Sivası Kanayan Ev — Sadık Arslan

Sivası Kanayan Ev
Sadık ArslanKlaros Yayınları
Sivası Kanayan Ev
Sadık ArslanKaç yıldır gelmemiştim bu eve kaç yıldır yolculuğum yoktu anılara bu armut ağacı hep burada mıydı ne zaman dikilmiş ne zaman büyümüş ne kadar boynunu uzatmıştı Ya ikinci katın ahşap kapısı ne zamandır demir olmuştu ne zamandır tahta merdiven betona dönüşmüş ne zamandır samanlığın yerine garaj yapılmıştı Traktör yoktu kapıda römork pulluk da çoktan kaybolmuştu Izgara tapan kültivatör anadut ve dirgen de yoktu yerinde Bodrumda bir eski sarat bir kalbur bir kağnı tekeri Üst katta salonda kocaman bir LCD TV bir de nemlenmiş şofben banyoda Babamın anıları ve çalışma ortamıyla derin bir yolculuğa çıkmayı umarken bir sesle irkildim Devrimci buraya gel dedi Aliye ablam Ne diyorsun evi müteahhide vermeye Biz aramızda konuştuk anlaştık Peki dedim Verelim Sığınabileceğimiz bir liman gidebileceğimiz bir evimiz olmayacaktı artık Türkiye de Kendimi çıplak hissettim tıpkı yıllar önce hissettiğim gibi ODTÜ de okurken MİT in ajanlık teklifini reddedip fakülteyi bıraktığımda Şizofren teşhisi koymuştu doktor Annemi ve babamı uyutup gece servileri keserken Ağlıyor oğlum ağaçlar yapma Taa ben buradan duyuyorum hıçkırıklarını demişti annem Sahi bu evde yaşananları kaç paraya satacaktık nasıl yaşantımıza devam edebilecek nasıl anıları yok sayacaktık Müteahhit bu evde yaşananların parasını ödeyebilir miydi bize buna gücü yeter miydi Dışarıya çıktım hüzünle baktım eve Bu son bakıştı bunu biliyordum Evin sıvası bir yara gibi kanıyordu Sıvası dökülmüştü ağlıyordu sanki

Klaros Yayınları
Kaç yıldır gelmemiştim bu eve kaç yıldır yolculuğum yoktu anılara bu armut ağacı hep burada mıydı ne zaman dikilmiş ne zaman büyümüş ne kadar boynunu uzatmıştı Ya ikinci katın ahşap kapısı ne zamandır demir olmuştu ne zamandır tahta merdiven betona dönüşmüş ne zamandır samanlığın yerine garaj yapılmıştı Traktör yoktu kapıda römork pulluk da çoktan kaybolmuştu Izgara tapan kültivatör anadut ve dirgen de yoktu yerinde Bodrumda bir eski sarat bir kalbur bir kağnı tekeri Üst katta salonda kocaman bir LCD TV bir de nemlenmiş şofben banyoda Babamın anıları ve çalışma ortamıyla derin bir yolculuğa çıkmayı umarken bir sesle irkildim Devrimci buraya gel dedi Aliye ablam Ne diyorsun evi müteahhide vermeye Biz aramızda konuştuk anlaştık Peki dedim Verelim Sığınabileceğimiz bir liman gidebileceğimiz bir evimiz olmayacaktı artık Türkiye de Kendimi çıplak hissettim tıpkı yıllar önce hissettiğim gibi ODTÜ de okurken MİT in ajanlık teklifini reddedip fakülteyi bıraktığımda Şizofren teşhisi koymuştu doktor Annemi ve babamı uyutup gece servileri keserken Ağlıyor oğlum ağaçlar yapma Taa ben buradan duyuyorum hıçkırıklarını demişti annem Sahi bu evde yaşananları kaç paraya satacaktık nasıl yaşantımıza devam edebilecek nasıl anıları yok sayacaktık Müteahhit bu evde yaşananların parasını ödeyebilir miydi bize buna gücü yeter miydi Dışarıya çıktım hüzünle baktım eve Bu son bakıştı bunu biliyordum Evin sıvası bir yara gibi kanıyordu Sıvası dökülmüştü ağlıyordu sanki

Şey Kitap
Dışarıya çıktım hüzünle baktım eve Bu son bakıştı bunu biliyordum Evin sıvası bir yara gibi kanıyordu Sıvası dökülmüştü ağlıyordu sanki Duvarlar kiremit rengine dönüşmüş kanamıştı Gri renkli kuru beton yaralıydı Sıvası kanayan bir evimiz var artık demişti ablam Burada yaşananlar evle birlikte yok olmalıydı onlara göre Hiçbir şey demedim diyemedim Maraş ta işkencede de bir şey söylememiş hep direnmiştim ama artık direnecek gücüm yoktu Tıpkı bu ev gibiydim Yaralı suskun yalnız kanayan kırmızı ve kızıl

Şey Kitap
Dışarıya çıktım hüzünle baktım eve Bu son bakıştı bunu biliyordum Evin sıvası bir yara gibi kanıyordu Sıvası dökülmüştü ağlıyordu sanki Duvarlar kiremit rengine dönüşmüş kanamıştı Gri renkli kuru beton yaralıydı Sıvası kanayan bir evimiz var artık demişti ablam Burada yaşananlar evle birlikte yok olmalıydı onlara göre Hiçbir şey demedim diyemedim Maraş ta işkencede de bir şey söylememiş hep direnmiştim ama artık direnecek gücüm yoktu Tıpkı bu ev gibiydim Yaralı suskun yalnız kanayan kırmızı ve kızıl

Klaros Yayınları
Kaç yıldır gelmemiştim bu eve kaç yıldır yolculuğum yoktu anılara bu armut ağacı hep burada mıydı ne zaman dikilmiş ne zaman büyümüş ne kadar boynunu uzatmıştı Ya ikinci katın ahşap kapısı ne zamandır demir olmuştu ne zamandır tahta merdiven betona dönüşmüş ne zamandır samanlığın yerine garaj yapılmıştı Traktör yoktu kapıda römork pulluk da çoktan kaybolmuştu Izgara tapan kültivatör anadut ve dirgen de yoktu yerinde Bodrumda bir eski sarat bir kalbur bir kağnı tekeri Üst katta salonda kocaman bir LCD TV bir de nemlenmiş şofben banyoda Babamın anıları ve çalışma ortamıyla derin bir yolculuğa çıkmayı umarken bir sesle irkildim Devrimci buraya gel dedi Aliye ablam Ne diyorsun evi müteahhide vermeye Biz aramızda konuştuk anlaştık Peki dedim Verelim Sığınabileceğimiz bir liman gidebileceğimiz bir evimiz olmayacaktı artık Türkiye de Kendimi çıplak hissettim tıpkı yıllar önce hissettiğim gibi ODTÜ de okurken MİT in ajanlık teklifini reddedip fakülteyi bıraktığımda Şizofren teşhisi koymuştu doktor Annemi ve babamı uyutup gece servileri keserken Ağlıyor oğlum ağaçlar yapma Taa ben buradan duyuyorum hıçkırıklarını demişti annem Sahi bu evde yaşananları kaç paraya satacaktık nasıl yaşantımıza devam edebilecek nasıl anıları yok sayacaktık Müteahhit bu evde yaşananların parasını ödeyebilir miydi bize buna gücü yeter miydi Dışarıya çıktım hüzünle baktım eve Bu son bakıştı bunu biliyordum Evin sıvası bir yara gibi kanıyordu Sıvası dökülmüştü ağlıyordu sanki

Şey Kitap
Dışarıya çıktım hüzünle baktım eve Bu son bakıştı bunu biliyordum Evin sıvası bir yara gibi kanıyordu Sıvası dökülmüştü ağlıyordu sanki Duvarlar kiremit rengine dönüşmüş kanamıştı Gri renkli kuru beton yaralıydı Sıvası kanayan bir evimiz var artık demişti ablam Burada yaşananlar evle birlikte yok olmalıydı onlara göre Hiçbir şey demedim diyemedim Maraş ta işkencede de bir şey söylememiş hep direnmiştim ama artık direnecek gücüm yoktu Tıpkı bu ev gibiydim Yaralı suskun yalnız kanayan kırmızı ve kızıl

Şey Kitap
Dışarıya çıktım hüzünle baktım eve Bu son bakıştı bunu biliyordum Evin sıvası bir yara gibi kanıyordu Sıvası dökülmüştü ağlıyordu sanki Duvarlar kiremit rengine dönüşmüş kanamıştı Gri renkli kuru beton yaralıydı Sıvası kanayan bir evimiz var artık demişti ablam Burada yaşananlar evle birlikte yok olmalıydı onlara göre Hiçbir şey demedim diyemedim Maraş ta işkencede de bir şey söylememiş hep direnmiştim ama artık direnecek gücüm yoktu Tıpkı bu ev gibiydim Yaralı suskun yalnız kanayan kırmızı ve kızıl

Şyk Kitap
Dışarıya çıktım hüzünle baktım eve Bu son bakıştı bunu biliyordum Evin sıvası bir yara gibi kanıyordu Sıvası dökülmüştü ağlıyordu sanki Duvarlar kiremit rengine dönüşmüş kanamıştı Gri renkli kuru beton yaralıydı Sıvası kanayan bir evimiz var artık demişti ablam Burada yaşananlar evle birlikte yok olmalıydı onlara göre Hiçbir şey demedim diyemedim Maraş ta işkencede de bir şey söylememiş hep direnmiştim ama artık direnecek gücüm yoktu Tıpkı bu ev gibiydim Yaralı suskun yalnız kanayan kırmızı ve kızıl

Şyk Kitap
Dışarıya çıktım hüzünle baktım eve Bu son bakıştı bunu biliyordum Evin sıvası bir yara gibi kanıyordu Sıvası dökülmüştü ağlıyordu sanki Duvarlar kiremit rengine dönüşmüş kanamıştı Gri renkli kuru beton yaralıydı Sıvası kanayan bir evimiz var artık demişti ablam Burada yaşananlar evle birlikte yok olmalıydı onlara göre Hiçbir şey demedim diyemedim Maraş ta işkencede de bir şey söylememiş hep direnmiştim ama artık direnecek gücüm yoktu Tıpkı bu ev gibiydim Yaralı suskun yalnız kanayan kırmızı ve kızıl

Şyk Kitap
Dışarıya çıktım hüzünle baktım eve Bu son bakıştı bunu biliyordum Evin sıvası bir yara gibi kanıyordu Sıvası dökülmüştü ağlıyordu sanki Duvarlar kiremit rengine dönüşmüş kanamıştı Gri renkli kuru beton yaralıydı Sıvası kanayan bir evimiz var artık demişti ablam Burada yaşananlar evle birlikte yok olmalıydı onlara göre Hiçbir şey demedim diyemedim Maraş ta işkencede de bir şey söylememiş hep direnmiştim ama artık direnecek gücüm yoktu Tıpkı bu ev gibiydim Yaralı suskun yalnız kanayan kırmızı ve kızıl

Klaros
Kaç yıldır gelmemiştim bu eve kaç yıldır yolculuğum yoktu anılara bu armut ağacı hep burada mıydı ne zaman dikilmiş ne zaman büyümüş ne kadar boynunu uzatmıştı Ya ikinci katın ahşap kapısı ne zamandır demir olmuştu ne zamandır tahta merdiven betona dönüşmüş ne zamandır samanlığın yerine garaj yapılmıştı Traktör yoktu kapıda römork pulluk da çoktan kaybolmuştu Izgara tapan kültivatör anadut ve dirgen de yoktu yerinde Bodrumda bir eski sarat bir kalbur bir kağnı tekeri Üst katta salonda kocaman bir LCD TV bir de nemlenmiş şofben banyoda Babamın anıları ve çalışma ortamıyla derin bir yolculuğa çıkmayı umarken bir sesle irkildim Devrimci buraya gel dedi Aliye ablam Ne diyorsun evi müteahhide vermeye Biz aramızda konuştuk anlaştık Peki dedim Verelim Sığınabileceğimiz bir liman gidebileceğimiz bir evimiz olmayacaktı artık Türkiye de Kendimi çıplak hissettim tıpkı yıllar önce hissettiğim gibi ODTÜ de okurken MİT in ajanlık teklifini reddedip fakülteyi bıraktığımda Şizofren teşhisi koymuştu doktor Annemi ve babamı uyutup gece servileri keserken Ağlıyor oğlum ağaçlar yapma Taa ben buradan duyuyorum hıçkırıklarını demişti annem Sahi bu evde yaşananları kaç paraya satacaktık nasıl yaşantımıza devam edebilecek nasıl anıları yok sayacaktık Müteahhit bu evde yaşananların parasını ödeyebilir miydi bize buna gücü yeter miydi Dışarıya çıktım hüzünle baktım eve Bu son bakıştı bunu biliyordum Evin sıvası bir yara gibi kanıyordu Sıvası dökülmüştü ağlıyordu sanki