Sonbahar Bitimi — Mehmet Erikli

Sonbahar Bitimi
Mehmet ErikliYitik Ülke Yayınları
Sonbahar Bitimi
Mehmet ErikliMehmet Erikli Sonbahar Bitimi adlı bu ilk deneme kitabında şehri insanları rüyaları uzaklıkları hayalleri ve yalnızlığı aşk ile anlatıyor Gün ışığının değdiği yer kadar şu yalnızlık ve onun iç kemiren eğri büğrü dişleri Sokak direklerine sürtüne sürtüne geçen bir dilencinin kaldırımlar üzerinde bıraktığı ve sadece karıncaların taşıdığı umutlar Böyle bir yalnızlık görülmedi ve hiç kimse dilencileri bu kadar perişan halde görmedi diyerek durduğu camın kıyısından ayrılarak binlerce umudun kaybolduğu ya da yeniden yeşerdiği otel odasının bir köşesine sanki bir anda vücuduna hastalık uğramış gibi çöküverdi titriyordu Nefes alıp verişleri sönmek üzere olan bir mumdan farksızdı ve beti benzi de sarıdan daha sarı haldeydi Onun yüzü sarıyı doğuran renkti Etrafına ve üfleyip yıkılabilecek kadar ince örülmüş tozdan duvarlara ürpererek baktı Önce gözlerini kaybetti odaların içinde ve sonra bakışlarını kefenledi içindeki unutulmuşluk hissi Kalemin kırılgan ucu gecenin bir yarısında dokununca kâğıtlara yepyeni bir dünya kuruldu kelimelerden Kelimelerin içlerinde yalnızlığı topladı karıncalar tozdan ince elleriyle ve karıncaların karınlarında ezilmiş bir üzümün buruk suyu gün ışığının sıcağında buharlaşarak kimsesizliğe karıştı

Yitik Ülke Yayınları

Yitik Ülke Yayınları
Sonbahar Bitimi img src https s3 eu west 1 amazonaws com dia kitadagitim ckeditor_assets pictures 53 content_1_original_original jpg alt height 15 width 15 font size 1 color white font img

YİTİK ÜLKE YAYINLARI
Mehmet Erikli Sonbahar Bitimi adlı bu ilk deneme kitabında şehri insanları rüyaları uzaklıkları hayalleri ve yalnızlığı aşk ile anlatıyor Gün ışığının değdiği yer kadar şu yalnızlık ve onun iç kemiren eğri büğrü dişleri Sokak direklerine sürtüne sürtüne geçen bir dilencinin kaldırımlar üzerinde bıraktığı ve sadece karıncaların taşıdığı umutlar Böyle bir yalnızlık görülmedi ve hiç kimse dilencileri bu kadar perişan halde görmedi diyerek durduğu camın kıyısından ayrılarak binlerce umudun kaybolduğu ya da yeniden yeşerdiği otel odasının bir köşesine sanki bir anda vücuduna hastalık uğramış gibi çöküverdi titriyordu Nefes alıp verişleri sönmek üzere olan bir mumdan farksızdı ve beti benzi de sarıdan daha sarı haldeydi Onun yüzü sarıyı doğuran renkti Etrafına ve üfleyip yıkılabilecek kadar ince örülmüş tozdan duvarlara ürpererek baktı Önce gözlerini kaybetti odaların içinde ve sonra bakışlarını kefenledi içindeki unutulmuşluk hissi Kalemin kırılgan ucu gecenin bir yarısında dokununca kâğıtlara yepyeni bir dünya kuruldu kelimelerden Kelimelerin içlerinde yalnızlığı topladı karıncalar tozdan ince elleriyle ve karıncaların karınlarında ezilmiş bir üzümün buruk suyu gün ışığının sıcağında buharlaşarak kimsesizliğe karıştı