Robinson Crusoe ve Cuma 8 — Gürcan Yurt

Robinson Crusoe ve Cuma 8
Gürcan YurtEverest Yayınları
Robinson Crusoe ve Cuma 8
Gürcan YurtUmuda Yolculuk Bana kendini anlatma Giderken Acın da sevincin kadar büyükse Büyüksündür Giderken geride bıraktığındır mirasın Seni sen değil arkanda kalan anlatır Küsüp barıştığın didiştiğin Aynı havayı paylaştığın anlatır Giderken sadece kumsalda bıraktığın izdir Senden kalan Arkandan akan bir damla yaş varsa İste odur hatıran Siz giderken boğazlar düğümlendi kuşların ağzını bıçak açmıyor Siz giderken deniz bile size küsmüş Çarşaf gibi kımıldamıyor Siz giderken bulutlar acılarını içine atmış ağlayamıyor Kimse bizi gömemez diye mi yelken açyınız umuda Siz giderken bu ada koca hatıranızı Gömecek yer arıyor

EVEREST YAYINLARI
Her şeye dair hasret çekmek Onlar için Nefes alıp vermek kadar sıradan Ve kaderlerinin en kabullenilmiş En alışılmış parçası idi Geçmişe dair özledikleri ne varsa Onlarda olmayan Oralarda olamayan Ulaşamadıklarına Of çeke çeke Hasret çekmekti onlarınki Hele ki bir kadın teni Ulaşılmazların en büyüğü Hayallerin ve rüyaların en tatlısı idi Bir gün En olmayacak şey olup da Huyu huyuna suyu suyuna İki dilber beliriverince yanlarında Akıllar da uçuvermişti bastan Daha en başından Hele bir de Yasak aşkın engelleri asılıp da Tenleri tenlerine deyebilseydi Hadi ıslatalım bunu diyerek Neşeyle Kadeh tokuşturmak isterlerdi Zaferlerini kutlayan İki komutan gibi Ama ıslatmak için Islanmak da gerekiyordu bazen Varlık içinde yokluk çekercesine Burunlarının dibindeki vuslata Yine erememenin hasretiyle G Yurt Yayınevi EVEREST YAYINLARI Yazar GÜRCAN YURT

EVEREST YAYINLARI
Bir baba ağlıyor zindanda Elleri parmaklıklar Çaresizce ve zavallılık içinde Onun yaşadığından bile bihaber Artık öldüğünü kabullenircesine Kızları da ağlıyor Dışarılarda bir yerlerde Babalarının kederiyle Bir baba ağlıyor zindanda Hem de Uçsuz bucaksız bir denizin En uç noktasındaki bir adada Uçsuz bucaksız bir tepenin En dibindeki zindanda Onu oraya hapseden Kanadını kırıp özgürlüğünü elinden alan İki zibidi de Günlerini gün ediyorlar dışarıda Sırf adamın kızları Onlara bir kerecik de olsa Verirler mi acaba umuduyla Bir baba ağlıyor zindanda Zindanda Zindanda Yayınevi EVEREST YAYINLARI Yazar GÜRCAN YURT

EVEREST YAYINLARI
En fazla ölürsün sadece Altı üstü bir ömür işte Bir gün elbet bitecek Yuvarlanan bir taş bile İz bırakıyor geçtiği yerden Belki sana da sorarlar Sen ne izi bıraktın Şu yaşayıp geçtiğin Kısacık hayatta diye Belki sorarlarsa diye Bir gün Bir mavi bırak kenara bir yere Sarının yanında parlasın diye Belki bir kırmızı olur yeşilin yanında can olsun Canlılık olsun diye Bir turuncuyla Bir kahverengiyi Yan yana koy ki Aradaki farkı çözebilmek Çok da kolay olmayıversin Yakın gibiler ama Farklı gibi de olsunlar ki Pek de sıkıcı olmasın her şey Belki eflatunun yanında beyaz Siyahın yanında da pembe Alakasız durabilirler ama Sen bunları dert etme Altı üstü bir ömür Bir gün bitecek zaten Sorarlarsa Ne iz bıraktın diye Dönüp en azından Yürüdüğün yolu gösterirsin Dersin ki İşte burada Bir taş gibi yuvarlanıp Sonunda durulduğum nokta Belki eyvallah derler Sağ olasın Renk katmışsın hayata G Yurt Yayınevi EVEREST YAYINLARI Yazar GÜRCAN YURT

Everest Yayınları
Üç sıra halatlarla çevrili üç boyutlu bir dünyada Seve seve kaybedilen şike şike kazılan Ağır siklet bir oyundur hayat Tüyü bitmemiş sikletlerin kaderi İlk raunttan nakavt diye yazılır daha doğmadan Aparkatları vururlar apar topar Daha ne olduğunu anlamadan Hepimizi kandırırlar ve Gözün üstündeki kaş dururken Ar damarını yararlar mızıkçılık yaparlar Üç sıra dalgalarla çevrili iki boyutlu bir dünyada İki kafadar bu oyunu ağızlarının tadıyla oynadılar Koca bir ringin ortasında bu iki yaramaz Kendi kurallarını kendileri koydular Ve bile bile nakavt olmadılar Onları kimse kandıramadı Onları hiç kimse yıldıramadı Onlar kimseler zaten hiç olmadı Onlar sadece onlar olarak kaldılar

Everest Yayınları
Onlar iki yaramaz çocuk onlar iki yalnız hınzır onlar iki kankaydılar Issız bir adaya mahkum olmuş iki zavallıydı onlar Kuşların uçtuğu ama kervanların geçmediği bir yerde kendi dünyalarını kurdular onlar da kendilerince Britanya nın bağrından kopup gelen Robinson ve ıssız kumsalların şoparı Cuma palmiyelerin gölgesinde kendi destanlarını kendileri yazdılar Umut şarkılarını birlikte söylediler kumsalda ıslık çalarak Yalnızlığa karşı savaş açtılar ve kimsenin duymadığı hiç kimsenin hissetmediği o kara parçasında her şeye rağmen delikanlılığın hakkını da verdiler Kendi alemlerinin kralı ve soytarısı da yine kendileri oldular Onlar var ya onlar Onlar öyle böyle değiller Onları anlatmak mümkün mü Okumak lazım onları görmek lazım Manyak oğlum onlar manyak

Everest Yayınları
Şu sana el sallayanlar Parmakların mıydı Esaretle vedalaştığın mı sandın Ayakların prangadan Sıyrıldı diye mi mutlusun yoksa Kendini kandırma Ellerin kelepçeden kurtulması Değildir özgürlük Çırpınan kanatlar Alkış sesine dönüşüp ayaklarını yerden kesse Vuslata erdim sanma Başını her kaldırışında Gökyüzü göz kırpsa sana özgürüm diye bağırsan Kaç yazar Ayak parmakalrın Görünmez çamurdan Matarandaki son yudumu içersin Namlular soğuyup barut kokusunu Bahar yeli uçurduğunda zaferin şaşkınlığını ve savaşın tatlı yorgunluğunu ter içinde hissetmektir özgürlük

EVEREST YAYINLARI
Her şeye dair hasret çekmek Onlar için Nefes alıp vermek kadar sıradan Ve kaderlerinin en kabullenilmiş En alışılmış parçası idi Geçmişe dair özledikleri ne varsa Onlarda olmayan Oralarda olamayan Ulaşamadıklarına Of çeke çeke Hasret çekmekti onlarınki Hele ki bir kadın teni Ulaşılmazların en büyüğü Hayallerin ve rüyaların en tatlısı idi Bir gün En olmayacak şey olup da Huyu huyuna suyu suyuna İki dilber beliriverince yanlarında Akıllar da uçuvermişti bastan Daha en başından Hele bir de Yasak aşkın engelleri asılıp da Tenleri tenlerine deyebilseydi Hadi ıslatalım bunu diyerek Neşeyle Kadeh tokuşturmak isterlerdi Zaferlerini kutlayan İki komutan gibi Ama ıslatmak için Islanmak da gerekiyordu bazen Varlık içinde yokluk çekercesine Burunlarının dibindeki vuslata Yine erememenin hasretiyle G Yurt

Everest Yayınları
Niye Geldin Bu uçsuz bucaksız Bu kuş uçmaz Kervan geçmez Bu yarı açık Deryalar hapishanesi Bu dönüş yoluü Çıkmaz sokak olan Diyarlara düştüğünde Arkandan hiç tasalanan Oldu mu acaba Çocukluğunda Koşuşturduğun sokaklarda Şimdi senin adını haykırıp Oyuna çağıran bir dost sesi Kaldı mı hiç Düşünürler mi ne yediğini Ne içtiğini Adın geçer mi Eski bir dost meclisinde Bilinmez Söylesene kanka Sen buralara niye geldin G Yurt

Everest Yayınları
Bir baba ağlıyor zindanda Elleri parmaklıklar Çaresizce ve zavallılık içinde Onun yaşadığından bile bihaber Artık öldüğünü kabullenircesine Kızları da ağlıyor Dışarılarda bir yerlerde Babalarının kederiyle Bir baba ağlıyor zindanda Hem de Uçsuz bucaksız bir denizin En uç noktasındaki bir adada Uçsuz bucaksız bir tepenin En dibindeki zindanda Onu oraya hapseden Kanadını kırıp özgürlüğünü elinden alan İki zibidi de Günlerini gün ediyorlar dışarıda Sırf adamın kızları Onlara bir kerecik de olsa Verirler mi acaba umuduyla Bir baba ağlıyor zindanda Zindanda Zindanda G Yurt

Everest Yayınları
Bana kendini anlatma Giderken Acın da sevincin kadar büyükse Büyüksündür Giderken geride bıraktığındır mirasın Seni sen değil arkanda kalan anlatır Küsüp barıştığın didiştiğin Aynı havayı paylaştığın anlatır Giderken sadece kumsalda bıraktığın izdir Senden kalan Arkandan akan bir damla yaş varsa İste odur hatıran Siz giderken boğazlar düğümlendi kuşların ağzını bıçak açmıyor Siz giderken deniz bile size küsmüş Çarşaf gibi kımıldamıyor Siz giderken bulutlar acılarını içine atmış ağlayamıyor Kimse bizi gömemez diye mi yelken açıyoruz umuda Siz giderken bu ada koca hatıranızı Gömecek yer arıyor

Everest Yayınları
Gücünün yettiğine efe kesilen yetmediğine efendi diyenlerin dünyası bu Güçsüzü sotada yakalayıp orasına burasına orantısızca vuranların dünyası bu Zalim saf değil ya mazlum maskesi takarak kandırır mazlumu Huzurunu kaçırdığı kıvranırken bulur huzuru Asıl erdem zalimi mazlumdan ayırt etmekte Suyu ısınan kurbağa tespiti yapmak kolay marifet içinde olduğun kendi suyunu ölçmekte Kim efendi kim köle olacak kapışması bu Şeytanın da inadı ve büyük iddiası bu değil mi zaten Ama Tanrı nın her yeni günü yeni bir sayfa ve bakarız önümüzdeki maçlara ve her maçın havası farklı Yorgun savaşçıların savaşı bu Mahşere kadar sürecek büyük bir kapışma bu G Yurt

Everest Yayınları
Niye Geldin Bu uçsuz bucaksız Bu kuş uçmaz Kervan geçmez Bu yarı açık Deryalar hapishanesi Bu dönüş yoluü Çıkmaz sokak olan Diyarlara düştüğünde Arkandan hiç tasalanan Oldu mu acaba Çocukluğunda Koşuşturduğun sokaklarda Şimdi senin adını haykırıp Oyuna çağıran bir dost sesi Kaldı mı hiç Düşünürler mi ne yediğini Ne içtiğini Adın geçer mi Eski bir dost meclisinde Bilinmez Söylesene kanka Sen buralara niye geldin G Yurt

Everest Yayınları
Onlar iki yaramaz çocuk onlar iki yalnız hınzır onlar iki kankaydılar Issız bir adaya mahkum olmuş iki zavallıydı onlar Kuşların uçtuğu ama kervanların geçmediği bir yerde kendi dünyalarını kurdular onlar da kendilerince Britanya nın bağrından kopup gelen Robinson ve ıssız kumsalların şoparı Cuma palmiyelerin gölgesinde kendi destanlarını kendileri yazdılar Umut şarkılarını birlikte söylediler kumsalda ıslık çalarak Yalnızlığa karşı savaş açtılar ve kimsenin duymadığı hiç kimsenin hissetmediği o kara parçasında her şeye rağmen delikanlılığın hakkını da verdiler Kendi alemlerinin kralı ve soytarısı da yine kendileri oldular Onlar var ya onlar Onlar öyle böyle değiller Onları anlatmak mümkün mü Okumak lazım onları görmek lazım Manyak oğlum onlar manyak

Everest Yayınları
Üç sıra halatlarla çevrili üç boyutlu bir dünyada seve seve kaybedilen şike şike kazılan ağır siklet bir oyundur hayat Tüyü bitmemiş sikletlerin kaderi ilk raunttan nakavt diye yazılır daha doğmadan Aparkatları vururlar apar topar daha ne olduğunu anlamadan Hepimizi kandırırlar ve gözün üstündeki kaş dururken ar damarını yararlar mızıkçılık yaparlar Üç sıra dalgalarla çevrili iki boyutlu bir dünyada iki kafadar bu oyunu ağızlarının tadıyla oynadılar Koca bir ringin ortasında bu iki yaramaz kendi kurallarını kendileri koydular ve bile bile nakavt olmadılar Onları kimse kandıramadı Onları hiç kimse yıldıramadı Onlar kimseler zaten hiç olmadı Onlar sadece onlar olarak kaldılar

Everest Yayınları
Bana kendini anlatma Giderken Acın da sevincin kadar büyükse Büyüksündür Giderken geride bıraktığındır mirasın Seni sen değil arkanda kalan anlatır Küsüp barıştığın didiştiğin Aynı havayı paylaştığın anlatır Giderken sadece kumsalda bıraktığın izdir Senden kalan Arkandan akan bir damla yaş varsa İste odur hatıran Siz giderken boğazlar düğümlendi kuşların ağzını bıçak açmıyor Siz giderken deniz bile size küsmüş Çarşaf gibi kımıldamıyor Siz giderken bulutlar acılarını içine atmış ağlayamıyor Kimse bizi gömemez diye mi yelken açıyoruz umuda Siz giderken bu ada koca hatıranızı Gömecek yer arıyor

Everest Yayınları
Şu sana el sallayanlar Parmakların mıydı Esaretle vedalaştığın mı sandın Ayakların prangadan Sıyrıldı diye mi mutlusun yoksa Kendini kandırma Ellerin kelepçeden kurtulması Değildir özgürlük Çırpınan kanatlar Alkış sesine dönüşüp ayaklarını yerden kesse Vuslata erdim sanma Başını her kaldırışında Gökyüzü göz kırpsa sana özgürüm diye bağırsan Kaç yazar Ayak parmakalrın Görünmez çamurdan Matarandaki son yudumu içersin Namlular soğuyup barut kokusunu Bahar yeli uçurduğunda zaferin şaşkınlığını ve savaşın tatlı yorgunluğunu ter içinde hissetmektir özgürlük

Everest Yayınları
Gücünün yettiğine efe kesilen yetmediğine efendi diyenlerin dünyası bu Güçsüzü sotada yakalayıp orasına burasına orantısızca vuranların dünyası bu Zalim saf değil ya mazlum maskesi takarak kandırır mazlumu Huzurunu kaçırdığı kıvranırken bulur huzuru Asıl erdem zalimi mazlumdan ayırt etmekte Suyu ısınan kurbağa tespiti yapmak kolay marifet içinde olduğun kendi suyunu ölçmekte Kim efendi kim köle olacak kapışması bu Şeytanın da inadı ve büyük iddiası bu değil mi zaten Ama Tanrı nın her yeni günü yeni bir sayfa ve bakarız önümüzdeki maçlara ve her maçın havası farklı Yorgun savaşçıların savaşı bu Mahşere kadar sürecek büyük bir kapışma bu G Yurt

Everest Yayınları
En fazla ölürsün sadece Altı üstü bir ömür işte Bir gün elbet bitecek Yuvarlanan bir taş bile İz bırakıyor geçtiği yerden Belki sana da sorarlar Sen ne izi bıraktın Şu yaşayıp geçtiğin Kısacık hayatta diye Belki sorarlarsa diye Bir gün Bir mavi bırak kenara bir yere Sarının yanında parlasın diye Belki bir kırmızı olur yeşilin yanında can olsun Canlılık olsun diye Bir turuncuyla Bir kahverengiyi Yan yana koy ki Aradaki farkı çözebilmek Çok da kolay olmayıversin gibiler ama Farklı gibi de olsunlar ki Pek de sıkıcı olmasın her şey Belki eflatunun yanında beyaz Siyahın yanında da pembe Alakasız durabilirler ama Sen bunları dert etme Altı üstü bir ömür Bir gün bitecek zaten Sorarlarsa Ne iz bıraktın diye Dönüp en azından Yürüdüğün yolu gösterirsin Dersin ki İşte burada Bir taş gibi yuvarlanıp Sonunda durulduğum nokta Belki eyvallah derler Sağ olasın Renk katmışsın hayata G Yurt

Everest Yayınları
Her şeye dair hasret çekmek Onlar için Nefes alıp vermek kadar sıradan Ve kaderlerinin en kabullenilmiş En alışılmış parçası idi Geçmişe dair özledikleri ne varsa Onlarda olmayan Oralarda olamayan Ulaşamadıklarına Of çeke çeke Hasret çekmekti onlarınki Hele ki bir kadın teni Ulaşılmazların en büyüğü Hayallerin ve rüyaların en tatlısı idi Bir gün En olmayacak şey olup da Huyu huyuna suyu suyuna İki dilber beliriverince yanlarında Akıllar da uçuvermişti bastan Daha en başından Hele bir de Yasak aşkın engelleri asılıp da Tenleri tenlerine deyebilseydi Hadi ıslatalım bunu diyerek Neşeyle Kadeh tokuşturmak isterlerdi Zaferlerini kutlayan İki komutan gibi Ama ıslatmak için Islanmak da gerekiyordu bazen Varlık içinde yokluk çekercesine Burunlarının dibindeki vuslata Yine erememenin hasretiyle G Yurt

Everest Yayınları
Bir baba ağlıyor zindanda Elleri parmaklıklar Çaresizce ve zavallılık içinde Onun yaşadığından bile bihaber Artık öldüğünü kabullenircesine Kızları da ağlıyor Dışarılarda bir yerlerde Babalarının kederiyle Bir baba ağlıyor zindanda Hem de Uçsuz bucaksız bir denizin En uç noktasındaki bir adada Uçsuz bucaksız bir tepenin En dibindeki zindanda Onu oraya hapseden Kanadını kırıp özgürlüğünü elinden alan İki zibidi de Günlerini gün ediyorlar dışarıda Sırf adamın kızları Onlara bir kerecik de olsa Verirler mi acaba umuduyla Bir baba ağlıyor zindanda Zindanda Zindanda G Yurt

Everest Yayınları
KAPIŞMA Gücünün yettiğine efe kesilen yetmediğine efendi diyenlerin dünyası bu Güçsüzü sotada yakalayıp orasına burasına orantısızca vuranların dünyası bu Zalim saf değil ya mazlum maskesi takarak kandırır mazlumu Huzurunu kaçırdığı kıvranırken bulur huzuru Asıl erdem zalimi mazlumdan ayırt etmekte Suyu ısınan kurbağa tespiti yapmak kolay marifet içinde olduğun kendi suyunu ölçmekte Kim efendi kim köle olacak kapışması bu Şeytanın da inadı ve büyük iddiası bu değil mi zaten Ama Tanrı nın her yeni günü yeni bir sayfa ve bakarız önümüzdeki maçlara ve her maçın havası farklı Yorgun savaşçıların savaşı bu Mahşere kadar sürecek büyük bir kapışma bu G Yurt

Everest Yayınları
Bu uçsuz bucaksız Bu kuş uçmaz kervan geçmez bu yarı açık Deryalar hapishanesi bu dönüş yolu Çıkmaz sokak olan Diyarlara düştüğünde Arkandan hiç tasalanan Oldu mu acaba Çocukluğunda koşuşturduğun sokaklarda Şimdi senin adını haykırıp Oyuna çağıran bir dost sesi Kaldı mı hiç Düşünürler mi ne yediğini ne içtiğini Adın geçe mi eski bir dost meclisinde bilinmez Özleyen var mı mıdır Yüzünü gözünü sohbetini Hayalin canlanır mı Birilerinin zihninde bilinmez Peki bilirler mi Nelere baş kaldırdığını Nasıl ayakta kaldığını Ne zaman yorulacağını

Everest Yayınları
Şu sana el sallayanlar Parmakların mıydı Esaretle vedalaştığın mı sandın Ayakların prangadan Sıyrıldı diye mi mutlusun yoksa Kendini kandırma Ellerin kelepçeden kurtulması Değildir özgürlük Çırpınan kanatlar Alkış sesine dönüşüp ayaklarını yerden kesse Vuslata erdim sanma Başını her kaldırışında Gökyüzü göz kırpsa sana özgürüm diye bağırsan Kaç yazar Ayak parmakalrın Görünmez çamurdan Matarandaki son yudumu içersin Namlular soğuyup barut kokusunu Bahar yeli uçurduğunda zaferin şaşkınlığını ve savaşın tatlı yorgunluğunu ter içinde hissetmektir özgürlük

Everest Yayınları
Onlar iki yaramaz çocuk onlar iki yalnız hınzır onlar iki kankaydılar Issız bir adaya mahkum olmuş iki zavallıydı onlar Kuşların uçtuğu ama kervanların geçmediği bir yerde kendi dünyalarını kurdular onlar da kendilerince Britanya nın bağrından kopup gelen Robinson ve ıssız kumsalların şoparı Cuma palmiyelerin gölgesinde kendi destanlarını kendileri yazdılar Umut şarkılarını birlikte söylediler kumsalda ıslık çalarak Yalnızlığa karşı savaş açtılar ve kimsenin duymadığı hiç kimsenin hissetmediği o kara parçasında her şeye rağmen delikanlılığın hakkını da verdiler Kendi alemlerinin kralı ve soytarısı da yine kendileri oldular Onlar var ya onlar Onlar öyle böyle değiller Onları anlatmak mümkün mü Okumak lazım onları görmek lazım Manyak oğlum onlar manyak

Everest Yayınları
Üç sıra halatlarla çevrili üç boyutlu bir dünyada Seve seve kaybedilen şike şike kazılan Ağır siklet bir oyundur hayat Tüyü bitmemiş sikletlerin kaderi İlk raunttan nakavt diye yazılır daha doğmadan Aparkatları vururlar apar topar Daha ne olduğunu anlamadan Hepimizi kandırırlar ve Gözün üstündeki kaş dururken Ar damarını yararlar mızıkçılık yaparlar Üç sıra dalgalarla çevrili iki boyutlu bir dünyada İki kafadar bu oyunu ağızlarının tadıyla oynadılar Koca bir ringin ortasında bu iki yaramaz Kendi kurallarını kendileri koydular Ve bile bile nakavt olmadılar Onları kimse kandıramadı Onları hiç kimse yıldıramadı Onlar kimseler zaten hiç olmadı Onlar sadece onlar olarak kaldılar

Everest Yayınları
Her şeye dair hasret çekmek Onlar için Nefes alıp vermek kadar sıradan Ve kaderlerinin en kabullenilmiş En alışılmış parçası idi Geçmişe dair özledikleri ne varsa Onlarda olmayan Oralarda olamayan Ulaşamadıklarına Of çeke çeke Hasret çekmekti onlarınki Hele ki bir kadın teni Ulaşılmazların en büyüğü Hayallerin ve rüyaların en tatlısı idi Bir gün En olmayacak şey olup da Huyu huyuna suyu suyuna İki dilber beliriverince yanlarında Akıllar da uçuvermişti bastan Daha en başından Hele bir de Yasak aşkın engelleri asılıp da Tenleri tenlerine deyebilseydi Hadi ıslatalım bunu diyerek Neşeyle Kadeh tokuşturmak isterlerdi Zaferlerini kutlayan İki komutan gibi Ama ıslatmak için Islanmak da gerekiyordu bazen Varlık içinde yokluk çekercesine Burunlarının dibindeki vuslata Yine erememenin hasretiyle G Yurt

Everest Yayınları
Bir baba ağlıyor zindanda Elleri parmaklıklar Çaresizce ve zavallılık içinde Onun yaşadığından bile bihaber Artık öldüğünü kabullenircesine Kızları da ağlıyor Dışarılarda bir yerlerde Babalarının kederiyle Bir baba ağlıyor zindanda Hem de Uçsuz bucaksız bir denizin En uç noktasındaki bir adada Uçsuz bucaksız bir tepenin En dibindeki zindanda Onu oraya hapseden Kanadını kırıp özgürlüğünü elinden alan İki zibidi de Günlerini gün ediyorlar dışarıda Sırf adamın kızları Onlara bir kerecik de olsa Verirler mi acaba umuduyla Bir baba ağlıyor zindanda Zindanda Zindanda

Everest Yayınları
En fazla ölürsün sadece Altı üstü bir ömür işte Bir gün elbet bitecek Yuvarlanan bir taş bile İz bırakıyor geçtiği yerden Belki sana da sorarlar Sen ne izi bıraktın Şu yaşayıp geçtiğin Kısacık hayatta diye Belki sorarlarsa diye Bir gün Bir mavi bırak kenara bir yere Sarının yanında parlasın diye Belki bir kırmızı olur yeşilin yanında can olsun Canlılık olsun diye Bir turuncuyla Bir kahverengiyi Yan yana koy ki Aradaki farkı çözebilmek Çok da kolay olmayıversin Yakın gibiler ama Farklı gibi de olsunlar ki Pek de sıkıcı olmasın her şey Belki eflatunun yanında beyaz Siyahın yanında da pembe Alakasız durabilirler ama Sen bunları dert etme Altı üstü bir ömür Bir gün bitecek zaten Sorarlarsa Ne iz bıraktın diye Dönüp en azından Yürüdüğün yolu gösterirsin Dersin ki İşte burada Bir taş gibi yuvarlanıp Sonunda durulduğum nokta Belki eyvallah derler Sağ olasın Renk katmışsın hayata G Yurt

Everest Yayınları
Umuda Yolculuk Bana kendini anlatma Giderken Acın da sevincin kadar büyükse Büyüksündür Giderken geride bıraktığındır mirasın Seni sen değil arkanda kalan anlatır Küsüp barıştığın didiştiğin Aynı havayı paylaştığın anlatır Giderken sadece kumsalda bıraktığın izdir Senden kalan Arkandan akan bir damla yaş varsa İste odur hatıran Siz giderken boğazlar düğümlendi kuşların ağzını bıçak açmıyor Siz giderken deniz bile size küsmüş Çarşaf gibi kımıldamıyor Siz giderken bulutlar acılarını içine atmış ağlayamıyor Kimse bizi gömemez diye mi yelken açyınız umuda Siz giderken bu ada koca hatıranızı Gömecek yer arıyor

Everest Yayınları
KAPIŞMA Gücünün yettiğine efe kesilen yetmediğine efendi diyenlerin dünyası bu Güçsüzü sotada yakalayıp orasına burasına orantısızca vuranların dünyası bu Zalim saf değil ya mazlum maskesi takarak kandırır mazlumu Huzurunu kaçırdığı kıvranırken bulur huzuru Asıl erdem zalimi mazlumdan ayırt etmekte Suyu ısınan kurbağa tespiti yapmak kolay marifet içinde olduğun kendi suyunu ölçmekte Kim efendi kim köle olacak kapışması bu Şeytanın da inadı ve büyük iddiası bu değil mi zaten Ama Tanrı nın her yeni günü yeni bir sayfa ve bakarız önümüzdeki maçlara ve her maçın havası farklı Yorgun savaşçıların savaşı bu Mahşere kadar sürecek büyük bir kapışma bu G Yurt

Everest Yayınları
Bu uçsuz bucaksız Bu kuş uçmaz kervan geçmez bu yarı açık Deryalar hapishanesi bu dönüş yolu Çıkmaz sokak olan Diyarlara düştüğünde Arkandan hiç tasalanan Oldu mu acaba Çocukluğunda koşuşturduğun sokaklarda Şimdi senin adını haykırıp Oyuna çağıran bir dost sesi Kaldı mı hiç Düşünürler mi ne yediğini ne içtiğini Adın geçe mi eski bir dost meclisinde bilinmez Özleyen var mı mıdır Yüzünü gözünü sohbetini Hayalin canlanır mı Birilerinin zihninde bilinmez Peki bilirler mi Nelere baş kaldırdığını Nasıl ayakta kaldığını Ne zaman yorulacağını

Everest Yayınları
Şu sana el sallayanlar Parmakların mıydı Esaretle vedalaştığın mı sandın Ayakların prangadan Sıyrıldı diye mi mutlusun yoksa Kendini kandırma Ellerin kelepçeden kurtulması Değildir özgürlük Çırpınan kanatlar Alkış sesine dönüşüp ayaklarını yerden kesse Vuslata erdim sanma Başını her kaldırışında Gökyüzü göz kırpsa sana özgürüm diye bağırsan Kaç yazar Ayak parmakalrın Görünmez çamurdan Matarandaki son yudumu içersin Namlular soğuyup barut kokusunu Bahar yeli uçurduğunda zaferin şaşkınlığını ve savaşın tatlı yorgunluğunu ter içinde hissetmektir özgürlük

Everest Yayınları
Onlar iki yaramaz çocuk onlar iki yalnız hınzır onlar iki kankaydılar Issız bir adaya mahkum olmuş iki zavallıydı onlar Kuşların uçtuğu ama kervanların geçmediği bir yerde kendi dünyalarını kurdular onlar da kendilerince Britanya nın bağrından kopup gelen Robinson ve ıssız kumsalların şoparı Cuma palmiyelerin gölgesinde kendi destanlarını kendileri yazdılar Umut şarkılarını birlikte söylediler kumsalda ıslık çalarak Yalnızlığa karşı savaş açtılar ve kimsenin duymadığı hiç kimsenin hissetmediği o kara parçasında her şeye rağmen delikanlılığın hakkını da verdiler Kendi alemlerinin kralı ve soytarısı da yine kendileri oldular Onlar var ya onlar Onlar öyle böyle değiller Onları anlatmak mümkün mü Okumak lazım onları görmek lazım Manyak oğlum onlar manyak

Everest Yayınları
Üç sıra halatlarla çevrili üç boyutlu bir dünyada Seve seve kaybedilen şike şike kazılan Ağır siklet bir oyundur hayat Tüyü bitmemiş sikletlerin kaderi İlk raunttan nakavt diye yazılır daha doğmadan Aparkatları vururlar apar topar Daha ne olduğunu anlamadan Hepimizi kandırırlar ve Gözün üstündeki kaş dururken Ar damarını yararlar mızıkçılık yaparlar Üç sıra dalgalarla çevrili iki boyutlu bir dünyada İki kafadar bu oyunu ağızlarının tadıyla oynadılar Koca bir ringin ortasında bu iki yaramaz Kendi kurallarını kendileri koydular Ve bile bile nakavt olmadılar Onları kimse kandıramadı Onları hiç kimse yıldıramadı Onlar kimseler zaten hiç olmadı Onlar sadece onlar olarak kaldılar

Everest Yayınları
Her şeye dair hasret çekmek Onlar için Nefes alıp vermek kadar sıradan Ve kaderlerinin en kabullenilmiş En alışılmış parçası idi Geçmişe dair özledikleri ne varsa Onlarda olmayan Oralarda olamayan Ulaşamadıklarına Of çeke çeke Hasret çekmekti onlarınki Hele ki bir kadın teni Ulaşılmazların en büyüğü Hayallerin ve rüyaların en tatlısı idi Bir gün En olmayacak şey olup da Huyu huyuna suyu suyuna İki dilber beliriverince yanlarında Akıllar da uçuvermişti bastan Daha en başından Hele bir de Yasak aşkın engelleri asılıp da Tenleri tenlerine deyebilseydi Hadi ıslatalım bunu diyerek Neşeyle Kadeh tokuşturmak isterlerdi Zaferlerini kutlayan İki komutan gibi Ama ıslatmak için Islanmak da gerekiyordu bazen Varlık içinde yokluk çekercesine Burunlarının dibindeki vuslata Yine erememenin hasretiyle G Yurt

Everest Yayınları
Bir baba ağlıyor zindanda Elleri parmaklıklar Çaresizce ve zavallılık içinde Onun yaşadığından bile bihaber Artık öldüğünü kabullenircesine Kızları da ağlıyor Dışarılarda bir yerlerde Babalarının kederiyle Bir baba ağlıyor zindanda Hem de Uçsuz bucaksız bir denizin En uç noktasındaki bir adada Uçsuz bucaksız bir tepenin En dibindeki zindanda Onu oraya hapseden Kanadını kırıp özgürlüğünü elinden alan İki zibidi de Günlerini gün ediyorlar dışarıda Sırf adamın kızları Onlara bir kerecik de olsa Verirler mi acaba umuduyla Bir baba ağlıyor zindanda Zindanda Zindanda

Everest Yayınları
En fazla ölürsün sadece Altı üstü bir ömür işte Bir gün elbet bitecek Yuvarlanan bir taş bile İz bırakıyor geçtiği yerden Belki sana da sorarlar Sen ne izi bıraktın Şu yaşayıp geçtiğin Kısacık hayatta diye Belki sorarlarsa diye Bir gün Bir mavi bırak kenara bir yere Sarının yanında parlasın diye Belki bir kırmızı olur yeşilin yanında can olsun Canlılık olsun diye Bir turuncuyla Bir kahverengiyi Yan yana koy ki Aradaki farkı çözebilmek Çok da kolay olmayıversin Yakın gibiler ama Farklı gibi de olsunlar ki Pek de sıkıcı olmasın her şey Belki eflatunun yanında beyaz Siyahın yanında da pembe Alakasız durabilirler ama Sen bunları dert etme Altı üstü bir ömür Bir gün bitecek zaten Sorarlarsa Ne iz bıraktın diye Dönüp en azından Yürüdüğün yolu gösterirsin Dersin ki İşte burada Bir taş gibi yuvarlanıp Sonunda durulduğum nokta Belki eyvallah derler Sağ olasın Renk katmışsın hayata G Yurt

Everest Yayınları
En fazla ölürsün sadece Altı üstü bir ömür işte Bir gün elbet bitecek Yuvarlanan bir taş bile İz bırakıyor geçtiği yerden Belki sana da sorarlar Sen ne izi bıraktın Şu yaşayıp geçtiğin Kısacık hayatta diye Belki sorarlarsa diye Bir gün Bir mavi bırak kenara bir yere Sarının yanında parlasın diye Belki bir kırmızı olur yeşilin yanında can olsun Canlılık olsun diye Bir turuncuyla Bir kahverengiyi Yan yana koy ki Aradaki farkı çözebilmek Çok da kolay olmayıversin Yakın gibiler ama Farklı gibi de olsunlar ki Pek de sıkıcı olmasın her şey Belki eflatunun yanında beyaz Siyahın yanında da pembe Alakasız durabilirler ama Sen bunları dert etme Altı üstü bir ömür Bir gün bitecek zaten Sorarlarsa Ne iz bıraktın diye Dönüp en azından Yürüdüğün yolu gösterirsin Dersin ki İşte burada Bir taş gibi yuvarlanıp Sonunda durulduğum nokta Belki eyvallah derler Sağ olasın Renk katmışsın hayata G Yurt

Everest Yayınları
Bir baba ağlıyor zindanda Elleri parmaklıklar Çaresizce ve zavallılık içinde Onun yaşadığından bile bihaber Artık öldüğünü kabullenircesine Kızları da ağlıyor Dışarılarda bir yerlerde Babalarının kederiyle Bir baba ağlıyor zindanda Hem de Uçsuz bucaksız bir denizin En uç noktasındaki bir adada Uçsuz bucaksız bir tepenin En dibindeki zindanda Onu oraya hapseden Kanadını kırıp özgürlüğünü elinden alan İki zibidi de Günlerini gün ediyorlar dışarıda Sırf adamın kızları Onlara bir kerecik de olsa Verirler mi acaba umuduyla Bir baba ağlıyor zindanda Zindanda Zindanda

Everest Yayınları
Her şeye dair hasret çekmek Onlar için Nefes alıp vermek kadar sıradan Ve kaderlerinin en kabullenilmiş En alışılmış parçası idi Geçmişe dair özledikleri ne varsa Onlarda olmayan Oralarda olamayan Ulaşamadıklarına Of çeke çeke Hasret çekmekti onlarınki Hele ki bir kadın teni Ulaşılmazların en büyüğü Hayallerin ve rüyaların en tatlısı idi Bir gün En olmayacak şey olup da Huyu huyuna suyu suyuna İki dilber beliriverince yanlarında Akıllar da uçuvermişti bastan Daha en başından Hele bir de Yasak aşkın engelleri asılıp da Tenleri tenlerine deyebilseydi Hadi ıslatalım bunu diyerek Neşeyle Kadeh tokuşturmak isterlerdi Zaferlerini kutlayan İki komutan gibi Ama ıslatmak için Islanmak da gerekiyordu bazen Varlık içinde yokluk çekercesine Burunlarının dibindeki vuslata Yine erememenin hasretiyle G Yurt

Everest Yayınları
Umuda Yolculuk Bana kendini anlatma Giderken Acın da sevincin kadar büyükse Büyüksündür Giderken geride bıraktığındır mirasın Seni sen değil arkanda kalan anlatır Küsüp barıştığın didiştiğin Aynı havayı paylaştığın anlatır Giderken sadece kumsalda bıraktığın izdir Senden kalan Arkandan akan bir damla yaş varsa İste odur hatıran Siz giderken boğazlar düğümlendi kuşların ağzını bıçak açmıyor Siz giderken deniz bile size küsmüş Çarşaf gibi kımıldamıyor Siz giderken bulutlar acılarını içine atmış ağlayamıyor Kimse bizi gömemez diye mi yelken açyınız umuda Siz giderken bu ada koca hatıranızı Gömecek yer arıyor

Everest Yayınları
Onlar iki yaramaz çocuk onlar iki yalnız hınzır onlar iki kankaydılar Issız bir adaya mahkum olmuş iki zavallıydı onlar Kuşların uçtuğu ama kervanların geçmediği bir yerde kendi dünyalarını kurdular onlar da kendilerince Britanya nın bağrından kopup gelen Robinson ve ıssız kumsalların şoparı Cuma palmiyelerin gölgesinde kendi destanlarını kendileri yazdılar Umut şarkılarını birlikte söylediler kumsalda ıslık çalarak Yalnızlığa karşı savaş açtılar ve kimsenin duymadığı hiç kimsenin hissetmediği o kara parçasında her şeye rağmen delikanlılığın hakkını da verdiler Kendi alemlerinin kralı ve soytarısı da yine kendileri oldular Onlar var ya onlar Onlar öyle böyle değiller Onları anlatmak mümkün mü Okumak lazım onları görmek lazım Manyak oğlum onlar manyak

Everest Yayınları
Üç sıra halatlarla çevrili üç boyutlu bir dünyada Seve seve kaybedilen şike şike kazılan Ağır siklet bir oyundur hayat Tüyü bitmemiş sikletlerin kaderi İlk raunttan nakavt diye yazılır daha doğmadan Aparkatları vururlar apar topar Daha ne olduğunu anlamadan Hepimizi kandırırlar ve Gözün üstündeki kaş dururken Ar damarını yararlar mızıkçılık yaparlar Üç sıra dalgalarla çevrili iki boyutlu bir dünyada İki kafadar bu oyunu ağızlarının tadıyla oynadılar Koca bir ringin ortasında bu iki yaramaz Kendi kurallarını kendileri koydular Ve bile bile nakavt olmadılar Onları kimse kandıramadı Onları hiç kimse yıldıramadı Onlar kimseler zaten hiç olmadı Onlar sadece onlar olarak kaldılar

Everest Yayınları
Şu sana el sallayanlar Parmakların mıydı Esaretle vedalaştığın mı sandın Ayakların prangadan Sıyrıldı diye mi mutlusun yoksa Kendini kandırma Ellerin kelepçeden kurtulması Değildir özgürlük Çırpınan kanatlar Alkış sesine dönüşüp ayaklarını yerden kesse Vuslata erdim sanma Başını her kaldırışında Gökyüzü göz kırpsa sana özgürüm diye bağırsan Kaç yazar Ayak parmakalrın Görünmez çamurdan Matarandaki son yudumu içersin Namlular soğuyup barut kokusunu Bahar yeli uçurduğunda zaferin şaşkınlığını ve savaşın tatlı yorgunluğunu ter içinde hissetmektir özgürlük

Everest Yayınları
Bu uçsuz bucaksız Bu kuş uçmaz kervan geçmez bu yarı açık Deryalar hapishanesi bu dönüş yolu Çıkmaz sokak olan Diyarlara düştüğünde Arkandan hiç tasalanan Oldu mu acaba Çocukluğunda koşuşturduğun sokaklarda Şimdi senin adını haykırıp Oyuna çağıran bir dost sesi Kaldı mı hiç Düşünürler mi ne yediğini ne içtiğini Adın geçe mi eski bir dost meclisinde bilinmez Özleyen var mı mıdır Yüzünü gözünü sohbetini Hayalin canlanır mı Birilerinin zihninde bilinmez Peki bilirler mi Nelere baş kaldırdığını Nasıl ayakta kaldığını Ne zaman yorulacağını

Everest Yayınları
KAPIŞMA Gücünün yettiğine efe kesilen yetmediğine efendi diyenlerin dünyası bu Güçsüzü sotada yakalayıp orasına burasına orantısızca vuranların dünyası bu Zalim saf değil ya mazlum maskesi takarak kandırır mazlumu Huzurunu kaçırdığı kıvranırken bulur huzuru Asıl erdem zalimi mazlumdan ayırt etmekte Suyu ısınan kurbağa tespiti yapmak kolay marifet içinde olduğun kendi suyunu ölçmekte Kim efendi kim köle olacak kapışması bu Şeytanın da inadı ve büyük iddiası bu değil mi zaten Ama Tanrı nın her yeni günü yeni bir sayfa ve bakarız önümüzdeki maçlara ve her maçın havası farklı Yorgun savaşçıların savaşı bu Mahşere kadar sürecek büyük bir kapışma bu G Yurt

Everest Yayınları
En fazla ölürsün sadece Altı üstü bir ömür işte Bir gün elbet bitecek Yuvarlanan bir taş bile İz bırakıyor geçtiği yerden Belki sana da sorarlar Sen ne izi bıraktın Şu yaşayıp geçtiğin Kısacık hayatta diye Belki sorarlarsa diye Bir gün Bir mavi bırak kenara bir yere Sarının yanında parlasın diye Belki bir kırmızı olur yeşilin yanında can olsun Canlılık olsun diye Bir turuncuyla Bir kahverengiyi Yan yana koy ki Aradaki farkı çözebilmek Çok da kolay olmayıversin Yakın gibiler ama Farklı gibi de olsunlar ki Pek de sıkıcı olmasın her şey Belki eflatunun yanında beyaz Siyahın yanında da pembe Alakasız durabilirler ama Sen bunları dert etme Altı üstü bir ömür Bir gün bitecek zaten Sorarlarsa Ne iz bıraktın diye Dönüp en azından Yürüdüğün yolu gösterirsin Dersin ki İşte burada Bir taş gibi yuvarlanıp Sonunda durulduğum nokta Belki eyvallah derler Sağ olasın Renk katmışsın hayata G Yurt Tanıtım Bülteninden

Everest Yayınları
Onlar iki yaramaz çocuk onlar iki yalnız hınzır onlar iki kankaydılar Issız bir adaya mahkum olmuş iki zavallıydı onlar Kuşların uçtuğu ama kervanların geçmediği bir yerde kendi dünyalarını kurdular onlar da kendilerince Britanya nın bağrından kopup gelen Robinson ve ıssız kumsalların şoparı Cuma palmiyelerin gölgesinde kendi destanlarını kendileri yazdılar Umut şarkılarını birlikte söylediler kumsalda ıslık çalarak Yalnızlığa karşı savaş açtılar ve kimsenin duymadığı hiç kimsenin hissetmediği o kara parçasında her şeye rağmen delikanlılığın hakkını da verdiler Kendi alemlerinin kralı ve soytarısı da yine kendileri oldular Onlar var ya onlar Onlar öyle böyle değiller Onları anlatmak mümkün mü Okumak lazım onları görmek lazım Manyak oğlum onlar manyak Sayfa Sayısı 80 Baskı Yılı 2014 Dili Türkçe Yayınevi Everest Yayınları

Everest Yayınları
Gücünün yettiğine efe kesilen yetmediğine efendi diyenlerin dünyası bu Güçsüzü sotada yakalayıp orasına burasına orantısızca vuranların dünyası bu Zalim saf değil ya mazlum maskesi takarak kandırır mazlumu Huzurunu kaçırdığı kıvranırken bulur huzuru Asıl erdem zalimi mazlumdan ayırt etmekte Suyu ısınan kurbağa tespiti yapmak kolay marifet içinde olduğun kendi suyunu ölçmekte Kim efendi kim köle olacak kapışması bu Şeytanın da inadı ve büyük iddiası bu değil mi zaten Ama Tanrı nın her yeni günü yeni bir sayfa ve bakarız önümüzdeki maçlara ve her maçın havası farklı Yorgun savaşçıların savaşı bu m Mahşere kadar sürecek büyük bir kapışma bu G Yurt Tanıtım Bülteninden Sayfa Sayısı 80 Baskı Yılı 2016 Dili Türkçe Yayınevi Everest Yayınları

Everest Yayınları
Bir baba ağlıyor zindanda Elleri parmaklıklar Çaresizce ve zavallılık içinde Onun yaşadığından bile bihaber Artık öldüğünü kabullenircesine Kızları da ağlıyor Dışarılarda bir yerlerde Babalarının kederiyle Bir baba ağlıyor zindanda Hem de Uçsuz bucaksız bir denizin En uç noktasındaki bir adada Uçsuz bucaksız bir tepenin En dibindeki zindanda Onu oraya hapseden Kanadını kırıp özgürlüğünü elinden alan İki zibidi de Günlerini gün ediyorlar dışarıda Sırf adamın kızları Onlara bir kerecik de olsa Verirler mi acaba umuduyla Bir baba ağlıyor zindanda Zindanda Zindanda G Yurt Tanıtım Bülteninden

Everest Yayınları
Her şeye dair hasret çekmek Onlar için Nefes alıp vermek kadar sıradan Ve kaderlerinin en kabullenilmiş En alışılmış parçası idi Geçmişe dair özledikleri ne varsa Onlarda olmayan Oralarda olamayan Ulaşamadıklarına Of çeke çeke Hasret çekmekti onlarınki Hele ki bir kadın teni Ulaşılmazların en büyüğü Hayallerin ve rüyaların en tatlısı idi Bir gün En olmayacak şey olup da Huyu huyuna suyu suyuna İki dilber beliriverince yanlarında Akıllar da uçuvermişti bastan Daha en başından Hele bir de Yasak aşkın engelleri asılıp da Tenleri tenlerine deyebilseydi Hadi ıslatalım bunu diyerek Neşeyle Kadeh tokuşturmak isterlerdi Zaferlerini kutlayan İki komutan gibi Ama ıslatmak için Islanmak da gerekiyordu bazen Varlık içinde yokluk çekercesine Burunlarının dibindeki vuslata Yine erememenin hasretiyle G Yurt Tanıtım Bülteninden

Everest Yayınları
Üç sıra halatlarla çevrili üç boyutlu bir dünyada Seve seve kaybedilen şike şike kazılan Ağır siklet bir oyundur hayat Tüyü bitmemiş sikletlerin kaderi İlk raunttan nakavt diye yazılır daha doğmadan Aparkatları vururlar apar topar Daha ne olduğunu anlamadan Hepimizi kandırırlar ve Gözün üstündeki kaş dururken Ar damarını yararlar mızıkçılık yaparlar Üç sıra dalgalarla çevrili iki boyutlu bir dünyada İki kafadar bu oyunu ağızlarının tadıyla oynadılar Koca bir ringin ortasında bu iki yaramaz Kendi kurallarını kendileri koydular Ve bile bile nakavt olmadılar Onları kimse kandıramadı Onları hiç kimse yıldıramadı Onlar kimseler zaten hiç olmadı Onlar sadece onlar olarak kaldılar Sayfa Sayısı 80 Baskı Yılı 2014 Dili Türkçe Yayınevi Everest Yayınları

Everest Yayınları
Bu uçsuz bucaksız Bu kuş uçmaz kervan geçmez bu yarı açık Deryalar hapishanesi bu dönüş yolu Çıkmaz sokak olan Diyarlara düştüğünde Arkandan hiç tasalanan Oldu mu acaba Çocukluğunda koşuşturduğun sokaklarda Şimdi senin adını haykırıp Oyuna çağıran bir dost sesi Kaldı mı hiç Düşünürler mi ne yediğini ne içtiğini Adın geçe mi eski bir dost meclisinde bilinmez Özleyen var mı mıdır Yüzünü gözünü sohbetini Hayalin canlanır mı Birilerinin zihninde bilinmez Peki bilirler mi Nelere baş kaldırdığını Nasıl ayakta kaldığını Ne zaman yorulacağını Sayfa Sayısı 80 Baskı Yılı 2015 Dili Türkçe Yayınevi Everest Yayınları

Everest Yayınları
Şu sana el sallayanlar Parmakların mıydı Esaretle vedalaştığın mı sandın Ayakların prangadan Sıyrıldı diye mi mutlusun yoksa Kendini kandırma Ellerin kelepçeden kurtulması Değildir özgürlük Çırpınan kanatlar Alkış sesine dönüşüp ayaklarını yerden kesse Vuslata erdim sanma Başını her kaldırışında Gökyüzü göz kırpsa sana özgürüm diye bağırsan Kaç yazar Ayak parmakalrın Görünmez çamurdan Matarandaki son yudumu içersin Namlular soğuyup barut kokusunu Bahar yeli uçurduğunda zaferin şaşkınlığını ve savaşın tatlı yorgunluğunu ter içinde hissetmektir özgürlük Sayfa Sayısı 80 Baskı Yılı 2015 Dili Türkçe Yayınevi Everest Yayınları

Everest Yayınları
KAPIŞMA Gücünün yettiğine efe kesilen yetmediğine efendi diyenlerin dünyası bu Güçsüzü sotada yakalayıp orasına burasına orantısızca vuranların dünyası bu Zalim saf değil ya mazlum maskesi takarak kandırır mazlumu Huzurunu kaçırdığı kıvranırken bulur huzuru Asıl erdem zalimi mazlumdan ayırt etmekte Suyu ısınan kurbağa tespiti yapmak kolay marifet içinde olduğun kendi suyunu ölçmekte Kim efendi kim köle olacak kapışması bu Şeytanın da inadı ve büyük iddiası bu değil mi zaten Ama Tanrı nın her yeni günü yeni bir sayfa ve bakarız önümüzdeki maçlara ve her maçın havası farklı Yorgun savaşçıların savaşı bu Mahşere kadar sürecek büyük bir kapışma bu G Yurt

Everest Yayınları
Bu uçsuz bucaksız Bu kuş uçmaz kervan geçmez bu yarı açık Deryalar hapishanesi bu dönüş yolu Çıkmaz sokak olan Diyarlara düştüğünde Arkandan hiç tasalanan Oldu mu acaba Çocukluğunda koşuşturduğun sokaklarda Şimdi senin adını haykırıp Oyuna çağıran bir dost sesi Kaldı mı hiç Düşünürler mi ne yediğini ne içtiğini Adın geçe mi eski bir dost meclisinde bilinmez Özleyen var mı mıdır Yüzünü gözünü sohbetini Hayalin canlanır mı Birilerinin zihninde bilinmez Peki bilirler mi Nelere baş kaldırdığını Nasıl ayakta kaldığını Ne zaman yorulacağını

Everest Yayınları
Şu sana el sallayanlar Parmakların mıydı Esaretle vedalaştığın mı sandın Ayakların prangadan Sıyrıldı diye mi mutlusun yoksa Kendini kandırma Ellerin kelepçeden kurtulması Değildir özgürlük Çırpınan kanatlar Alkış sesine dönüşüp ayaklarını yerden kesse Vuslata erdim sanma Başını her kaldırışında Gökyüzü göz kırpsa sana özgürüm diye bağırsan Kaç yazar Ayak parmakalrın Görünmez çamurdan Matarandaki son yudumu içersin Namlular soğuyup barut kokusunu Bahar yeli uçurduğunda zaferin şaşkınlığını ve savaşın tatlı yorgunluğunu ter içinde hissetmektir özgürlük

Everest Yayınları
Bana kendini anlatma Giderken Acın da sevincin kadar büyükse Büyüksündür Giderken geride bıraktığındır mirasın Seni sen değil arkanda kalan anlatır Küsüp barıştığın didiştiğin Aynı havayı paylaştığın anlatır Giderken sadece kumsalda bıraktığın izdir Senden kalan Arkandan akan bir damla yaş varsa İste odur hatıran Siz giderken boğazlar düğümlendi kuşların ağzını bıçak açmıyor Siz giderken deniz bile size küsmüş Çarşaf gibi kımıldamıyor Siz giderken bulutlar acılarını içine atmış ağlayamıyor Kimse bizi gömemez diye mi yelken açtınız umuda Siz giderken bu ada koca hatıranızı Gömecek yer arıyor

Everest Yayınları
Onlar iki yaramaz çocuk onlar iki yalnız hınzır onlar iki kankaydılar Issız bir adaya mahkum olmuş iki zavallıydı onlar Kuşların uçtuğu ama kervanların geçmediği bir yerde kendi dünyalarını kurdular onlar da kendilerince Britanyanın bağrından kopup gelen Robinson ve ıssız kumsalların şoparı Cuma palmiyelerin gölgesinde kendi destanlarını kendileri yazdılar Umut şarkılarını birlikte söylediler kumsalda ıslık çalarak Yalnızlığa karşı savaş açtılar ve kimsenin duymadığı hiç kimsenin hissetmediği o kara parçasında her şeye rağmen delikanlılığın hakkını da verdiler Kendi alemlerinin kralı ve soytarısı da yine kendileri oldular Onlar var ya onlar Onlar öyle böyle değiller Onları anlatmak mümkün mü Okumak lazım onları görmek lazım Manyak oğlum onlar manyak

Everest Yayınları
ZİNDANDA Bir baba ağlıyor zindanda Elleri parmaklıklar Çaresizce ve zavallılık içinde Onun yaşadığından bile bihaber Artık öldüğünü kabullenircesine Kızları da ağlıyor Dışarılarda bir yerlerde Babalarının kederiyle Bir baba ağlıyor zindanda Hem de Uçsuz bucaksız bir denizin En uç noktasındaki bir adada Uçsuz bucaksız bir tepenin En dibindeki zindanda Onu oraya hapseden Kanadını kırıp özgürlüğünü elinden alan İki zibidi de Günlerini gün ediyorlar dışarıda Sırf adamın kızları Onlara bir kerecik de olsa Verirler mi acaba umuduyla Bir baba ağlıyor zindanda Zindanda Zindanda G Yurt

Everest Yayınları
Her şeye dair hasret çekmek Onlar için Nefes alıp vermek kadar sıradan Ve kaderlerinin en kabullenilmiş En alışılmış parçası idi Geçmişe dair özledikleri ne varsa Onlarda olmayan Oralarda olamayan Ulaşamadıklarına Of çeke çeke Hasret çekmekti onlarınki Hele ki bir kadın teni Ulaşılmazların en büyüğü Hayallerin ve rüyaların en tatlısı idi Bir gün En olmayacak şey olup da Huyu huyuna suyu suyuna İki dilber beliriverince yanlarında Akıllar da uçuvermişti bastan Daha en başından Hele bir de Yasak aşkın engelleri asılıp da Tenleri tenlerine deyebilseydi Hadi ıslatalım bunu diyerek Neşeyle Kadeh tokuşturmak isterlerdi Zaferlerini kutlayan İki komutan gibi Ama ıslatmak için Islanmak da gerekiyordu bazen Varlık içinde yokluk çekercesine Burunlarının dibindeki vuslata Yine erememenin hasretiyle G Yurt

Everest Yayınları
En fazla ölürsün sadece Altı üstü bir ömür işte Bir gün elbet bitecek Yuvarlanan bir taş bile İz bırakıyor geçtiği yerden Belki sana da sorarlar Sen ne izi bıraktın Şu yaşayıp geçtiğin Kısacık hayatta diye Belki sorarlarsa diye Bir gün Bir mavi bırak kenara bir yere Sarının yanında parlasın diye Belki bir kırmızı olur yeşilin yanında can olsun Canlılık olsun diye Bir turuncuyla Bir kahverengiyi Yan yana koy ki Aradaki farkı çözebilmek Çok da kolay olmayıversin Yakın gibiler ama Farklı gibi de olsunlar ki Pek de sıkıcı olmasın her şey Belki eflatunun yanında beyaz Siyahın yanında da pembe Alakasız durabilirler ama Sen bunları dert etme Altı üstü bir ömür Bir gün bitecek zaten Sorarlarsa Ne iz bıraktın diye Dönüp en azından Yürüdüğün yolu gösterirsin Dersin ki İşte burada Bir taş gibi yuvarlanıp Sonunda durulduğum nokta Belki eyvallah derler Sağ olasın Renk katmışsın hayata G Yurt

Everest Yayınları
Üç sıra halatlarla çevrili üç boyutlu bir dünyada Seve seve kaybedilen şike şike kazılan Ağır siklet bir oyundur hayat Tüyü bitmemiş sikletlerin kaderi İlk raunttan nakavt diye yazılır daha doğmadan Aparkatları vururlar apar topar Daha ne olduğunu anlamadan Hepimizi kandırırlar ve Gözün üstündeki kaş dururken Ar damarını yararlar mızıkçılık yaparlar Üç sıra dalgalarla çevrili iki boyutlu bir dünyada İki kafadar bu oyunu ağızlarının tadıyla oynadılar Koca bir ringin ortasında bu iki yaramaz Kendi kurallarını kendileri koydular Ve bile bile nakavt olmadılar Onları kimse kandıramadı Onları hiç kimse yıldıramadı Onlar kimseler zaten hiç olmadı Onlar sadece onlar olarak kaldılar

Everest Yayınları
En fazla ölürsün sadece Altı üstü bir ömür işte Bir gün elbet bitecek Yuvarlanan bir taş bile İz bırakıyor geçtiği yerden Belki sana da sorarlar Sen ne izi bıraktın Şu yaşayıp geçtiğin Kısacık hayatta diye Belki sorarlarsa diye Bir gün Bir mavi bırak kenara bir yere Sarının yanında parlasın diye Belki bir kırmızı olur yeşilin yanında can olsun Canlılık olsun diye Bir turuncuyla Bir kahverengiyi Yan yana koy ki Aradaki farkı çözebilmek Çok da kolay olmayıversin gibiler ama Farklı gibi de olsunlar ki Pek de sıkıcı olmasın her şey Belki eflatunun yanında beyaz Siyahın yanında da pembe Alakasız durabilirler ama Sen bunları dert etme Altı üstü bir ömür Bir gün bitecek zaten Sorarlarsa Ne iz bıraktın diye Dönüp en azından Yürüdüğün yolu gösterirsin Dersin ki İşte burada Bir taş gibi yuvarlanıp Sonunda durulduğum nokta Belki eyvallah derler Sağ olasın Renk katmışsın hayata G Yurt Yayınevi Everest Yayınları Yazar Gürcan Yurt Sayfa 80 Sayfa Kağıt 2 Hamur Boyut 20 00x28 50 cm Basım Yılı Ocak 2020 Barkod 9789752896734 Kategori Çizgi Roman Eğlence Mizah Mizah

EVEREST YAYINLARI
Niye Geldin Bu uçsuz bucaksız Bu kuş uçmaz Kervan geçmez Bu yarı açık Deryalar hapishanesi Bu dönüş yoluü Çıkmaz sokak olan Diyarlara düştüğünde Arkandan hiç tasalanan Oldu mu acaba Çocukluğunda Koşuşturduğun sokaklarda Şimdi senin adını haykırıp Oyuna çağıran bir dost sesi Kaldı mı hiç Düşünürler mi ne yediğini Ne içtiğini Adın geçer mi Eski bir dost meclisinde Bilinmez Söylesene kanka Sen buralara niye geldin G Yurt Yayınevi EVEREST YAYINLARI Yazar GÜRCAN YURT

EVEREST YAYINLARI
Umuda Yolculuk Bana kendini anlatma Giderken Acın da sevincin kadar büyükse Büyüksündür Giderken geride bıraktığındır mirasın Seni sen değil arkanda kalan anlatır Küsüp barıştığın didiştiğin Aynı havayı paylaştığın anlatır Giderken sadece kumsalda bıraktığın izdir Senden kalan Arkandan akan bir damla yaş varsa İste odur hatıran Siz giderken boğazlar düğümlendi kuşların ağzını bıçak açmıyor Siz giderken deniz bile size küsmüş Çarşaf gibi kımıldamıyor Siz giderken bulutlar acılarını içine atmış ağlayamıyor Kimse bizi gömemez diye mi yelken açyınız umuda Siz giderken bu ada koca hatıranızı Gömecek yer arıyor Yayınevi EVEREST YAYINLARI Yazar GÜRCAN YURT

EVEREST YAYINLARI
Üç sıra halatlarla çevrili üç boyutlu bir dünyada Seve seve kaybedilen şike şike kazılan Ağır siklet bir oyundur hayat Tüyü bitmemiş sikletlerin kaderi İlk raunttan nakavt diye yazılır daha doğmadan Aparkatları vururlar apar topar Daha ne olduğunu anlamadan Hepimizi kandırırlar ve Gözün üstündeki kaş dururken Ar damarını yararlar mızıkçılık yaparlar Üç sıra dalgalarla çevrili iki boyutlu bir dünyada İki kafadar bu oyunu ağızlarının tadıyla oynadılar Koca bir ringin ortasında bu iki yaramaz Kendi kurallarını kendileri koydular Ve bile bile nakavt olmadılar Onları kimse kandıramadı Onları hiç kimse yıldıramadı Onlar kimseler zaten hiç olmadı Onlar sadece onlar olarak kaldılar Yayınevi EVEREST YAYINLARI Yazar GÜRCAN YURT

EVEREST YAYINLARI
Onlar iki yaramaz çocuk onlar iki yalnız hınzır onlar iki kankaydılar Issız bir adaya mahkum olmuş iki zavallıydı onlar Kuşların uçtuğu ama kervanların geçmediği bir yerde kendi dünyalarını kurdular onlar da kendilerince Britanya nın bağrından kopup gelen Robinson ve ıssız kumsalların şoparı Cuma palmiyelerin gölgesinde kendi destanlarını kendileri yazdılar Umut şarkılarını birlikte söylediler kumsalda ıslık çalarak Yalnızlığa karşı savaş açtılar ve kimsenin duymadığı hiç kimsenin hissetmediği o kara parçasında her şeye rağmen delikanlılığın hakkını da verdiler Kendi alemlerinin kralı ve soytarısı da yine kendileri oldular Onlar var ya onlar Onlar öyle böyle değiller Onları anlatmak mümkün mü Okumak lazım onları görmek lazım Manyak oğlum onlar manyak Yayınevi EVEREST YAYINLARI Yazar GÜRCAN YURT Sayfa Sayısı 80 Yıl 2022

Everest Yayınları
Her şeye dair hasret çekmek Onlar için Nefes alıp vermek kadar sıradan Ve kaderlerinin en kabullenilmiş En alışılmış parçası idi Geçmişe dair özledikleri ne varsa Onlarda olmayan Oralarda olamayan Ulaşamadıklarına Of çeke çeke Hasret çekmekti onlarınki Hele ki bir kadın teni Ulaşılmazların en büyüğü Hayallerin ve rüyaların en tatlısı idi Bir gün En olmayacak şey olup da Huyu huyuna suyu suyuna İki dilber beliriverince yanlarında Akıllar da uçuvermişti bastan Daha en başından Hele bir de Yasak aşkın engelleri asılıp da Tenleri tenlerine deyebilseydi Hadi ıslatalım bunu diyerek Neşeyle Kadeh tokuşturmak isterlerdi Zaferlerini kutlayan İki komutan gibi Ama ıslatmak için Islanmak da gerekiyordu bazen Varlık içinde yokluk çekercesine Burunlarının dibindeki vuslata Yine erememenin hasretiyle G Yurt Yayınevi Everest Yayınları Yazar Gürcan Yurt Sayfa 80 Sayfa Kağıt 1 Hamur Boyut 20 00x28 50 cm Basım Yılı Ocak 2020 Barkod 9789752896710 Kategori Çizgi Roman Mizah

Everest Yayınları
Bir baba ağlıyor zindanda Elleri parmaklıklar Çaresizce ve zavallılık içinde Onun yaşadığından bile bihaber Artık öldüğünü kabullenircesine Kızları da ağlıyor Dışarılarda bir yerlerde Babalarının kederiyle Bir baba ağlıyor zindanda Hem de Uçsuz bucaksız bir denizin En uç noktasındaki bir adada Uçsuz bucaksız bir tepenin En dibindeki zindanda Onu oraya hapseden Kanadını kırıp özgürlüğünü elinden alan İki zibidi de Günlerini gün ediyorlar dışarıda Sırf adamın kızları Onlara bir kerecik de olsa Verirler mi acaba umuduyla Bir baba ağlıyor zindanda Zindanda Zindanda G Yurt Yayınevi Everest Yayınları Yazar Gürcan Yurt Sayfa 80 Sayfa Kağıt 1 Hamur Boyut 20 00x28 50 cm Basım Yılı Ocak 2020 Barkod 9789752896727 Kategori Çizgi Roman Mizah

Everest Yayınları
Niye Geldin Bu uçsuz bucaksız Bu kuş uçmaz Kervan geçmez Bu yarı açık Deryalar hapishanesi Bu dönüş yoluü Çıkmaz sokak olan Diyarlara düştüğünde Arkandan hiç tasalanan Oldu mu acaba Çocukluğunda Koşuşturduğun sokaklarda Şimdi senin adını haykırıp Oyuna çağıran bir dost sesi Kaldı mı hiç Düşünürler mi ne yediğini Ne içtiğini Adın geçer mi Eski bir dost meclisinde Bilinmez Söylesene kanka Sen buralara niye geldin G Yurt Yayınevi Everest Yayınları Yazar Gürcan Yurt Sayfa 80 Sayfa Kağıt 2 Hamur Boyut 20 00x28 50 cm Basım Yılı Ekim 2015 Barkod 9789752896864 Kategori Çizgi Roman

Everest Yayınları
Gürcan Yurt tarafından kaleme alınan Robinson Crusoe ve Cuma 4 Çakır Keyif Everest Yayınları eseri olarak okurlarla buluşuyor Robinson Crusoe ve Cuma 4 Çakır Keyif Gürcan Yurt Kitap Özeti Şu sana el sallayanlar Parmakların mıydı Esaretle vedalaştığın mı sandın Ayakların prangadan Sıyrıldı diye mi mutlusun yoksa Kendini kandırma Ellerin kelepçeden kurtulması Değildir özgürlük Çırpınan kanatlar Alkış sesine dönüşüp ayaklarını yerden kesse Vuslata erdim sanma Başını her kaldırışında Gökyüzü göz kırpsa sana özgürüm diye bağırsan Kaç yazar Ayak parmakalrın Görünmez çamurdan Matarandaki son yudumu içersin Namlular soğuyup barut kokusunu Bahar yeli uçurduğunda zaferin şaşkınlığını ve savaşın tatlı yorgunluğunu ter içinde hissetmektir özgürlük Yayınevi Everest Yayınları Yazar Gürcan Yurt Sayfa 80 Sayfa Kağıt 2 Hamur Boyut 20 00x28 50 cm Basım Yılı Eylül 2015 Barkod 9789752896857 Kategori Çizgi Roman

Everest Yayınları
Gürcan Yurt tarafından kaleme alınan Robinson Crusoe ve Cuma 9 Büyük Kapışma Everest Yayınları eseri olarak okurlarla buluşuyor Robinson Crusoe ve Cuma 9 Büyük Kapışma Gürcan Yurt Kitap Özeti Gücünün yettiğine efe kesilen yetmediğine efendi diyenlerin dünyası bu Güçsüzü sotada yakalayıp orasına burasına orantısızca vuranların dünyası bu Zalim saf değil ya mazlum maskesi takarak kandırır mazlumu Huzurunu kaçırdığı kıvranırken bulur huzuru Asıl erdem zalimi mazlumdan ayırt etmekte Suyu ısınan kurbağa tespiti yapmak kolay marifet içinde olduğun kendi suyunu ölçmekte Kim efendi kim köle olacak kapışması bu Şeytanın da inadı ve büyük iddiası bu değil mi zaten Ama Tanrı nın her yeni günü yeni bir sayfa ve bakarız önümüzdeki maçlara ve her maçın havası farklı Yorgun savaşçıların savaşı bu Mahşere kadar sürecek büyük bir kapışma bu G Yurt Yayınevi Everest Yayınları Yazar Gürcan Yurt Sayfa 80 Sayfa Kağıt 2 Hamur Boyut 20 00x28 50 cm Basım Yılı Kasım 2016 Barkod 9786051850580 Kategori Çizgi Roman

Everest Yayınları
Bu uçsuz bucaksız Bu kuş uçmaz kervan geçmez bu yarı açık Deryalar hapishanesi bu dönüş yolu Çıkmaz sokak olan Diyarlara düştüğünde Arkandan hiç tasalanan Oldu mu acaba Çocukluğunda koşuşturduğun sokaklarda Şimdi senin adını haykırıp Oyuna çağıran bir dost sesi Kaldı mı hiç Düşünürler mi ne yediğini ne içtiğini Adın geçe mi eski bir dost meclisinde bilinmez Özleyen var mı mıdır Yüzünü gözünü sohbetini Hayalin canlanır mı Birilerinin zihninde bilinmez Peki bilirler mi Nelere baş kaldırdığını Nasıl ayakta kaldığını Ne zaman yorulacağını

Everest Yayınları
En fazla ölürsün sadece Altı üstü bir ömür işte Bir gün elbet bitecek Yuvarlanan bir taş bile İz bırakıyor geçtiği yerden Belki sana da sorarlar Sen ne izi bıraktın Şu yaşayıp geçtiğin Kısacık hayatta diye Belki sorarlarsa diye Bir gün Bir mavi bırak kenara bir yere Sarının yanında parlasın diye Belki bir kırmızı olur yeşilin yanında can olsun Canlılık olsun diye Bir turuncuyla Bir kahverengiyi Yan yana koy ki Aradaki farkı çözebilmek Çok da kolay olmayıversin gibiler ama Farklı gibi de olsunlar ki Pek de sıkıcı olmasın her şey Belki eflatunun yanında beyaz Siyahın yanında da pembe Alakasız durabilirler ama Sen bunları dert etme Altı üstü bir ömür Bir gün bitecek zaten Sorarlarsa Ne iz bıraktın diye Dönüp en azından Yürüdüğün yolu gösterirsin Dersin ki İşte burada Bir taş gibi yuvarlanıp Sonunda durulduğum nokta Belki eyvallah derler Sağ olasın Renk katmışsın hayata G Yurt

Everest Yayınları
Üç sıra halatlarla çevrili üç boyutlu bir dünyada Seve seve kaybedilen şike şike kazılan Ağır siklet bir oyundur hayat Tüyü bitmemiş sikletlerin kaderi İlk raunttan nakavt diye yazılır daha doğmadan Aparkatları vururlar apar topar Daha ne olduğunu anlamadan Hepimizi kandırırlar ve Gözün üstündeki kaş dururken Ar damarını yararlar mızıkçılık yaparlar Üç sıra dalgalarla çevrili iki boyutlu bir dünyada İki kafadar bu oyunu ağızlarının tadıyla oynadılar Koca bir ringin ortasında bu iki yaramaz Kendi kurallarını kendileri koydular Ve bile bile nakavt olmadılar Onları kimse kandıramadı Onları hiç kimse yıldıramadı Onlar kimseler zaten hiç olmadı Onlar sadece onlar olarak kaldılar

Everest Yayınları
Gücünün yettiğine efe kesilen yetmediğine efendi diyenlerin dünyası bu Güçsüzü sotada yakalayıp orasına burasına orantısızca vuranların dünyası bu Zalim saf değil ya mazlum maskesi takarak kandırır mazlumu Huzurunu kaçırdığı kıvranırken bulur huzuru Asıl erdem zalimi mazlumdan ayırt etmekte Suyu ısınan kurbağa tespiti yapmak kolay marifet içinde olduğun kendi suyunu ölçmekte Kim efendi kim köle olacak kapışması bu Şeytanın da inadı ve büyük iddiası bu değil mi zaten Ama Tanrı nın her yeni günü yeni bir sayfa ve bakarız önümüzdeki maçlara ve her maçın havası farklı Yorgun savaşçıların savaşı bu Mahşere kadar sürecek büyük bir kapışma bu G Yurt

Everest Yayınları
Şu sana el sallayanlar Parmakların mıydı Esaretle vedalaştığın mı sandın Ayakların prangadan Sıyrıldı diye mi mutlusun yoksa Kendini kandırma Ellerin kelepçeden kurtulması Değildir özgürlük Çırpınan kanatlar Alkış sesine dönüşüp ayaklarını yerden kesse Vuslata erdim sanma Başını her kaldırışında Gökyüzü göz kırpsa sana özgürüm diye bağırsan Kaç yazar Ayak parmakalrın Görünmez çamurdan Matarandaki son yudumu içersin Namlular soğuyup barut kokusunu Bahar yeli uçurduğunda zaferin şaşkınlığını ve savaşın tatlı yorgunluğunu ter içinde hissetmektir özgürlük

Everest Yayınları
Bana kendini anlatma Giderken Acın da sevincin kadar büyükse Büyüksündür Giderken geride bıraktığındır mirasın Seni sen değil arkanda kalan anlatır Küsüp barıştığın didiştiğin Aynı havayı paylaştığın anlatır Giderken sadece kumsalda bıraktığın izdir Senden kalan Arkandan akan bir damla yaş varsa İste odur hatıran Siz giderken boğazlar düğümlendi kuşların ağzını bıçak açmıyor Siz giderken deniz bile size küsmüş Çarşaf gibi kımıldamıyor Siz giderken bulutlar acılarını içine atmış ağlayamıyor Kimse bizi gömemez diye mi yelken açyınız umuda Siz giderken bu ada koca hatıranızı Gömecek yer arıyor

Everest Yayınları
Onlar iki yaramaz çocuk onlar iki yalnız hınzır onlar iki kankaydılar Issız bir adaya mahkum olmuş iki zavallıydı onlar Kuşların uçtuğu ama kervanların geçmediği bir yerde kendi dünyalarını kurdular onlar da kendilerince Britanya nın bağrından kopup gelen Robinson ve ıssız kumsalların şoparı Cuma palmiyelerin gölgesinde kendi destanlarını kendileri yazdılar Umut şarkılarını birlikte söylediler kumsalda ıslık çalarak Yalnızlığa karşı savaş açtılar ve kimsenin duymadığı hiç kimsenin hissetmediği o kara parçasında her şeye rağmen delikanlılığın hakkını da verdiler Kendi alemlerinin kralı ve soytarısı da yine kendileri oldular Onlar var ya onlar Onlar öyle böyle değiller Onları anlatmak mümkün mü Okumak lazım onları görmek lazım Manyak oğlum onlar manyak

Everest Yayınları
Her şeye dair hasret çekmek Onlar için Nefes alıp vermek kadar sıradan Ve kaderlerinin en kabullenilmiş En alışılmış parçası idi Geçmişe dair özledikleri ne varsa Onlarda olmayan Oralarda olamayan Ulaşamadıklarına Of çeke çeke Hasret çekmekti onlarınki Hele ki bir kadın teni Ulaşılmazların en büyüğü Hayallerin ve rüyaların en tatlısı idi Bir gün En olmayacak şey olup da Huyu huyuna suyu suyuna İki dilber beliriverince yanlarında Akıllar da uçuvermişti bastan Daha en başından Hele bir de Yasak aşkın engelleri asılıp da Tenleri tenlerine deyebilseydi Hadi ıslatalım bunu diyerek Neşeyle Kadeh tokuşturmak isterlerdi Zaferlerini kutlayan İki komutan gibi Ama ıslatmak için Islanmak da gerekiyordu bazen Varlık içinde yokluk çekercesine Burunlarının dibindeki vuslata Yine erememenin hasretiyle G Yurt

Everest Yayınları
Bir baba ağlıyor zindanda Elleri parmaklıklar Çaresizce ve zavallılık içinde Onun yaşadığından bile bihaber Artık öldüğünü kabullenircesine Kızları da ağlıyor Dışarılarda bir yerlerde Babalarının kederiyle Bir baba ağlıyor zindanda Hem de Uçsuz bucaksız bir denizin En uç noktasındaki bir adada Uçsuz bucaksız bir tepenin En dibindeki zindanda Onu oraya hapseden Kanadını kırıp özgürlüğünü elinden alan İki zibidi de Günlerini gün ediyorlar dışarıda Sırf adamın kızları Onlara bir kerecik de olsa Verirler mi acaba umuduyla Bir baba ağlıyor zindanda Zindanda Zindanda G Yurt

Everest
Her şeye dair hasret çekmek Onlar için Nefes alıp vermek kadar sıradan Ve kaderlerinin en kabullenilmiş En alışılmış parçası idi Geçmişe dair Özledikleri ne varsa Onlarda olmayan Oralarda olamayan Ulaşamadıklarına Of çeke çeke Hasret çekmekti onlarınki Hele ki bir kadın teni Ulaşılmazların en büyüğü Hayallerin ve rüyaların En tatlısı idi G Yurt Tanıtım Yazısı ndan

Everest
Bir baba ağlıyor zindanda Elleri parmaklıklar Çaresizce ve zavallılık içinde Onun yaşadığından bile bihaber Artık öldüğünü kabullenircesine Kızları da ağlıyor Dışarılarda bir yerlerde Babalarının kederiyle Bir baba ağlıyor zindanda Hem de Uçsuz bucaksız bir denizin En uç noktasındaki bir adada Uçsuz bucaksız bir tepenin En dibindeki zindanda Onu oraya hapseden Kanadını kırıp özgürlüğünü elinden alan İki zibidi de Günlerini gün ediyorlar dışarıda Sırf adamın kızları Onlara bir kerecik de olsa Verirler mi acaba umuduyla Bir baba ağlıyor zindanda Zindanda Zindanda G Yurt Tanıtım Yazısı ndan

Everest
En fazla ölürsün sadece Altı üstü bir ömür işte Bir gün elbet bitecek Yuvarlanan bir taş bile İz bırakıyor geçtiği yerden Belki sana da sorarlar Sen ne izi bıraktın Şu yaşayıp geçtiğin Kısacık hayatta diye Belki sorarlarsa diye Bir gün Bir mavi bırak kenara bir yere Sarının yanında parlasın diye Belki bir kırmızı olur Yeşilin yanında can olsun Canlılık olsun diye Bir turuncuyla Bir kahverengiyi Yan yana koy ki Aradaki farkı çözebilmek Çok da kolay olmayıversin Yakın gibiler ama Farklı gibi de olsunlar ki Pek de sıkıcı olmasın her şey Belki eflatunun yanında beyaz Siyahın yanında da pembe Alakasız durabilirler ama Sen bunları dert etme G Yurt Tanıtım Yazısı ndan

Everest
Onlar iki yaramaz çocuk onlar iki yalnız hınzır onlar iki kankaydılar Issız bir adaya mahkum olmuş iki zavallıydı onlar Kuşların uçtuğu ama kervanların geçmediği bir yerde kendi dünyalarını kurdular onlar da kendilerince Britanya nın bağrından kopup gelen Robinson ve ıssız kumsalların şoparı Cuma palmiyelerin gölgesinde kendi destanlarını kendileri yazdılar Umut şarkılarını birlikte söylediler kumsalda ıslık çalarak Yalnızlığa karşı savaş açtılar ve kimsenin duymadığı hiç kimsenin hissetmediği o kara parçasında her şeye rağmen delikanlılığın hakkını da verdiler Kendi alemlerinin kralı ve soytarısı da yine kendileri oldular Onlar var ya onlar Onlar öyle böyle değiller Onları anlatmak mümkün mü Okumak lazım onları görmek lazım Manyak oğlum onlar manyak

Everest
Üç sıra halatlarla çevrili Üç boyutlu bir dünyada Ağır siklet bir oyundur hayat Tüyü bitmemiş sikletlerin kaderi İlk raunttan nakavt diye yazılır Daha doğmadan Aparkatları vururlar apar topar Daha ne olduğunu anlamadan Hepimizi kandırırlar ve Gözün üstündeki kaş dururken Ar damarını yararlar Mızıkçılık yaparlar Üç sıra dalgalarla çevrili İki boyutlu bir dünyada İki kafadar bu oyunu Ağızlarının tadıyla oynadılar Koca bir ringin ortasında Bu iki yaramaz Kendi kurallarını kendileri koydular Ve bile bile nakavt olmadılar Onları kimse kandıramadı Onları hiç kimse yıldıramadı Onlar kimseler zaten hiç olmadı Onlar sadece onlar olarak kaldılar

Everest
Bana kendini anlatma Giderken Acın da sevincin kadar büyükse Büyüksündür Giderken Geride bıraktığındır mirasın Seni sen değil Arkanda kalan anlatır Küsüp barıştığın didiştiğin Aynı havayı paylaştığın anlatır Giderken Sadece kumsalda bıraktığın izdir Senden kalan Arkandan akan bir damla yaş varsa İste odur hatıran Siz giderken Boğazlar düğümlendi Kuşların ağzını bıçak açmıyor Siz giderken Deniz bile size küsmüş Çarşaf gibi kımıldamıyor Siz giderken Bulutlar acılarını içine atmış Ağlayamıyor Kimse bizi gömemez diye mi Yelken açtınız umuda Siz giderken Bu ada Koca hatıranızı gömecek yer arıyor

Everest
Şu sana el sallayanlar Parmakların mıydı Esaretle vedalaştığın mı sandın Ayakların prangadan Sıyrıldı diye mi mutlusun yoksa Kendini kandırma Ellerin kelepçeden kurtulması Değildir özgürlük Çırpınan kanatlar Alkış sesine dönüşüp ayaklarını yerden kesse Vuslata erdim sanma Başını her kaldırışında Gökyüzü göz kırpsa sana özgürüm diye bağırsan Kaç yazar Ayak parmakalrın Görünmez çamurdan Matarandaki son yudumu içersin Namlular soğuyup barut kokusunu Bahar yeli uçurduğunda zaferin şaşkınlığını ve savaşın tatlı yorgunluğunu ter içinde hissetmektir özgürlük

Everest
Bu uçsuz bucaksız Bu kuş uçmaz kervan geçmez bu yarı açık Deryalar hapishanesi bu dönüş yolu Çıkmaz sokak olan Diyarlara düştüğünde Arkandan hiç tasalanan Oldu mu acaba Çocukluğunda koşuşturduğun sokaklarda Şimdi senin adını haykırıp Oyuna çağıran bir dost sesi Kaldı mı hiç Düşünürler mi ne yediğini ne içtiğini Adın geçe mi eski bir dost meclisinde bilinmez Özleyen var mı mıdır Yüzünü gözünü sohbetini Hayalin canlanır mı Birilerinin zihninde bilinmez Peki bilirler mi Nelere baş kaldırdığını Nasıl ayakta kaldığını Ne zaman yorulacağını

Everest Yayınları
En fazla ölürsün sadece Altı üstü bir ömür işte Bir gün elbet bitecek Yuvarlanan bir taş bile İz bırakıyor geçtiği yerden Belki sana da sorarlar Sen ne izi bıraktın Şu yaşayıp geçtiğin Kısacık hayatta diye Belki sorarlarsa diye Bir gün Bir mavi bırak kenara bir yere Sarının yanında parlasın diye Belki bir kırmızı olur yeşilin yanında can olsun Canlılık olsun diye Bir turuncuyla Bir kahverengiyi Yan yana koy ki Aradaki farkı çözebilmek Çok da kolay olmayıversin gibiler ama Farklı gibi de olsunlar ki Pek de sıkıcı olmasın her şey Belki eflatunun yanında beyaz Siyahın yanında da pembe Alakasız durabilirler ama Sen bunları dert etme Altı üstü bir ömür Bir gün bitecek zaten Sorarlarsa Ne iz bıraktın diye Dönüp en azından Yürüdüğün yolu gösterirsin Dersin ki İşte burada Bir taş gibi yuvarlanıp Sonunda durulduğum nokta Belki eyvallah derler Sağ olasın Renk katmışsın hayata G Yurt

Everest Yayınları
Bir baba ağlıyor zindanda Elleri parmaklıklar Çaresizce ve zavallılık içinde Onun yaşadığından bile bihaber Artık öldüğünü kabullenircesine Kızları da ağlıyor Dışarılarda bir yerlerde Babalarının kederiyle Bir baba ağlıyor zindanda Hem de Uçsuz bucaksız bir denizin En uç noktasındaki bir adada Uçsuz bucaksız bir tepenin En dibindeki zindanda Onu oraya hapseden Kanadını kırıp özgürlüğünü elinden alan İki zibidi de Günlerini gün ediyorlar dışarıda Sırf adamın kızları Onlara bir kerecik de olsa Verirler mi acaba umuduyla Bir baba ağlıyor zindanda Zindanda Zindanda G Yurt

Everest Yayınları
Her şeye dair hasret çekmek Onlar için Nefes alıp vermek kadar sıradan Ve kaderlerinin en kabullenilmiş En alışılmış parçası idi Geçmişe dair özledikleri ne varsa Onlarda olmayan Oralarda olamayan Ulaşamadıklarına Of çeke çeke Hasret çekmekti onlarınki Hele ki bir kadın teni Ulaşılmazların en büyüğü Hayallerin ve rüyaların en tatlısı idi Bir gün En olmayacak şey olup da Huyu huyuna suyu suyuna İki dilber beliriverince yanlarında Akıllar da uçuvermişti bastan Daha en başından Hele bir de Yasak aşkın engelleri asılıp da Tenleri tenlerine deyebilseydi Hadi ıslatalım bunu diyerek Neşeyle Kadeh tokuşturmak isterlerdi Zaferlerini kutlayan İki komutan gibi Ama ıslatmak için Islanmak da gerekiyordu bazen Varlık içinde yokluk çekercesine Burunlarının dibindeki vuslata Yine erememenin hasretiyle G Yurt

Everest Yayınları
Bana kendini anlatma Giderken Acın da sevincin kadar büyükse Büyüksündür Giderken geride bıraktığındır mirasın Seni sen değil arkanda kalan anlatır Küsüp barıştığın didiştiğin Aynı havayı paylaştığın anlatır Giderken sadece kumsalda bıraktığın izdir Senden kalan Arkandan akan bir damla yaş varsa İste odur hatıran Siz giderken boğazlar düğümlendi kuşların ağzını bıçak açmıyor Siz giderken deniz bile size küsmüş Çarşaf gibi kımıldamıyor Siz giderken bulutlar acılarını içine atmış ağlayamıyor Kimse bizi gömemez diye mi yelken açıyoruz umuda Siz giderken bu ada koca hatıranızı Gömecek yer arıyor

Everest Yayınları
Gücünün yettiğine efe kesilen yetmediğine efendi diyenlerin dünyası bu Güçsüzü sotada yakalayıp orasına burasına orantısızca vuranların dünyası bu Zalim saf değil ya mazlum maskesi takarak kandırır mazlumu Huzurunu kaçırdığı kıvranırken bulur huzuru Asıl erdem zalimi mazlumdan ayırt etmekte Suyu ısınan kurbağa tespiti yapmak kolay marifet içinde olduğun kendi suyunu ölçmekte Kim efendi kim köle olacak kapışması bu Şeytanın da inadı ve büyük iddiası bu değil mi zaten Ama Tanrı nın her yeni günü yeni bir sayfa ve bakarız önümüzdeki maçlara ve her maçın havası farklı Yorgun savaşçıların savaşı bu Mahşere kadar sürecek büyük bir kapışma bu G Yurt

Everest Yayınları
Şu sana el sallayanlar Parmakların mıydı Esaretle vedalaştığın mı sandın Ayakların prangadan Sıyrıldı diye mi mutlusun yoksa Kendini kandırma Ellerin kelepçeden kurtulması Değildir özgürlük Çırpınan kanatlar Alkış sesine dönüşüp ayaklarını yerden kesse Vuslata erdim sanma Başını her kaldırışında Gökyüzü göz kırpsa sana özgürüm diye bağırsan Kaç yazar Ayak parmakalrın Görünmez çamurdan Matarandaki son yudumu içersin Namlular soğuyup barut kokusunu Bahar yeli uçurduğunda zaferin şaşkınlığını ve savaşın tatlı yorgunluğunu ter içinde hissetmektir özgürlük

Everest Yayınları
Üç sıra halatlarla çevrili üç boyutlu bir dünyada seve seve kaybedilen şike şike kazılan ağır siklet bir oyundur hayat Tüyü bitmemiş sikletlerin kaderi ilk raunttan nakavt diye yazılır daha doğmadan Aparkatları vururlar apar topar daha ne olduğunu anlamadan Hepimizi kandırırlar ve gözün üstündeki kaş dururken ar damarını yararlar mızıkçılık yaparlar Üç sıra dalgalarla çevrili iki boyutlu bir dünyada iki kafadar bu oyunu ağızlarının tadıyla oynadılar Koca bir ringin ortasında bu iki yaramaz kendi kurallarını kendileri koydular ve bile bile nakavt olmadılar Onları kimse kandıramadı Onları hiç kimse yıldıramadı Onlar kimseler zaten hiç olmadı Onlar sadece onlar olarak kaldılar

Everest Yayınları
Onlar iki yaramaz çocuk onlar iki yalnız hınzır onlar iki kankaydılar Issız bir adaya mahkum olmuş iki zavallıydı onlar Kuşların uçtuğu ama kervanların geçmediği bir yerde kendi dünyalarını kurdular onlar da kendilerince Britanya nın bağrından kopup gelen Robinson ve ıssız kumsalların şoparı Cuma palmiyelerin gölgesinde kendi destanlarını kendileri yazdılar Umut şarkılarını birlikte söylediler kumsalda ıslık çalarak Yalnızlığa karşı savaş açtılar ve kimsenin duymadığı hiç kimsenin hissetmediği o kara parçasında her şeye rağmen delikanlılığın hakkını da verdiler Kendi alemlerinin kralı ve soytarısı da yine kendileri oldular Onlar var ya onlar Onlar öyle böyle değiller Onları anlatmak mümkün mü Okumak lazım onları görmek lazım Manyak oğlum onlar manyak

Everest Yayınları
Niye Geldin Bu uçsuz bucaksız Bu kuş uçmaz Kervan geçmez Bu yarı açık Deryalar hapishanesi Bu dönüş yoluü Çıkmaz sokak olan Diyarlara düştüğünde Arkandan hiç tasalanan Oldu mu acaba Çocukluğunda Koşuşturduğun sokaklarda Şimdi senin adını haykırıp Oyuna çağıran bir dost sesi Kaldı mı hiç Düşünürler mi ne yediğini Ne içtiğini Adın geçer mi Eski bir dost meclisinde Bilinmez Söylesene kanka Sen buralara niye geldin G Yurt

Everest Yayınları
En fazla ölürsün sadece Altı üstü bir ömür işte Bir gün elbet bitecek Yuvarlanan bir taş bile İz bırakıyor geçtiği yerden Belki sana da sorarlar Sen ne izi bıraktın Şu yaşayıp geçtiğin Kısacık hayatta diye Belki sorarlarsa diye Bir gün Bir mavi bırak kenara bir yere Sarının yanında parlasın diye Belki bir kırmızı olur yeşilin yanında can olsun Canlılık olsun diye Bir turuncuyla Bir kahverengiyi Yan yana koy ki Aradaki farkı çözebilmek Çok da kolay olmayıversin gibiler ama Farklı gibi de olsunlar ki Pek de sıkıcı olmasın her şey Belki eflatunun yanında beyaz Siyahın yanında da pembe Alakasız durabilirler ama Sen bunları dert etme Altı üstü bir ömür Bir gün bitecek zaten Sorarlarsa Ne iz bıraktın diye Dönüp en azından Yürüdüğün yolu gösterirsin Dersin ki İşte burada Bir taş gibi yuvarlanıp Sonunda durulduğum nokta Belki eyvallah derler Sağ olasın Renk katmışsın hayata G Yurt img src https s3 eu west 1 amazonaws com dia kitadagitim ckeditor_assets pictures 53 content_1_original_original jpg alt height 15 width 15 font size 1 color white font img

Everest Yayınları
Her şeye dair hasret çekmek Onlar için Nefes alıp vermek kadar sıradan Ve kaderlerinin en kabullenilmiş En alışılmış parçası idi Geçmişe dair özledikleri ne varsa Onlarda olmayan Oralarda olamayan Ulaşamadıklarına Of çeke çeke Hasret çekmekti onlarınki Hele ki bir kadın teni Ulaşılmazların en büyüğü Hayallerin ve rüyaların en tatlısı idi Bir gün En olmayacak şey olup da Huyu huyuna suyu suyuna İki dilber beliriverince yanlarında Akıllar da uçuvermişti bastan Daha en başından Hele bir de Yasak aşkın engelleri asılıp da Tenleri tenlerine deyebilseydi Hadi ıslatalım bunu diyerek Neşeyle Kadeh tokuşturmak isterlerdi Zaferlerini kutlayan İki komutan gibi Ama ıslatmak için Islanmak da gerekiyordu bazen Varlık içinde yokluk çekercesine Burunlarının dibindeki vuslata Yine erememenin hasretiyle G Yurt

Everest Yayınları
Şu sana el sallayanlar Parmakların mıydı Esaretle vedalaştığın mı sandın Ayakların prangadan Sıyrıldı diye mi mutlusun yoksa Kendini kandırma Ellerin kelepçeden kurtulması Değildir özgürlük Çırpınan kanatlar Alkış sesine dönüşüp ayaklarını yerden kesse Vuslata erdim sanma Başını her kaldırışında Gökyüzü göz kırpsa sana özgürüm diye bağırsan Kaç yazar Ayak parmakalrın Görünmez çamurdan Matarandaki son yudumu içersin Namlular soğuyup barut kokusunu Bahar yeli uçurduğunda zaferin şaşkınlığını ve savaşın tatlı yorgunluğunu ter içinde hissetmektir özgürlük

Everest Yayınları
Bana kendini anlatma Giderken Acın da sevincin kadar büyükse Büyüksündür Giderken geride bıraktığındır mirasın Seni sen değil arkanda kalan anlatır Küsüp barıştığın didiştiğin Aynı havayı paylaştığın anlatır Giderken sadece kumsalda bıraktığın izdir Senden kalan Arkandan akan bir damla yaş varsa İste odur hatıran Siz giderken boğazlar düğümlendi kuşların ağzını bıçak açmıyor Siz giderken deniz bile size küsmüş Çarşaf gibi kımıldamıyor Siz giderken bulutlar acılarını içine atmış ağlayamıyor Kimse bizi gömemez diye mi yelken açıyoruz umuda Siz giderken bu ada koca hatıranızı Gömecek yer arıyor

Everest Yayınları
Bir baba ağlıyor zindanda Elleri parmaklıklar Çaresizce ve zavallılık içinde Onun yaşadığından bile bihaber Artık öldüğünü kabullenircesine Kızları da ağlıyor Dışarılarda bir yerlerde Babalarının kederiyle Bir baba ağlıyor zindanda Hem de Uçsuz bucaksız bir denizin En uç noktasındaki bir adada Uçsuz bucaksız bir tepenin En dibindeki zindanda Onu oraya hapseden Kanadını kırıp özgürlüğünü elinden alan İki zibidi de Günlerini gün ediyorlar dışarıda Sırf adamın kızları Onlara bir kerecik de olsa Verirler mi acaba umuduyla Bir baba ağlıyor zindanda Zindanda Zindanda G Yurt img src https s3 eu west 1 amazonaws com dia kitadagitim ckeditor_assets pictures 53 content_1_original_original jpg alt height 15 width 15 font size 1 color white font img

Everest Yayınları
Niye Geldin Bu uçsuz bucaksız Bu kuş uçmaz Kervan geçmez Bu yarı açık Deryalar hapishanesi Bu dönüş yoluü Çıkmaz sokak olan Diyarlara düştüğünde Arkandan hiç tasalanan Oldu mu acaba Çocukluğunda Koşuşturduğun sokaklarda Şimdi senin adını haykırıp Oyuna çağıran bir dost sesi Kaldı mı hiç Düşünürler mi ne yediğini Ne içtiğini Adın geçer mi Eski bir dost meclisinde Bilinmez Söylesene kanka Sen buralara niye geldin G Yurt

Everest Yayınları
Gücünün yettiğine efe kesilen yetmediğine efendi diyenlerin dünyası bu Güçsüzü sotada yakalayıp orasına burasına orantısızca vuranların dünyası bu Zalim saf değil ya mazlum maskesi takarak kandırır mazlumu Huzurunu kaçırdığı kıvranırken bulur huzuru Asıl erdem zalimi mazlumdan ayırt etmekte Suyu ısınan kurbağa tespiti yapmak kolay marifet içinde olduğun kendi suyunu ölçmekte Kim efendi kim köle olacak kapışması bu Şeytanın da inadı ve büyük iddiası bu değil mi zaten Ama Tanrı nın her yeni günü yeni bir sayfa ve bakarız önümüzdeki maçlara ve her maçın havası farklı Yorgun savaşçıların savaşı bu Mahşere kadar sürecek büyük bir kapışma bu G Yurt img src https s3 eu west 1 amazonaws com dia kitadagitim ckeditor_assets pictures 53 content_1_original_original jpg alt height 15 width 15 font size 1 color white font img

Everest Yayınları - Çizgi Dizisi
Şu sana el sallayanlarParmakların mıydı Esaretle vedalaştığın mı sandın Ayakların prangadan Sıyrıldı diye mi mutlusun yoksa Kendini kandırma Ellerin kelepçeden kurtulmasıDeğildir özgürlük Çırpınan kanatlarAlkış sesine dönüşüp ayaklarını yerden kesse Vuslata erdim sanma Başını her kaldırışındaGökyüzü göz kırpsa sana özgürüm diye bağırsanKaç yazar Ayak parmakalrınGörünmez çamurdan Matarandaki son yudumu içersin Namlular soğuyup barut kokusunuBahar yeli uçurduğunda zaferin şaşkınlığını ve savaşın tatlı yorgunluğunuter içinde hissetmektirözgürlük Sayfa Sayısı 80Baskı Yılı 2015Dili TürkçeYayınevi Everest Yayınları

Everest Yayınları - Çizgi Dizisi
Bu uçsuz bucaksız Bu kuş uçmaz kervan geçmez bu yarı açıkDeryalar hapishanesi bu dönüş yoluÇıkmaz sokak olanDiyarlara düştüğündeArkandan hiç tasalananOldu mu acaba Çocukluğunda koşuşturduğun sokaklardaŞimdi senin adını haykırıp Oyuna çağıran bir dost sesiKaldı mı hiç Düşünürler mi ne yediğini ne içtiğini Adın geçe mi eski bir dost meclisinde bilinmez Özleyen var mı mıdırYüzünü gözünü sohbetini Hayalin canlanır mıBirilerinin zihninde bilinmez Peki bilirler mi Nelere baş kaldırdığını Nasıl ayakta kaldığını Ne zaman yorulacağını Sayfa Sayısı 80Baskı Yılı 2015Dili TürkçeYayınevi Everest Yayınları

Everest Yayınları - Çizgi Dizisi
Her şeye dair hasret çekmek Onlar için Nefes alıp vermek kadar sıradan Ve kaderlerinin en kabullenilmiş En alışılmış parçası idi Geçmişe dair özledikleri ne varsa Onlarda olmayan Oralarda olamayan Ulaşamadıklarına Of çeke çeke Hasret çekmekti onlarınki Hele ki bir kadın teni Ulaşılmazların en büyüğü Hayallerin ve rüyaların en tatlısı idi Bir gün En olmayacak şey olup da Huyu huyuna suyu suyuna İki dilber beliriverince yanlarında Akıllar da uçuvermişti bastan Daha en başından Hele bir de Yasak aşkın engelleri asılıp da Tenleri tenlerine deyebilseydi Hadi ıslatalım bunu diyerek Neşeyle Kadeh tokuşturmak isterlerdi Zaferlerini kutlayan İki komutan gibi Ama ıslatmak için Islanmak da gerekiyordu bazen Varlık içinde yokluk çekercesine Burunlarının dibindeki vuslata Yine erememenin hasretiyle G Yurt Tanıtım Bülteninden

Everest Yayınları - Çizgi Dizisi
En fazla ölürsün sadece Altı üstü bir ömür işte Bir gün elbet bitecek Yuvarlanan bir taş bile İz bırakıyor geçtiği yerden Belki sana da sorarlar Sen ne izi bıraktın Şu yaşayıp geçtiğin Kısacık hayatta diye Belki sorarlarsa diye Bir gün Bir mavi bırak kenara bir yere Sarının yanında parlasın diye Belki bir kırmızı olur yeşilin yanında can olsun Canlılık olsun diye Bir turuncuyla Bir kahverengiyi Yan yana koy ki Aradaki farkı çözebilmek Çok da kolay olmayıversin Yakın gibiler ama Farklı gibi de olsunlar ki Pek de sıkıcı olmasın her şey Belki eflatunun yanında beyaz Siyahın yanında da pembe Alakasız durabilirler ama Sen bunları dert etme Altı üstü bir ömür Bir gün bitecek zaten Sorarlarsa Ne iz bıraktın diye Dönüp en azından Yürüdüğün yolu gösterirsin Dersin ki İşte burada Bir taş gibi yuvarlanıp Sonunda durulduğum nokta Belki eyvallah derler Sağ olasın Renk katmışsın hayata G Yurt Tanıtım Bülteninden

Everest Yayınları - Çizgi Dizisi
Bir baba ağlıyor zindanda Elleri parmaklıklar Çaresizce ve zavallılık içinde Onun yaşadığından bile bihaber Artık öldüğünü kabullenircesine Kızları da ağlıyor Dışarılarda bir yerlerde Babalarının kederiyle Bir baba ağlıyor zindanda Hem de Uçsuz bucaksız bir denizin En uç noktasındaki bir adada Uçsuz bucaksız bir tepenin En dibindeki zindanda Onu oraya hapseden Kanadını kırıp özgürlüğünü elinden alan İki zibidi deGünlerini gün ediyorlar dışarıda Sırf adamın kızlarıOnlara bir kerecik de olsa Verirler mi acaba umuduyla Bir baba ağlıyor zindanda Zindanda Zindanda G Yurt Tanıtım Bülteninden

Everest Yayınları - Karikatür Dizisi
Gücünün yettiğine efe kesilen yetmediğine efendi diyenlerin dünyası bu Güçsüzü sotada yakalayıp orasına burasına orantısızca vuranların dünyası bu Zalim saf değil ya mazlum maskesi takarak kandırır mazlumu Huzurunu kaçırdığı kıvranırken bulur huzuru Asıl erdem zalimi mazlumdan ayırt etmekte Suyu ısınan kurbağa tespiti yapmak kolay marifet içinde olduğun kendi suyunu ölçmekte Kim efendi kim köle olacak kapışması bu Şeytanın da inadı ve büyük iddiası bu değil mi zaten Ama Tanrı nın her yeni günü yeni bir sayfa ve bakarız önümüzdeki maçlara ve her maçın havası farklı Yorgun savaşçıların savaşı bu m Mahşere kadar sürecek büyük bir kapışma bu G Yurt Tanıtım Bülteninden Sayfa Sayısı 80Baskı Yılı 2016Dili TürkçeYayınevi Everest Yayınları