Mahremiyetin Tahribi — Çetin Arslan

Mahremiyetin Tahribi
Çetin ArslanHece Yayınları
Mahremiyetin Tahribi
Çetin ArslanRomanın Türk edebiyatında tanınmaya başladığı yıllar Osmanlı Devleti nin dağılma dönemine rastlar Böyle dönemlerde devlet beka mücadelesi verirken mensupları kendi gelecekleri için endişeli bir bekleyişe dururlar Bu bekleyiş üretimin bitişi anlamına geldiği için bir durağanlığı da ifade eder Yıkılış psikolojisi geri kalmışlık ezikliği yabancı kültürlere karşı bireyi ve devleti dirençsiz hâle getirir Bu öz kültürüne karşı güvenin zedelenmesi neticesini doğurur Sonuçta dış etki en derin bir şekilde hissedilir Bilindiği gibi roman önce çeviriler yoluyla Türk okuyucusuyla tanışır Taklit sadece yapısal olarak romanın unsurlarının alınması şeklinde görülmez Aynı zamanda konu ve temaların da olduğu gibi alınmasına ve öyle işlenmesine sebep olur Aldatma gibi Osmanlı İslam ahlakının kabul edemeyeceği bir meselenin romanlarımızda görülmesi Batı romanından gelen özellikle Fransız romanı tematik etkinin işaretidir Esasen roman toplumun ve bireyin eğitimi noktasında çok etkili işlev görecekken Tanzimat romancıları bunu fark eder doğru kanalize edilememesiyle birlikte ilk dönem romancılarının başat konusu olan yanlış Batılılaşmaya yönelir Bu yönelişle birlikte Osmanlı toplumu için yabancı olan veya çok küçük bir kesimin yaşam alanında bulunan eğlence hayatı metres ve aldatma gibi konular kamuoyunda gündeme gelir Yerli hayatın yansıması olan romanlardan ziyade topluma yeni ve yabancı bir hayatı dayatan romanlar egemenlik alanlarını genişletir Türk romanının tam anlamıyla yerli hayatın bir yansıması olduğunu söylemek romanın ana vatanı olan Avrupa daki gelişimine çok benzemeyen bir süreç olduğu için zordur Osmanlı Türk toplumunda aile kurumunda mahremiyet ilkesi egemendir Dışa kapalı içe açık bir yapı olan ailede kuşkusuz aşk kıskançlık aldatma ve kavga gibi hususlar olması normaldir Osmanlı toplumunda aile içinde yaşanan bu tür olayların dışa aksetmesi haremlik selamlık uygulaması nedeniyle neredeyse imkânsızdır Romancılar aile mahremiyetine değişik yollarla girerek bu katı yapıyı kırmaya çalışırlar Bunda yukarıda da ifade edildiği gibi romanın yapısal teknik unsurlarıyla içerik unsurlarının ayrılamaması etkilidir

Hece Yayınları
Romanın Türk edebiyatında tanınmaya başladığı yıllar Osmanlı Devleti nin dağılma dönemine rastlar Böyle dönemlerde devlet beka mücadelesi verirken mensupları kendi gelecekleri için endişeli bir bekleyişe dururlar Bu bekleyiş üretimin bitişi anlamına geldiği için bir durağanlığı da ifade eder Yıkılış psikolojisi geri kalmışlık ezikliği yabancı kültürlere karşı bireyi ve devleti dirençsiz hâle getirir Bu öz kültürüne karşı güvenin zedelenmesi neticesini doğurur Sonuçta dış etki en derin bir şekilde hissedilir Bilindiği gibi roman önce çeviriler yoluyla Türk okuyucusuyla tanışır Taklit sadece yapısal olarak romanın unsurlarının alınması şeklinde görülmez Aynı zamanda konu ve temaların da olduğu gibi alınmasına ve öyle işlenmesine sebep olur Aldatma gibi Osmanlı İslam ahlakının kabul edemeyeceği bir meselenin romanlarımızda görülmesi Batı romanından gelen özellikle Fransız romanı tematik etkinin işaretidir Esasen roman toplumun ve bireyin eğitimi noktasında çok etkili işlev görecekken Tanzimat romancıları bunu fark eder doğru kanalize edilememesiyle birlikte ilk dönem romancılarının başat konusu olan yanlış Batılılaşmaya yönelir Bu yönelişle birlikte Osmanlı toplumu için yabancı olan veya çok küçük bir kesimin yaşam alanında bulunan eğlence hayatı metres ve aldatma gibi konular kamuoyunda gündeme gelir Yerli hayatın yansıması olan romanlardan ziyade topluma yeni ve yabancı bir hayatı dayatan romanlar egemenlik alanlarını genişletir Türk romanının tam anlamıyla yerli hayatın bir yansıması olduğunu söylemek romanın ana vatanı olan Avrupa daki gelişimine çok benzemeyen bir süreç olduğu için zordur Osmanlı Türk toplumunda aile kurumunda mahremiyet ilkesi egemendir Dışa kapalı içe açık bir yapı olan ailede kuşkusuz aşk kıskançlık aldatma ve kavga gibi hususlar olması normaldir Osmanlı toplumunda aile içinde yaşanan bu tür olayların dışa aksetmesi haremlik selamlık uygulaması nedeniyle neredeyse imkânsızdır Romancılar aile mahremiyetine değişik yollarla girerek bu katı yapıyı kırmaya çalışırlar Bunda yukarıda da ifade edildiği gibi romanın yapısal teknik unsurlarıyla içerik unsurlarının ayrılamaması etkilidir

Hece Yayınları
Romanın Türk edebiyatında tanınmaya başladığı yıllar Osmanlı Devleti nin dağılma dönemine rastlar Böyle dönemlerde devlet beka mücadelesi verirken mensupları kendi gelecekleri için endişeli bir bekleyişe dururlar Bu bekleyiş üretimin bitişi anlamına geldiği için bir durağanlığı da ifade eder Yıkılış psikolojisi geri kalmışlık ezikliği yabancı kültürlere karşı bireyi ve devleti dirençsiz hâle getirir Bu öz kültürüne karşı güvenin zedelenmesi neticesini doğurur Sonuçta dış etki en derin bir şekilde hissedilir Bilindiği gibi roman önce çeviriler yoluyla Türk okuyucusuyla tanışır Taklit sadece yapısal olarak romanın unsurlarının alınması şeklinde görülmez Aynı zamanda konu ve temaların da olduğu gibi alınmasına ve öyle işlenmesine sebep olur Aldatma gibi Osmanlı İslam ahlakının kabul edemeyeceği bir meselenin romanlarımızda görülmesi Batı romanından gelen özellikle Fransız romanı tematik etkinin işaretidir Esasen roman toplumun ve bireyin eğitimi noktasında çok etkili işlev görecekken Tanzimat romancıları bunu fark eder doğru kanalize edilememesiyle birlikte ilk dönem romancılarının başat konusu olan yanlış Batılılaşmaya yönelir Bu yönelişle birlikte Osmanlı toplumu için yabancı olan veya çok küçük bir kesimin yaşam alanında bulunan eğlence hayatı metres ve aldatma gibi konular kamuoyunda gündeme gelir Yerli hayatın yansıması olan romanlardan ziyade topluma yeni ve yabancı bir hayatı dayatan romanlar egemenlik alanlarını genişletir Türk romanının tam anlamıyla yerli hayatın bir yansıması olduğunu söylemek romanın ana vatanı olan Avrupa daki gelişimine çok benzemeyen bir süreç olduğu için zordur Osmanlı Türk toplumunda aile kurumunda mahremiyet ilkesi egemendir Dışa kapalı içe açık bir yapı olan ailede kuşkusuz aşk kıskançlık aldatma ve kavga gibi hususlar olması normaldir Osmanlı toplumunda aile içinde yaşanan bu tür olayların dışa aksetmesi haremlik selamlık uygulaması nedeniyle neredeyse imkânsızdır Romancılar aile mahremiyetine değişik yollarla girerek bu katı yapıyı kırmaya çalışırlar Bunda yukarıda da ifade edildiği gibi romanın yapısal teknik unsurlarıyla içerik unsurlarının ayrılamaması etkilidir

Hece Yayınları
Romanın Türk edebiyatında tanınmaya başladığı yıllar Osmanlı Devleti nin dağılma dönemine rastlar Böyle dönemlerde devlet beka mücadelesi verirken mensupları kendi gelecekleri için endişeli bir bekleyişe dururlar Bu bekleyiş üretimin bitişi anlamına geldiği için bir durağanlığı da ifade eder Yıkılış psikolojisi geri kalmışlık ezikliği yabancı kültürlere karşı bireyi ve devleti dirençsiz hâle getirir Bu öz kültürüne karşı güvenin zedelenmesi neticesini doğurur Sonuçta dış etki en derin bir şekilde hissedilir Bilindiği gibi roman önce çeviriler yoluyla Türk okuyucusuyla tanışır Taklit sadece yapısal olarak romanın unsurlarının alınması şeklinde görülmez Aynı zamanda konu ve temaların da olduğu gibi alınmasına ve öyle işlenmesine sebep olur Aldatma gibi Osmanlı İslam ahlakının kabul edemeyeceği bir meselenin romanlarımızda görülmesi Batı romanından gelen özellikle Fransız romanı tematik etkinin işaretidir Esasen roman toplumun ve bireyin eğitimi noktasında çok etkili işlev görecekken Tanzimat romancıları bunu fark eder doğru kanalize edilememesiyle birlikte ilk dönem romancılarının başat konusu olan yanlış Batılılaşmaya yönelir Bu yönelişle birlikte Osmanlı toplumu için yabancı olan veya çok küçük bir kesimin yaşam alanında bulunan eğlence hayatı metres ve aldatma gibi konular kamuoyunda gündeme gelir Yerli hayatın yansıması olan romanlardan ziyade topluma yeni ve yabancı bir hayatı dayatan romanlar egemenlik alanlarını genişletir Türk romanının tam anlamıyla yerli hayatın bir yansıması olduğunu söylemek romanın ana vatanı olan Avrupa daki gelişimine çok benzemeyen bir süreç olduğu için zordur Osmanlı Türk toplumunda aile kurumunda mahremiyet ilkesi egemendir Dışa kapalı içe açık bir yapı olan ailede kuşkusuz aşk kıskançlık aldatma ve kavga gibi hususlar olması normaldir Osmanlı toplumunda aile içinde yaşanan bu tür olayların dışa aksetmesi haremlik selamlık uygulaması nedeniyle neredeyse imkânsızdır Romancılar aile mahremiyetine değişik yollarla girerek bu katı yapıyı kırmaya çalışırlar Bunda yukarıda da ifade edildiği gibi romanın yapısal teknik unsurlarıyla içerik unsurlarının ayrılamaması etkilidir

HECE YAYINLARI
Romanın Türk edebiyatında tanınmaya başladığı yıllar Osmanlı Devleti nin dağılma dönemine rastlar Böyle dönemlerde devlet beka mücadelesi verirken mensupları kendi gelecekleri için endişeli bir bekleyişe dururlar Bu bekleyiş üretimin bitişi anlamına geldiği için bir durağanlığı da ifade eder Yıkılış psikolojisi geri kalmışlık ezikliği yabancı kültürlere karşı bireyi ve devleti dirençsiz hâle getirir Bu öz kültürüne karşı güvenin zedelenmesi neticesini doğurur Sonuçta dış etki en derin bir şekilde hissedilir Bilindiği gibi roman önce çeviriler yoluyla Türk okuyucusuyla tanışır Taklit sadece yapısal olarak romanın unsurlarının alınması şeklinde görülmez Aynı zamanda konu ve temaların da olduğu gibi alınmasına ve öyle işlenmesine sebep olur Aldatma gibi Osmanlı İslam ahlakının kabul edemeyeceği bir meselenin romanlarımızda görülmesi Batı romanından gelen özellikle Fransız romanı tematik etkinin işaretidir Esasen roman toplumun ve bireyin eğitimi noktasında çok etkili işlev görecekken Tanzimat romancıları bunu fark eder doğru kanalize edilememesiyle birlikte ilk dönem romancılarının başat konusu olan yanlış Batılılaşmaya yönelir Bu yönelişle birlikte Osmanlı toplumu için yabancı olan veya çok küçük bir kesimin yaşam alanında bulunan eğlence hayatı metres ve aldatma gibi konular kamuoyunda gündeme gelir Yerli hayatın yansıması olan romanlardan ziyade topluma yeni ve yabancı bir hayatı dayatan romanlar egemenlik alanlarını genişletir Türk romanının tam anlamıyla yerli hayatın bir yansıması olduğunu söylemek romanın ana vatanı olan Avrupa daki gelişimine çok benzemeyen bir süreç olduğu için zordur Osmanlı Türk toplumunda aile kurumunda mahremiyet ilkesi egemendir Dışa kapalı içe açık bir yapı olan ailede kuşkusuz aşk kıskançlık aldatma ve kavga gibi hususlar olması normaldir Osmanlı toplumunda aile içinde yaşanan bu tür olayların dışa aksetmesi haremlik selamlık uygulaması nedeniyle neredeyse imkânsızdır Romancılar aile mahremiyetine değişik yollarla girerek bu katı yapıyı kırmaya çalışırlar Bunda yukarıda da ifade edildiği gibi romanın yapısal teknik unsurlarıyla içerik unsurlarının ayrılamaması etkilidir
Mahremiyetin Tahribi
Çetin Arslan
Hece Yayınları
Romanın Türk edebiyatında tanınmaya başladığı yıllar Osmanlı Devleti nin dağılma dönemine rastlar Böyle dönemlerde devlet beka mücadelesi verirken mensupları kendi gelecekleri için endişeli bir bekleyişe dururlar Bu bekleyiş üretimin bitişi anlamına geldiği için bir durağanlığı da ifade eder Yıkılış psikolojisi geri kalmışlık ezikliği yabancı kültürlere karşı bireyi ve devleti dirençsiz hâle getirir Bu öz kültürüne karşı güvenin zedelenmesi neticesini doğurur Sonuçta dış etki en derin bir şekilde hissedilir Bilindiği gibi roman önce çeviriler yoluyla Türk okuyucusuyla tanışır Taklit sadece yapısal olarak romanın unsurlarının alınması şeklinde görülmez Aynı zamanda konu ve temaların da olduğu gibi alınmasına ve öyle işlenmesine sebep olur Aldatma gibi Osmanlı İslam ahlakının kabul edemeyeceği bir meselenin romanlarımızda görülmesi Batı romanından gelen özellikle Fransız romanı tematik etkinin işaretidir Esasen roman toplumun ve bireyin eğitimi noktasında çok etkili işlev görecekken Tanzimat romancıları bunu fark eder doğru kanalize edilememesiyle birlikte ilk dönem romancılarının başat konusu olan yanlış Batılılaşmaya yönelir Bu yönelişle birlikte Osmanlı toplumu için yabancı olan veya çok küçük bir kesimin yaşam alanında bulunan eğlence hayatı metres ve aldatma gibi konular kamuoyunda gündeme gelir Yerli hayatın yansıması olan romanlardan ziyade topluma yeni ve yabancı bir hayatı dayatan romanlar egemenlik alanlarını genişletir Türk romanının tam anlamıyla yerli hayatın bir yansıması olduğunu söylemek romanın ana vatanı olan Avrupa daki gelişimine çok benzemeyen bir süreç olduğu için zordur Osmanlı Türk toplumunda aile kurumunda mahremiyet ilkesi egemendir Dışa kapalı içe açık bir yapı olan ailede kuşkusuz aşk kıskançlık aldatma ve kavga gibi hususlar olması normaldir Osmanlı toplumunda aile içinde yaşanan bu tür olayların dışa aksetmesi haremlik selamlık uygulaması nedeniyle neredeyse imkânsızdır Romancılar aile mahremiyetine değişik yollarla girerek bu katı yapıyı kırmaya çalışırlar Bunda yukarıda da ifade edildiği gibi romanın yapısal teknik unsurlarıyla içerik unsurlarının ayrılamaması etkilidir

Hece Yayınları
Romanın Türk edebiyatında tanınmaya başladığı yıllar Osmanlı Devleti nin dağılma dönemine rastlar Böyle dönemlerde devlet beka mücadelesi verirken mensupları kendi gelecekleri için endişeli bir bekleyişe dururlar Bu bekleyiş üretimin bitişi anlamına geldiği için bir durağanlığı da ifade eder Yıkılış psikolojisi geri kalmışlık ezikliği yabancı kültürlere karşı bireyi ve devleti dirençsiz hâle getirir Bu öz kültürüne karşı güvenin zedelenmesi neticesini doğurur Sonuçta dış etki en derin bir şekilde hissedilir Bilindiği gibi roman önce çeviriler yoluyla Türk okuyucusuyla tanışır Taklit sadece yapısal olarak romanın unsurlarının alınması şeklinde görülmez Aynı zamanda konu ve temaların da olduğu gibi alınmasına ve öyle işlenmesine sebep olur Aldatma gibi Osmanlı İslam ahlakının kabul edemeyeceği bir meselenin romanlarımızda görülmesi Batı romanından gelen özellikle Fransız romanı tematik etkinin işaretidir Esasen roman toplumun ve bireyin eğitimi noktasında çok etkili işlev görecekken Tanzimat romancıları bunu fark eder doğru kanalize edilememesiyle birlikte ilk dönem romancılarının başat konusu olan yanlış Batılılaşmaya yönelir Bu yönelişle birlikte Osmanlı toplumu için yabancı olan veya çok küçük bir kesimin yaşam alanında bulunan eğlence hayatı metres ve aldatma gibi konular kamuoyunda gündeme gelir Yerli hayatın yansıması olan romanlardan ziyade topluma yeni ve yabancı bir hayatı dayatan romanlar egemenlik alanlarını genişletir Türk romanının tam anlamıyla yerli hayatın bir yansıması olduğunu söylemek romanın ana vatanı olan Avrupa daki gelişimine çok benzemeyen bir süreç olduğu için zordur Osmanlı Türk toplumunda aile kurumunda mahremiyet ilkesi egemendir Dışa kapalı içe açık bir yapı olan ailede kuşkusuz aşk kıskançlık aldatma ve kavga gibi hususlar olması normaldir Osmanlı toplumunda aile içinde yaşanan bu tür olayların dışa aksetmesi haremlik selamlık uygulaması nedeniyle neredeyse imkânsızdır Romancılar aile mahremiyetine değişik yollarla girerek bu katı yapıyı kırmaya çalışırlar Bunda yukarıda da ifade edildiği gibi romanın yapısal teknik unsurlarıyla içerik unsurlarının ayrılamaması etkilidir

Hece Yayınları
Romanın Türk edebiyatında tanınmaya başladığı yıllar Osmanlı Devleti nin dağılma dönemine rastlar Böyle dönemlerde devlet beka mücadelesi verirken mensupları kendi gelecekleri için endişeli bir bekleyişe dururlar Bu bekleyiş üretimin bitişi anlamına geldiği için bir durağanlığı da ifade eder Yıkılış psikolojisi geri kalmışlık ezikliği yabancı kültürlere karşı bireyi ve devleti dirençsiz hâle getirir Bu öz kültürüne karşı güvenin zedelenmesi neticesini doğurur Sonuçta dış etki en derin bir şekilde hissedilir Bilindiği gibi roman önce çeviriler yoluyla Türk okuyucusuyla tanışır Taklit sadece yapısal olarak romanın unsurlarının alınması şeklinde görülmez Aynı zamanda konu ve temaların da olduğu gibi alınmasına ve öyle işlenmesine sebep olur Aldatma gibi Osmanlı İslam ahlakının kabul edemeyeceği bir meselenin romanlarımızda görülmesi Batı romanından gelen özellikle Fransız romanı tematik etkinin işaretidir Esasen roman toplumun ve bireyin eğitimi noktasında çok etkili işlev görecekken Tanzimat romancıları bunu fark eder doğru kanalize edilememesiyle birlikte ilk dönem romancılarının başat konusu olan yanlış Batılılaşmaya yönelir Bu yönelişle birlikte Osmanlı toplumu için yabancı olan veya çok küçük bir kesimin yaşam alanında bulunan eğlence hayatı metres ve aldatma gibi konular kamuoyunda gündeme gelir Yerli hayatın yansıması olan romanlardan ziyade topluma yeni ve yabancı bir hayatı dayatan romanlar egemenlik alanlarını genişletir Türk romanının tam anlamıyla yerli hayatın bir yansıması olduğunu söylemek romanın ana vatanı olan Avrupa daki gelişimine çok benzemeyen bir süreç olduğu için zordur Osmanlı Türk toplumunda aile kurumunda mahremiyet ilkesi egemendir Dışa kapalı içe açık bir yapı olan ailede kuşkusuz aşk kıskançlık aldatma ve kavga gibi hususlar olması normaldir Osmanlı toplumunda aile içinde yaşanan bu tür olayların dışa aksetmesi haremlik selamlık uygulaması nedeniyle neredeyse imkânsızdır Romancılar aile mahremiyetine değişik

Hece
Romanın Türk edebiyatında tanınmaya başladığı yıllar Osmanlı Devleti nin dağılma dönemine rastlar Böyle dönemlerde devlet beka mücadelesi verirken mensupları kendi gelecekleri için endişeli bir bekleyişe dururlar Bu bekleyiş üretimin bitişi anlamına geldiği için bir durağanlığı da ifade eder Yıkılış psikolojisi geri kalmışlık ezikliği yabancı kültürlere karşı bireyi ve devleti dirençsiz hâle getirir Bu öz kültürüne karşı güvenin zedelenmesi neticesini doğurur Sonuçta dış etki en derin bir şekilde hissedilir Bilindiği gibi roman önce çeviriler yoluyla Türk okuyucusuyla tanışır Taklit sadece yapısal olarak romanın unsurlarının alınması şeklinde görülmez Aynı zamanda konu ve temaların da olduğu gibi alınmasına ve öyle işlenmesine sebep olur Aldatma gibi Osmanlı İslam ahlakının kabul edemeyeceği bir meselenin romanlarımızda görülmesi Batı romanından gelen özellikle Fransız romanı tematik etkinin işaretidir Esasen roman toplumun ve bireyin eğitimi noktasında çok etkili işlev görecekken Tanzimat romancıları bunu fark eder doğru kanalize edilememesiyle birlikte ilk dönem romancılarının başat konusu olan yanlış Batılılaşmaya yönelir Bu yönelişle birlikte Osmanlı toplumu için yabancı olan veya çok küçük bir kesimin yaşam alanında bulunan eğlence hayatı metres ve aldatma gibi konular kamuoyunda gündeme gelir Yerli hayatın yansıması olan romanlardan ziyade topluma yeni ve yabancı bir hayatı dayatan romanlar egemenlik alanlarını genişletir Türk romanının tam anlamıyla yerli hayatın bir yansıması olduğunu söylemek romanın ana vatanı olan Avrupa daki gelişimine çok benzemeyen bir süreç olduğu için zordur Osmanlı Türk toplumunda aile kurumunda mahremiyet ilkesi egemendir Dışa kapalı içe açık bir yapı olan ailede kuşkusuz aşk kıskançlık aldatma ve kavga gibi hususlar olması normaldir Osmanlı toplumunda aile içinde yaşanan bu tür olayların dışa aksetmesi haremlik selamlık uygulaması nedeniyle neredeyse imkânsızdır Romancılar aile mahremiyetine değişik yollarla girerek bu katı yapıyı kırmaya çalışırlar Bunda yukarıda da ifade edildiği gibi romanın yapısal teknik unsurlarıyla içerik unsurlarının ayrılamaması etkilidir