geçen nebî ve rasûl kelimeleri yerine Kur ân da geçmeyen ve Farsça bir kelime olan peygamber kelimesi kullanılmakta âyetlerdeki iki kavram arasındaki anlam derinliği meallere yansıtılamamaktadır Bir örnekle bunu göstermek istiyoruz Diyanet Vakfı na ait mealde A râf sûresinin 157 âyetine şöyle anlam verilmiştir Yanlarındaki Tevrat ve İncil de yazılı buldukları o elçiye o ümmî Peygamber e uyanlar var ya işte o Peygamber onlara iyiliği emreder onları kötülükten meneder onlara temiz şeyleri helâl pis şeyleri haram kılar Ağırlıklarını ve üzerlerindeki zincirleri indirir O Peygamber e inanıp ona saygı gösteren ona yardım eden ve onunla birlikte gönderilen nûr a Kur an a uyanlar var ya işte kurtuluşa erenler onlardır Yukarıda meali verilen âyetin metninde geçen الر س ول الن ب ي ال أ م ي şeklindeki ifade o elçiye o ümmî Peygamber e olarak Türkçe ye çevrilmiştir Yani rasûl kelimesi elçi nebî kelimesi de peygamber olarak dilimize aktarılmıştır Bu kabul edilemez bir çeviridir Aynı mealde İbrahim sûresinin 4 âyeti dilimize şöyle çevrilmiştir Allah ın emirlerini onlara iyice açıklasın diye her peygamberi yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik Artık Allah dilediğini saptırır dilediğini de doğru yola iletir Çünkü O güç ve hikmet sahibidir Âyetin metninde rasûl kelimesi geçmesine rağmen bu defa aynı mealde rasûl kelimesine de peygamber anlamı verilmiştir Serinin elinizdeki sayısında bu önemli iki kavramı Kur ân dan hareketle genel olarak ele alarak bu konuda bir hassasiyetin oluşmasını hedeflemekteyiz Dr Fatih Orum

Süleymaniye Vakfı Yayınları
Serinin bir önceki kitapçığında din kavramını ele almış ve dinin dünyevi ve uhrevi karşılığının bulunduğu fıtrî ve teklifî bir düzen anlamına geldiğini görmüştük Yüce Yaratıcı her varlık için bir ölçü koymuştur O nun ölçülerinin tüm varlıklar üzerindeki tezahürleri vahiy yoluyla gerçekleşmektedir Yüce Allah göklere yere ve ikisi arasındakilere yaratılış ölçü ve gayelerini vahiyle bildirmiştir İmtihana tabi tutulan insan ve cinler diğer varlıkların aksine Rablerinin ölçü ve teklifine uyma ya da uymama tercihinde bulunurlar Allah büyük bir lütufta bulunarak gönderdiği nebî olan rasullerle zaman zaman insanlara hatırlatmalarda bulunmuş teklifini yineleyerek insanlara tercihlerini gözden geçirme uyarısında bulunmuştur Muhammed a s ile nübüvvet sona ermiş insanlık bitiş çizgisi hesap günü olan son dönemece girmiştir Ancak gözden kaçırılan önemli bir husus vardır ki o da Yüce Allah ın kullarıyla iletişiminin halen devam ediyor olmasıdır O sonsuz iyiliği ve bol ikramıyla mümin kafir büyük küçük kadın erkek her kuluyla sürekli konuşarak iletişim kurarak onları uyarır teşvik eder hasılı kullarını yalnız bırakmaz Zaten O şöyle buyurmuştur Yoksa insan başıboş bırakılacağını mı zannetmektedir Kıyâmet 75 36 Kur ân bu bağlamda detaylı bilgiler verir her insana Yüce Allah ın sürekli ilhamda bulunduğundan mesela Musa a s ın annesine yapılan ilhamın ayrıntılarından bahseder Yine Kur ân Allah ın rüyalar yoluyla kullarına bazı mesajlar verdiğinden mesela Yusuf a s ın arkadaşlarının ve dönemin melikinin gördüğü rüyalardan ve bunların etkileyici sonuçlarından bahseder Öte yandan Kur ân da bazı meleklerin insan suretinde gönderilerek bazı mesajlarını kullarına ilettiğinden bu bağlamda Meryem e İbrahim ve Lut a s a gönderilen elçilerden söz edilir Risaletle ilgili vahiyden ayrı tutulan katilik taşımayan ve kişisel tecrübelerle sınırlı olan bu Allah kul arasındaki iletişimin doğru anlaşılmadığı istismar edildiği hatta geleneksel Kitap Sü

Süleymaniye Vakfı Yayınları
Nebiler ve onlara verilen kitapların meşruiyeti büyük oranda tasdik ilişkisine dayanır Kendinden öncesini tamamen yok sayan geçersiz kılan bir nebîye insanların tabi olma yükümlülüğü yoktur Dolayısıyla yeni bir nebî gelene kadar önceki şeriatın gereklerini yerine getiren kimselerin gelen nebîye tabi olduktan sonra şer î ahkama dair hayatlarında köklü değişiklikler beklenemez Mesela Muhammed a s a tabi olana kadar zina etmeyen faiz yemeyen içki içmeyen bir Ehl i kitabın Muhammed a s a tabi olduktan sonra herhangi bir vahiy henüz inmediği gerekçesiyle bu konularda bir ara dönem yaşayıp tüm bu hususlarda serbest olduğu yani isterse zina edip faiz yiyeceği içki içip abdestsiz namaz kılabileceği düşünülebilir mi Yeni bir nebîye tabi olanların şer î hükümler hususunda önceki şeriattan kopuk bir ara dönem yaşadıklarını düşünebilmek bu insanların nebî olduğundan emin olmadıkları birine tabi olacak kadar büyük bir riski göze aldıklarını kabul etmek anlamına gelir ki samimi hiçbir mümin böyle bir şey yapmaz Tabi olduğu şeriat uyarınca haram olduğu için içki içmeyen ama son nebîye tabi olduktan sonra kendisine içkinin haramlığı hususunda herhangi bir âyet inmediği söylendiği için içki içen bir mümin olabilir mi Elinizdeki çalışmada ilahi kitaplar arasındaki irtibatın adı olan ancak gelenekte ihmal edilen tasdik kavramına dair genel bir çerçeve çizilecektir Böylelikle öncesi olmayan din algısının ya da din adına her şeyin miladi 610 yılından itibaren başlayıp tamamlandığına dair düşüncenin yeni baştan değerlendirilmesine zemin hazırlanacaktır Dr Fatih Orum

Süleymaniye Vakfı Yayınları
Nesih geçmişte olduğu gibi günümüzde de üzerinde tartışmaların cereyan ettiği kavramlardandır Halen sürdürülen tartışmalardan Kur ân ı anlamaya katma değer sağlayan bir sonucun çıkmamış olmasının sebebi tartışmaların doğru bir zemin üzerinde yürütülmemiş olmasıdır Kur ân ın anlaşılmasına dair detayları Kur ân da ayrıntılarıyla anlatılmış ilahi ilmin usûlün ve tasdik ilişkisinin dikkate alınmaması bu sonucu doğurmuştur Kur ân dışı vahiy anlayışı da bu yanlışlara ortam hazırlamıştır Mesela Kur ân ın Sünneti Sünnetin Kur ân ı neshedebileceği dillendirilebilmiştir Tasdik kavramıyla ilişkisinin kurulamayışı ve Kur ân ın usûlüne vakıf olunmayışı neshi reddetme temayüllerine yol açmış Müslümanlar farkında olmadan sırf son şeriatı görmezden gelmek için bedâ gerekçesiyle neshi reddeden Yahudilerle aynı noktada buluşmuşlardır Oysa tasdikle de bağlantılı olarak hem dinler arası irtibatın görülebilmesi hem kuranın vahiy sürecinin takip edilebilmesi için nesih önemli bir kavramdır Rasûlullah a nispet edilen bazı rivâyetleri doğru anlamada da neshin büyük önemi vardır Elinizdeki çalışmada nesih kavramının Kur ân dan hareketle çerçevesi çizilecek Kur ân içi nesih örneklerine temas edilecek ve nesih konusunda Kur ânî bir bakış açısının oluşması hedeflenecektir Dr Fatih Orum

Süleymaniye Vakfı Yayınları

Süleymaniye Vakfı Yayınları
Serinin bir önceki kitapçığında din kavramını ele almış ve dinin dünyevi ve uhrevi karşılığının bulunduğu fıtrî ve teklifî bir düzen anlamına geldiğini görmüştük Yüce Yaratıcı her varlık için bir ölçü koymuştur O nun ölçülerinin tüm varlıklar üzerindeki tezahürleri vahiy yoluyla gerçekleşmektedir Yüce Allah göklere yere ve ikisi arasındakilere yaratılış ölçü ve gayelerini vahiyle bildirmiştir İmtihana tabi tutulan insan ve cinler diğer varlıkların aksine Rablerinin ölçü ve teklifine uyma ya da uymama tercihinde bulunurlar Allah büyük bir lütufta bulunarak gönderdiği nebî olan rasullerle zaman zaman insanlara hatırlatmalarda bulunmuş teklifini yineleyerek insanlara tercihlerini gözden geçirme uyarısında bulunmuştur Muhammed a s ile nübüvvet sona ermiş insanlık bitiş çizgisi hesap günü olan son dönemece girmiştir Ancak gözden kaçırılan önemli bir husus vardır ki o da Yüce Allah ın kullarıyla iletişiminin halen devam ediyor olmasıdır O sonsuz iyiliği ve bol ikramıyla mümin kafir büyük küçük kadın erkek her kuluyla sürekli konuşarak iletişim kurarak onları uyarır teşvik eder hasılı kullarını yalnız bırakmaz Zaten O şöyle buyurmuştur Yoksa insan başıboş bırakılacağını mı zannetmektedir Kıyâmet 75 36 Kur ân bu bağlamda detaylı bilgiler verir her insana Yüce Allah ın sürekli ilhamda bulunduğundan mesela Musa a s ın annesine yapılan ilhamın ayrıntılarından bahseder Yine Kur ân Allah ın rüyalar yoluyla kullarına bazı mesajlar verdiğinden mesela Yusuf a s ın arkadaşlarının ve dönemin melikinin gördüğü rüyalardan ve bunların etkileyici sonuçlarından bahseder Öte yandan Kur ân da bazı meleklerin insan suretinde gönderilerek bazı mesajlarını kullarına ilettiğinden bu bağlamda Meryem e İbrahim ve Lut a s a gönderilen elçilerden söz edilir Risaletle ilgili vahiyden ayrı tutulan katilik taşımayan ve kişisel tecrübelerle sınırlı olan bu Allah kul arasındaki iletişimin doğru anlaşılmadığı istismar edildiği hatta geleneksel Kitap Sünnet ilişkisinin bu çarpık yapı üzerine bina edildiği de ortadadır Kur ân dışı vahiy düşüncesi temellendirilirken risaletle ilgili vahiyden farkı gözetilmeden delil olarak sunulan bazı âyetlerin esasında iddiaya delil olamayacağı açıktır Bu mütevazi çalışmada özellikle bu hususa dikkat çekme gayesiyle vahiy kavramı ele alınmış ve bunun ileri okumalar için bir temel olması amaçlanmıştır Tanıtım Bülteninden

Süleymaniye Vakfı Yayınları
Nebiler ve onlara verilen kitapların meşruiyeti büyük oranda tasdik ilişkisine dayanır Kendinden öncesini tamamen yok sayan geçersiz kılan bir nebîye insanların tabi olma yükümlülüğü yoktur Dolayısıyla yeni bir nebî gelene kadar önceki şeriatın gereklerini yerine getiren kimselerin gelen nebîye tabi olduktan sonra şer î ahkama dair hayatlarında köklü değişiklikler beklenemez Mesela Muhammed a s a tabi olana kadar zina etmeyen faiz yemeyen içki içmeyen bir Ehl i kitabın Muhammed a s a tabi olduktan sonra herhangi bir vahiy henüz inmediği gerekçesiyle bu konularda bir ara dönem yaşayıp tüm bu hususlarda serbest olduğu yani isterse zina edip faiz yiyeceği içki içip abdestsiz namaz kılabileceği düşünülebilir mi Yeni bir nebîye tabi olanların şer î hükümler hususunda önceki şeriattan kopuk bir ara dönem yaşadıklarını düşünebilmek bu insanların nebî olduğundan emin olmadıkları birine tabi olacak kadar büyük bir riski göze aldıklarını kabul etmek anlamına gelir ki samimi hiçbir mümin böyle bir şey yapmaz Tabi olduğu şeriat uyarınca haram olduğu için içki içmeyen ama son nebîye tabi olduktan sonra kendisine içkinin haramlığı hususunda herhangi bir âyet inmediği söylendiği için içki içen bir mümin olabilir mi Elinizdeki çalışmada ilahi kitaplar arasındaki irtibatın adı olan ancak gelenekte ihmal edilen tasdik kavramına dair genel bir çerçeve çizilecektir Böylelikle öncesi olmayan din algısının ya da din adına her şeyin miladi 610 yılından itibaren başlayıp tamamlandığına dair düşüncenin yeni baştan değerlendirilmesine zemin hazırlanacaktır Tanıtım Bülteninden

Süleymaniye Vakfı Yayınları
Nesih geçmişte olduğu gibi günümüzde de üzerinde tartışmaların cereyan ettiği kavramlardandır Halen sürdürülen tartışmalardan Kur ân ı anlamaya katma değer sağlayan bir sonucun çıkmamış olmasının sebebi tartışmaların doğru bir zemin üzerinde yürütülmemiş olmasıdır Kur ân ın anlaşılmasına dair detayları Kur ân da ayrıntılarıyla anlatılmış ilahi ilmin usûlün ve tasdik ilişkisinin dikkate alınmaması bu sonucu doğurmuştur Kur ân dışı vahiy anlayışı da bu yanlışlara ortam hazırlamıştır Mesela Kur ân ın Sünneti Sünnetin Kur ân ı neshedebileceği dillendirilebilmiştir Tasdik kavramıyla ilişkisinin kurulamayışı ve Kur ân ın usûlüne vakıf olunmayışı neshi reddetme temayüllerine yol açmış Müslümanlar farkında olmadan sırf son şeriatı görmezden gelmek için bedâ gerekçesiyle neshi reddeden Yahudilerle aynı noktada buluşmuşlardır Oysa tasdikle de bağlantılı olarak hem dinler arası irtibatın görülebilmesi hem kuranın vahiy sürecinin takip edilebilmesi için nesih önemli bir kavramdır Rasûlullah a nispet edilen bazı rivâyetleri doğru anlamada da neshin büyük önemi vardır Elinizdeki çalışmada nesih kavramının Kur ân dan hareketle çerçevesi çizilecek Kur ân içi nesih örneklerine temas edilecek ve nesih konusunda Kur ânî bir bakış açısının oluşması hedeflenecektir Dr Fatih Orum Yayınevi Süleymaniye Vakfı Yayınları Yazar Fatih Orum Sayfa 54 Sayfa Kağıt 2 Hamur Boyut 10 00x16 50 cm Basım Yılı Mart 2017 Barkod 9786056443282 Kategori Diğer İslam Kitapları Kuran ve Kuran Üzerine