MejelleKitap fiyat karşılaştırma

Şirketlerden Kooperatiflere Rekabetten Dayanışmaya — F Serkan Öngel Uygar D Yıldırım

Şirketlerden Kooperatiflere Rekabetten Dayanışmaya
355,10
Araştırma İnceleme Kuramİş YönetimiAraştırma İnceleme

Şirketlerden Kooperatiflere Rekabetten Dayanışmaya

F Serkan Öngel Uygar D Yıldırım

Nota Bene Yayınları

2021
İnce Kapak
Kitap AmbarıEn ucuz

Şirketlerden Kooperatiflere Rekabetten Dayanışmaya

F Serkan Öngel Uygar D Yıldırım

Şirketlerden Kooperatiflere Rekabetten Dayanışmaya Tartışmalar Deneyimler

Şehadet Kitap
376,30

Nota Bene Yayınları

2021328 sf.
Şehadet Kitap

Kooperatifçilik hareketi tarihsel olarak geniş halk kesimlerinin kapitalizmin yarattığı tahribat karşısında zaman zaman imkanlarını zaman zaman kaynaklarını zaman zamansa üretim süreçlerini ortaklaştırma faaliyeti tekellerin aracıların yoksulluğun karşısında ayakta kalma ve dayanışma mücadelesi olmuştur Bu anlamda kooperatiflerin bir ortaklaşma ve dayanışma pratiği olarak küreselleşme sürecinin getirdiği yıkım ile birlikte yeniden gündem gelmesi ve giderek daha fazla tartışılması şaşırtıcı değildir Şirketlerden Kooperatiflere Rekabetten Dayanışma ya başlıklı bu çalışma konut eğitim gıda enerji gibi pek çok alanda toplumsal ihtiyaçlar alanında örgütlenen yeni kamusallıklar inşa etmeye çalışan katılımcı ve dayanışmacı ilkelerle organize edilen çeşitli kooperatiflerin Dünyada ve Türkiye deki örneklerini ortaya koymaktadır Şirket egemenliğinin sosyal ekonomik ve aynı zamanda ekolojik alanda yarattığı yıkıcı sonuçlar ve kriz gün geçtikçe derinleşirken tarım ve gıda alanında olduğu kadar yaşamın diğer alanlarında da dayanışmacı ve katılımcı temelde işleyen örneklerin inşa ediliyor olması umut vericidir Dolayısıyla birbirleriyle eklemlenerek faaliyet gösteren şirket tipi sermaye formları üretimden tüketime bütün sektörleri nasıl kontrol ediyorsa kooperatiflerin de birbirleriyle dayanışmacı katılımcı ilkelerle eklemlenerek birlik olmaları ve daha geniş ölçeklerde etkili olabilecekleri ağ ilişkileri ve kurumsal yapılar geliştirmeleri büyük bir gereklilik haline gelmektedir Bu gereklilik kendini örgütleyebildiği oranda şirketlerin distopik dünyasında eşitlikçi ve dayanışmacı ilkelerle kurulan yeni alternatifler kendisine gelişim gösterebileceği yeni alanlar bulacaktır Bu anlamda çalışma rekabetin karşısına dayanışmayı parçalanmanın ve yabancılaşmanın karşısına kolektiviteyi hiyerarşinin karşısında katılımcılığı ve eşitlikçi ilişkileri koyan bir yönetim anlayışıyla üretimden tüketime bir süreci organize etmeyi hedefleyen bir yeni den bahsetmektedir Bu yeni sistemin mağduru olan işçileri kadınları çiftçileri ve bütün ötekileştirilen kimlikleri temsil eden kurumların birbirinin eki olarak kendi sorunlarını bizzat kendisinin aşması ve özneleşmesi temelinde yeni ve alternatif bir kamusallığın inşasına işaret etmektedir İşte kooperatifler bir dayanışma formu olarak bu sürecin önemli parçalarından biridir Ancak kooperatiflerin kendi içlerinde eskinin kalıntılarını ve yeninin nüvelerini aynı oranda barındıran şirket egemenliğine karşı olduğu kadar sistemin hastalıklarını da taşıyabilen çelişkili formlar olarak karşımıza çıktığını söyleyebiliriz Krize Karşı Kooperatifler adlı çalışmada da üzerinde durulduğu gibi son dönemde kooperatif inisiyatiflerinin yeniden gelişmeye başlamasının arkasında iki temel dinamik yatmaktadır Bunlardan birincisi Türkiye de devletin kamusal hizmet ve görevlerinden çekilmeye başlamasıdır Bir diğeri de daha önce hiç olmadığı kadar faaliyet alanı genişleyen sermayenin ve şirketlerin artan egemenliğinin yaşamın bütün alanlarında ürettiği çok yönlü krizlerdir Dolayısıyla eski güvencelerini yitiren günden güne para meta ilişkilerinin beraberinde getirdiği işsizlik yabancılaşma güvencesizlik üretimden kopuş gibi toplumsal sorunlarla başa çıkmaya çalışan geniş halk kesimleri kendi kamusal pratiklerini dayanışmacı ve katılımcı bir zeminde inşa etme çabası önemlidir Bu eksende neoliberalizmin ve onun kurumları olan irili ufaklı şirket tipi örgütlenmelerin anti demokratik adil olmayan yapısının ürettiği sosyal sorunlar karşısında Dünyada ve Türkiye de yeni gelişen kooperatifleşme deneyimlerini ele alan çalışmalara tartışmalara yer verme çabası tam da emeğin ve doğanın sömürüsüne dayanan mevcut sistemi aşmaya çalışan bir perspektifle yeni kooperatifleşme hareketine akademik alandan küçük bir katkı yapma amacındadır

Tamadres
397,50

Notabene Yayınları

Eylül 2021328 sf.
Ciltsiz
Tamadres

Kooperatifçilik hareketi tarihsel olarak geniş halk kesimlerinin kapitalizmin yarattığı tahribat karşısında zaman zaman imkanlarını zaman zaman kaynaklarını zaman zamansa üretim süreçlerini ortaklaştırma faaliyeti tekellerin aracıların yoksulluğun karşısında ayakta kalma ve dayanışma mücadelesi olmuştur Bu anlamda kooperatiflerin bir ortaklaşma ve dayanışma pratiği olarak küreselleşme sürecinin getirdiği yıkım ile birlikte yeniden gündem gelmesi ve giderek daha fazla tartışılması şaşırtıcı değildir Şirketlerden Kooperatiflere Rekabetten Dayanışma ya başlıklı bu çalışma konut eğitim gıda enerji gibi pek çok alanda toplumsal ihtiyaçlar alanında örgütlenen yeni kamusallıklar inşa etmeye çalışan katılımcı ve dayanışmacı ilkelerle organize edilen çeşitli kooperatiflerin Dünyada ve Türkiye deki örneklerini ortaya koymaktadır Şirket egemenliğinin sosyal ekonomik ve aynı zamanda ekolojik alanda yarattığı yıkıcı sonuçlar ve kriz gün geçtikçe derinleşirken tarım ve gıda alanında olduğu kadar yaşamın diğer alanlarında da dayanışmacı ve katılımcı temelde işleyen örneklerin inşa ediliyor olması umut vericidir Dolayısıyla birbirleriyle eklemlenerek faaliyet gösteren şirket tipi sermaye formları üretimden tüketime bütün sektörleri nasıl kontrol ediyorsa kooperatiflerin de birbirleriyle dayanışmacı katılımcı ilkelerle eklemlenerek birlik olmaları ve daha geniş ölçeklerde etkili olabilecekleri ağ ilişkileri ve kurumsal yapılar geliştirmeleri büyük bir gereklilik haline gelmektedir Bu gereklilik kendini örgütleyebildiği oranda şirketlerin distopik dünyasında eşitlikçi ve dayanışmacı ilkelerle kurulan yeni alternatifler kendisine gelişim gösterebileceği yeni alanlar bulacaktır Bu anlamda çalışma rekabetin karşısına dayanışmayı parçalanmanın ve yabancılaşmanın karşısına kolektiviteyi hiyerarşinin karşısında katılımcılığı ve eşitlikçi ilişkileri koyan bir yönetim anlayışıyla üretimden tüketime bir süreci organize etmeyi hedefleyen bir yeni den bahsetmektedir Bu yeni sistemin mağduru olan işçileri kadınları çiftçileri ve bütün ötekileştirilen kimlikleri temsil eden kurumların birbirinin eki olarak kendi sorunlarını bizzat kendisinin aşması ve özneleşmesi temelinde yeni ve alternatif bir kamusallığın inşasına işaret etmektedir İşte kooperatifler bir dayanışma formu olarak bu sürecin önemli parçalarından biridir Ancak kooperatiflerin kendi içlerinde eskinin kalıntılarını ve yeninin nüvelerini aynı oranda barındıran şirket egemenliğine karşı olduğu kadar sistemin hastalıklarını da taşıyabilen çelişkili formlar olarak karşımıza çıktığını söyleyebiliriz Krize Karşı Kooperatifler adlı çalışmada da üzerinde durulduğu gibi son dönemde kooperatif inisiyatiflerinin yeniden gelişmeye başlamasının arkasında iki temel dinamik yatmaktadır Bunlardan birincisi Türkiye de devletin kamusal hizmet ve görevlerinden çekilmeye başlamasıdır Bir diğeri de daha önce hiç olmadığı kadar faaliyet alanı genişleyen sermayenin ve şirketlerin artan egemenliğinin yaşamın bütün alanlarında ürettiği çok yönlü krizlerdir Dolayısıyla eski güvencelerini yitiren günden güne para meta ilişkilerinin beraberinde getirdiği işsizlik yabancılaşma güvencesizlik üretimden kopuş gibi toplumsal sorunlarla başa çıkmaya çalışan geniş halk kesimleri kendi kamusal pratiklerini dayanışmacı ve katılımcı bir zeminde inşa etme çabası önemlidir Bu eksende neoliberalizmin ve onun kurumları olan irili ufaklı şirket tipi örgütlenmelerin anti demokratik adil olmayan yapısının ürettiği sosyal sorunlar karşısında Dünyada ve Türkiye de yeni gelişen kooperatifleşme deneyimlerini ele alan çalışmalara tartışmalara yer verme çabası tam da emeğin ve doğanın sömürüsüne dayanan mevcut sistemi aşmaya çalışan bir perspektifle yeni kooperatifleşme hareketine akademik alandan küçük bir katkı yapma amacındadır

Yaykoop
397,50

NotaBene Yayınları

20211. baskı328 sf.
Karton Kapak13,5 cm x 19,5 cmKitap KağıdıTürkçe
Yaykoop

Kooperatifçilik hareketi tarihsel olarak geniş halk kesimlerinin kapitalizmin yarattığı tahribat karşısında zaman zaman imkanlarını zaman zaman kaynaklarını zaman zamansa üretim süreçlerini ortaklaştırma faaliyeti tekellerin aracıların yoksulluğun karşısında ayakta kalma ve dayanışma mücadelesi olmuştur Bu anlamda kooperatiflerin bir ortaklaşma ve dayanışma pratiği olarak küreselleşme sürecinin getirdiği yıkım ile birlikte yeniden gündem gelmesi ve giderek daha fazla tartışılması şaşırtıcı değildir Şirketlerden Kooperatiflere Rekabetten Dayanışma ya başlıklı bu çalışma konut eğitim gıda enerji gibi pek çok alanda toplumsal ihtiyaçlar alanında örgütlenen yeni kamusallıklar inşa etmeye çalışan katılımcı ve dayanışmacı ilkelerle organize edilen çeşitli kooperatiflerin Dünyada ve Türkiye deki örneklerini ortaya koymaktadır Şirket egemenliğinin sosyal ekonomik ve aynı zamanda ekolojik alanda yarattığı yıkıcı sonuçlar ve kriz gün geçtikçe derinleşirken tarım ve gıda alanında olduğu kadar yaşamın diğer alanlarında da dayanışmacı ve katılımcı temelde işleyen örneklerin inşa ediliyor olması umut vericidir Dolayısıyla birbirleriyle eklemlenerek faaliyet gösteren şirket tipi sermaye formları üretimden tüketime bütün sektörleri nasıl kontrol ediyorsa kooperatiflerin de birbirleriyle dayanışmacı katılımcı ilkelerle eklemlenerek birlik olmaları ve daha geniş ölçeklerde etkili olabilecekleri ağ ilişkileri ve kurumsal yapılar geliştirmeleri büyük bir gereklilik haline gelmektedir Bu gereklilik kendini örgütleyebildiği oranda şirketlerin distopik dünyasında eşitlikçi ve dayanışmacı ilkelerle kurulan yeni alternatifler kendisine gelişim gösterebileceği yeni alanlar bulacaktır Bu anlamda çalışma rekabetin karşısına dayanışmayı parçalanmanın ve yabancılaşmanın karşısına kolektiviteyi hiyerarşinin karşısında katılımcılığı ve eşitlikçi ilişkileri koyan bir yönetim anlayışıyla üretimden tüketime bir süreci organize etmeyi hedefleyen bir yeni den bahsetmektedir Bu yeni sistemin mağduru olan işçileri kadınları çiftçileri ve bütün ötekileştirilen kimlikleri temsil eden kurumların birbirinin eki olarak kendi sorunlarını bizzat kendisinin aşması ve özneleşmesi temelinde yeni ve alternatif bir kamusallığın inşasına işaret etmektedir İşte kooperatifler bir dayanışma formu olarak bu sürecin önemli parçalarından biridir Ancak kooperatiflerin kendi içlerinde eskinin kalıntılarını ve yeninin nüvelerini aynı oranda barındıran şirket egemenliğine karşı olduğu kadar sistemin hastalıklarını da taşıyabilen çelişkili formlar olarak karşımıza çıktığını söyleyebiliriz Krize Karşı Kooperatifler adlı çalışmada da üzerinde durulduğu gibi son dönemde kooperatif inisiyatiflerinin yeniden gelişmeye başlamasının arkasında iki temel dinamik yatmaktadır Bunlardan birincisi Türkiye de devletin kamusal hizmet ve görevlerinden çekilmeye başlamasıdır Bir diğeri de daha önce hiç olmadığı kadar faaliyet alanı genişleyen sermayenin ve şirketlerin artan egemenliğinin yaşamın bütün alanlarında ürettiği çok yönlü krizlerdir Dolayısıyla eski güvencelerini yitiren günden güne para meta ilişkilerinin beraberinde getirdiği işsizlik yabancılaşma güvencesizlik üretimden kopuş gibi toplumsal sorunlarla başa çıkmaya çalışan geniş halk kesimleri kendi kamusal pratiklerini dayanışmacı ve katılımcı bir zeminde inşa etme çabası önemlidir Bu eksende neoliberalizmin ve onun kurumları olan irili ufaklı şirket tipi örgütlenmelerin anti demokratik adil olmayan yapısının ürettiği sosyal sorunlar karşısında Dünyada ve Türkiye de yeni gelişen kooperatifleşme deneyimlerini ele alan çalışmalara tartışmalara yer verme çabası tam da emeğin ve doğanın sömürüsüne dayanan mevcut sistemi aşmaya çalışan bir perspektifle yeni kooperatifleşme hareketine akademik alandan küçük bir katkı yapma amacındadır

Kitap Sepeti
413,40

Nota Bene Yayınları

2021328 sf.
Ciltsiz
Kitap Sepeti

Kooperatifçilik hareketi tarihsel olarak geniş halk kesimlerinin kapitalizmin yarattığı tahribat karşısında zaman zaman imkanlarını zaman zaman kaynaklarını zaman zamansa üretim süreçlerini ortaklaştırma faaliyeti tekellerin aracıların yoksulluğun karşısında ayakta kalma ve dayanışma mücadelesi olmuştur Bu anlamda kooperatiflerin bir ortaklaşma ve dayanışma pratiği olarak küreselleşme sürecinin getirdiği yıkım ile birlikte yeniden gündem gelmesi ve giderek daha fazla tartışılması şaşırtıcı değildir Şirketlerden Kooperatiflere Rekabetten Dayanışma ya başlıklı bu çalışma konut eğitim gıda enerji gibi pek çok alanda toplumsal ihtiyaçlar alanında örgütlenen yeni kamusallıklar inşa etmeye çalışan katılımcı ve dayanışmacı ilkelerle organize edilen çeşitli kooperatiflerin Dünyada ve Türkiye deki örneklerini ortaya koymaktadır Şirket egemenliğinin sosyal ekonomik ve aynı zamanda ekolojik alanda yarattığı yıkıcı sonuçlar ve kriz gün geçtikçe derinleşirken tarım ve gıda alanında olduğu kadar yaşamın diğer alanlarında da dayanışmacı ve katılımcı temelde işleyen örneklerin inşa ediliyor olması umut vericidir Dolayısıyla birbirleriyle eklemlenerek faaliyet gösteren şirket tipi sermaye formları üretimden tüketime bütün sektörleri nasıl kontrol ediyorsa kooperatiflerin de birbirleriyle dayanışmacı katılımcı ilkelerle eklemlenerek birlik olmaları ve daha geniş ölçeklerde etkili olabilecekleri ağ ilişkileri ve kurumsal yapılar geliştirmeleri büyük bir gereklilik haline gelmektedir Bu gereklilik kendini örgütleyebildiği oranda şirketlerin distopik dünyasında eşitlikçi ve dayanışmacı ilkelerle kurulan yeni alternatifler kendisine gelişim gösterebileceği yeni alanlar bulacaktır Bu anlamda çalışma rekabetin karşısına dayanışmayı parçalanmanın ve yabancılaşmanın karşısına kolektiviteyi hiyerarşinin karşısında katılımcılığı ve eşitlikçi ilişkileri koyan bir yönetim anlayışıyla üretimden tüketime bir süreci organize etmeyi hedefleyen bir yeni den bahsetmektedir Bu yeni sistemin mağduru olan işçileri kadınları çiftçileri ve bütün ötekileştirilen kimlikleri temsil eden kurumların birbirinin eki olarak kendi sorunlarını bizzat kendisinin aşması ve özneleşmesi temelinde yeni ve alternatif bir kamusallığın inşasına işaret etmektedir İşte kooperatifler bir dayanışma formu olarak bu sürecin önemli parçalarından biridir Ancak kooperatiflerin kendi içlerinde eskinin kalıntılarını ve yeninin nüvelerini aynı oranda barındıran şirket egemenliğine karşı olduğu kadar sistemin hastalıklarını da taşıyabilen çelişkili formlar olarak karşımıza çıktığını söyleyebiliriz Krize Karşı Kooperatifler adlı çalışmada da üzerinde durulduğu gibi son dönemde kooperatif inisiyatiflerinin yeniden gelişmeye başlamasının arkasında iki temel dinamik yatmaktadır Bunlardan birincisi Türkiye de devletin kamusal hizmet ve görevlerinden çekilmeye başlamasıdır Bir diğeri de daha önce hiç olmadığı kadar faaliyet alanı genişleyen sermayenin ve şirketlerin artan egemenliğinin yaşamın bütün alanlarında ürettiği çok yönlü krizlerdir Dolayısıyla eski güvencelerini yitiren günden güne para meta ilişkilerinin beraberinde getirdiği işsizlik yabancılaşma güvencesizlik üretimden kopuş gibi toplumsal sorunlarla başa çıkmaya çalışan geniş halk kesimleri kendi kamusal pratiklerini dayanışmacı ve katılımcı bir zeminde inşa etme çabası önemlidir Bu eksende neoliberalizmin ve onun kurumları olan irili ufaklı şirket tipi örgütlenmelerin anti demokratik adil olmayan yapısının ürettiği sosyal sorunlar karşısında Dünyada ve Türkiye de yeni gelişen kooperatifleşme deneyimlerini ele alan çalışmalara tartışmalara yer verme çabası tam da emeğin ve doğanın sömürüsüne dayanan mevcut sistemi aşmaya çalışan bir perspektifle yeni kooperatifleşme hareketine akademik alandan küçük bir katkı yapma amacındadır

Pandora
424,00

Nota Bene

2021328 sf.
Pandora

Kooperatifçilik hareketi tarihsel olarak geniş halk kesimlerinin kapitalizmin yarattığı tahribat karşısında zaman zaman imkanlarını zaman zaman kaynaklarını zaman zamansa üretim süreçlerini ortaklaştırma faaliyeti tekellerin aracıların yoksulluğun karşısında ayakta kalma ve dayanışma mücadelesi olmuştur Bu anlamda kooperatiflerin bir ortaklaşma ve dayanışma pratiği olarak küreselleşme sürecinin getirdiği yıkım ile birlikte yeniden gündeme gelmesi ve giderek daha fazla tartışılması şaşırtıcı değildir Şirketlerden Kooperatiflere Rekabetten Dayanışma ya başlıklı bu çalışma konut eğitim gıda enerji gibi pek çok alanda toplumsal ihtiyaçlar alanında örgütlenen yeni kamusallıklar inşa etmeye çalışan katılımcı ve dayanışmacı ilkelerle organize edilen çeşitli kooperatiflerin Dünyada ve Türkiye deki örneklerini ortaya koymaktadır Şirket egemenliğinin sosyal ekonomik ve aynı zamanda ekolojik alanda yarattığı yıkıcı sonuçlar ve kriz gün geçtikçe derinleşirken tarım ve gıda alanında olduğu kadar yaşamın diğer alanlarında da dayanışmacı ve katılımcı temelde işleyen örneklerin inşa ediliyor olması umut vericidir Dolayısıyla birbirleriyle eklemlenerek faaliyet gösteren şirket tipi sermaye formları üretimden tüketime bütün sektörleri nasıl kontrol ediyorsa kooperatiflerin de birbirleriyle dayanışmacı katılımcı ilkelerle eklemlenerek birlik olmaları ve daha geniş ölçeklerde etkili olabilecekleri ağ ilişkileri ve kurumsal yapılar geliştirmeleri büyük bir gereklilik haline gelmektedir Bu gereklilik kendini örgütleyebildiği oranda şirketlerin distopik dünyasında eşitlikçi ve dayanışmacı ilkelerle kurulan yeni alternatifler kendisine gelişim gösterebileceği yeni alanlar bulacaktır Bu anlamda çalışma rekabetin karşısına dayanışmayı parçalanmanın ve yabancılaşmanın karşısına kolektiviteyi hiyerarşinin karşısında katılımcılığı ve eşitlikçi ilişkileri koyan bir yönetim anlayışıyla üretimden tüketime bir süreci organize etmeyi hedefleyen bir yeni den bahsetmektedir Bu yeni sistemin mağduru olan işçileri kadınları çiftçileri ve bütün ötekileştirilen kimlikleri temsil eden kurumların birbirinin eki olarak kendi sorunlarını bizzat kendisinin aşması ve özneleşmesi temelinde yeni ve alternatif bir kamusallığın inşasına işaret etmektedir İşte kooperatifler bir dayanışma formu olarak bu sürecin önemli parçalarından biridir Ancak kooperatiflerin kendi içlerinde eskinin kalıntılarını ve yeninin nüvelerini aynı oranda barındıran şirket egemenliğine karşı olduğu kadar sistemin hastalıklarını da taşıyabilen çelişkili formlar olarak karşımıza çıktığını söyleyebiliriz Krize Karşı Kooperatifler adlı çalışmada da üzerinde durulduğu gibi son dönemde kooperatif inisiyatiflerinin yeniden gelişmeye başlamasının arkasında iki temel dinamik yatmaktadır Bunlardan birincisi Türkiye de devletin kamusal hizmet ve görevlerinden çekilmeye başlamasıdır Bir diğeri de daha önce hiç olmadığı kadar faaliyet alanı genişleyen sermayenin ve şirketlerin artan egemenliğinin yaşamın bütün alanlarında ürettiği çok yönlü krizlerdir Dolayısıyla eski güvencelerini yitiren günden güne para meta ilişkilerinin beraberinde getirdiği işsizlik yabancılaşma güvencesizlik üretimden kopuş gibi toplumsal sorunlarla başa çıkmaya çalışan geniş halk kesimleri kendi kamusal pratiklerini dayanışmacı ve katılımcı bir zeminde inşa etme çabası önemlidir Bu eksende neoliberalizmin ve onun kurumları olan irili ufaklı şirket tipi örgütlenmelerin anti demokratik adil olmayan yapısının ürettiği sosyal sorunlar karşısında Dünyada ve Türkiye de yeni gelişen kooperatifleşme deneyimlerini ele alan çalışmalara tartışmalara yer verme çabası tam da emeğin ve doğanın sömürüsüne dayanan mevcut sistemi aşmaya çalışan bir perspektifle yeni kooperatifleşme hareketine akademik alandan küçük bir katkı yapma amacındadır

Ucuz Kitap Al
424,00

Nota Bene Yayınları

Eylül 2021328 sf.
13.50x19.50 cm2. Hamur
Ucuz Kitap Al

Kooperatifçilik hareketi tarihsel olarak geniş halk kesimlerinin kapitalizmin yarattığı tahribat karşısında zaman zaman imkanlarını zaman zaman kaynaklarını zaman zamansa üretim süreçlerini ortaklaştırma faaliyeti tekellerin aracıların yoksulluğun karşısında ayakta kalma ve dayanışma mücadelesi olmuştur Bu anlamda kooperatiflerin bir ortaklaşma ve dayanışma pratiği olarak küreselleşme sürecinin getirdiği yıkım ile birlikte yeniden gündem gelmesi ve giderek daha fazla tartışılması şaşırtıcı değildir Şirketlerden Kooperatiflere Rekabetten Dayanışma ya başlıklı bu çalışma konut eğitim gıda enerji gibi pek çok alanda toplumsal ihtiyaçlar alanında örgütlenen yeni kamusallıklar inşa etmeye çalışan katılımcı ve dayanışmacı ilkelerle organize edilen çeşitli kooperatiflerin Dünyada ve Türkiye deki örneklerini ortaya koymaktadır Şirket egemenliğinin sosyal ekonomik ve aynı zamanda ekolojik alanda yarattığı yıkıcı sonuçlar ve kriz gün geçtikçe derinleşirken tarım ve gıda alanında olduğu kadar yaşamın diğer alanlarında da dayanışmacı ve katılımcı temelde işleyen örneklerin inşa ediliyor olması umut vericidir Dolayısıyla birbirleriyle eklemlenerek faaliyet gösteren şirket tipi sermaye formları üretimden tüketime bütün sektörleri nasıl kontrol ediyorsa kooperatiflerin de birbirleriyle dayanışmacı katılımcı ilkelerle eklemlenerek birlik olmaları ve daha geniş ölçeklerde etkili olabilecekleri ağ ilişkileri ve kurumsal yapılar geliştirmeleri büyük bir gereklilik haline gelmektedir Bu gereklilik kendini örgütleyebildiği oranda şirketlerin distopik dünyasında eşitlikçi ve dayanışmacı ilkelerle kurulan yeni alternatifler kendisine gelişim gösterebileceği yeni alanlar bulacaktır Bu anlamda çalışma rekabetin karşısına dayanışmayı parçalanmanın ve yabancılaşmanın karşısına kolektiviteyi hiyerarşinin karşısında katılımcılığı ve eşitlikçi ilişkileri koyan bir yönetim anlayışıyla üretimden tüketime bir süreci organize etmeyi hedefleyen bir yeni den bahsetmektedir Bu yeni sistemin mağduru olan işçileri kadınları çiftçileri ve bütün ötekileştirilen kimlikleri temsil eden kurumların birbirinin eki olarak kendi sorunlarını bizzat kendisinin aşması ve özneleşmesi temelinde yeni ve alternatif bir kamusallığın inşasına işaret etmektedir İşte kooperatifler bir dayanışma formu olarak bu sürecin önemli parçalarından biridir Ancak kooperatiflerin kendi içlerinde eskinin kalıntılarını ve yeninin nüvelerini aynı oranda barındıran şirket egemenliğine karşı olduğu kadar sistemin hastalıklarını da taşıyabilen çelişkili formlar olarak karşımıza çıktığını söyleyebiliriz Krize Karşı Kooperatifler adlı çalışmada da üzerinde durulduğu gibi son dönemde kooperatif inisiyatiflerinin yeniden gelişmeye başlamasının arkasında iki temel dinamik yatmaktadır Bunlardan birincisi Türkiye de devletin kamusal hizmet ve görevlerinden çekilmeye başlamasıdır Bir diğeri de daha önce hiç olmadığı kadar faaliyet alanı genişleyen sermayenin ve şirketlerin artan egemenliğinin yaşamın bütün alanlarında ürettiği çok yönlü krizlerdir Dolayısıyla eski güvencelerini yitiren günden güne para meta ilişkilerinin beraberinde getirdiği işsizlik yabancılaşma güvencesizlik üretimden kopuş gibi toplumsal sorunlarla başa çıkmaya çalışan geniş halk kesimleri kendi kamusal pratiklerini dayanışmacı ve katılımcı bir zeminde inşa etme çabası önemlidir Bu eksende neoliberalizmin ve onun kurumları olan irili ufaklı şirket tipi örgütlenmelerin anti demokratik adil olmayan yapısının ürettiği sosyal sorunlar karşısında Dünyada ve Türkiye de yeni gelişen kooperatifleşme deneyimlerini ele alan çalışmalara tartışmalara yer verme çabası tam da emeğin ve doğanın sömürüsüne dayanan mevcut sistemi aşmaya çalışan bir perspektifle yeni kooperatifleşme hareketine akademik alandan küçük bir katkı yapma amacındadır Yayınevi Nota Bene Yayınları Yazar F Serkan Öngel Sayfa 328 Sayfa Kağıt 2 Hamur Boyut 13 50x19 50 cm Basım Yılı Eylül 2021 Barkod 9786052603185 Kategori Araştırma İnceleme Kuram

Kitap Yurdu
430,63

NOTABENE YAYINLARI

15.09.2021328 sf.
Karton Kapak13.5 x 19.5 cmKitap KağıdıTÜRKÇE
Kitap Yurdu

Kooperatifçilik hareketi tarihsel olarak geniş halk kesimlerinin kapitalizmin yarattığı tahribat karşısında zaman zaman imkanlarını zaman zaman kaynaklarını zaman zamansa üretim süreçlerini ortaklaştırma faaliyeti tekellerin aracıların yoksulluğun karşısında ayakta kalma ve dayanışma mücadelesi olmuştur Bu anlamda kooperatiflerin bir ortaklaşma ve dayanışma pratiği olarak küreselleşme sürecinin getirdiği yıkım ile birlikte yeniden gündem gelmesi ve giderek daha fazla tartışılması şaşırtıcı değildir Şirketlerden Kooperatiflere Rekabetten Dayanışma ya başlıklı bu çalışma konut eğitim gıda enerji gibi pek çok alanda toplumsal ihtiyaçlar alanında örgütlenen yeni kamusallıklar inşa etmeye çalışan katılımcı ve dayanışmacı ilkelerle organize edilen çeşitli kooperatiflerin Dünyada ve Türkiye deki örneklerini ortaya koymaktadır Şirket egemenliğinin sosyal ekonomik ve aynı zamanda ekolojik alanda yarattığı yıkıcı sonuçlar ve kriz gün geçtikçe derinleşirken tarım ve gıda alanında olduğu kadar yaşamın diğer alanlarında da dayanışmacı ve katılımcı temelde işleyen örneklerin inşa ediliyor olması umut vericidir Dolayısıyla birbirleriyle eklemlenerek faaliyet gösteren şirket tipi sermaye formları üretimden tüketime bütün sektörleri nasıl kontrol ediyorsa kooperatiflerin de birbirleriyle dayanışmacı katılımcı ilkelerle eklemlenerek birlik olmaları ve daha geniş ölçeklerde etkili olabilecekleri ağ ilişkileri ve kurumsal yapılar geliştirmeleri büyük bir gereklilik haline gelmektedir Bu gereklilik kendini örgütleyebildiği oranda şirketlerin distopik dünyasında eşitlikçi ve dayanışmacı ilkelerle kurulan yeni alternatifler kendisine gelişim gösterebileceği yeni alanlar bulacaktır Bu anlamda çalışma rekabetin karşısına dayanışmayı parçalanmanın ve yabancılaşmanın karşısına kolektiviteyi hiyerarşinin karşısında katılımcılığı ve eşitlikçi ilişkileri koyan bir yönetim anlayışıyla üretimden tüketime bir süreci organize etmeyi hedefleyen bir yeni den bahsetmektedir Bu yeni sistemin mağduru olan işçileri kadınları çiftçileri ve bütün ötekileştirilen kimlikleri temsil eden kurumların birbirinin eki olarak kendi sorunlarını bizzat kendisinin aşması ve özneleşmesi temelinde yeni ve alternatif bir kamusallığın inşasına işaret etmektedir İşte kooperatifler bir dayanışma formu olarak bu sürecin önemli parçalarından biridir Ancak kooperatiflerin kendi içlerinde eskinin kalıntılarını ve yeninin nüvelerini aynı oranda barındıran şirket egemenliğine karşı olduğu kadar sistemin hastalıklarını da taşıyabilen çelişkili formlar olarak karşımıza çıktığını söyleyebiliriz Krize Karşı Kooperatifler adlı çalışmada da üzerinde durulduğu gibi son dönemde kooperatif inisiyatiflerinin yeniden gelişmeye başlamasının arkasında iki temel dinamik yatmaktadır Bunlardan birincisi Türkiye de devletin kamusal hizmet ve görevlerinden çekilmeye başlamasıdır Bir diğeri de daha önce hiç olmadığı kadar faaliyet alanı genişleyen sermayenin ve şirketlerin artan egemenliğinin yaşamın bütün alanlarında ürettiği çok yönlü krizlerdir Dolayısıyla eski güvencelerini yitiren günden güne para meta ilişkilerinin beraberinde getirdiği işsizlik yabancılaşma güvencesizlik üretimden kopuş gibi toplumsal sorunlarla başa çıkmaya çalışan geniş halk kesimleri kendi kamusal pratiklerini dayanışmacı ve katılımcı bir zeminde inşa etme çabası önemlidir Bu eksende neoliberalizmin ve onun kurumları olan irili ufaklı şirket tipi örgütlenmelerin anti demokratik adil olmayan yapısının ürettiği sosyal sorunlar karşısında Dünyada ve Türkiye de yeni gelişen kooperatifleşme deneyimlerini ele alan çalışmalara tartışmalara yer verme çabası tam da emeğin ve doğanın sömürüsüne dayanan mevcut sistemi aşmaya çalışan bir perspektifle yeni kooperatifleşme hareketine akademik alandan küçük bir katkı yapma amacındadır

Nobel Kitap
461,10

Nota Bene Yayınları

2021328 sf.
Ciltsiz14x20 cm2. Hamur
Nobel Kitap

Kooperatifçilik hareketi tarihsel olarak geniş halk kesimlerinin kapitalizmin yarattığı tahribat karşısında zaman zaman imkanlarını zaman zaman kaynaklarını zaman zamansa üretim süreçlerini ortaklaştırma faaliyeti tekellerin aracıların yoksulluğun karşısında ayakta kalma ve dayanışma mücadelesi olmuştur Bu anlamda kooperatiflerin bir ortaklaşma ve dayanışma pratiği olarak küreselleşme sürecinin getirdiği yıkım ile birlikte yeniden gündem gelmesi ve giderek daha fazla tartışılması şaşırtıcı değildir Şirketlerden Kooperatiflere Rekabetten Dayanışma ya başlıklı bu çalışma konut eğitim gıda enerji gibi pek çok alanda toplumsal ihtiyaçlar alanında örgütlenen yeni kamusallıklar inşa etmeye çalışan katılımcı ve dayanışmacı ilkelerle organize edilen çeşitli kooperatiflerin Dünyada ve Türkiye deki örneklerini ortaya koymaktadır Şirket egemenliğinin sosyal ekonomik ve aynı zamanda ekolojik alanda yarattığı yıkıcı sonuçlar ve kriz gün geçtikçe derinleşirken tarım ve gıda alanında olduğu kadar yaşamın diğer alanlarında da dayanışmacı ve katılımcı temelde işleyen örneklerin inşa ediliyor olması umut vericidir Dolayısıyla birbirleriyle eklemlenerek faaliyet gösteren şirket tipi sermaye formları üretimden tüketime bütün sektörleri nasıl kontrol ediyorsa kooperatiflerin de birbirleriyle dayanışmacı katılımcı ilkelerle eklemlenerek birlik olmaları ve daha geniş ölçeklerde etkili olabilecekleri ağ ilişkileri ve kurumsal yapılar geliştirmeleri büyük bir gereklilik haline gelmektedir Bu gereklilik kendini örgütleyebildiği oranda şirketlerin distopik dünyasında eşitlikçi ve dayanışmacı ilkelerle kurulan yeni alternatifler kendisine gelişim gösterebileceği yeni alanlar bulacaktır Bu anlamda çalışma rekabetin karşısına dayanışmayı parçalanmanın ve yabancılaşmanın karşısına kolektiviteyi hiyerarşinin karşısında katılımcılığı ve eşitlikçi ilişkileri koyan bir yönetim anlayışıyla üretimden tüketime bir süreci organize etmeyi hedefleyen bir yeni den bahsetmekt

D&R
477,00

Nota Bene Yayınları

20211. baskı
Türkçe
D&R

Şirketlerden Kooperatiflere Rekabetten Dayanışmaya Tartışmalar Deneyimler