Muhtasar İbn i Kesîr Âyet Âyet Meâl Tefsir — Muhammed B Musa Âl i Nasr

Muhtasar İbn i Kesîr Âyet Âyet Meâl Tefsir
Muhammed B Musa Âl i NasrÜmmül Kura Yayınevi
Muhtasar İbn i Kesîr Âyet Âyet Meâl Tefsir
Muhammed B Musa Âl i Nasrİslam dininin yüce kitabı Kur ân tilâvetiyle benzersizdir Tilâvetindeki halâveti doyumsuzdur Nazmıyla eşsizdir Beşeri takat ile nazmına yaklaşmak şöyle dursun bir sûresinin benzerini ortaya koymaya çalışmak maskaralık ve rüsvaylık sebebidir Mezâmîr i Dâvûd dan beri duyulmamış tattaki sesi ve aciz bırakan belâgati şiir ustaları olan Câhiliye devri Araplarının başlarını döndürüp onları sersemletmişti Ona karşı koyacak takati kendilerinde bulamamışlardı Böylelikle aslında onun beşer kelamı olamayacağını anlamaları hiç uzun sürmedi Zira o insanın kalbinden bir lahzada ruhunun derinliklerine nüfuz edebilen son ilâhî mesajdı O Allah ın kopmaz ipi sarsılmaz hükmü hikmetli zikri sırât ı mustakîm idir Onu okuyanlar okumaktan usanmaz âlimler ona doymaz hayrete düşüren hazineleri bitip tükenmez Onunla konuşan doğru konuşur onunla hükmeden âdil olur Ona dil uzatan bedbaht olur ondan gafil olan hüsranda kalır Allah ın kelâmının bir benzerini ortaya koymak ne Arapça da ne de başka bir dilde mümkün olmadığına göre onun mesajını insanlığa ulaştırmak için tercüme edilmesinin zarureti karşısında hangi yol benimsenmeliydi Zira Kur ân ın i câzını benzersiz nazmını yüce belâgatini aynen aktarmaya çalışmak imkansız derecesinde güçtü Zaman içerisinde Arap olmayan milletlerin İslamı kabul edişiyle birlikte tabiatıyla Kur ân ın başka dillerde de anlaşılması ihtiyacı hemen hasıl oldu Anadili Arapça olmayan çeşitli milletlere mensup müslümanların hepsinin farklı tecrübeleri olmakla birlikte erken dönemlerden itibaren çeşitli dillere tercümelerin yapıldığını gösteren rivâyetler mevcuttur Ülkemizde yaşanan tecrübeleri göz önüne aldığımızda Kur ân ı başka bir dile çevirmenin kavramsal olarak bile neden öyle kolay bir süreç olmadığı pekâlâ anlaşılıyor Türkiyemiz de Kur ân tercümesi yerine meâl kelimesinin kabul görerek yerleşmiş olması tam da söz ettiğimiz bu güçlüğe işaret eden bir gerçekliktir Lafzen ya da harfen tercüme yerine mânen ya da mefhumen tercümeyi ifade eden meâl kelimesi kökeni bakımından lafzın sonuç itibarıyla varacağı müncer olacağı yer anlamındadır Kur ân ın i câzı göz önüne alındığında onun tercümesinin yapılamayacağından hareketle Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşanan tartışmalar sonrası henüz yirmili yılların ortalarında meâl kavramı bu sâikle benimsenmiştir Kur ân ın mânâlarının ve mefhumunun tercümesi anlamındaki bu kavram bahsettiğimiz kaygıları bertaraf etmiş gözükmekteydi Ancak meâller bu sefer de içine fazlaca yorum katılabileceği gibi kaygılar sebebiyle sonraları ister istemez yine lafız karşılığı tercüme üslûbuna kaymıştır Bu kaygıları kısmen anlamak da mümkündür Anadili Arapça olmayan toplumlarda tefsir çalışmalarını veya tercümelerini meâl çalışmalarından ayrı tutmak anlamlı olmayacağı için tefsiri meâl ile aynı kapsamda birlikte değerlendirmek bir zaruret olarak ortaya çıkar Son yıllarda benzer bazı çalışmalara meâl tefsir adı verilmesi de bir bakıma bu zarureti ifade ediyor Rivayet ilminin geliştiği erken dönemlerden itibaren tefsir ilmi de rivâyet tefsirinin ilk önemli örnekleriyle karşımıza çıkar Bunların teşekkülünde şüphesiz Kur ân a dair sahâbe ve tâbîin tefsirlerini aktaran rivâyetlerden oluşan külliyat en önemli âmil olmuştur Tefsir ilmi açısından kimi zaman Hz Peygamber e kadar dayanan bu rivâyetler ehlince malum olduğu üzere hiçbir pahaya değişilmez Buna binâen İbn Kesîr in ö 774 1373 Tefsîru l Kurâni l Azîm i VIII yüzyılda kaleme alınmış olmakla birlikte rivâyet tefsiri hüviyeti taşıması ve yöntemiyle kendinden önceki diğer tefsirlerden de istifadeyi mümkün kılması sebebiyle büyük kıymeti hâiz kaynak eserler arasına girmiştir Rivâyetler ışığında meâlden biraz daha geniş bir tefsir mahiyetindeki elinizdeki bu çeviri eser İbn Kesîr Tefsirinin bir hülâsası değil ihtisarıdır Muhtasarlar sağlıklı bir yöntem izlenerek yapıldığında oldukça faydalı olan eserlerdir Muhtasar ın yöntemine ilişkin eseri hazırlayan Dr Muhammed b Musa Âl i Nasr ın mukaddim

Ümmül Kura Yayınevi
İslam dininin yüce kitabı Kur ân tilâvetiyle benzersizdir Tilâvetindeki halâveti doyumsuzdur Nazmıyla eşsizdir Beşeri takat ile nazmına yaklaşmak şöyle dursun bir sûresinin benzerini ortaya koymaya çalışmak maskaralık ve rüsvaylık sebebidir Mezâmîr i Dâvûd dan beri duyulmamış tattaki sesi ve aciz bırakan belâgati şiir ustaları olan Câhiliye devri Araplarının başlarını döndürüp onları sersemletmişti Ona karşı koyacak takati kendilerinde bulamamışlardı Böylelikle aslında onun beşer kelamı olamayacağını anlamaları hiç uzun sürmedi Zira o insanın kalbinden bir lahzada ruhunun derinliklerine nüfuz edebilen son ilâhî mesajdı O Allah ın kopmaz ipi sarsılmaz hükmü hikmetli zikri sırât ı mustakîm idir Onu okuyanlar okumaktan usanmaz âlimler ona doymaz hayrete düşüren hazineleri bitip tükenmez Onunla konuşan doğru konuşur onunla hükmeden âdil olur Ona dil uzatan bedbaht olur ondan gafil olan hüsranda kalır Allah ın kelâmının bir benzerini ortaya koymak ne Arapça da ne de başka bir dilde mümkün olmadığına göre onun mesajını insanlığa ulaştırmak için tercüme edilmesinin zarureti karşısında hangi yol benimsenmeliydi Zira Kur ân ın i câzını benzersiz nazmını yüce belâgatini aynen aktarmaya çalışmak imkansız derecesinde güçtü Zaman içerisinde Arap olmayan milletlerin İslamı kabul edişiyle birlikte tabiatıyla Kur ân ın başka dillerde de anlaşılması ihtiyacı hemen hasıl oldu Anadili Arapça olmayan çeşitli milletlere mensup müslümanların hepsinin farklı tecrübeleri olmakla birlikte erken dönemlerden itibaren çeşitli dillere tercümelerin yapıldığını gösteren rivâyetler mevcuttur Ülkemizde yaşanan tecrübeleri göz önüne aldığımızda Kur ân ı başka bir dile çevirmenin kavramsal olarak bile neden öyle kolay bir süreç olmadığı pekâlâ anlaşılıyor Türkiyemiz de Kur ân tercümesi yerine meâl kelimesinin kabul görerek yerleşmiş olması tam da söz ettiğimiz bu güçlüğe işaret eden bir gerçekliktir Lafzen ya da harfen tercüme yerine mânen ya da mefhumen tercümeyi ifade eden meâl kelimesi kökeni bakımından lafzın sonuç itibarıyla varacağı müncer olacağı yer anlamındadır Kur ân ın i câzı göz önüne alındığında onun tercümesinin yapılamayacağından hareketle Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşanan tartışmalar sonrası henüz yirmili yılların ortalarında meâl kavramı bu sâikle benimsenmiştir Kur ân ın mânâlarının ve mefhumunun tercümesi anlamındaki bu kavram bahsettiğimiz kaygıları bertaraf etmiş gözükmekteydi Ancak meâller bu sefer de içine fazlaca yorum katılabileceği gibi kaygılar sebebiyle sonraları ister istemez yine lafız karşılığı tercüme üslûbuna kaymıştır Bu kaygıları kısmen anlamak da mümkündür Anadili Arapça olmayan toplumlarda tefsir çalışmalarını veya tercümelerini meâl çalışmalarından ayrı tutmak anlamlı olmayacağı için tefsiri meâl ile aynı kapsamda birlikte değerlendirmek bir zaruret olarak ortaya çıkar Son yıllarda benzer bazı çalışmalara meâl tefsir adı verilmesi de bir bakıma bu zarureti ifade ediyor Rivayet ilminin geliştiği erken dönemlerden itibaren tefsir ilmi de rivâyet tefsirinin ilk önemli örnekleriyle karşımıza çıkar Bunların teşekkülünde şüphesiz Kur ân a dair sahâbe ve tâbîin tefsirlerini aktaran rivâyetlerden oluşan külliyat en önemli âmil olmuştur Tefsir ilmi açısından kimi zaman Hz Peygamber e kadar dayanan bu rivâyetler ehlince malum olduğu üzere hiçbir pahaya değişilmez Buna binâen İbn Kesîr in ö 774 1373 Tefsîru l Kurâni l Azîm i VIII yüzyılda kaleme alınmış olmakla birlikte rivâyet tefsiri hüviyeti taşıması ve yöntemiyle kendinden önceki diğer tefsirlerden de istifadeyi mümkün kılması sebebiyle büyük kıymeti hâiz kaynak eserler arasına girmiştir Rivâyetler ışığında meâlden biraz daha geniş bir tefsir mahiyetindeki elinizdeki bu çeviri eser İbn Kesîr Tefsirinin bir hülâsası değil ihtisarıdır Muhtasarlar sağlıklı bir yöntem izlenerek yapıldığında oldukça faydalı olan eserlerdir Muhtasar ın yöntemine ilişkin eseri hazırlayan Dr Muhammed b Musa Âl i Nasr ın mukaddimesine

Ümmül Kura Yayınevi
çev. Beşir Eryarsoy
İslam dininin yüce kitabı Kur ân tilâvetiyle benzersizdir Tilâvetindeki halâveti doyumsuzdur Nazmıyla eşsizdir Beşeri takat ile nazmına yaklaşmak şöyle dursun bir sûresinin benzerini ortaya koymaya çalışmak maskaralık ve rüsvaylık sebebidir Mezâmîr i Dâvûd dan beri duyulmamış tattaki sesi ve aciz bırakan belâgati şiir ustaları olan Câhiliye devri Araplarının başlarını döndürüp onları sersemletmişti Ona karşı koyacak takati kendilerinde bulamamışlardı Böylelikle aslında onun beşer kelamı olamayacağını anlamaları hiç uzun sürmedi Zira o insanın kalbinden bir lahzada ruhunun derinliklerine nüfuz edebilen son ilâhî mesajdı O Allah ın kopmaz ipi sarsılmaz hükmü hikmetli zikri sırât ı mustakîm idir Onu okuyanlar okumaktan usanmaz âlimler ona doymaz hayrete düşüren hazineleri bitip tükenmez Onunla konuşan doğru konuşur onunla hükmeden âdil olur Ona dil uzatan bedbaht olur ondan gafil olan hüsranda kalır Allah ın kelâmının bir benzerini ortaya koymak ne Arapça da ne de başka bir dilde mümkün olmadığına göre onun mesajını insanlığa ulaştırmak için tercüme edilmesinin zarureti karşısında hangi yol benimsenmeliydi Zira Kur ân ın i câzını benzersiz nazmını yüce belâgatini aynen aktarmaya çalışmak imkansız derecesinde güçtü Zaman içerisinde Arap olmayan milletlerin İslamı kabul edişiyle birlikte tabiatıyla Kur ân ın başka dillerde de anlaşılması ihtiyacı hemen hasıl oldu Anadili Arapça olmayan çeşitli milletlere mensup müslümanların hepsinin farklı tecrübeleri olmakla birlikte erken dönemlerden itibaren çeşitli dillere tercümelerin yapıldığını gösteren rivâyetler mevcuttur Ülkemizde yaşanan tecrübeleri göz önüne aldığımızda Kur ân ı başka bir dile çevirmenin kavramsal olarak bile neden öyle kolay bir süreç olmadığı pekâlâ anlaşılıyor Türkiyemiz de Kur ân tercümesi yerine meâl kelimesinin kabul görerek yerleşmiş olması tam da söz ettiğimiz bu güçlüğe işaret eden bir gerçekliktir Lafzen ya da harfen tercüme yerine mânen ya da mefhumen tercümeyi ifade eden meâl kelimesi kökeni bakımından lafzın sonuç itibarıyla varacağı müncer olacağı yer anlamındadır Kur ân ın i câzı göz önüne alındığında onun tercümesinin yapılamayacağından hareketle Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşanan tartışmalar sonrası henüz yirmili yılların ortalarında meâl kavramı bu sâikle benimsenmiştir Kur ân ın mânâlarının ve mefhumunun tercümesi anlamındaki bu kavram bahsettiğimiz kaygıları bertaraf etmiş gözükmekteydi Ancak meâller bu sefer de içine fazlaca yorum katılabileceği gibi kaygılar sebebiyle sonraları ister istemez yine lafız karşılığı tercüme üslûbuna kaymıştır Bu kaygıları kısmen anlamak da mümkündür Anadili Arapça olmayan toplumlarda tefsir çalışmalarını veya tercümelerini meâl çalışmalarından ayrı tutmak anlamlı olmayacağı için tefsiri meâl ile aynı kapsamda birlikte değerlendirmek bir zaruret olarak ortaya çıkar Son yıllarda benzer bazı çalışmalara meâl tefsir adı verilmesi de bir bakıma bu zarureti ifade ediyor Rivayet ilminin geliştiği erken dönemlerden itibaren tefsir ilmi de rivâyet tefsirinin ilk önemli örnekleriyle karşımıza çıkar Bunların teşekkülünde şüphesiz Kur ân a dair sahâbe ve tâbîin tefsirlerini aktaran rivâyetlerden oluşan külliyat en önemli âmil olmuştur Tefsir ilmi açısından kimi zaman Hz Peygamber e kadar dayanan bu rivâyetler ehlince malum olduğu üzere hiçbir pahaya değişilmez Buna binâen İbn Kesîr in ö 774 1373 Tefsîru l Kurâni l Azîm i VIII yüzyılda kaleme alınmış olmakla birlikte rivâyet tefsiri hüviyeti taşıması ve yöntemiyle kendinden önceki diğer tefsirlerden de istifadeyi mümkün kılması sebebiyle büyük kıymeti hâiz kaynak eserler arasına girmiştir Rivâyetler ışığında meâlden biraz daha geniş bir tefsir mahiyetindeki elinizdeki bu çeviri eser İbn Kesîr Tefsirinin bir hülâsası değil ihtisarıdır Muhtasarlar sağlıklı bir yöntem izlenerek yapıldığında oldukça faydalı olan eserlerdir Muhtasar ın yöntemine ilişkin eseri hazırlayan Dr Muhammed b Musa Âl i Nasr ın mukaddimesine