Son Dizdar — Namık Yıldırım

Son Dizdar
Namık Yıldırımİtalik Yayınları
Son Dizdar
Namık YıldırımKale Tuna nın kıyısında suyun ağır ve sabırlı akışına sırtını vermişti Nehir burada genişler akşamüstleri ise kurşuni bir renge bürünürdü Yerle gök birleşirdi sanki Bahar aylarında taşkın tehdidi olurdu ama o taşkınlar top sesleri kadar korkutucu değildi Kalenin etrafındaki toprak verimliydi Mısır ve buğday tarlaları surların gölgesine kadar sokulurdu Dizdar Abdullah Ağa Güney burcunda duruyor Tuna ya bakıyordu Nehir ağır ağır akıyordu Sanki hiçbir şey olmamış gibi Oysa bu su unutmuyordu Yergöğü nün yaşlıları hâlâ anlatırdı Yüz yıl önceki o bozgunu Tahta köprü faciasını Geri çekilen ordunun panik hâlini Top sesleri arasında çöken kirişleri Zırhıyla suya gömülen askerleri Bir Ekim sabahı Tuna insan yutmuştu Derlerdi ki su günlerce bulanık akmış kıyıya vuran cesetleri köylüler tanıyamamıştı Akıncı Ocağı nın belide o gün kırılmıştı Abdullah Ağa o hikâyeleri çocukken dinlemişti O zamanlar bu toprakların uğursuzluğuna inanmazdı Şimdi burcun üzerinde dururken aynı nehre bakıyordu Yüz yıl önce köprü çökmüştü Şimdi de surlar çöküyordu Tarih bazen farklı taşlarla aynı cümleyi kurardı Tanıtım Bülteninden

İtalik Yayınevi
Kale Tuna nın kıyısında suyun ağır ve sabırlı akışına sırtını vermişti Nehir burada genişler akşamüstleri ise kurşuni bir renge bürünürdü Yerle gök birleşirdi sanki Bahar aylarında taşkın tehdidi olurdu ama o taşkınlar top sesleri kadar korkutucu değildi Kalenin etrafındaki toprak verimliydi Mısır ve buğday tarlaları surların gölgesine kadar sokulurdu Dizdar Abdullah Ağa Güney burcunda duruyor Tuna ya bakıyordu Nehir ağır ağır akıyordu Sanki hiçbir şey olmamış gibi Oysa bu su unutmuyordu Yergöğü nün yaşlıları hâlâ anlatırdı Yüz yıl önceki o bozgunu Tahta köprü faciasını Geri çekilen ordunun panik hâlini Top sesleri arasında çöken kirişleri Zırhıyla suya gömülen askerleri Bir Ekim sabahı Tuna insan yutmuştu Derlerdi ki su günlerce bulanık akmış kıyıya vuran cesetleri köylüler tanıyamamıştı Akıncı Ocağı nın belide o gün kırılmıştı Abdullah Ağa o hikâyeleri çocukken dinlemişti O zamanlar bu toprakların uğursuzluğuna inanmazdı Şimdi burcun üzerinde dururken aynı nehre bakıyordu Yüz yıl önce köprü çökmüştü Şimdi de surlar çöküyordu Tarih bazen farklı taşlarla aynı cümleyi kurardı

İtalik Yayınevi
Kale Tuna nın kıyısında suyun ağır ve sabırlı akışına sırtını vermişti Nehir burada genişler akşamüstleri ise kurşuni bir renge bürünürdü Yerle gök birleşirdi sanki Bahar aylarında taşkın tehdidi olurdu ama o taşkınlar top sesleri kadar korkutucu değildi Kalenin etrafındaki toprak verimliydi Mısır ve buğday tarlaları surların gölgesine kadar sokulurdu Dizdar Abdullah Ağa Güney burcunda duruyor Tuna ya bakıyordu Nehir ağır ağır akıyordu Sanki hiçbir şey olmamış gibi Oysa bu su unutmuyordu Yergöğü nün yaşlıları hâlâ anlatırdı Yüz yıl önceki o bozgunu Tahta köprü faciasını Geri çekilen ordunun panik hâlini Top sesleri arasında çöken kirişleri Zırhıyla suya gömülen askerleri Bir Ekim sabahı Tuna insan yutmuştu Derlerdi ki su günlerce bulanık akmış kıyıya vuran cesetleri köylüler tanıyamamıştı Akıncı Ocağı nın belide o gün kırılmıştı Abdullah Ağa o hikâyeleri çocukken dinlemişti O zamanlar bu toprakların uğursuzluğuna inanmazdı Şimdi burcun üzerinde dururken aynı nehre bakıyordu Yüz yıl önce köprü çökmüştü Şimdi de surlar çöküyordu Tarih bazen farklı taşlarla aynı cümleyi kurardı

İtalik Kitaplar
Kale Tuna nın kıyısında suyun ağır ve sabırlı akışına sırtını vermişti Nehir burada genişler akşamüstleri ise kurşuni bir renge bürünürdü Yerle gök birleşirdi sanki Bahar aylarında taşkın tehdidi olurdu ama o taşkınlar top sesleri kadar korkutucu değildi Kalenin etrafındaki toprak verimliydi Mısır ve buğday tarlaları surların gölgesine kadar sokulurdu Dizdar Abdullah Ağa Güney burcunda duruyor Tuna ya bakıyordu Nehir ağır ağır akıyordu Sanki hiçbir şey olmamış gibi Oysa bu su unutmuyordu Yergöğü nün yaşlıları hâlâ anlatırdı Yüz yıl önceki o bozgunu Tahta köprü faciasını Geri çekilen ordunun panik hâlini Top sesleri arasında çöken kirişleri Zırhıyla suya gömülen askerleri Bir Ekim sabahı Tuna insan yutmuştu Derlerdi ki su günlerce bulanık akmış kıyıya vuran cesetleri köylüler tanıyamamıştı Akıncı Ocağı nın belide o gün kırılmıştı Abdullah Ağa o hikâyeleri çocukken dinlemişti O zamanlar bu toprakların uğursuzluğuna inanmazdı Şimdi burcun üzerinde dururken aynı nehre bakıyordu Yüz yıl önce köprü çökmüştü Şimdi de surlar çöküyordu Tarih bazen farklı taşlarla aynı cümleyi kurardı