Kutsal Metin Otorite ve Hakikat — Nasr Hamid Ebu Zeyd

Kutsal Metin Otorite ve Hakikat
Nasr Hamid Ebu ZeydMana Yayınları
Kutsal Metin Otorite ve Hakikat
Nasr Hamid Ebu ZeydSöylem analizi ile ilgili olarak ifade etmekte yarar bulunan iki temel kaide söz konusudur Çünkü bu iki kaide elinizdeki kitapta kullanılan analitik uygulamaların tabiatını belirleyici niteliktedir Birinci kaide belli bir tarihsel kültürel ve medeniyetsel ortam içerisinde üretilmiş olan söylemlerin birbirlerinden bağımsız ya da birbirlerine kapalı olmadıklarıdır Herhangi bir söylemin diğer bir söyleme karşı uyguladığı ötekileştirme ve yok etme enstrümanları bu öteki söylem in değişik yapısal derecelerde söz konusu söylemin yapısı içerisindeki mevcudiyet i anlamına gelmektedir Tabii ki bu durum söz konusu öteki söylemin ilk söylem içerisinde mantuk ve mefhum düzeyinde bütünüyle yok olmadığının varsayılması ile birlikte söz konusudur çünkü böyle bir yokluk sadece söz konusu yok etme ortadan kaldırma faaliyetinin başarılı bir şekilde gerçekleştirilmesi faaliyetinden ibarettir Buna bir de söz konusu söylemlerin büyük oranda kendi mantuk ve mefhumlarını ve yapılarını belirleyen ortak problematik hususunda müşterek olduklarını ilave ettiğimizde öteki söylemlerden bağımsız bir söylemden söz etmenin inceleme konusu olan söylemin sahte ve sanal bir şekilde ele alınmasına sebep olacak bir basitleştirmeden başka bir şey olmadığını anlamış oluruz İkinci kaide bütün söylemlerin söylem olmaları itibariyle eşit oldukları şeklindedir Bu durumda herhangi bir söylemin hakikati tek başına kuşattığını tekelinde bulundurduğunu iddia etmek gibi bir hakkı yoktur çünkü bunu yaptığı bu iddiayı seslendirdiği anda aslında kendisinin sahte bir söylem olduğunu belirtmiş olacaktır Belli bir toplumsal siyasî ve tarihsel bağlam içerisinde herhangi bir söylem geniş bir yayılma ve hâkimiyet alanı bulabilir ve bu durum onun diğer söylemler üzerinde egemenlik kurmasına onları merkezin dışına itmesine ilgi alanlarının ve dikkatlerin dışına çıkarmasına sebep olabilir Ancak insan toplumların tümünü kuşatan kültür tarihi bize şunu öğretmektedir ki belli bir söylemin sağlamış olduğu bu türden bir hâkimiyet ve üstünlük siyasî baskılar toplumsal boyun eğdirme faaliyetleri ve en iyi durumda sahte bir kitlesel bilinç oluşturma gibi eylemler üzerinden gerçekleşmektedir Bu nedenle söylem analizi yöntemi burada mümkün mertebe bazı söylemleri dinin tam orta yerine yerleştirmeye onları insanlara din in bizzat kendisi olarak sunmaya yönelik geleneksel olarak yerleşmiş ve medya üzerinden propagandası yapılarak sabitleştirilmiş olan birtakım yanlış ve yanıltıcı etiketlere yaftalara teslim olmaktan titizlikle uzak duracaktır Buna ilaveten şunu ifade etmek gerekmektedir ki dinin bizzat kendisi anlamları bağlam üzerinden yani birer söylem şeklinde belirlenip ortaya çıkan birtakım metinler in oluşturduğu bir metinler bütünü nden başka bir şey değildir Söylemin dinî hitabın kaynak olarak ilahî olması ilahî kaynaklı olması onun tarihsel kültürel ve toplumsal bağlamı içerisinde bütün problemleri ile birlikte insan dilinde somutlaşan bir ilahî hitap olarak analiz edilebilir olmadığı anlamına gelmemektedir

Mana Yayınları
Söylem analizi ile ilgili olarak ifade etmekte yarar bulunan iki temel kaide söz konusudur Çünkü bu iki kaide elinizdeki kitapta kullanılan analitik uygulamaların tabiatını belirleyici niteliktedir Birinci kaide belli bir tarihsel kültürel ve medeniyetsel ortam içerisinde üretilmiş olan söylemlerin birbirlerinden bağımsız ya da birbirlerine kapalı olmadıklarıdır Herhangi bir söylemin diğer bir söyleme karşı uyguladığı ötekileştirme ve yok etme enstrümanları bu öteki söylem in değişik yapısal derecelerde söz konusu söylemin yapısı içerisindeki mevcudiyet i anlamına gelmektedir Tabii ki bu durum söz konusu öteki söylemin ilk söylem içerisinde mantuk ve mefhum düzeyinde bütünüyle yok olmadığının varsayılması ile birlikte söz konusudur çünkü böyle bir yokluk sadece söz konusu yok etme ortadan kaldırma faaliyetinin başarılı bir şekilde gerçekleştirilmesi faaliyetinden ibarettir Buna bir de söz konusu söylemlerin büyük oranda kendi mantuk ve mefhumlarını ve yapılarını belirleyen ortak problematik hususunda müşterek olduklarını ilave ettiğimizde öteki söylemlerden bağımsız bir söylemden söz etmenin inceleme konusu olan söylemin sahte ve sanal bir şekilde ele alınmasına sebep olacak bir basitleştirmeden başka bir şey olmadığını anlamış oluruz İkinci kaide bütün söylemlerin söylem olmaları itibariyle eşit oldukları şeklindedir Bu durumda herhangi bir söylemin hakikati tek başına kuşattığını tekelinde bulundurduğunu iddia etmek gibi bir hakkı yoktur çünkü bunu yaptığı bu iddiayı seslendirdiği anda aslında kendisinin sahte bir söylem olduğunu belirtmiş olacaktır Belli bir toplumsal siyasî ve tarihsel bağlam içerisinde herhangi bir söylem geniş bir yayılma ve hâkimiyet alanı bulabilir ve bu durum onun diğer söylemler üzerinde egemenlik kurmasına onları merkezin dışına itmesine ilgi alanlarının ve dikkatlerin dışına çıkarmasına sebep olabilir Ancak insan toplumların tümünü kuşatan kültür tarihi bize şunu öğretmektedir ki belli bir söylemin sağlamış olduğu bu türden bir hâkimiyet ve üstünlük siyasî baskılar toplumsal boyun eğdirme faaliyetleri ve en iyi durumda sahte bir kitlesel bilinç oluşturma gibi eylemler üzerinden gerçekleşmektedir Bu nedenle söylem analizi yöntemi burada mümkün mertebe bazı söylemleri dinin tam orta yerine yerleştirmeye onları insanlara din in bizzat kendisi olarak sunmaya yönelik geleneksel olarak yerleşmiş ve medya üzerinden propagandası yapılarak sabitleştirilmiş olan birtakım yanlış ve yanıltıcı etiketlere yaftalara teslim olmaktan titizlikle uzak duracaktır Buna ilaveten şunu ifade etmek gerekmektedir ki dinin bizzat kendisi anlamları bağlam üzerinden yani birer söylem şeklinde belirlenip ortaya çıkan birtakım metinler in oluşturduğu bir metinler bütünü nden başka bir şey değildir Söylemin dinî hitabın kaynak olarak ilahî olması ilahî kaynaklı olması onun tarihsel kültürel ve toplumsal bağlamı içerisinde bütün problemleri ile birlikte insan dilinde somutlaşan bir ilahî hitap olarak analiz edilebilir olmadığı anlamına gelmemektedir

Mana Yayınları
Söylem analizi ile ilgili olarak ifade etmekte yarar bulunan iki temel kaide söz konusudur Çünkü bu iki kaide elinizdeki kitapta kullanılan analitik uygulamaların tabiatını belirleyici niteliktedir Birinci kaide belli bir tarihsel kültürel ve medeniyetsel ortam içerisinde üretilmiş olan söylemlerin birbirlerinden bağımsız ya da birbirlerine kapalı olmadıklarıdır Herhangi bir söylemin diğer bir söyleme karşı uyguladığı ötekileştirme ve yok etme enstrümanları bu öteki söylem in değişik yapısal derecelerde söz konusu söylemin yapısı içerisindeki mevcudiyet i anlamına gelmektedir Tabii ki bu durum söz konusu öteki söylemin ilk söylem içerisinde mantuk ve mefhum düzeyinde bütünüyle yok olmadığının varsayılması ile birlikte söz konusudur çünkü böyle bir yokluk sadece söz konusu yok etme ortadan kaldırma faaliyetinin başarılı bir şekilde gerçekleştirilmesi faaliyetinden ibarettir Buna bir de söz konusu söylemlerin büyük oranda kendi mantuk ve mefhumlarını ve yapılarını belirleyen ortak problematik hususunda müşterek olduklarını ilave ettiğimizde öteki söylemlerden bağımsız bir söylemden söz etmenin inceleme konusu olan söylemin sahte ve sanal bir şekilde ele alınmasına sebep olacak bir basitleştirmeden başka bir şey olmadığını anlamış oluruz İkinci kaide bütün söylemlerin söylem olmaları itibariyle eşit oldukları şeklindedir Bu durumda herhangi bir söylemin hakikati tek başına kuşattığını tekelinde bulundurduğunu iddia etmek gibi bir hakkı yoktur çünkü bunu yaptığı bu iddiayı seslendirdiği anda aslında kendisinin sahte bir söylem olduğunu belirtmiş olacaktır Belli bir toplumsal siyasî ve tarihsel bağlam içerisinde herhangi bir söylem geniş bir yayılma ve hâkimiyet alanı bulabilir ve bu durum onun diğer söylemler üzerinde egemenlik kurmasına onları merkezin dışına itmesine ilgi alanlarının ve dikkatlerin dışına çıkarmasına sebep olabilir Ancak insan toplumların tümünü kuşatan kültür tarihi bize şunu öğretmektedir ki belli bir söylemin sağlamış olduğu bu türden bir hâkimiyet ve üstünlük siyasî baskılar toplumsal boyun eğdirme faaliyetleri ve en iyi durumda sahte bir kitlesel bilinç oluşturma gibi eylemler üzerinden gerçekleşmektedir Bu nedenle söylem analizi yöntemi burada mümkün mertebe bazı söylemleri dinin tam orta yerine yerleştirmeye onları insanlara din in bizzat kendisi olarak sunmaya yönelik geleneksel olarak yerleşmiş ve medya üzerinden propagandası yapılarak sabitleştirilmiş olan birtakım yanlış ve yanıltıcı etiketlere yaftalara teslim olmaktan titizlikle uzak duracaktır Buna ilaveten şunu ifade etmek gerekmektedir ki dinin bizzat kendisi anlamları bağlam üzerinden yani birer söylem şeklinde belirlenip ortaya çıkan birtakım metinler in oluşturduğu bir metinler bütünü nden başka bir şey değildir Söylemin dinî hitabın kaynak olarak ilahî olması ilahî kaynaklı olması onun tarihsel kültürel ve toplumsal bağlamı içerisinde bütün problemleri ile birlikte insan dilinde somutlaşan bir ilahî hitap olarak analiz edilebilir olmadığı anlamına gelmemektedir

Mana Yayınları
Söylem analizi ile ilgili olarak ifade etmekte yarar bulunan iki temel kaide söz konusudur Çünkü bu iki kaide elinizdeki kitapta kullanilan analitik uygulamalarin tabiatini belirleyici niteliktedir Birinci kaide belli bir tarihsel kültürel ve medeniyetsel ortam içerisinde üretilmis olan söylemlerin birbirlerinden bagimsiz ya da birbirlerine kapali olmadiklaridir Herhangi bir söylemin diger bir söyleme karsi uyguladigi ötekilestirme ve yok etme enstrümanlari bu öteki söylem in degisik yapisal derecelerde söz konusu söylemin yapisi içerisindeki mevcudiyet i anlamina gelmektedir Tabii ki bu durum söz konusu öteki söylemin ilk söylem içerisinde mantuk ve mefhum düzeyinde bütünüyle yok olmadiginin varsayilmasi ile birlikte söz konusudur çünkü böyle bir yokluk sadece söz konusu yok etme ortadan kaldirma faaliyetinin basarili bir sekilde gerçeklestirilmesi faaliyetinden ibarettir Buna bir de söz konusu söylemlerin büyük oranda kendi mantuk ve mefhumlarini ve yapilarini belirleyen ortak problematik hususunda müsterek olduklarini ilave ettigimizde öteki söylemlerden bagimsiz bir söylemden söz etmenin inceleme konusu olan söylemin sahte ve sanal bir sekilde ele alinmasina sebep olacak bir basitlestirmeden baska bir sey olmadigini anlamis oluruz Ikinci kaide bütün söylemlerin söylem olmalari itibariyle esit olduklari seklindedir Bu durumda herhangi bir söylemin hakikati tek basina kusattigini tekelinde bulundurdugunu iddia etmek gibi bir hakki yoktur çünkü bunu yaptigi bu iddiayi seslendirdigi anda aslinda kendisinin sahte bir söylem oldugunu belirtmis olacaktir Belli bir toplumsal siyasî ve tarihsel baglam içerisinde herhangi bir söylem genis bir yayilma ve hâkimiyet alani bulabilir ve bu durum onun diger söylemler üzerinde egemenlik kurmasina onlari merkezin disina itmesine ilgi alanlarinin ve dikkatlerin disina çikarmasina sebep olabilir Ancak insan toplumlarin tümünü kusatan kültür tarihi bize sunu ögretmektedir ki belli bir söylemin saglamis oldugu bu türden bir hâkimiyet ve üstünlük siyasî baskilar toplumsal boyun egdirme faaliyetleri ve en iyi durumda sahte bir kitlesel bilinç olusturma gibi eylemler üzerinden gerçeklesmektedir Bu nedenle söylem analizi yöntemi burada mümkün mertebe bazi söylemleri dinin tam orta yerine yerlestirmeye onlari insanlara din in bizzat kendisi olarak sunmaya yönelik geleneksel olarak yerlesmis ve medya üzerinden propagandasi yapilarak sabitlestirilmis olan birtakim yanlis ve yaniltici etiketlere yaftalara teslim olmaktan titizlikle uzak duracaktir Buna ilaveten sunu ifade etmek gerekmektedir ki dinin bizzat kendisi anlamlari baglam üzerinden yani birer söylem seklinde belirlenip ortaya çikan birtakim metinler in olusturdugu bir metinler bütünü nden baska bir sey degildir Söylemin dinî hitabin kaynak olarak ilahî olmasi ilahî kaynakli olmasi onun tarihsel kültürel ve toplumsal baglami içerisinde bütün problemleri ile birlikte insan dilinde somutlasan bir ilahî hitap olarak analiz edilebilir olmadigi anlamina gelmemektedir

Mana Yayınları
Söylem analizi ile ilgili olarak ifade etmekte yarar bulunan iki temel kaide söz konusudur Çünkü bu iki kaide elinizdeki kitapta kullanılan analitik uygulamaların tabiatını belirleyici niteliktedir Birinci kaide belli bir tarihsel kültürel ve medeniyetsel ortam içerisinde üretilmiş olan söylemlerin birbirlerinden bağımsız ya da birbirlerine kapalı olmadıklarıdır Herhangi bir söylemin diğer bir söyleme karşı uyguladığı ötekileştirme ve yok etme enstrümanları bu öteki söylem in değişik yapısal derecelerde söz konusu söylemin yapısı içerisindeki mevcudiyet i anlamına gelmektedir Tabii ki bu durum söz konusu öteki söylemin ilk söylem içerisinde mantuk ve mefhum düzeyinde bütünüyle yok olmadığının varsayılması ile birlikte söz konusudur çünkü böyle bir yokluk sadece söz konusu yok etme ortadan kaldırma faaliyetinin başarılı bir şekilde gerçekleştirilmesi faaliyetinden ibarettir Buna bir de söz konusu söylemlerin büyük oranda kendi mantuk ve mefhumlarını ve yapılarını belirleyen ortak problematik hususunda müşterek olduklarını ilave ettiğimizde öteki söylemlerden bağımsız bir söylemden söz etmenin inceleme konusu olan söylemin sahte ve sanal bir şekilde ele alınmasına sebep olacak bir basitleştirmeden başka bir şey olmadığını anlamış oluruz İkinci kaide bütün söylemlerin söylem olmaları itibariyle eşit oldukları şeklindedir Bu durumda herhangi bir söylemin hakikati tek başına kuşattığını tekelinde bulundurduğunu iddia etmek gibi bir hakkı yoktur çünkü bunu yaptığı bu iddiayı seslendirdiği anda aslında kendisinin sahte bir söylem olduğunu belirtmiş olacaktır Belli bir toplumsal siyasî ve tarihsel bağlam içerisinde herhangi bir söylem geniş bir yayılma ve hâkimiyet alanı bulabilir ve bu durum onun diğer söylemler üzerinde egemenlik kurmasına onları merkezin dışına itmesine ilgi alanlarının ve dikkatlerin dışına çıkarmasına sebep olabilir Ancak insan toplumların tümünü kuşatan kültür tarihi bize şunu öğretmektedir ki belli bir söylemin sağlamış olduğu bu türden bir hâkimiyet ve üstünlük siyasî baskılar toplumsal boyun eğdirme faaliyetleri ve en iyi durumda sahte bir kitlesel bilinç oluşturma gibi eylemler üzerinden gerçekleşmektedir Bu nedenle söylem analizi yöntemi burada mümkün mertebe bazı söylemleri dinin tam orta yerine yerleştirmeye onları insanlara din in bizzat kendisi olarak sunmaya yönelik geleneksel olarak yerleşmiş ve medya üzerinden propagandası yapılarak sabitleştirilmiş olan birtakım yanlış ve yanıltıcı etiketlere yaftalara teslim olmaktan titizlikle uzak duracaktır Buna ilaveten şunu ifade etmek gerekmektedir ki dinin bizzat kendisi anlamları bağlam üzerinden yani birer söylem şeklinde belirlenip ortaya çıkan birtakım metinler in oluşturduğu bir metinler bütünü nden başka bir şey değildir Söylemin dinî hitabın kaynak olarak ilahî olması ilahî kaynaklı olması onun tarihsel kültürel ve toplumsal bağlamı içerisinde bütün problemleri ile birlikte insan dilinde somutlaşan bir ilahî hitap olarak analiz edilebilir olmadığı anlamına gelmemektedir

Mana Yayınları
Söylem analizi ile ilgili olarak ifade etmekte yarar bulunan iki temel kaide söz konusudur Çünkü bu iki kaide elinizdeki kitapta kullanılan analitik uygulamaların tabiatını belirleyici niteliktedir Birinci kaide belli bir tarihsel kültürel ve medeniyetsel ortam içerisinde üretilmiş olan söylemlerin birbirlerinden bağımsız ya da birbirlerine kapalı olmadıklarıdır Herhangi bir söylemin diğer bir söyleme karşı uyguladığı ötekileştirme ve yok etme enstrümanları bu öteki söylem in değişik yapısal derecelerde söz konusu söylemin yapısı içerisindeki mevcudiyet i anlamına gelmektedir İkinci kaide bütün söylemlerin söylem olmaları itibariyle eşit oldukları şeklindedir Bu durumda herhangi bir söylemin hakikati tek başına kuşattığını tekelinde bulundurduğunu iddia etmek gibi bir hakkı yoktur çünkü bunu yaptığı bu iddiayı seslendirdiği anda aslında kendisinin sahte bir söylem olduğunu belirtmiş olacaktır belli bir toplumsal siyasi ve tarihsel bağlam içerisinde herhangi bir söylem geniş bir yayılma ve hakimiyet alanı bulabilir ve bu durum onun diğer söylemler üzerinde egemenlik kurmasına onları merkezin dışına itmesine ilgi alanlarının ve dikkatlerin dışına çıkarmasına sebep olabilir Ancak insan toplumların tümünü kuşatan kültür tarihi bize şunu öğretmektedir ki belli bir söylemin sağlamış olduğu bu türden bir hâkimiyet ve üstünlük siyasî baskılar toplumsal boyun eğdirme faaliyetleri ve en iyi durumda sahte bir kitlesel bilinç oluşturma gibi eylemler üzerinden gerçekleşmektedir Bu nedenle söylem analizi yöntemi burada mümkün mertebe bazı söylemleri dinin tam orta yerine yerleştirmeye onları insanlara din in bizzat kendisi olarak sunmaya yönelik geleneksel olarak yerleşmiş ve medya üzerinden propagandası yapılarak sabitleştirilmiş olan birtakım yanlış ve yanıltıcı etiketlere yaftalara teslim olmaktan titizlikle uzak duracaktır Buna ilaveten şunu ifade etmek gerekmektedir ki dinin bizzat kendisi anlamları bağlam üzerinden yani birer söylem

Mana
Söylem analizi ile ilgili olarak ifade etmekte yarar bulunan iki temel kaide söz konusudur Çünkü bu iki kaide elinizdeki kitapta kullanılan analitik uygulamaların tabiatını belirleyici niteliktedir Birinci kaide belli bir tarihsel kültürel ve medeniyetsel ortam içerisinde üretilmiş olan söylemlerin birbirlerinden bağımsız ya da birbirlerine kapalı olmadıklarıdır Herhangi bir söylemin diğer bir söyleme karşı uyguladığı ötekileştirme ve yok etme enstrümanları bu öteki söylem in değişik yapısal derecelerde söz konusu söylemin yapısı içerisindeki mevcudiyet i anlamına gelmektedir İkinci kaide bütün söylemlerin söylem olmaları itibariyle eşit oldukları şeklindedir Bu durumda herhangi bir söylemin hakikati tek başına kuşattığını tekelinde bulundurduğunu iddia etmek gibi bir hakkı yoktur çünkü bunu yaptığı bu iddiayı seslendirdiği anda aslında kendisinin sahte bir söylem olduğunu belirtmiş olacaktır belli bir toplumsal siyasi ve tarihsel bağlam içerisinde herhangi bir söylem geniş bir yayılma ve hakimiyet alanı bulabilir ve bu durum onun diğer söylemler üzerinde egemenlik kurmasına onları merkezin dışına itmesine ilgi alanlarının ve dikkatlerin dışına çıkarmasına sebep olabilir