Papağana Silah Çekme
Yapı Kredi Yayınları ( YKY )
biliyorum bundan sonrası yatağın yatağa omuz attığı papağanın papağana silah çektiği cesedin cesetle çılgınca raksettiği o uppuuzun cerahatle lal vakti özlerinin önünde bulanık bir gölle dolaşıyor bildiklerini anlatan bir papağan o kim ne derse desin İdealist Tadımlık uzak günlükler bir zamanların en özel sevgisine genlerimize çöreklenmiş ilk yolculuğun misafirliği opal bavullarda bütün berbat hayatların tahlilleri ve mıknatıs tenlerin üzerinde unutulmuş solgun temaslar dilbaz martı ile ölgün yunusun tek nikâh şahidi pırıl pırıl bir miçoyum kimseye görünmeyen sekizinci cüceyim daha yeni boyamışım gemiyi açık siyaha sağ avcumda poyraz sol avcumda uygunsuz rüyalar kaç gümüşü altına çevirmiş profesör dudaklarım hatırlarım hem biliyorum asla çocuklara adanmaz seyir defterleri sarıdan tahliye Babyface Limanında yağmura ve incecik bir yalnızlığa rağmen şarap içmişim iki mavi liraya köpürte köpürte oysa sen bir kartpostal niyetine postalandığın cennetten kötü bir haber olarak dönmüşsün yine bu yere ah hatalı intiharların doğru tahmin edilmiş nedenleri bir gece sabaha karşı alışılmış fırtınalarla kayalıklarına bindirmişim zalim âşıklar yaşıyormuş senin denizfenerinde ağzımda sönmüş bir gitanes sigarasıyla şimdi bakıyorum da sığ okyanuslara ne uzak günlüklerdeki telaşlar ne de pazularımdaki arzu dövmeleri hayret hiç geçmiyor adın cızırtılı yardım çağrılarında çaresiz bir filika gibi sığındığım tahsilli gülümsemenden iz yok radarlarda da ve kanını dondurmamış meğer balerinler gibi döne döne batışım ne demişti bizi bir bıçak darbesiyle ayıran Kıran ancak kara göründüğünde kalkışılınır gerçek ihanete ne kadar isterse istesin kavuşup kucaklaşamaz iki deli dalga aynı mahşerî denizde neyse sevgilim çözülsün boynundaki palamar idam mahkûmunun ve the cureun şarkıları kalsın sana bu kışaşktan gemi dibe oturdu vakit tamam artık ne olacaksa olsun define bulamaz tahta kalpli korsanlar bizim meşhur rotamız dolunaylar patlatır be kaptan 2 ocak 1995 pil otomobilin altında kalmış peygamber bir delikten içeri sızmaya çalışmış hayatı boyunca kan kapan kapanmadan önce kararan hava şişirmiş komik cinlerin etli ciğerlerini istanbula inen uçak avcundan su içmiş karanlığın öyle yazmışsın mektubunda öyle dedi akıl hastanesine yatırılan postacı 28 kasım 1996 çin lokantası beni sevmene asla izin vermeyeceğim diye yazmıştın kapımdaki not defterine kendi kapımı çalmak zorunda kalmıştım içerde olmadığımı bile bile gövdeni hatırlıyorum ansızın bu kış ormanında işte uzun büyük parlak siyah ve vahşi parçalayacak kadar siyah ve onarabilecek kadar vahşi sanki aşka hayattan daha fazla özen gösteren çocuksu ama hep hırpalanmış hırpalandıkça palazlanmış bir ziyaretçi gövdenin tarihinde yan yana dururdu yalnızlıklarımız plastik ve acımasız zehirli ve karmaşık kısaca birbirlerine sevgiyi öğretmeye çalışırken birbirlerine kan içirdiklerini anlayan iki serseri âşık elerinin saklamaya çabaladığı o şehir gecesi başın omzumda gözlerin kapalı saçların açık giderken citroen dudaklarını döven neon gazı dudaklarındaki kazı tozu ölelim mi demiştin bak şimdi tam sırası dağlarda bir çin lokantasıydık senle ben müşterisiz mütemadiyen ağlamaklı için için eğlenceli temiz çevresinde çizgifilm hayvanlarının oynaştığı bir çin lokantasıydık dağlarda senle ben bir tahta masa iki iskemleyle sınırlıydı ülkemiz mesela yeni pişmiş pirinç pilavı dilinin üstünde yürürdü kokarca ve sağ kulağındaki halka küpeden atlardı çığlık çığlığa tenimdeki tüm yabanıl bitki örtüsü biz birbirimizin çatalı bıçağı biz birbirimizin incelik hırsızı gönül süsü ayrılık bir yutulmaz lokma gibi kaldı boğazımızda sevgilim sevdanın sevdaya ettiğini etmez et kemiğe sarayın çıkışlarını tutarken uyuşturucu ve kaftan merdivenlere yığılıp ölen son şehzade son fırsat kaçınılmaz son düet son so