Ramayana Ayodhya Kanda 2 Kitap — Ayasya

Ramayana Ayodhya Kanda 2 Kitap
AyasyaVaveyla Yayıncılık
Ramayana Ayodhya Kanda 2 Kitap
AyasyaAyasya tarafından kaleme alınan Ramayana Aranya Kanda 3 Kitap Vaveyla Yayıncılık eseri olarak okurlarla buluşuyor Ramayana Aranya Kanda 3 Kitap Ayasya Kitap Özeti Destanlar tarihe düşülen notlardır Türkçeye tam metin çevirisi olmadığı için hakkında bildiklerimiz bu zamana kadar yabancı kaynaklarda yazılı olanla sınırlı kalan Ramayana Destanı da günümüzde pek çok alanda yaşanan bilgi kirliliğinden yeterince nasibini almış bir destandır Hepimiz bu destanın Rama ile karısı Sita arasında yaşanan bir aşkın olağanüstü öğelerle süslenmiş bir epik şiir olduğunu bilsek de bu destanın aslında Hindistan yarımadasının daha kuzeyinde yaşayan kavimlerle karşılaşan Rama nın daha sonra bir zamanlar bir kıta olan günümüz Sri Lanka adasını nasıl yerle bir ettiğini bilmeyiz Eğer destanı kendi dilinden okuma fırsatını yakalamış olsaydık o zaman Maymun Kral Valmiki nin ya da Hanuman nın belki de Asya nın kuzeyinden gelen güneyli yerel halka göre daha daha güçlü ve görünümü kendilerine göre daha farklı bir halkı anlatıp anlatmadığını sormaya cesaretimiz olurdu İklim farklılığının insanlarda hem bedensel hem de bilişsel farklılıklar yarattığı gerçeğinden yola çıkarak bu karşılaşılan ve maymun olarak adlandırılan topluluğun farklı bir kültür ve dolayısıyla bir dile sahip olup olmadığını düşünürdü O zaman Sanskrit dilini ya da daha doğru bir deyişle Devangari dilini gündelik hayatında kullanan bir halkın olduğu gerçeğini kabul etmede çok büyük bir adım atmış olurduk Sanskrit Dili mi yoksa Sanskritçe mi gibi kısır döngü tartışmalardan kurtularak MÖ 2700 yılından çok daha önce kurulan günümüz Hindistan kültürünün temellerini atan Ramayana destanına ait sahneleri altın plakalar üzerine işleyerek ve onun üzerine de henüz çözülememiş bir yazı ekleyen Mohenjo Daro ve Harrapa medeniyetlerinin sırrını çözebilirdik Kayıp bir halk kayıp bir medeniyet kayıp bir kültür bizi bir köprü gibi en fazla MÖ 1200 yılına kadar izlerini sürebildiğimiz atalarımıza ulaştırabilir Yeter ki yapamadığını yapanı göremediğini göreni ve konuşamadığını konuşanı susturmak durdurmak karalamak yerine birlikte yıkık dökük olan dünya tarihini sil baştan ama bu sefer doğru bir biçimde birlikte inşa edelim Yayınevi Vaveyla Yayıncılık Yazar Ayasya Sayfa 370 Sayfa Kağıt 2 Hamur Boyut 13 50x21 00 cm Basım Yılı Şubat 2024 Barkod 9786257946803 Kategori Din Felsefesi

VAVEYLA YAYINCILIK
Destanlar tarihe düşülen notlardır Türkçeye tam metin çevirisi olmadığı için hakkında bildiklerimiz bu zamana kadar yabancı kaynaklarda yazılı olanla sınırlı kalan Ramayana Destanı da günümüzde pek çok alanda yaşanan bilgi kirliliğinden yeterince nasibini almış bir destandır Hepimiz bu destanın Rama ile karısı Sita arasında yaşanan bir aşkın olağanüstü öğelerle süslenmiş bir epik şiir olduğunu bilsek de bu destanın aslında Hindistan yarımadasının daha kuzeyinde yaşayan kavimlerle karşılaşan Rama nın daha sonra bir zamanlar bir kıta olan günümüz Sri Lanka adasını nasıl yerle bir ettiğini bilmeyiz Eğer destanı kendi dilinden okuma fırsatını yakalamış olsaydık o zaman Maymun Kral Valmiki nin ya da Hanuman nın belki de Asya nın kuzeyinden gelen güneyli yerel halka göre daha daha güçlü ve görünümü kendilerine göre daha farklı bir halkı anlatıp anlatmadığını sormaya cesaretimiz olurdu İklim farklılığının insanlarda hem bedensel hem de bilişsel farklılıklar yarattığı gerçeğinden yola çıkarak bu karşılaşılan ve maymun olarak adlandırılan topluluğun farklı bir kültür ve dolayısıyla bir dile sahip olup olmadığını düşünürdü O zaman Sanskrit dilini ya da daha doğru bir deyişle Devangari dilini gündelik hayatında kullanan bir halkın olduğu gerçeğini kabul etmede çok büyük bir adım atmış olurduk Sanskrit Dili mi yoksa Sanskritçe mi gibi kısır döngü tartışmalardan kurtularak MÖ 2700 yılından çok daha önce kurulan günümüz Hindistan kültürünün temellerini atan Ramayana destanına ait sahneleri altın plakalar üzerine işleyerek ve onun üzerine de henüz çözülememiş bir yazı ekleyen Mohenjo Daro ve Harrapa medeniyetlerinin sırrını çözebilirdik Kayıp bir halk kayıp bir medeniyet kayıp bir kültür bizi bir köprü gibi en fazla MÖ 1200 yılına kadar izlerini sürebildiğimiz atalarımıza ulaştırabilir Yeter ki yapamadığını yapanı göremediğini göreni ve konuşamadığını konuşanı susturmak durdurmak karalamak yerine birlikte yıkık dökük olan dünya tarihini sil baştan ama bu sefer doğru bir biçimde birlikte inşa edelim

Vaveyla Yayıncılık
Destanlar tarihe düşülen notlardır Türkçeye tam metin çevirisi olmadığı için hakkında bildiklerimiz bu zamana kadar yabancı kaynaklarda yazılı olanla sınırlı kalan Ramayana Destanı da günümüzde pek çok alanda yaşanan bilgi kirliliğinden yeterince nasibini almış bir destandır Hepimiz bu destanın Rama ile karısı Sita arasında yaşanan bir aşkın olağanüstü öğelerle süslenmiş bir epik şiir olduğunu bilsek de bu destanın aslında Hindistan yarımadasının daha kuzeyinde yaşayan kavimlerle karşılaşan Rama nın daha sonra bir zamanlar bir kıta olan günümüz Sri Lanka adasını nasıl yerle bir ettiğini bilmeyiz Eğer destanı kendi dilinden okuma fırsatını yakalamış olsaydık o zaman Maymun Kral Valmiki nin ya da Hanuman nın belki de Asya nın kuzeyinden gelen güneyli yerel halka göre daha daha güçlü ve görünümü kendilerine göre daha farklı bir halkı anlatıp anlatmadığını sormaya cesaretimiz olurdu İklim farklılığının insanlarda hem bedensel hem de bilişsel farklılıklar yarattığı gerçeğinden yola çıkarak bu karşılaşılan ve maymun olarak adlandırılan topluluğun farklı bir kültür ve dolayısıyla bir dile sahip olup olmadığını düşünürdü O zaman Sanskrit dilini ya da daha doğru bir deyişle Devangari dilini gündelik hayatında kullanan bir halkın olduğu gerçeğini kabul etmede çok büyük bir adım atmış olurduk Sanskrit Dili mi yoksa Sanskritçe mi gibi kısır döngü tartışmalardan kurtularak MÖ 2700 yılından çok daha önce kurulan günümüz Hindistan kültürünün temellerini atan Ramayana destanına ait sahneleri altın plakalar üzerine işleyerek ve onun üzerine de henüz çözülememiş bir yazı ekleyen Mohenjo Daro ve Harrapa medeniyetlerinin sırrını çözebilirdik Kayıp bir halk kayıp bir medeniyet kayıp bir kültür bizi bir köprü gibi en fazla MÖ 1200 yılına kadar izlerini sürebildiğimiz atalarımıza ulaştırabilir Yeter ki yapamadığını yapanı göremediğini göreni ve konuşamadığını konuşanı susturmak durdurmak karalamak yerine birlikte yıkık dökük olan dünya tarihini sil baştan ama bu sefer doğru bir biçimde birlikte inşa edelim

Vaveyla
Destanlar tarihe düşülen notlardır Türkçeye tam metin çevirisi olmadığı için hakkında bildiklerimiz bu zamana kadar yabancı kaynaklarda yazılı olanla sınırlı kalan Ramayana Destanı da günümüzde pek çok alanda yaşanan bilgi kirliliğinden yeterince nasibini almış bir destandır Hepimiz bu destanın Rama ile karısı Sita arasında yaşanan bir aşkın olağanüstü öğelerle süslenmiş bir epik şiir olduğunu bilsek de bu destanın aslında Hindistan yarımadasının daha kuzeyinde yaşayan kavimlerle karşılaşan Rama nın daha sonra bir zamanlar bir kıta olan günümüz Sri Lanka adasını nasıl yerle bir ettiğini bilmeyiz Eğer destanı kendi dilinden okuma fırsatını yakalamış olsaydık o zaman Maymun Kral Valmiki nin ya da Hanuman nın belki de Asya nın kuzeyinden gelen güneyli yerel halka göre daha daha güçlü ve görünümü kendilerine göre daha farklı bir halkı anlatıp anlatmadığını sormaya cesaretimiz olurdu İklim farklılığının insanlarda hem bedensel hem de bilişsel farklılıklar yarattığı gerçeğinden yola çıkarak bu karşılaşılan ve maymun olarak adlandırılan topluluğun farklı bir kültür ve dolayısıyla bir dile sahip olup olmadığını düşünürdü O zaman Sanskrit dilini ya da daha doğru bir deyişle Devangari dilini gündelik hayatında kullanan bir halkın olduğu gerçeğini kabul etmede çok büyük bir adım atmış olurduk Sanskrit Dili mi yoksa Sanskritçe mi gibi kısır döngü tartışmalardan kurtularak MÖ 2700 yılından çok daha önce kurulan günümüz Hindistan kültürünün temellerini atan Ramayana destanına ait sahneleri altın plakalar üzerine işleyerek ve onun üzerine de henüz çözülememiş bir yazı ekleyen Mohenjo Daro ve Harrapa medeniyetlerinin sırrını çözebilirdik Kayıp bir halk kayıp bir medeniyet kayıp bir kültür bizi bir köprü gibi en fazla MÖ 1200 yılına kadar izlerini sürebildiğimiz atalarımıza ulaştırabilir Yeter ki yapamadığını yapanı göremediğini göreni ve konuşamadığını konuşanı susturmak durdurmak karalamak yerine birlikte yıkık dökük olan dünya tarihini sil baştan ama bu sefer doğru bir biçimde birlikte inşa edelim Tanıtım Bülteninden

Vaveyla Yayıncılık
Aynada yansıyan görüntüyü çarpıtırsak ne olur Kendini görebilmek için yansıyana ihtiyaç duyan gerçek kendini yanlış görür ve bilir Bu yanlış başlangıçta yani temelde meydana geldiği için üzerine inşa edilen de doğal olarak eksik ahenksiz ve çürük bir yığıntıdan başka bir şey değildir Günümüz bilimlerinin de bizlere sunduğu işte bu yığıntıdır Tam bu noktada sorulması gereken iki soru olduğunu düşünüyorum 1 Destanların salt edebiyatın bir ürünü olduğunu kabul etmek yerine insanlığın ezelde bir yerde başlayan tarihine ışık tutan sosyolojinin antropolojinin arkeolojinin jeolojinin ve hatta biyolojinin dünyayı dolayısıyla da bizleri anlamak ve bilmek için yaptığı araştırmalara ışık tutmasına izin verseydik ne olurdu 2 Yazılı kaynak olarak çıktıkları dönem yerine yazılı olanı referans alıp geriye doğru araştırmalar yapsak bakış açımızı değiştirsek ne olurdu İşte o zaman gümüş ve altını takas yöntemi olarak ilk kez kullananın MÖ 7 yy daki Lidyalılar olduğunu değil onlardan binlerce yıl önce kurulmuş varlığını Ramayana da öğrendiğimiz bir kültür tarafından çoktan kullanıldığını öğrenmiş olacaktık Ya da destanda karşımıza çıkan aslanların günümüzde yalnızca Gir Ormanında yaşayan 674 nüfusa sahip Asya Aslanı Panthera leo persica olması ihtimâlinden yola çıkarak geçmiş ve şimdiki zaman arasında kıyaslama yaparak sağlıklı çıkarımlarda bulunma olasılığımız artardı Bu nedenle Ramayana ve Mahabharatayı sadece kadim dönemlerin destanları olarak değil bilmediğimiz zamanları içinde barındıran destanlar olduğunu kabul etmeliyiz Yeter ki nereye nasıl bakacağımızı bilelim Biyolog Kaan Soyuere arka kapak yazısına katkılarından dolayı teşekkür ederim Yayınevi Vaveyla Yayıncılık Yazar Ayasya Sayfa 432 Sayfa Kağıt 2 Hamur Boyut 13 50x21 00 cm Basım Yılı Mart 2022 Barkod 9786257946483 Kategori Efsane Destan

Vaveyla Yayıncılık
Aynada yansıyan görüntüyü çarpıtırsak ne olur Kendini görebilmek için yansıyana ihtiyaç duyan gerçek kendini yanlış görür ve bilir Bu yanlış başlangıçta yani temelde meydana geldiği için üzerine inşa edilen de doğal olarak eksik ahenksiz ve çürük bir yığıntıdan başka bir şey değildir Günümüz bilimlerinin de bizlere sunduğu işte bu yığıntıdır Tam bu noktada sorulması gereken iki soru olduğunu düşünüyorum 1 Destanların salt edebiyatın bir ürünü olduğunu kabul etmek yerine insanlığın ezelde bir yerde başlayan tarihine ışık tutan sosyolojinin antropolojinin arkeolojinin jeolojinin ve hatta biyolojinin dünyayı dolayısıyla da bizleri anlamak ve bilmek için yaptığı araştırmalara ışık tutmasına izin verseydik ne olurdu 2 Yazılı kaynak olarak çıktıkları dönem yerine yazılı olanı referans alıp geriye doğru araştırmalar yapsak bakış açımızı değiştirsek ne olurdu İşte o zaman gümüş ve altını takas yöntemi olarak ilk kez kullananın MÖ 7 yy daki Lidyalılar olduğunu değil onlardan binlerce yıl önce kurulmuş varlığını Ramayana da öğrendiğimiz bir kültür tarafından çoktan kullanıldığını öğrenmiş olacaktık Ya da destanda karşımıza çıkan aslanların günümüzde yalnızca Gir Ormanı nda yaşayan 674 nüfusa sahip Asya Aslanı Panthera leo persica olması ihtimâlinden yola çıkarak geçmiş ve şimdiki zaman arasında kıyaslama yaparak sağlıklı çıkarımlarda bulunma olasılığımız artardı Bu nedenle Ramayana ve Mahabharata yı sadece kadim dönemlerin destanları olarak değil bilmediğimiz zamanları içinde barındıran destanlar olduğunu kabul etmeliyiz Yeter ki nereye nasıl bakacağımızı bilelim Biyolog Kaan Soyuer e arka kapak yazısına katkılarından dolayı teşekkür ederim

Vaveyla Yayıncılık
Destanlar tarihe düşülen notlardır Türkçeye tam metin çevirisi olmadığı için hakkında bildiklerimiz bu zamana kadar yabancı kaynaklarda yazılı olanla sınırlı kalan Ramayana Destanı da günümüzde pek çok alanda yaşanan bilgi kirliliğinden yeterince nasibini almış bir destandır Hepimiz bu destanın Rama ile karısı Sita arasında yaşanan bir aşkın olağanüstü öğelerle süslenmiş bir epik şiir olduğunu bilsek de bu destanın aslında Hindistan yarımadasının daha kuzeyinde yaşayan kavimlerle karşılaşan Rama nın daha sonra bir zamanlar bir kıta olan günümüz Sri Lanka adasını nasıl yerle bir ettiğini bilmeyiz Eğer destanı kendi dilinden okuma fırsatını yakalamış olsaydık o zaman Maymun Kral Valmiki nin ya da Hanuman nın belki de Asya nın kuzeyinden gelen güneyli yerel halka göre daha daha güçlü ve görünümü kendilerine göre daha farklı bir halkı anlatıp anlatmadığını sormaya cesaretimiz olurdu İklim farklılığının insanlarda hem bedensel hem de bilişsel farklılıklar yarattığı gerçeğinden yola çıkarak bu karşılaşılan ve maymun olarak adlandırılan topluluğun farklı bir kültür ve dolayısıyla bir dile sahip olup olmadığını düşünürdü O zaman Sanskrit dilini ya da daha doğru bir deyişle Devangari dilini gündelik hayatında kullanan bir halkın olduğu gerçeğini kabul etmede çok büyük bir adım atmış olurduk Sanskrit Dili mi yoksa Sanskritçe mi gibi kısır döngü tartışmalardan kurtularak MÖ 2700 yılından çok daha önce kurulan günümüz Hindistan kültürünün temellerini atan Ramayana destanına ait sahneleri altın plakalar üzerine işleyerek ve onun üzerine de henüz çözülememiş bir yazı ekleyen Mohenjo Daro ve Harrapa medeniyetlerinin sırrını çözebilirdik Kayıp bir halk kayıp bir medeniyet kayıp bir kültür bizi bir köprü gibi en fazla MÖ 1200 yılına kadar izlerini sürebildiğimiz atalarımıza ulaştırabilir Yeter ki yapamadığını yapanı göremediğini göreni ve konuşamadığını konuşanı susturmak durdurmak karalamak yerine birlikte yıkık dökük olan dünya tarihini sil baştan ama bu sefer doğru bir biçimde birlikte inşa edelim

Vaveyla Yayıncılık
Destanlar tarihe düşülen notlardır Türkçeye tam metin çevirisi olmadığı için hakkında bildiklerimiz bu zamana kadar yabancı kaynaklarda yazılı olanla sınırlı kalan Ramayana Destanı da günümüzde pek çok alanda yaşanan bilgi kirliliğinden yeterince nasibini almış bir destandır Hepimiz bu destanın Rama ile karısı Sita arasında yaşanan bir aşkın olağanüstü öğelerle süslenmiş bir epik şiir olduğunu bilsek de bu destanın aslında Hindistan yarımadasının daha kuzeyinde yaşayan kavimlerle karşılaşan Rama nın daha sonra bir zamanlar bir kıta olan günümüz Sri Lanka adasını nasıl yerle bir ettiğini bilmeyiz Eğer destanı kendi dilinden okuma fırsatını yakalamış olsaydık o zaman Maymun Kral Valmiki nin ya da Hanuman nın belki de Asya nın kuzeyinden gelen güneyli yerel halka göre daha daha güçlü ve görünümü kendilerine göre daha farklı bir halkı anlatıp anlatmadığını sormaya cesaretimiz olurdu İklim farklılığının insanlarda hem bedensel hem de bilişsel farklılıklar yarattığı gerçeğinden yola çıkarak bu karşılaşılan ve maymun olarak adlandırılan topluluğun farklı bir kültür ve dolayısıyla bir dile sahip olup olmadığını düşünürdü O zaman Sanskrit dilini ya da daha doğru bir deyişle Devangari dilini gündelik hayatında kullanan bir halkın olduğu gerçeğini kabul etmede çok büyük bir adım atmış olurduk Sanskrit Dili mi yoksa Sanskritçe mi gibi kısır döngü tartışmalardan kurtularak MÖ 2700 yılından çok daha önce kurulan günümüz Hindistan kültürünün temellerini atan Ramayana destanına ait sahneleri altın plakalar üzerine işleyerek ve onun üzerine de henüz çözülememiş bir yazı ekleyen Mohenjo Daro ve Harrapa medeniyetlerinin sırrını çözebilirdik Kayıp bir halk kayıp bir medeniyet kayıp bir kültür bizi bir köprü gibi en fazla MÖ 1200 yılına kadar izlerini sürebildiğimiz atalarımıza ulaştırabilir Yeter ki yapamadığını yapanı göremediğini göreni ve konuşamadığını konuşanı susturmak durdurmak karalamak yerine birlikte yıkık dökük olan dünya tarihini sil baştan ama bu sefer doğ

Vaveyla Yayıncılık
Aynada yansıyan görüntüyü çarpıtırsak ne olur Kendini görebilmek için yansıyana ihtiyaç duyan gerçek kendini yanlış görür ve bilir Bu yanlış başlangıçta yani temelde meydana geldiği için üzerine inşa edilen de doğal olarak eksik ahenksiz ve çürük bir yığıntıdan başka bir şey değildir Günümüz bilimlerinin de bizlere sunduğu işte bu yığıntıdır Tam bu noktada sorulması gereken iki soru olduğunu düşünüyorum 1 Destanların salt edebiyatın bir ürünü olduğunu kabul etmek yerine insanlığın ezelde bir yerde başlayan tarihine ışık tutan sosyolojinin antropolojinin arkeolojinin jeolojinin ve hatta biyolojinin dünyayı dolayısıyla da bizleri anlamak ve bilmek için yaptığı araştırmalara ışık tutmasına izin verseydik ne olurdu 2 Yazılı kaynak olarak çıktıkları dönem yerine yazılı olanı referans alıp geriye doğru araştırmalar yapsak bakış açımızı değiştirsek ne olurdu İşte o zaman gümüş ve altını takas yöntemi olarak ilk kez kullananın MÖ 7 yy daki Lidyalılar olduğunu değil onlardan binlerce yıl önce kurulmuş varlığını Ramayana da öğrendiğimiz bir kültür tarafından çoktan kullanıldığını öğrenmiş olacaktık Ya da destanda karşımıza çıkan aslanların günümüzde yalnızca Gir Ormanı nda yaşayan 674 nüfusa sahip Asya Aslanı Panthera leo persica olması ihtimâlinden yola çıkarak geçmiş ve şimdiki zaman arasında kıyaslama yaparak sağlıklı çıkarımlarda bulunma olasılığımız artardı Bu nedenle Ramayana ve Mahabharata yı sadece kadim dönemlerin destanları olarak değil bilmediğimiz zamanları içinde barındıran destanlar olduğunu kabul etmeliyiz Yeter ki nereye nasıl bakacağımızı bilelim Biyolog Kaan Soyuer e arka kapak yazısına katkılarından dolayı teşekkür ederim

Aynada yansıyan görüntüyü çarpıtırsak ne olur

Vaveyla Yayıncılık
Aynada yansıyan görüntüyü çarpıtırsak ne olur Kendini görebilmek için yansıyana ihtiyaç duyan gerçek kendini yanlış görür ve bilir Bu yanlış başlangıçta yani temelde meydana geldiği için üzerine inşa edilen de doğal olarak eksik ahenksiz ve çürük bir yığıntıdan başka bir şey değildir Günümüz bilimlerinin de bizlere sunduğu işte bu yığıntıdır Tam bu noktada sorulması gereken iki soru olduğunu düşünüyorum 1 Destanların salt edebiyatın bir ürünü olduğunu kabul etmek yerine insanlığın ezelde bir yerde başlayan tarihine ışık tutan sosyolojinin antropolojinin arkeolojinin jeolojinin ve hatta biyolojinin dünyayı dolayısıyla da bizleri anlamak ve bilmek için yaptığı araştırmalara ışık tutmasına izin verseydik ne olurdu 2 Yazılı kaynak olarak çıktıkları dönem yerine yazılı olanı referans alıp geriye doğru araştırmalar yapsak bakış açımızı değiştirsek ne olurdu İşte o zaman gümüş ve altını takas yöntemi olarak ilk kez kullananın MÖ 7 yy daki Lidyalılar olduğunu değil onlardan binlerce yıl önce kurulmuş varlığını Ramayana da öğrendiğimiz bir kültür tarafından çoktan kullanıldığını öğrenmiş olacaktık Ya da destanda karşımıza çıkan aslanların günümüzde yalnızca Gir Ormanı nda yaşayan 674 nüfusa sahip Asya Aslanı Panthera leo persica olması ihtimâlinden yola çıkarak geçmiş ve şimdiki zaman arasında kıyaslama yaparak sağlıklı çıkarımlarda bulunma olasılığımız artardı Bu nedenle Ramayana ve Mahabharata yı sadece kadim dönemlerin destanları olarak değil bilmediğimiz zamanları içinde barındıran destanlar olduğunu kabul etmeliyiz Yeter ki nereye nasıl bakacağımızı bilelim Biyolog Kaan Soyuer e arka kapak yazısına katkılarından dolayı teşekkür ederim

Vaveyla Yayıncılık
RĀMĀYAṆA 2 Kitap Ayodhya Kanda Aynada yansıyan görüntüyü çarpıtırsak ne olur Kendini görebilmek için yansıyana ihtiyaç duyan gerçek kendini yanlış görür ve bilir Bu yanlış başlangıçta yani temelde meydana geldiği için üzerine inşa edilen de doğal olarak eksik ahenksiz ve çürük bir yığıntıdan başka bir şey değildir Günümüz bilimlerinin de bizlere sunduğu işte bu yığıntıdır Tam bu noktada sorulması gereken iki soru olduğunu düşünüyorum 1 Destanların salt edebiyatın bir ürünü olduğunu kabul etmek yerine insanlığın ezelde bir yerde başlayan tarihine ışık tutan sosyolojinin antropolojinin arkeolojinin jeolojinin ve hatta biyolojinin dünyayı dolayısıyla da bizleri anlamak ve bilmek için yaptığı araştırmalara ışık tutmasına izin verseydik ne olurdu 2 Yazılı kaynak olarak çıktıkları dönem yerine yazılı olanı referans alıp geriye doğru araştırmalar yapsak bakış açımızı değiştirsek ne olurdu İşte o zaman gümüş ve altını takas yöntemi olarak ilk kez kullananın MÖ 7 yy daki Lidyalılar olduğunu değil onlardan binlerce yıl önce kurulmuş varlığını Ramayana da öğrendiğimiz bir kültür tarafından çoktan kullanıldığını öğrenmiş olacaktık Ya da destanda karşımıza çıkan aslanların günümüzde yalnızca Gir Ormanı nda yaşayan 674 nüfusa sahip Asya Aslanı Panthera leo persica olması ihtimâlinden yola çıkarak geçmiş ve şimdiki zaman arasında kıyaslama yaparak sağlıklı çıkarımlarda bulunma olasılığımız artardı Bu nedenle Ramayana ve Mahabharata yı sadece kadim dönemlerin destanları olarak değil bilmediğimiz zamanları içinde barındıran destanlar olduğunu kabul etmeliyiz Yeter ki nereye nasıl bakacağımızı bilelim Biyolog Kaan Soyuer e arka kapak yazısına katkılarından dolayı teşekkür ederim img src https s3 eu west 1 amazonaws com dia kitadagitim ckeditor_assets pictures 53 content_1_original_original jpg alt height 15 width 15 font size 1 color white font img