Nübüvvet — Ali Mebruk

Nübüvvet
Ali MebrukMana Yayınları
Nübüvvet
Ali MebrukBu kitap nübüvvet konusunu İslam kelam disiplininde ortaya konulduğu haliyle ve bu disiplinin temel epistemolojik sistemleri olan Şîa Mu tezile ve Eş arîlik doktrinleri üzerinden ele almaktadır Giriş olarak nübüvvet meselesinin İslam öncesi dinlerde nasıl ele alınmış olduğu incelenmekte böylece nübüvvet olgusunun ve genel olarak dinî bilincin tarihsel ve insanî doğasının açıklığa kavuşturulması hedeflenmektedir İslam kelamı ki bu disiplin Müslümanların esas felsefî düşüncelerini oluşturmaktadır birbirileriyle mücadele içerisinde olan değişik dinî grupların ilahî söylemin Kur an metninin diline dayanarak kendi dünyevî çatışma ve ihtilaflarını teorik temel oturtma çabalarından doğmuş olduğu için yazar nübüvvet ile ilgili olanlar dahil olmak üzere tüm teolojik düşüncelerin doğuşunun ardındaki tarihsel ve insanî kökenleri aydınlatmaya çalışmış bu çerçevede soyut ve formel teolojik sistemleri izah etmeye bunların insanî ve tarihî koşullar eşliğinde oluşum ve gelişimini ortaya koymaya gayret göstermiştir Eş arîlerin ve Mu tezile nin nübüvvet konusunda ilişkin görüşleri daha çok tartışmacı savunmacı bir çerçeve içerisinde ortaya çıkmış olduğu gibi Şîa nın nübüvvete dair görüşleri de imamet doktrininin temellendirilmesi ile ilgili olarak ortaya çıkmıştır Nitekim imamet doktriniŞîa düşünce sistematiği içerisinde giderek siyaset kategorisinden çıkarılıp tartışılmaz bir şekilde iman esaslarından biri olarak kabul edilmesini gerektirecek kadar büyük bir yer tutmaktadır Bu da elinde toplumun bütün görevlerini ve yetkilerini bulunduran imamın masumiyetine ilişkin düşünceyi izah eder niteliktedir Ancak Şîa da imamın konumu dünyevî ve insanî bir konum olarak değil Allah tarafından tıpkı nebî nin seçilmesinde olduğu gibi ezelî ilim gereği seçilmiş bir ilahî konum olarak telakki edilmiştir Bu nedenle Şîa ya göre imamet nübüvvetin ikizidir imam bilginin kaynağı şeriatın muhafızıdır hatta o tarihin odak noktası toplumun ümmetin varlığının temelidir Eş arîler ise temelde insanı unutmuş olmakla bir krize girmişlerdir Hatta onların düşünce sistematiğinde varlığın üç kategorisi olan Allah insan evren üçlüsü içerisinden insan neredeyse silinmiş durumdadır İnsanın silinmiş olması ile birlikte tarih ve insanî gerçeklik de ortadan kaldırılmış böylece Allah ve peygamber ile ilgili meseleler bilginin bütün konularını teşkil eder olmuştur Böylece Eş arî düşünce sistematiği insanın ve evrenin aleyhine olmak üzere ilahî olanın mutlak egemenliğini vurgulamış ve bunun üzerinden bilinç dışı yoluyla da olsa otoritenin İslam ı nı yani siyaset ve dünya meselelerinde tek bir bireyin mutlak otoritesini teorik olarak temellendirmiştir Mu tezile de ise insanın bu yabancılaşmasına son verilmek istenmiş ve bunun için dinin asıl özü yan insanî özü ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır Buna göre insan inancın varlık sebebi ve gayesidir Yine Mu tezile nübüvvet konusunda hatta kelamın bütün meselelerinde insandan hareket ederek düşünmüştür Bu nedenle onlara göre nübüvvet insanî koşullara bağlı olarak yani insanın maslahatını gözeterek ortaya çıkmış olan ilahî hitap olarak tanımlanmıştır Bu çalışma kelam disiplininin temel kavramlarından biri olan nübüvvet kavramını merkeze alarak ve bu disiplinin ana epistemolojik sistemlerinin bilinç dışı nı okumayı hareket noktası edinerek kelam disiplininin yeniden yapılandırılmasını hedeflemektedir

Mana Yayınları
Bu kitap nübüvvet konusunu İslam kelam disiplininde ortaya konulduğu haliyle ve bu disiplinin temel epistemolojik sistemleri olan Şîa Mu tezile ve Eş arîlik doktrinleri üzerinden ele almaktadır Giriş olarak nübüvvet meselesinin İslam öncesi dinlerde nasıl ele alınmış olduğu incelenmekte böylece nübüvvet olgusunun ve genel olarak dinî bilincin tarihsel ve insanî doğasının açıklığa kavuşturulması hedeflenmektedir İslam kelamı ki bu disiplin Müslümanların esas felsefî düşüncelerini oluşturmaktadır birbirileriyle mücadele içerisinde olan değişik dinî grupların ilahî söylemin Kur an metninin diline dayanarak kendi dünyevî çatışma ve ihtilaflarını teorik temel oturtma çabalarından doğmuş olduğu için yazar nübüvvet ile ilgili olanlar dahil olmak üzere tüm teolojik düşüncelerin doğuşunun ardındaki tarihsel ve insanî kökenleri aydınlatmaya çalışmış bu çerçevede soyut ve formel teolojik sistemleri izah etmeye bunların insanî ve tarihî koşullar eşliğinde oluşum ve gelişimini ortaya koymaya gayret göstermiştir Eş arîlerin ve Mu tezile nin nübüvvet konusunda ilişkin görüşleri daha çok tartışmacı savunmacı bir çerçeve içerisinde ortaya çıkmış olduğu gibi Şîa nın nübüvvete dair görüşleri de imamet doktrininin temellendirilmesi ile ilgili olarak ortaya çıkmıştır Nitekim imamet doktriniŞîa düşünce sistematiği içerisinde giderek siyaset kategorisinden çıkarılıp tartışılmaz bir şekilde iman esaslarından biri olarak kabul edilmesini gerektirecek kadar büyük bir yer tutmaktadır Bu da elinde toplumun bütün görevlerini ve yetkilerini bulunduran imamın masumiyetine ilişkin düşünceyi izah eder niteliktedir Ancak Şîa da imamın konumu dünyevî ve insanî bir konum olarak değil Allah tarafından tıpkı nebî nin seçilmesinde olduğu gibi ezelî ilim gereği seçilmiş bir ilahî konum olarak telakki edilmiştir Bu nedenle Şîa ya göre imamet nübüvvetin ikizidir imam bilginin kaynağı şeriatın muhafızıdır hatta o tarihin odak noktası toplumun ümmetin varlığının temelidir Eş arîler ise temelde insanı unutmuş olmakla bir krize girmişlerdir Hatta onların düşünce sistematiğinde varlığın üç kategorisi olan Allah insan evren üçlüsü içerisinden insan neredeyse silinmiş durumdadır İnsanın silinmiş olması ile birlikte tarih ve insanî gerçeklik de ortadan kaldırılmış böylece Allah ve peygamber ile ilgili meseleler bilginin bütün konularını teşkil eder olmuştur Böylece Eş arî düşünce sistematiği insanın ve evrenin aleyhine olmak üzere ilahî olanın mutlak egemenliğini vurgulamış ve bunun üzerinden bilinç dışı yoluyla da olsa otoritenin İslam ı nı yani siyaset ve dünya meselelerinde tek bir bireyin mutlak otoritesini teorik olarak temellendirmiştir Mu tezile de ise insanın bu yabancılaşmasına son verilmek istenmiş ve bunun için dinin asıl özü yan insanî özü ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır Buna göre insan inancın varlık sebebi ve gayesidir Yine Mu tezile nübüvvet konusunda hatta kelamın bütün meselelerinde insandan hareket ederek düşünmüştür Bu nedenle onlara göre nübüvvet insanî koşullara bağlı olarak yani insanın maslahatını gözeterek ortaya çıkmış olan ilahî hitap olarak tanımlanmıştır Bu çalışma kelam disiplininin temel kavramlarından biri olan nübüvvet kavramını merkeze alarak ve bu disiplinin ana epistemolojik sistemlerinin bilinç dışı nı okumayı hareket noktası edinerek kelam disiplininin yeniden yapılandırılmasını hedeflemektedir

Mana Yayınları
Bu kitap nübüvvet konusunu İslam kelam disiplininde ortaya konulduğu haliyle ve bu disiplinin temel epistemolojik sistemleri olan Şîa Mu tezile ve Eş arîlik doktrinleri üzerinden ele almaktadır Giriş olarak nübüvvet meselesinin İslam öncesi dinlerde nasıl ele alınmış olduğu incelenmekte böylece nübüvvet olgusunun ve genel olarak dinî bilincin tarihsel ve insanî doğasının açıklığa kavuşturulması hedeflenmektedir İslam kelamı ki bu disiplin Müslümanların esas felsefî düşüncelerini oluşturmaktadır birbirileriyle mücadele içerisinde olan değişik dinî grupların ilahî söylemin Kur an metninin diline dayanarak kendi dünyevî çatışma ve ihtilaflarını teorik temel oturtma çabalarından doğmuş olduğu için yazar nübüvvet ile ilgili olanlar dahil olmak üzere tüm teolojik düşüncelerin doğuşunun ardındaki tarihsel ve insanî kökenleri aydınlatmaya çalışmış bu çerçevede soyut ve formel teolojik sistemleri izah etmeye bunların insanî ve tarihî koşullar eşliğinde oluşum ve gelişimini ortaya koymaya gayret göstermiştir Eş arîlerin ve Mu tezile nin nübüvvet konusunda ilişkin görüşleri daha çok tartışmacı savunmacı bir çerçeve içerisinde ortaya çıkmış olduğu gibi Şîa nın nübüvvete dair görüşleri de imamet doktrininin temellendirilmesi ile ilgili olarak ortaya çıkmıştır Nitekim imamet doktrini Şîa düşünce sistematiği içerisinde giderek siyaset kategorisinden çıkarılıp tartışılmaz bir şekilde iman esaslarından biri olarak kabul edilmesini gerektirecek kadar büyük bir yer tutmaktadır Bu da elinde toplumun bütün görevlerini ve yetkilerini bulunduran imamın masumiyetine ilişkin düşünceyi izah eder niteliktedir Ancak Şîa da imamın konumu dünyevî ve insanî bir konum olarak değil Allah tarafından tıpkı nebî nin seçilmesinde olduğu gibi ezelî ilim gereği seçilmiş bir ilahî konum olarak telakki edilmiştir Bu nedenle Şîa ya göre imamet nübüvvetin ikizidir imam bilginin kaynağı şeriatın muhafızıdır hatta o tarihin odak noktası toplumun ümmetin varlığının temelidir Eş arîler ise temelde insanı unutmuş olmakla bir krize girmişlerdir Hatta onların düşünce sistematiğinde varlığın üç kategorisi olan Allah insan evren üçlüsü içerisinden insan neredeyse silinmiş durumdadır İnsanın silinmiş olması ile birlikte tarih ve insanî gerçeklik de ortadan kaldırılmış böylece Allah ve peygamber ile ilgili meseleler bilginin bütün konularını teşkil eder olmuştur Böylece Eş arî düşünce sistematiği insanın ve evrenin aleyhine olmak üzere ilahî olanın mutlak egemenliğini vurgulamış ve bunun üzerinden bilinç dışı yoluyla da olsa otoritenin İslam ı nı yani siyaset ve dünya meselelerinde tek bir bireyin mutlak otoritesini teorik olarak temellendirmiştir Mu tezile de ise insanın bu yabancılaşmasına son verilmek istenmiş ve bunun için dinin asıl özü yan insanî özü ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır Buna göre insan inancın varlık sebebi ve gayesidir Yine Mu tezile nübüvvet konusunda hatta kelamın bütün meselelerinde insandan hareket ederek düşünmüştür Bu nedenle onlara göre nübüvvet insanî koşullara bağlı olarak yani insanın maslahatını gözeterek ortaya çıkmış olan ilahî hitap olarak tanımlanmıştır Bu çalışma kelam disiplininin temel kavramlarından biri olan nübüvvet kavramını merkeze alarak ve bu disiplinin ana epistemolojik sistemlerinin bilinç dışı nı okumayı hareket noktası edinerek kelam disiplininin yeniden yapılandırılmasını hedeflemektedir

Mana Yayınları
Bu kitap nübüvvet konusunu İslam kelam disiplininde ortaya konulduğu haliyle ve bu disiplinin temel epistemolojik sistemleri olan Şîa Mu tezile ve Eş arîlik doktrinleri üzerinden ele almaktadır Giriş olarak nübüvvet meselesinin İslam öncesi dinlerde nasıl ele alınmış olduğu incelenmekte böylece nübüvvet olgusunun ve genel olarak dinî bilincin tarihsel ve insanî doğasının açıklığa kavuşturulması hedeflenmektedir İslam kelamı ki bu disiplin Müslümanların esas felsefî düşüncelerini oluşturmaktadır birbirileriyle mücadele içerisinde olan değişik dinî grupların ilahî söylemin Kur an metninin diline dayanarak kendi dünyevî çatışma ve ihtilaflarını teorik temel oturtma çabalarından doğmuş olduğu için yazar nübüvvet ile ilgili olanlar dahil olmak üzere tüm teolojik düşüncelerin doğuşunun ardındaki tarihsel ve insanî kökenleri aydınlatmaya çalışmış bu çerçevede soyut ve formel teolojik sistemleri izah etmeye bunların insanî ve tarihî koşullar eşliğinde oluşum ve gelişimini ortaya koymaya gayret göstermiştir Eş arîlerin ve Mu tezile nin nübüvvet konusunda ilişkin görüşleri daha çok tartışmacı savunmacı bir çerçeve içerisinde ortaya çıkmış olduğu gibi Şîa nın nübüvvete dair görüşleri de imamet doktrininin temellendirilmesi ile ilgili olarak ortaya çıkmıştır Nitekim imamet doktriniŞîa düşünce sistematiği içerisinde giderek siyaset kategorisinden çıkarılıp tartışılmaz bir şekilde iman esaslarından biri olarak kabul edilmesini gerektirecek kadar büyük bir yer tutmaktadır Bu da elinde toplumun bütün görevlerini ve yetkilerini bulunduran imamın masumiyetine ilişkin düşünceyi izah eder niteliktedir Ancak Şîa da imamın konumu dünyevî ve insanî bir konum olarak değil Allah tarafından tıpkı nebî nin seçilmesinde olduğu gibi ezelî ilim gereği seçilmiş bir ilahî konum olarak telakki edilmiştir Bu nedenle Şîa ya göre imamet nübüvvetin ikizidir imam bilginin kaynağı şeriatın muhafızıdır hatta o tarihin odak noktası toplumun ümmetin varlığının temelidir Eş arîler ise temelde insanı unutmuş olmakla bir krize girmişlerdir Hatta onların düşünce sistematiğinde varlığın üç kategorisi olan Allah insan evren üçlüsü içerisinden insan neredeyse silinmiş durumdadır İnsanın silinmiş olması ile birlikte tarih ve insanî gerçeklik de ortadan kaldırılmış böylece Allah ve peygamber ile ilgili meseleler bilginin bütün konularını teşkil eder olmuştur Böylece Eş arî düşünce sistematiği insanın ve evrenin aleyhine olmak üzere ilahî olanın mutlak egemenliğini vurgulamış ve bunun üzerinden bilinç dışı yoluyla da olsa otoritenin İslam ı nı yani siyaset ve dünya meselelerinde tek bir bireyin mutlak otoritesini teorik olarak temellendirmiştir Mu tezile de ise insanın bu yabancılaşmasına son verilmek istenmiş ve bunun için dinin asıl özü yan insanî özü ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır Buna göre insan inancın varlık sebebi ve gayesidir Yine Mu tezile nübüvvet konusunda hatta kelamın bütün meselelerinde insandan hareket ederek düşünmüştür Bu nedenle onlara göre nübüvvet insanî koşullara bağlı olarak yani insanın maslahatını gözeterek ortaya çıkmış olan ilahî hitap olarak tanımlanmıştır Bu çalışma kelam disiplininin temel kavramlarından biri olan nübüvvet kavramını merkeze alarak ve bu disiplinin ana epistemolojik sistemlerinin bilinç dışı nı okumayı hareket noktası edinerek kelam disiplininin yeniden yapılandırılmasını hedeflemektedir

Mana Yayınları
Ali Mebruk tarafından kaleme alınan Nübüvvet Mana Yayınları eseri olarak okurlarla buluşuyor Nübüvvet Ali Mebruk Kitap Özeti Bu kitap nübüvvet konusunu İslam kelam disiplininde ortaya konulduğu haliyle ve bu disiplinin temel epistemolojik sistemleri olan Şîa Mu tezile ve Eş arîlik doktrinleri üzerinden ele almaktadır Giriş olarak nübüvvet meselesinin İslam öncesi dinlerde nasıl ele alınmış olduğu incelenmekte böylece nübüvvet olgusunun ve genel olarak dinî bilincin tarihsel ve insanî doğasının açıklığa kavuşturulması hedeflenmektedir İslam kelamı ki bu disiplin Müslümanların esas felsefî düşüncelerini oluşturmaktadır birbirileriyle mücadele içerisinde olan değişik dinî grupların ilahî söylemin Kur an metninin diline dayanarak kendi dünyevî çatışma ve ihtilaflarını teorik temel oturtma çabalarından doğmuş olduğu için yazar nübüvvet ile ilgili olanlar dahil olmak üzere tüm teolojik düşüncelerin doğuşunun ardındaki tarihsel ve insanî kökenleri aydınlatmaya çalışmış bu çerçevede soyut ve formel teolojik sistemleri izah etmeye bunların insanî ve tarihî koşullar eşliğinde oluşum ve gelişimini ortaya koymaya gayret göstermiştir Eş arîlerin ve Mu tezile nin nübüvvet konusunda ilişkin görüşleri daha çok tartışmacı savunmacı bir çerçeve içerisinde ortaya çıkmış olduğu gibi Şîa nın nübüvvete dair görüşleri de imamet doktrininin temellendirilmesi ile ilgili olarak ortaya çıkmıştır Nitekim imamet doktrini Şîa düşünce sistematiği içerisinde giderek siyaset kategorisinden çıkarılıp tartışılmaz bir şekilde iman esaslarından biri olarak kabul edilmesini gerektirecek kadar büyük bir yer tutmaktadır Bu da elinde toplumun bütün görevlerini ve yetkilerini bulunduran imamın masumiyetine ilişkin düşünceyi izah eder niteliktedir Ancak Şîa da imamın konumu dünyevî ve insanî bir konum olarak değil Allah tarafından tıpkı nebî nin seçilmesinde olduğu gibi ezelî ilim gereği seçilmiş bir ilahî konum olarak telakki edilmiştir Bu nedenle Şîa ya göre imamet nübüvvetin ikizidir imam bilginin kaynağı şeriatın muhafızıdır hatta o tarihin odak noktası toplumun ümmetin varlığının temelidir Eş arîler ise temelde insanı unutmuş olmakla bir krize girmişlerdir Hatta onların düşünce sistematiğinde varlığın üç kategorisi olan Allah insan evren üçlüsü içerisinden insan neredeyse silinmiş durumdadır İnsanın silinmiş olması ile birlikte tarih ve insanî gerçeklik de ortadan kaldırılmış böylece Allah ve peygamber ile ilgili meseleler bilginin bütün konularını teşkil eder olmuştur Böylece Eş arî düşünce sistematiği insanın ve evrenin aleyhine olmak üzere ilahî olanın mutlak egemenliğini vurgulamış ve bunun üzerinden bilinç dışı yoluyla da olsa otoritenin İslam ı nı yani siyaset ve dünya meselelerinde tek bir bireyin mutlak otoritesini teorik olarak temellendirmiştir Mu tezile de ise insanın bu yabancılaşmasına son verilmek istenmiş ve bunun için dinin asıl özü yan insanî özü ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır Buna göre insan inancın varlık sebebi ve gayesidir Yine Mu tezile nübüvvet konusunda hatta kelamın bütün meselelerinde insandan hareket ederek düşünmüştür Bu nedenle onlara göre nübüvvet insanî koşullara bağlı olarak yani insanın maslahatını gözeterek ortaya çıkmış olan ilahî hitap olarak tanımlanmıştır Bu çalışma kelam disiplininin temel kavramlarından biri olan nübüvvet kavramını merkeze alarak ve bu disiplinin ana epistemolojik sistemlerinin bilinç dışı nı okumayı hareket noktası edinerek kelam disiplininin yeniden yapılandırılmasını hedeflemektedir Yayınevi Mana Yayınları Yazar Ali Mebruk Sayfa 340 Sayfa Kağıt 2 Hamur Boyut 15 00x23 00 cm Basım Yılı Kasım 2014 Barkod 9786055793920 Kategori Diğer Felsefe Kitapları Diğer İslam Kitapları Din Felsefesi

Mana Yayınları
Bu kitap nübüvvet konusunu İslam kelam disiplininde ortaya konulduğu haliyle ve bu disiplinin temel epistemolojik sistemleri olan Şîa Mu tezile ve Eş arîlik doktrinleri üzerinden ele almaktadır Giriş olarak nübüvvet meselesinin İslam öncesi dinlerde nasıl ele alınmış olduğu incelenmekte böylece nübüvvet olgusunun ve genel olarak dinî bilincin tarihsel ve insanî doğasının açıklığa kavuşturulması hedeflenmektedir İslam kelamı ki bu disiplin Müslümanların esas felsefî düşüncelerini oluşturmaktadır birbirileriyle mücadele içerisinde olan değişik dinî grupların ilahî söylemin Kur an metninin diline dayanarak kendi dünyevî çatışma ve ihtilaflarını teorik temel oturtma çabalarından doğmuş olduğu için yazar nübüvvet ile ilgili olanlar dahil olmak üzere tüm teolojik düşüncelerin doğuşunun ardındaki tarihsel ve insanî kökenleri aydınlatmaya çalışmış bu çerçevede soyut ve formel teolojik sistemleri izah etmeye bunların insanî ve tarihî koşullar eşliğinde oluşum ve gelişimini ortaya koymaya gayret göstermiştir Eş arîlerin ve Mu tezile nin nübüvvet konusunda ilişkin görüşleri daha çok tartışmacı savunmacı bir çerçeve içerisinde ortaya çıkmış olduğu gibi Şîa nın nübüvvete dair görüşleri de imamet doktrininin temellendirilmesi ile ilgili olarak ortaya çıkmıştır Nitekim imamet doktrini Şîa düşünce sistematiği içerisinde giderek siyaset kategorisinden çıkarılıp tartışılmaz bir şekilde iman esaslarından biri olarak kabul edilmesini gerektirecek kadar büyük bir yer tutmaktadır Bu da elinde toplumun bütün görevlerini ve yetkilerini bulunduran imamın masumiyetine ilişkin düşünceyi izah eder niteliktedir Ancak Şîa da imamın konumu dünyevî ve insanî bir konum olarak değil Allah tarafından tıpkı nebî nin seçilmesinde olduğu gibi ezelî ilim gereği seçilmiş bir ilahî konum olarak telakki edilmiştir Bu nedenle Şîa ya göre imamet nübüvvetin ikizidir imam bilginin kaynağı şeriatın muhafızıdır hatta o tarihin odak noktası toplumun ümmetin varlığının temelidir Eş arîler

Mana
Bu kitap nübüvvet konusunu İslam kelam disiplininde ortaya konulduğu haliyle ve bu disiplinin temel epistemolojik sistemleri olan Şîa Mu tezile ve Eş arîlik doktrinleri üzerinden ele almaktadır Giriş olarak nübüvvet meselesinin İslam öncesi dinlerde nasıl ele alınmış olduğu incelenmekte böylece nübüvvet olgusunun ve genel olarak dinî bilincin tarihsel ve insanî doğasının açıklığa kavuşturulması hedeflenmektedir İslam kelamı ki bu disiplin Müslümanların esas felsefî düşüncelerini oluşturmaktadır birbirileriyle mücadele içerisinde olan değişik dinî grupların ilahî söylemin Kur an metninin diline dayanarak kendi dünyevî çatışma ve ihtilaflarını teorik temel oturtma çabalarından doğmuş olduğu için yazar nübüvvet ile ilgili olanlar dahil olmak üzere tüm teolojik düşüncelerin doğuşunun ardındaki tarihsel ve insanî kökenleri aydınlatmaya çalışmış bu çerçevede soyut ve formel teolojik sistemleri izah etmeye bunların insanî ve tarihî koşullar eşliğinde oluşum ve gelişimini ortaya koymaya gayret göstermiştir Eş arîlerin ve Mu tezile nin nübüvvet konusunda ilişkin görüşleri daha çok tartışmacı savunmacı bir çerçeve içerisinde ortaya çıkmış olduğu gibi Şîa nın nübüvvete dair görüşleri de imamet doktrininin temellendirilmesi ile ilgili olarak ortaya çıkmıştır Nitekim imamet doktriniŞîa düşünce sistematiği içerisinde giderek siyaset kategorisinden çıkarılıp tartışılmaz bir şekilde iman esaslarından biri olarak kabul edilmesini gerektirecek kadar büyük bir yer tutmaktadır Bu da elinde toplumun bütün görevlerini ve yetkilerini bulunduran imamın masumiyetine ilişkin düşünceyi izah eder niteliktedir Ancak Şîa da imamın konumu dünyevî ve insanî bir konum olarak değil Allah tarafından tıpkı nebî nin seçilmesinde olduğu gibi ezelî ilim gereği seçilmiş bir ilahî konum olarak telakki edilmiştir Bu nedenle Şîa ya göre imamet nübüvvetin ikizidir imam bilginin kaynağı şeriatın muhafızıdır hatta o tarihin odak noktası toplumun ümmetin varlığının temelidir Eş arîler ise temelde insanı unutmuş olmakla bir krize girmişlerdir Hatta onların düşünce sistematiğinde varlığın üç kategorisi olan Allah insan evren üçlüsü içerisinden insan neredeyse silinmiş durumdadır İnsanın silinmiş olması ile birlikte tarih ve insanî gerçeklik de ortadan kaldırılmış böylece Allah ve peygamber ile ilgili meseleler bilginin bütün konularını teşkil eder olmuştur Böylece Eş arî düşünce sistematiği insanın ve evrenin aleyhine olmak üzere ilahî olanın mutlak egemenliğini vurgulamış ve bunun üzerinden bilinç dışı yoluyla da olsa otoritenin İslam ı nı yani siyaset ve dünya meselelerinde tek bir bireyin mutlak otoritesini teorik olarak temellendirmiştir Mu tezile de ise insanın bu yabancılaşmasına son verilmek istenmiş ve bunun için dinin asıl özü yan insanî özü ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır Buna göre insan inancın varlık sebebi ve gayesidir Yine Mu tezile nübüvvet konusunda hatta kelamın bütün meselelerinde insandan hareket ederek düşünmüştür Bu nedenle onlara göre nübüvvet insanî koşullara bağlı olarak yani insanın maslahatını gözeterek ortaya çıkmış olan ilahî hitap olarak tanımlanmıştır Bu çalışma kelam disiplininin temel kavramlarından biri olan nübüvvet kavramını merkeze alarak ve bu disiplinin ana epistemolojik sistemlerinin bilinç dışı nı okumayı hareket noktası edinerek kelam disiplininin yeniden yapılandırılmasını hedeflemektedir