Ömrümün Üç Beş Günü — Vehbi Bülent Özkök

Ömrümün Üç Beş Günü
Vehbi Bülent ÖzkökCinius Yayınları
Ömrümün Üç Beş Günü
Vehbi Bülent ÖzkökDoğanın kusursuz zamanlamasıyla bulutların rengi perde perde açılırken griye çalan hoş bir maviye teslim oluyor karlı tepeler her yer her şey Sudaki pırıltılar gün ışığına yenik düşüp sönüyor akşama yeni bir şenlik başlatmak üzere binlerce yılın birikmiş şevkine çağrı alıyorlar Zeus un Bosphoros una gömülüyor yeni bir günün batımına kadar topyekûn mola veriyorlar Avucumda sımsıkı tuttuğum nemli zarfı cebimden çıkarırken sarsılıyor elim ayağım her yanım Bir süre hareketsiz kalıyorum derin bir nefes alıyorum yüzümü gökyüzüne dönüp duruyorum orada Heyecanlanmamak elimde değil ki sıklaşıyor nefesim Sonra birdenbire eğilip açıyorum zarfı titrek yırtarcasına Çabuk yazıldığı belli olduğu halde muhteşem emsalleri hızla tükenen kıvrak bir el yazısı buluyorum sayfalarını aralayınca İki büklüm olup büzüldüğüm bankta içe basan postallarımın altını hızla yere vuruyorum Bu sensin işte Arzu diye bağırıyorum iki elimle yapıştığım yazının duygularımı çalkalayan coşkusuyla Ona ait bir şeyi ilk defa tutuyorum ellerimle koklayıp içime çekiyorum ellerim ellerim titriyor Buruşmuş kâğıtları dizime yatırıp düzeltiyorum seve okşaya Dalgalanmış yüzümdeki hüznümde yasım nasıl da keskin Kıvrılıyor dudaklarım Başım ağırlığıyla önüme devriliyor Koca bir nefes veriyorum sesli bakışlarımdan bir damla yaş düşürüyorum üzerine Sensin bu diyorum fısıltıyla Arzu bu sensin işte

Cinius Yayınları
Doğanın kusursuz zamanlamasıyla bulutların rengi perde perde açılırken griye çalan hoş bir maviye teslim oluyor karlı tepeler her yer her şey Sudaki pırıltılar gün ışığına yenik düşüp sönüyor akşama yeni bir şenlik başlatmak üzere binlerce yılın birikmiş şevkine çağrı alıyorlar Zeus un Bosphoros una gömülüyor yeni bir günün batımına kadar topyekûn mola veriyorlar Avucumda sımsıkı tuttuğum nemli zarfı cebimden çıkarırken sarsılıyor elim ayağım her yanım Bir süre hareketsiz kalıyorum derin bir nefes alıyorum yüzümü gökyüzüne dönüp duruyorum orada Heyecanlanmamak elimde değil ki sıklaşıyor nefesim Sonra birdenbire eğilip açıyorum zarfı titrek yırtarcasına Çabuk yazıldığı belli olduğu halde muhteşem emsalleri hızla tükenen kıvrak bir el yazısı buluyorum sayfalarını aralayınca İki büklüm olup büzüldüğüm bankta içe basan postallarımın altını hızla yere vuruyorum Bu sensin işte Arzu diye bağırıyorum iki elimle yapıştığım yazının duygularımı çalkalayan coşkusuyla Ona ait bir şeyi ilk defa tutuyorum ellerimle koklayıp içime çekiyorum ellerim ellerim titriyor Buruşmuş kâğıtları dizime yatırıp düzeltiyorum seve okşaya Dalgalanmış yüzümdeki hüznümde yasım nasıl da keskin Kıvrılıyor dudaklarım Başım ağırlığıyla önüme devriliyor Koca bir nefes veriyorum sesli bakışlarımdan bir damla yaş düşürüyorum üzerine Sensin bu diyorum fısıltıyla Arzu bu sensin işte

Cinius Yayınları
Doğanın kusursuz zamanlamasıyla bulutların rengi perde perde açılırken griye çalan hoş bir maviye teslim oluyor karlı tepeler her yer her şey Sudaki pırıltılar gün ışığına yenik düşüp sönüyor akşama yeni bir şenlik başlatmak üzere binlerce yılın birikmiş şevkine çağrı alıyorlar Zeus un Bosphoros una gömülüyor yeni bir günün batımına kadar topyekûn mola veriyorlar Avucumda sımsıkı tuttuğum nemli zarfı cebimden çıkarırken sarsılıyor elim ayağım her yanım Bir süre hareketsiz kalıyorum derin bir nefes alıyorum yüzümü gökyüzüne dönüp duruyorum orada Heyecanlanmamak elimde değil ki sıklaşıyor nefesim Sonra birdenbire eğilip açıyorum zarfı titrek yırtarcasına Çabuk yazıldığı belli olduğu halde muhteşem emsalleri hızla tükenen kıvrak bir el yazısı buluyorum sayfalarını aralayınca İki büklüm olup büzüldüğüm bankta içe basan postallarımın altını hızla yere vuruyorum Bu sensin işte Arzu diye bağırıyorum iki elimle yapıştığım yazının duygularımı çalkalayan coşkusuyla Ona ait bir şeyi ilk defa tutuyorum ellerimle koklayıp içime çekiyorum ellerim ellerim titriyor Buruşmuş kâğıtları dizime yatırıp düzeltiyorum seve okşaya Dalgalanmış yüzümdeki hüznümde yasım nasıl da keskin Kıvrılıyor dudaklarım Başım ağırlığıyla önüme devriliyor Koca bir nefes veriyorum sesli bakışlarımdan bir damla yaş düşürüyorum üzerine Sensin bu diyorum fısıltıyla Arzu bu sensin işte

Cinius
Doğanın kusursuz zamanlamasıyla bulutların rengi perde perde açılırken griye çalan hoş bir maviye teslim oluyor karlı tepeler her yer her şey Sudaki pırıltılar gün ışığına yenik düşüp sönüyor akşama yeni bir şenlik başlatmak üzere binlerce yılın birikmiş şevkine çağrı alıyorlar Zeus un Bosphoros una gömülüyor yeni bir günün batımına kadar topyekûn mola veriyorlar Avucumda sımsıkı tuttuğum nemli zarfı cebimden çıkarırken sarsılıyor elim ayağım her yanım Bir süre hareketsiz kalıyorum derin bir nefes alıyorum yüzümü gökyüzüne dönüp duruyorum orada Heyecanlanmamak elimde değil ki sıklaşıyor nefesim Sonra birdenbire eğilip açıyorum zarfı titrek yırtarcasına Çabuk yazıldığı belli olduğu halde muhteşem emsalleri hızla tükenen kıvrak bir el yazısı buluyorum sayfalarını aralayınca İki büklüm olup büzüldüğüm bankta içe basan postallarımın altını hızla yere vuruyorum Bu sensin işte Arzu diye bağırıyorum iki elimle yapıştığım yazının duygularımı çalkalayan coşkusuyla Ona ait bir şeyi ilk defa tutuyorum ellerimle koklayıp içime çekiyorum ellerim ellerim titriyor Buruşmuş kâğıtları dizime yatırıp düzeltiyorum seve okşaya Dalgalanmış yüzümdeki hüznümde yasım nasıl da keskin Kıvrılıyor dudaklarım Başım ağırlığıyla önüme devriliyor Koca bir nefes veriyorum sesli bakışlarımdan bir damla yaş düşürüyorum üzerine Sensin bu diyorum fısıltıyla Arzu bu sensin işte