Sosyoloji Araştırmaları — Yıldız Akpolat

Sosyoloji Araştırmaları
Yıldız AkpolatFenomen Yayıncılık
Sosyoloji Araştırmaları
Yıldız AkpolatSosyoloji Tarihi II Ders notları 19 Yy da sosyolojinin bilim olarak inşa sürecinden sonra 20 Yy da sosyolojinin işlevselci genel ontolojik yaklaşım ve pozitivist metodolojiyle kendini nasıl biçimlendirdiği tadil ettiği ile dönüştürdüğü temelinde bir anlayışla biçimlenmiştir 19 Yy Sosyolojisi Klasik ise 20Yy Sosyolojisini 80 lere kadar Modern olarak nitelendirebiliriz Genel eğilim değişen modern toplumu holistik kuramlarla kavramadır İşlevselcilik demek 60 ların başlarına kadar sosyolojinin kendisi demektir Sosyoloji zuhurunda kurucu babaları ile anılırken artık modern sosyolojide kuramlar ön plana çıkmaya başladı Yapısalcılık yapısal işlevselcilik ve veya sistemcilik Akademik sosyolojide Durkheim ın itibarlı yerini Parsons aldı ve onu işlevselciliği toplumsal gerçekliğe daha fazla yaklaştıran Merton takip etti Modern dönemde akademik sosyolojide öne çıkan hem işlevselci hem de çatışmacı teorisyenler artık Avrupalı değil Amerikalı idi Ya da Avrupa dan göç etmiş Avrupalılar söz konusudur Sorokin Frankfurt Okulu gibi Ancak sosyal düşüncenin geliştiği kıta değişmiştir Ancak değişmeyen holistik yaklaşımların uyumcu ya da çatışmacı olsun etkin olmasıdır Modern sosyoloji ikici ontoloji ve epistemoloji ile biçimlenirken Giddens ın 1984 de yayınlanan eseri modernden Çağdaş Sosyolojiye geçişi müjdeler İşlevselci uyumcu başlayan sosyoloji çatışma kuramları ile eleştirilerek kendini Merton da bir kez tadil eder 19 Yy ın vahşi kapitalist çağında çatışan değil uyum arayan insan zihninin ürünü olan işlevselci sosyoloji dayandığı pozitivist epistemolojinin nesnelliğine zıt olarak olması gereken uyumlu bir Batı toplumunu kurguluyordu Bunun karşısında ise Marks sosyolojisi Batılı kapitalist çatışmacı toplumun resmini çizdi Merton ile işlevselci sosyoloji değere değil çatışmaya doğru giden bir sosyoloji kuramını kurguladı 1930 larda aksiyonel yaklaşımlar akademide kendilerini hissettirir oldular Holistik işlevselci sosyoloji çatışmacı kuramlardan sonra bu kez aksiyonellerin hücumuna uğradı ve 1980 lerde Yeni işlevselcilik bir kez daha işlevselciliğin kendi içindeki eleştirel rehabilitasyonu olarak karşımıza çıktı Giddens ise modern sosyolojinin hem işlevselci holistik yaklaşımının hem de pozitivist epistemolojisinin tarih sahnesinden çekilişini ifade eder Modernlik kendi diyalektiğinde kendini yeniden yaratırken aslında köklerini hiç unutmadı Hegel ve Marks ve Weber ama illa ki diyalektik 1980 lerden 2000 lere doğru gelişen çağdaş sosyoloji uyum arayışı değil modernliğin özgürlük ve belirsiz yanlarına daha fazla vurgu yaptı ve daha fazla Simmel i hatırladı

Fenomen Yayıncılık
Bu kitabın içindeki sunumlar çeşitli konferans kongre ve sempozyum gibi bilimsel toplantılarda sunulmuş olan sosyoloji alanında yapılmış teorik ve uygulamalı araştırma ve projelerin özetlerini içermektedir Bildiri ve raporlar tam metin olarak daha önce kitap şeklinde basılmıştır Bu sunumların basımının amacı ise ders notları olarak ders anlatımlarında katkı sağlamaktır Söz konusu sunumların teorik ve uygulamalı çalışmaların daha kolay anlaşılabilmesi için bir zihinsel harita biçiminde katkı sağlayacağı düşünülmektedir

Fenomen Yayıncılık
ÖNSÖZ Bu kitap bir derleme Güzel bir derleme Ahmet Şuayip ile Sadık Rıfat Paşa üzerine çözümlemelerin arasında kalan bir derleme Dolayısıyla bir sürece işaret ediyor Hem de başı ile sonu arasında çok fazla fark olmayan bir sürece bir serüvene Aslında serüven yeni başlıyor Çalışma İstanbul Sosyoloji den başlıyor Bir yönü itibariyle de orada öğrenilenlerin bir zorlaması oluyor Ham materyalle de uğraşarak sosyoloji yapma ısrarının bir göstergesi Bunu ilahiyatçılar bunu tarihçiler yerine sosyologların yapabileceğine hem de daha iyi yapabileceğine dair bir ısrar Bu ısrar daha önce yayınlanan doktora tezinde de sürüyor Bunun öneminin altının belirgin bir şekilde çizilmesi lazım Kadim Doğu Batı sorunu Bu sorun sürüyor ve de sürecek Dolayısıyla hemen her metinde bir başka yanıyla sorgulanması gerek Kısa sürede tüketilebilecek bir konu da değil Üzerinde derinlemesine durulmayı gerektirecek temel bir mesele Bu kitapta yer alan metinler düşün dünyamızın geçmişine dair Tekin Alp ten Halim Sabit e ve bazı dergilere kadar bir yorumlama denemesi bir anlama gayreti Bunlarla belki tam tekmil bir tarihsel sosyolojiye yönelinmiyor ama Türkiye de bazı şeylerin Batıya bağımlı olarak yapılmadığının yapılmayabileceğinin de önemli bir göstergesi İstanbul Sosyoloji den başlayan bir serüvenin el yordamıyla bir devamı mahiyetinde Bu açıdan önemli Bu tarz çalışmaların bir başka türlüsü Metinlerin kendini anlatmasından ziyade metinleri anlama çabası Bir biçimde sosyoloji yapma denemesi Örnekleri arasında da bazı vasıflan yorumlama vasfı itibariyle temayüz edebilecek bir deneme Bu nedenle durduğu yeri doğru tespit etmek gerek Kitapta yer alan denemeler bütünü başı sonu şekillenmiş bütünlüklü metinlerden daha olumlu bir noktada duruyor Bütünlüklü çalışmalar daha genel anlamda sosyoloji yapmayı deniyor Sosyoloji yapmayı daha soyut düzeyde denerken belki de zaman zaman Türkiye de sosyoloji yaptığını Türk sosyolojisi yaptığını unutuyor Halbuki genel anlamda Yıldız Akpolat Türkiye de sosyoloji yaptığının farkında Doğu Batı farklılaşmasının temel bir ayrım olduğunun hala bilincinde Çalışma bir ölçüde biraz farklı bir şeylerin olduğunun da bir işareti Sanki pek belirgin olmayan bir değişim gibi Bu noktanın üzerinde biraz da olsa durulmalı Ama her şey bir yana sosyoloji yapmayı deneyen bir sosyologun Türkiye de sosyoloji yapmanın şartlannı düşündüğü sürece bu kitapların daha âlâlarını yazacak bir donanıma sahip olduğu aşikâr Dolayısıyla bu kitaplar hakkında yapılacak tahliller sadece mevcut metinler üzerinde düşünce beyan etmek değil bir süreç hakkında mütalaada bulunmak anlamına geliyor Bir yanıyla tarihsel sosyoloji bir yanıyla Türkiye de sosyoloji yapmanın şartlarını düşünmek ilerideki metinlerin boyutlarını bir biçimde şekillendiriyor Dolayısıyla umutvar olmanın şartları da bütünüyle mevcut Aslında bu kitapta yer alan metinler daha bir keyifle okunulabilecek metinler Çünkü bu metinler daha bütünlüklü kitaplara göre somut düşünsel metinlere daha az yukarıdan bakan daha az mesafeli duran çalışmalar İnsan ister istemez bütünlüklü çalışmaların her türlü tezlerin kişiyi nasıl daralttığını zaten bir biçimde fark ediyor Bunun fark edilmemesi mümkün değil Demek ki farklılıkları da buradan geliyor Tezlerde temel bir sorun var Özellikle konuyla ilgisiz jüri üyelerine bazı şeyleri anlatmak deveye hendek atlatmaktan zor Tarihin sosyolojik yorumu konusunda vahim bir değerlendirme örneği meselenin olanca açıklığıyla anlaşılmasını sağlar Öte yandan Batılılaşma düşüncesinde zaman içinde sürekliliğin veya benzerliğin olduğu savının tezi Türkiye de Batılılaşmanın gerçekleşmemesinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı sorusu havadadır Bu nedenle tezde savlanan dün bugün sürekliliği bu bağlamda anlamını yitirmektedir Diğer bir ifade ile Türkiye eğer Batılılaşmış olsaydı süreklilik ortadan kalkacak ya da süreksizlik tezi mi kanıtlanmış olacaktı Aytül Kasapoğlu nun jüri raporundan Bu ibare kişinin Türkiye de Batı

Fenomen Yayıncılık
Sosyoloji Tarihi II Ders notları 19 Yy da sosyolojinin bilim olarak inşa sürecinden sonra 20 Yy da sosyolojinin işlevselci genel ontolojik yaklaşım ve pozitivist metodolojiyle kendini nasıl biçimlendirdiği tadil ettiği ile dönüştürdüğü temelinde bir anlayışla biçimlenmiştir 19 Yy Sosyolojisi Klasik ise 20Yy Sosyolojisini 80 lere kadar Modern olarak nitelendirebiliriz Genel eğilim değişen modern toplumu holistik kuramlarla kavramadır İşlevselcilik demek 60 ların başlarına kadar sosyolojinin kendisi demektir Sosyoloji zuhurunda kurucu babaları ile anılırken artık modern sosyolojide kuramlar ön plana çıkmaya başladı Yapısalcılık yapısal işlevselcilik ve veya sistemcilik Akademik sosyolojide Durkheim ın itibarlı yerini Parsons aldı ve onu işlevselciliği toplumsal gerçekliğe daha fazla yaklaştıran Merton takip etti Modern dönemde akademik sosyolojide öne çıkan hem işlevselci hem de çatışmacı teorisyenler artık Avrupalı değil Amerikalı idi Ya da Avrupa dan göç etmiş Avrupalılar söz konusudur Sorokin Frankfurt Okulu gibi Ancak sosyal düşüncenin geliştiği kıta değişmiştir Ancak değişmeyen holistik yaklaşımların uyumcu ya da çatışmacı olsun etkin olmasıdır Modern sosyoloji ikici ontoloji ve epistemoloji ile biçimlenirken Giddens ın 1984 de yayınlanan eseri modernden Çağdaş Sosyolojiye geçişi müjdeler İşlevselci uyumcu başlayan sosyoloji çatışma kuramları ile eleştirilerek kendini Merton da bir kez tadil eder 19 Yy ın vahşi kapitalist çağında çatışan değil uyum arayan insan zihninin ürünü olan işlevselci sosyoloji dayandığı pozitivist epistemolojinin nesnelliğine zıt olarak olması gereken uyumlu bir Batı toplumunu kurguluyordu Bunun karşısında ise Marks sosyolojisi Batılı kapitalist çatışmacı toplumun resmini çizdi Merton ile işlevselci sosyoloji değere değil çatışmaya doğru giden bir sosyoloji kuramını kurguladı 1930 larda aksiyonel yaklaşımlar akademide kendilerini hissettirir oldular Holistik işlevselci sosyoloji çatışmacı kuramlardan sonra bu kez aksiyonellerin hücumuna uğradı ve 1980 lerde Yeni işlevselcilik bir kez daha işlevselciliğin kendi içindeki eleştirel rehabilitasyonu olarak karşımıza çıktı Giddens ise modern sosyolojinin hem işlevselci holistik yaklaşımının hem de pozitivist epistemolojisinin tarihsahnesinden çekilişini ifade eder Modernlik kendi diyalektiğinde kendini yeniden yaratırken aslında köklerinihiç unutmadı Hegel ve Marks ve Weber ama illa ki diyalektik 1980 lerden 2000 lere doğru gelişen çağdaşsosyoloji uyum arayışı değil modernliğin özgürlük ve belirsiz yanlarına daha fazla vurgu yaptı ve daha fazlaSimmel i hatırladı

Fenomen Yayıncılık
Sosyoloji Tarihi II Ders notları 19 Yy da sosyolojinin bilim olarak inşa sürecinden sonra 20 Yy da sosyolojinin işlevselci genel ontolojik yaklaşım ve pozitivist metodolojiyle kendini nasıl biçimlendirdiği tadil ettiği ile dönüştürdüğü temelinde bir anlayışla biçimlenmiştir 19 Yy Sosyolojisi Klasik ise 20Yy Sosyolojisini 80 lere kadar Modern olarak nitelendirebiliriz Genel eğilim değişen modern toplumu holistik kuramlarla kavramadır İşlevselcilik demek 60 ların başlarına kadar sosyolojinin kendisi demektir Sosyoloji zuhurunda kurucu babaları ile anılırken artık modern sosyolojide kuramlar ön plana çıkmaya başladı Yapısalcılık yapısal işlevselcilik ve veya sistemcilik Akademik sosyolojide Durkheim ın itibarlı yerini Parsons aldı ve onu işlevselciliği toplumsal gerçekliğe daha fazla yaklaştıran Merton takip etti Modern dönemde akademik sosyolojide öne çıkan hem işlevselci hem de çatışmacı teorisyenler artık Avrupalı değil Amerikalı idi Ya da Avrupa dan göç etmiş Avrupalılar söz konusudur Sorokin Frankfurt Okulu gibi Ancak sosyal düşüncenin geliştiği kıta değişmiştir Ancak değişmeyen holistik yaklaşımların uyumcu ya da çatışmacı olsun etkin olmasıdır Modern sosyoloji ikici ontoloji ve epistemoloji ile biçimlenirken Giddens ın 1984 de yayınlanan eseri modernden Çağdaş Sosyolojiye geçişi müjdeler İşlevselci uyumcu başlayan sosyoloji çatışma kuramları ile eleştirilerek kendini Merton da bir kez tadil eder 19 Yy ın vahşi kapitalist çağında çatışan değil uyum arayan insan zihninin ürünü olan işlevselci sosyoloji dayandığı pozitivist epistemolojinin nesnelliğine zıt olarak olması gereken uyumlu bir Batı toplumunu kurguluyordu Bunun karşısında ise Marks sosyolojisi Batılı kapitalist çatışmacı toplumun resmini çizdi Merton ile işlevselci sosyoloji değere değil çatışmaya doğru giden bir sosyoloji kuramını kurguladı 1930 larda aksiyonel yaklaşımlar akademide kendilerini hissettirir oldular Holistik işlevselci sosyoloji çatışmacı kuramlardan sonra bu kez aksiyonellerin hücumuna uğradı ve 1980 lerde Yeni işlevselcilik bir kez daha işlevselciliğin kendi içindeki eleştirel rehabilitasyonu olarak karşımıza çıktı Giddens ise modern sosyolojinin hem işlevselci holistik yaklaşımının hem de pozitivist epistemolojisinin tarih sahnesinden çekilişini ifade eder Modernlik kendi diyalektiğinde kendini yeniden yaratırken aslında köklerini hiç unutmadı Hegel ve Marks ve Weber ama illa ki diyalektik 1980 lerden 2000 lere doğru gelişen çağdaş sosyoloji uyum arayışı değil modernliğin özgürlük ve belirsiz yanlarına daha fazla vurgu yaptı ve daha fazla Simmel i hatırladı

Fenomen Yayıncılık
Yıldız Akpolat tarafından kaleme alınan Sosyoloji Tarihi 2 Fenomen Yayıncılık eseri olarak okurlarla buluşuyor Sosyoloji Tarihi 2 Yıldız Akpolat Kitap Özeti Sosyoloji Tarihi II Ders notları 19 Yy da sosyolojinin bilim olarak inşa sürecinden sonra 20 Yy da sosyolojinin işlevselci genel ontolojik yaklaşım ve pozitivist metodolojiyle kendini nasıl biçimlendirdiği tadil ettiği ile dönüştürdüğü temelinde bir anlayışla biçimlenmiştir 19 Yy Sosyolojisi Klasik ise 20Yy Sosyolojisini 80 lere kadar Modern olarak nitelendirebiliriz Genel eğilim değişen modern toplumu holistik kuramlarla kavramadır İşlevselcilik demek 60 ların başlarına kadar sosyolojinin kendisi demektir Sosyoloji zuhurunda kurucu babaları ile anılırken artık modern sosyolojide kuramlar ön plana çıkmaya başladı Yapısalcılık yapısal işlevselcilik ve veya sistemcilik Akademik sosyolojide Durkheim ın itibarlı yerini Parsons aldı ve onu işlevselciliği toplumsal gerçekliğe daha fazla yaklaştıran Merton takip etti Modern dönemde akademik sosyolojide öne çıkan hem işlevselci hem de çatışmacı teorisyenler artık Avrupalı değil Amerikalı idi Ya da Avrupa dan göç etmiş Avrupalılar söz konusudur Sorokin Frankfurt Okulu gibi Ancak sosyal düşüncenin geliştiği kıta değişmiştir Ancak değişmeyen holistik yaklaşımların uyumcu ya da çatışmacı olsun etkin olmasıdır Modern sosyoloji ikici ontoloji ve epistemoloji ile biçimlenirken Giddens ın 1984 de yayınlanan eseri modernden Çağdaş Sosyolojiye geçişi müjdeler İşlevselci uyumcu başlayan sosyoloji çatışma kuramları ile eleştirilerek kendini Merton da bir kez tadil eder 19 Yy ın vahşi kapitalist çağında çatışan değil uyum arayan insan zihninin ürünü olan işlevselci sosyoloji dayandığı pozitivist epistemolojinin nesnelliğine zıt olarak olması gereken uyumlu bir Batı toplumunu kurguluyordu Bunun karşısında ise Marks sosyolojisi Batılı kapitalist çatışmacı toplumun resmini çizdi Merton ile işlevselci sosyoloji değere değil çatışmaya doğru giden bir sosyoloji kuramını kurguladı 1930 larda aksiyonel yaklaşımlar akademide kendilerini hissettirir oldular Holistik işlevselci sosyoloji çatışmacı kuramlardan sonra bu kez aksiyonellerin hücumuna uğradı ve 1980 lerde Yeni işlevselcilik bir kez daha işlevselciliğin kendi içindeki eleştirel rehabilitasyonu olarak karşımıza çıktı Giddens ise modern sosyolojinin hem işlevselci holistik yaklaşımının hem de pozitivist epistemolojisinin tarih sahnesinden çekilişini ifade eder Modernlik kendi diyalektiğinde kendini yeniden yaratırken aslında köklerini hiç unutmadı Hegel ve Marks ve Weber ama illa ki diyalektik 1980 lerden 2000 lere doğru gelişen çağdaş sosyoloji uyum arayışı değil modernliğin özgürlük ve belirsiz yanlarına daha fazla vurgu yaptı ve daha fazla Simmel i hatırladı Yayınevi Fenomen Yayıncılık Yazar Yıldız Akpolat Sayfa 80 Sayfa Kağıt 2 Hamur Boyut 13 50x20 00 cm Basım Yılı Nisan 2015 Barkod 9786054370047 Kategori Akademik Kitaplar Diğer İnsan ve Toplum Genel Sosyoloji Sosyolojiye Giriş

Fenomen Yayıncılık
Sosyoloji Tarihi II Ders notları 19 Yy da sosyolojinin bilim olarak inşa sürecinden sonra 20 Yy da sosyolojinin işlevselci genel ontolojik yaklaşım ve pozitivist metodolojiyle kendini nasıl biçimlendirdiği tadil ettiği ile dönüştürdüğü temelinde bir anlayışla biçimlenmiştir 19 Yy Sosyolojisi Klasik ise 20Yy Sosyolojisini 80 lere kadar Modern olarak nitelendirebiliriz Genel eğilim değişen modern toplumu holistik kuramlarla kavramadır İşlevselcilik demek 60 ların başlarına kadar sosyolojinin kendisi demektir Sosyoloji zuhurunda kurucu babaları ile anılırken artık modern sosyolojide kuramlar ön plana çıkmaya başladı Yapısalcılık yapısal işlevselcilik ve veya sistemcilik Akademik sosyolojide Durkheim ın itibarlı yerini Parsons aldı ve onu işlevselciliği toplumsal gerçekliğe daha fazla yaklaştıran Merton takip etti Modern dönemde akademik sosyolojide öne çıkan hem işlevselci hem de çatışmacı teorisyenler artık Avrupalı değil Amerikalı idi Ya da Avrupa dan göç etmiş Avrupalılar söz konusudur Sorokin Frankfurt Okulu gibi Ancak sosyal düşüncenin geliştiği kıta değişmiştir Ancak değişmeyen holistik yaklaşımların uyumcu ya da çatışmacı olsun etkin olmasıdır Modern sosyoloji ikici ontoloji ve epistemoloji ile biçimlenirken Giddens ın 1984 de yayınlanan eseri modernden Çağdaş Sosyolojiye geçişi müjdeler İşlevselci uyumcu başlayan sosyoloji çatışma kuramları ile eleştirilerek kendini Merton da bir kez tadil eder 19 Yy ın vahşi kapitalist çağında çatışan değil uyum arayan insan zihninin ürünü olan işlevselci sosyoloji dayandığı pozitivist epistemolojinin nesnelliğine zıt olarak olması gereken uyumlu bir Batı toplumunu kurguluyordu Bunun karşısında ise Marks sosyolojisi Batılı kapitalist çatışmacı toplumun resmini çizdi Merton ile işlevselci sosyoloji değere değil çatışmaya doğru giden bir sosyoloji kuramını kurguladı 1930 larda aksiyonel yaklaşımlar akademide kendilerini hissettirir oldular Holistik işlevselci sosyoloji çatışmacı kuramlar

Fenomen Yayıncılık
Bu kitabın içindeki sunumlar çeşitli konferans kongre ve sempozyum gibi bilimsel toplantılarda sunulmuş olan sosyoloji alanında yapılmış teorik ve uygulamalı araştırma ve projelerin özetlerini içermektedir Bildiri ve raporlar tam metin olarak daha önce kitap şeklinde basılmıştır Bu sunumların basımının amacı ise ders notları olarak ders anlatımlarında katkı sağlamaktır Söz konusu sunumların teorik ve uygulamalı çalışmaların daha kolay anlaşılabilmesi için bir zihinsel harita biçiminde katkı sağlayacağı düşünülmektedir

Fenomen Yayıncılık
Bu kitap bir derleme Güzel bir derleme Ahmet Şuayip ile Sadık Rıfat Paşa üzerine çözümlemelerin arasında kalan bir derleme Dolayısıyla bir süreci işaret ediyor Hem de başı ile sonu arasında çok fazla fark olmayan bir süreci bir serüveni Aslında serüven yeni başlıyor Çalışma İstanbul Sosyoloji den başlıyor Bir yönü itibariyle de orada öğrenilenlerin bir zorlaması oluyor Ham materyalle de uğraşarak sosyoloji yapma ısrarının bir göstergesi Bunu ilahiyatçılar bunu tarihçiler yerine sosyologların yapabileceğine hem de daha iyi yapabileceğine dair bir ısrar Bu ısrar daha önce yayınlanan doktora tezinde de sürüyor Bunun öneminin altının belirgin bir şekilde çizilmesi lazım Kadim Doğu Batı sorunu Bu sorun sürüyor ve de sürecek Dolayısıyla hemen her metinde bir başka yanıyla sorgulanması gerek Kısa sürede tüketilebilecek bir konu da değil Üzerinde derinlemesine durulmayı gerektirecek temel bir mesele Bu kitapta yer alan metinler düşün dünyamızın geçmişine dair Tekin Alp ten Halim Sabit e ve bazı dergilere kadar bir yorumlama denemesi bir anlama gayreti Bunlarla belki tam tekmil bir tarihsel sosyolojiye yönelinmiyor ama Türkiye de bazı şeylerin Batıya bağımlı olarak yapılmadığının yapılmayabileceğinin de önemli bir göstergesi İstanbul Sosyoloji den başlayan bir serüvenin el yordamıyla bir devamı mahiyetinde Bu açıdan önemli Bu tarz çalışmaların bir başka türlüsü Metinlerin kendini anlatmasından ziyade metinleri anlama çabası Bir biçimde sosyoloji yapma denemesi Örnekleri arasında da bazı vasıflan yorumlama vasfı itibariyle temayüz edebilecek bir deneme Bu nedenle durduğu yeri doğru tespit etmek gerek Kitapta yer alan denemeler bütünü başı sonu şekillenmiş bütünlüklü metinlerden daha olumlu bir noktada duruyor Bütünlüklü çalışmalar daha genel anlamda sosyoloji yapmayı deniyor Sosyoloji yapmayı daha soyut düzeyde denerken belki de zaman zaman Türkiye de sosyoloji yaptığını Türk sosyolojisi yaptığını unutuyor Halbuki genel anlamda Yıldız Akpolat Türkiye de sosyoloji yaptığının farkında Doğu Batı farklılaşmasının temel bir ayrım olduğunun hala bilincinde Çalışma bir ölçüde biraz farklı bir şeylerin olduğunun da bir işareti Sanki pek belirgin olmayan bir değişim gibi Bu noktanın üzerinde biraz da olsa durulmalı Ama her şey bir yana sosyoloji yapmayı deneyen bir sosyoloğun Türkiye de sosyoloji yapmanın şartlannı düşündüğü sürece bu kitapların daha alalarını yazacak bir donanıma sahip olduğu aşikar Dolayısıyla bu kitaplar hakkında yapılacak tahliller sadece mevcut metinler üzerinde düşünce beyan etmek değil bir süreç hakkında mütalaada bulunmak anlamına geliyor Bir yanıyla tarihsel sosyoloji bir yanıyla Türkiye de sosyoloji yapmanın şartlarını düşünmek ilerideki metinlerin boyutlarını bir biçimde şekillendiriyor Dolayısıyla umutvar olmanın şartları da bütünüyle mevcut Aslında bu kitapta yer alan metinler daha bir keyifle okunulabilecek metinler Çünkü bu metinler daha bütünlüklü kitaplara göre somut düşünsel metinlere daha az yukarıdan bakan daha az mesafeli duran çalışmalar İnsan ister istemez bütünlüklü çalışmaların her türlü tezlerin kişiyi nasıl daralttığını zaten bir biçimde fark ediyor Bunun fark edilmemesi mümkün değil Demek ki farklılıkları da buradan geliyor Tezlerde temel bir sorun var Özellikle konuyla ilgisiz jüri üyelerine bazı şeyleri anlatmak deveye hendek atlatmaktan zor Tarihin sosyolojik yorumu konusunda vahim bir değerlendirme örneği meselenin olanca açıklığıyla anlaşılmasını sağlar Öte yandan Batılılaşma düşüncesinde zaman içinde sürekliliğin veya benzerliğin olduğu savının tezi Türkiye de Batılılaşmanın gerçekleşmemesinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı sorusu havadadır Bu nedenle tezde savlanan dün bugün sürekliliği bu bağlamda anlamını yitirmektedir Diğer bir ifade ile Türkiye eğer Batılılaşmış olsaydı süreklilik ortadan kalkacak ya da süreksizlik tezi mi kanıtlanmış olacaktı Aytül Kasapoğlu nun jüri raporundan Bu ibare kişinin Türkiye de Batılılaşma konusunda ne kadar az bilgili olduğunu ona bu konuda hemen hiç bir şey anlatılamayacağını göstermekte Dolayısıyla Türkiye de sosyoloji yapmakla sosyoloji yapmak arasında gidip gelen metinler Türkiye de sosyoloji yapıldığının farkına varıldıkça daha bir gelişkinlik kazanacak Yıldız Akpolat ın çalışmaları için de aynı şey söz konusu Bu umut bu kitabın satırlarında hep var Var olmaya da hep devam edecek Konunun fazla irdelenmesinin anlamı yok Aslında Yıldız Akpolat yazma eyleminde kararlılığı ısrarı inadı güzelleştiren tutumuyla hangi konu üzerinde çalışsa nitelikli ürünler veriyor Kurtuluş Kayalı

Fenomen Yayıncılık
Bu kitabın içindeki sunumlar çeşitli konferans kongre ve sempozyum gibi bilimsel toplantılarda sunulmuş olan sosyoloji alanında yapılmış teorik ve uygulamalı araştırma ve projelerin özetlerini içermektedir Bildiri ve raporlar tam metin olarak daha önce kitap şeklinde basılmıştır Bu sunumların basımının amacı ise ders notları olarak ders anlatımlarında katkı sağlamaktır Söz konusu sunumların teorik ve uygulamalı çalışmaların daha kolay anlaşılabilmesi için bir zihinsel harita biçiminde katkı sağlayacağı düşünülmektedir

Fenomen Yayıncılık
Bu kitap bir derleme Güzel bir derleme Ahmet Şuayip ile Sadık Rıfat Paşa üzerine çözümlemelerin arasında kalan bir derleme Dolayısıyla bir süreci işaret ediyor Hem de başı ile sonu arasında çok fazla fark olmayan bir süreci bir serüveni Aslında serüven yeni başlıyor Çalışma İstanbul Sosyoloji den başlıyor Bir yönü itibariyle de orada öğrenilenlerin bir zorlaması oluyor Ham materyalle de uğraşarak sosyoloji yapma ısrarının bir göstergesi Bunu ilahiyatçılar bunu tarihçiler yerine sosyologların yapabileceğine hem de daha iyi yapabileceğine dair bir ısrar Bu ısrar daha önce yayınlanan doktora tezinde de sürüyor Bunun öneminin altının belirgin bir şekilde çizilmesi lazım Kadim Doğu Batı sorunu Bu sorun sürüyor ve de sürecek Dolayısıyla hemen her metinde bir başka yanıyla sorgulanması gerek Kısa sürede tüketilebilecek bir konu da değil Üzerinde derinlemesine durulmayı gerektirecek temel bir mesele Bu kitapta yer alan metinler düşün dünyamızın geçmişine dair Tekin Alp ten Halim Sabit e ve bazı dergilere kadar bir yorumlama denemesi bir anlama gayreti Bunlarla belki tam tekmil bir tarihsel sosyolojiye yönelinmiyor ama Türkiye de bazı şeylerin Batıya bağımlı olarak yapılmadığının yapılmayabileceğinin de önemli bir göstergesi İstanbul Sosyoloji den başlayan bir serüvenin el yordamıyla bir devamı mahiyetinde Bu açıdan önemli Bu tarz çalışmaların bir başka türlüsü Metinlerin kendini anlatmasından ziyade metinleri anlama çabası Bir biçimde sosyoloji yapma denemesi Örnekleri arasında da bazı vasıflan yorumlama vasfı itibariyle temayüz edebilecek bir deneme Bu nedenle durduğu yeri doğru tespit etmek gerek Kitapta yer alan denemeler bütünü başı sonu şekillenmiş bütünlüklü metinlerden daha olumlu bir noktada duruyor Bütünlüklü çalışmalar daha genel anlamda sosyoloji yapmayı deniyor Sosyoloji yapmayı daha soyut düzeyde denerken belki de zaman zaman Türkiye de sosyoloji yaptığını Türk sosyolojisi yaptığını unutuyor Halbuki genel anlamda Yıldız Akpolat Türkiye de sosyoloji yaptığının farkında Doğu Batı farklılaşmasının temel bir ayrım olduğunun hala bilincinde Çalışma bir ölçüde biraz farklı bir şeylerin olduğunun da bir işareti Sanki pek belirgin olmayan bir değişim gibi Bu noktanın üzerinde biraz da olsa durulmalı Ama her şey bir yana sosyoloji yapmayı deneyen bir sosyoloğun Türkiye de sosyoloji yapmanın şartlannı düşündüğü sürece bu kitapların daha alalarını yazacak bir donanıma sahip olduğu aşikar Dolayısıyla bu kitaplar hakkında yapılacak tahliller sadece mevcut metinler üzerinde düşünce beyan etmek değil bir süreç hakkında mütalaada bulunmak anlamına geliyor Bir yanıyla tarihsel sosyoloji bir yanıyla Türkiye de sosyoloji yapmanın şartlarını düşünmek ilerideki metinlerin boyutlarını bir biçimde şekillendiriyor Dolayısıyla umutvar olmanın şartları da bütünüyle mevcut Aslında bu kitapta yer alan metinler daha bir keyifle okunulabilecek metinler Çünkü bu metinler daha bütünlüklü kitaplara göre somut düşünsel metinlere daha az yukarıdan bakan daha az mesafeli duran çalışmalar İnsan ister istemez bütünlüklü çalışmaların her türlü tezlerin kişiyi nasıl daralttığını zaten bir biçimde fark ediyor Bunun fark edilmemesi mümkün değil Demek ki farklılıkları da buradan geliyor Tezlerde temel bir sorun var Özellikle konuyla ilgisiz jüri üyelerine bazı şeyleri anlatmak deveye hendek atlatmaktan zor Tarihin sosyolojik yorumu konusunda vahim bir değerlendirme örneği meselenin olanca açıklığıyla anlaşılmasını sağlar Öte yandan Batılılaşma düşüncesinde zaman içinde sürekliliğin veya benzerliğin olduğu savının tezi Türkiye de Batılılaşmanın gerçekleşmemesinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı sorusu havadadır Bu nedenle tezde savlanan dün bugün sürekliliği bu bağlamda anlamını yitirmektedir Diğer bir ifade ile Türkiye eğer Batılılaşmış olsaydı süreklilik ortadan kalkacak ya da süreksizlik tezi mi kanıtlanmış olacaktı Aytül Kasapoğlu nun jüri raporundan Bu ibare kişinin Türkiye de Batılılaşma konusunda ne kadar az bilgili olduğunu ona bu konuda hemen hiç bir şey anlatılamayacağını göstermekte Dolayısıyla Türkiye de sosyoloji yapmakla sosyoloji yapmak arasında gidip gelen metinler Türkiye de sosyoloji yapıldığının farkına varıldıkça daha bir gelişkinlik kazanacak Yıldız Akpolat ın çalışmaları için de aynı şey söz konusu Bu umut bu kitabın satırlarında hep var Var olmaya da hep devam edecek Konunun fazla irdelenmesinin anlamı yok Aslında Yıldız Akpolat yazma eyleminde kararlılığı ısrarı inadı güzelleştiren tutumuyla hangi konu üzerinde çalışsa nitelikli ürünler veriyor Kurtuluş Kayalı

Fenomen Yayıncılık
Bu kitap bir derleme Güzel bir derleme Ahmet Şuayip ile Sadık Rıfat Paşa üzerine çözümlemelerin arasında kalan bir derleme Dolayısıyla bir süreci işaret ediyor Hem de başı ile sonu arasında çok fazla fark olmayan bir süreci bir serüveni Aslında serüven yeni başlıyor Çalışma İstanbul Sosyoloji den başlıyor Bir yönü itibariyle de orada öğrenilenlerin bir zorlaması oluyor Ham materyalle de uğraşarak sosyoloji yapma ısrarının bir göstergesi Bunu ilahiyatçılar bunu tarihçiler yerine sosyologların yapabileceğine hem de daha iyi yapabileceğine dair bir ısrar Bu ısrar daha önce yayınlanan doktora tezinde de sürüyor Bunun öneminin altının belirgin bir şekilde çizilmesi lazım Kadim Doğu Batı sorunu Bu sorun sürüyor ve de sürecek Dolayısıyla hemen her metinde bir başka yanıyla sorgulanması gerek Kısa sürede tüketilebilecek bir konu da değil Üzerinde derinlemesine durulmayı gerektirecek temel bir mesele Bu kitapta yer alan metinler düşün dünyamızın geçmişine dair Tekin Alp ten Halim Sabit e ve bazı dergilere kadar bir yorumlama denemesi bir anlama gayreti Bunlarla belki tam tekmil bir tarihsel sosyolojiye yönelinmiyor ama Türkiye de bazı şeylerin Batıya bağımlı olarak yapılmadığının yapılmayabileceğinin de önemli bir göstergesi İstanbul Sosyoloji den başlayan bir serüvenin el yordamıyla bir devamı mahiyetinde Bu açıdan önemli Bu tarz çalışmaların bir başka türlüsü Metinlerin kendini anlatmasından ziyade metinleri anlama çabası Bir biçimde sosyoloji yapma denemesi Örnekleri arasında da bazı vasıflan yorumlama vasfı itibariyle temayüz edebilecek bir deneme Bu nedenle durduğu yeri doğru tespit etmek gerek Kitapta yer alan denemeler bütünü başı sonu şekillenmiş bütünlüklü metinlerden daha olumlu bir noktada duruyor Bütünlüklü çalışmalar daha genel anlamda sosyoloji yapmayı deniyor Sosyoloji yapmayı daha soyut düzeyde denerken belki de zaman zaman Türkiye de sosyoloji yaptığını Türk sosyolojisi yaptığını unutuyor Halbuki genel anlamda Yıldız Akpol

Fenomen Yayıncılık
Bu kitabın içindeki sunumlar çeşitli konferans kongre ve sempozyum gibi bilimsel toplantılarda sunulmuş olan sosyoloji alanında yapılmış teorik ve uygulamalı araştırma ve projelerin özetlerini içermektedir Bildiri ve raporlar tam metin olarak daha önce kitap şeklinde basılmıştır Bu sunumların basımının amacı ise ders notları olarak ders anlatımlarında katkı sağlamaktır Söz konusu sunumların teorik ve uygulamalı çalışmaların daha kolay anlaşılabilmesi için bir zihinsel harita biçiminde katkı sağlayacağı düşünülmektedir

Doğu Kitabevi
Simmel in sosyoloji anlayışını inşa ettiği eseri Paranın Felsefesi dir Bu eserde Simmel önceden ele aldığı ve daha sonra ele alacağı konuları para ekseninde analiz eder Ancak temel ilgisi modernliktir Nitekim 20 yüzyılın girişinde yazılan bu metin 19 yüzyılda inşa olmuş sosyolojinin yüzyıllık özetidir Simmel öyle bir yerde durmaktadır ki 20 yüzyılın şafağında 18 yüzyıl bilinç felsefeleri ile 19 yüzyıl sosyoloji birikimine sahip olarak modernliği ele alış biçimi ve topluma dair yeni içgörüleri ile kendinden sonra gelenleri belirlemiştir En azından sonraki kuramcılar bir şekilde onunla hesaplaşmak zorunda kalmışlardır Para dünyanın seküler Tanrısıdır Bu mantığa göre para mutlak amacın psikolojik anlamına yükseltilen mutlak araçtır Şeylerin göreliliğinin yegâne mutlak ifadesidir Para ekonomik değerlerin göreliliğinin cisimleşmesidir Para her bir özel değerin bir başkası ile değiştirilebilir olmasını cisimleştirir Modern hayat nesnelerin değişen nitelik ve niceliklerinin çeşitliliğinde özün saptanmasını temsil eden paraya dayanmaktadır Modern insan ise haz peşinde koşan ve bu amaçla her şeyi araçsallaştıran pragmatik bir tiptir Para Simmel için insanın biliş tarzının zihnin işleyiş biçiminin ürünüdür Zihin nasıl farklılıkları bir kılar ve kavramı üretir teorik olarak dış dünyayı bilirse aynı şekilde pratik dünya ile ilişki kurarken nesnelerle ilişki kurarken kavram benzeri bir bilişsel ölçme aracı yaratır Para Para da kavram gibi içi boş bir varlıktır bir ölçüm birimidir Kendi soyutluğu ile başka nesnelerin değerini ölçer Mübadele sürecinde ortaya çıkan nesnenin değeri para ile ifade edilir Böylece ekonomik süreç sosyal ilişkisel olarak hem açıklanır hem de para ile zihin arasındaki ilişki tesis edilmiş olur Para zihin ile gerçeklik ve insanlar arası ilişkiselliğin topyekûn yaşamın ilişkiselliğinin hem sembolüdür hem de simülakrdır Simmel tarihsel materyalizmin altına metafiziksel bir temel atmak için yola çıkar Ancak kendi para metafiziğinin altına psikolojik bir temel atmakla sonuçlanan bir düşünsel süreci takip etmektedir Simmel şunu kabul etmemizi ister Arzumuzun nesnesini yaratan arzumuzdur Ona anlam yükleyen arzumuzdur dolayısıyla arzu nesnesi arzumuzu tatmin edemez çünkü bizim arzu duyduğumuz nesnesi değil arzunun yüklediği anlamdır İnsanın kendi yarattığı fenomenal dünyadan çıkış imkanı yoktur Bu dünya ideaların gölgelerinin dans ettiği insanı sonsuz bir esriklik içinde kandıran bir dünyadır Gerçekle her ilişki kurma çabamız gerçeklik ile olan mesafemizi arttırmaktan başka bir şey yapmamaktadır Bu durum Yunan mitolojisinde insanın gerçeğe ulaşma çabasının ardından cezalandırılan Prometheus ile anlatılır Gerçek insana yasaktır Kant ın Yunan mitinin ifade ettiği durumu felsefi olarak biçimlendirdiği söylenebilir Simmel de bunun sonuçlarını psişik patoloji ile açıklar 20 yüzyılın başında Simmel Weber Sombart Veblen ve Tarde ın kapitalizmin ya da daha geniş olarak ekonomik süreçlerin insan psikolojisini ve zihinsel ürünlerini etkilemesi konusunda ve daha ziyade kapitalizmi kültür boyutuyla açıkladıkları çalışmaları idealist diyalektik bir sosyoloji anlayışının ürünleri olarak değerlendirilebilir Bununla birlikte yukarıda ismi geçen sosyologlar insan psikolojisinin derin köklerindeki irrasyonalite ile kapitalizm ya da ekonomik süreçler arasında bağlantı kurmaktadırlar Kapitalizmi irrasyonel bir süreç olarak değerlendiren Marx tan farklı bir ele alış söz konusudur Marx kapitalizmi kendi kendini yok eden bir süreç olması hasebiyle irrasyonel biri sistem olarak değerlendirirken diğerleri insan psikolojisinin irrasyonel boyutu olan bilinçaltı ile ilişkilendirmektedirler

Doğu Kitabevi
Simmel in sosyoloji anlayışını inşa ettiği eseri Paranın Felsefesi dir Bu eserde Simmel önceden ele aldığı ve daha sonra ele alacağı konuları para ekseninde analiz eder Ancak temel ilgisi modernliktir Nitekim 20 yüzyılın girişinde yazılan bu metin 19 yüzyılda inşa olmuş sosyolojinin yüzyıllık özetidir Simmel öyle bir yerde durmaktadır ki 20 yüzyılın şafağında 18 yüzyıl bilinç felsefeleri ile 19 yüzyıl sosyoloji birikimine sahip olarak modernliği ele alış biçimi ve topluma dair yeni içgörüleri ile kendinden sonra gelenleri belirlemiştir En azından sonraki kuramcılar bir şekilde onunla hesaplaşmak zorunda kalmışlardır Para dünyanın seküler Tanrısıdır Bu mantığa göre para mutlak amacın psikolojik anlamına yükseltilen mutlak araçtır Şeylerin göreliliğinin yegane mutlak ifadesidir Para ekonomik değerlerin göreliliğinin cisimleşmesidir Para her bir özel değerin bir başkası ile değiştirilebilir olmasını cisimleştirir Modern hayat nesnelerin değişen nitelik ve niceliklerinin çeşitliliğinde özün saptanmasını temsil eden paraya dayanmaktadır Modern insan ise haz peşinde koşan ve bu amaçla her şeyi araçsallaştıran pragmatik bir tiptir Para Simmel için insanın biliş tarzının zihnin işleyiş biçiminin ürünüdür Zihin nasıl farklılıkları bir kılar ve kavramı üretir teorik olarak dış dünyayı bilirse aynı şekilde pratik dünya ile ilişki kurarken nesnelerle ilişki kurarken kavram benzeri bir bilişsel ölçme aracı yaratır Para Para da kavram gibi içi boş bir varlıktır bir ölçüm birimidir Kendi soyutluğu ile başka nesnelerin değerini ölçer Mübadele sürecinde ortaya çıkan nesnenin değeri para ile ifade edilir Böylece ekonomik süreç sosyal ilişkisel olarak hem açıklanır hem de para ile zihin arasındaki ilişki tesis edilmiş olur Para zihin ile gerçeklik ve insanlar arası ilişkiselliğin topyekün yaşamın ilişkiselliğinin hem sembolüdür hem de simülakrdır Simmel tarihsel materyalizmin altına metafiziksel bir temel atmak için yola çıkar Ancak kendi para metafiziğinin altına psikolojik bir temel atmakla sonuçlanan bir düşünsel süreci takip etmektedir Simmel şunu kabul etmemizi ister Arzumuzun nesnesini yaratan arzumuzdur Ona anlam yükleyen arzumuzdur dolayısıyla arzu nesnesi arzumuzu tatmin edemez çünkü bizim arzu duyduğumuz nesnesi değil arzunun yüklediği anlamdır İnsanın kendi yarattığı fenomenal dünyadan çıkış imkanı yoktur Bu dünya ideaların gölgelerinin dans ettiği insanı sonsuz bir esriklik içinde kandıran bir dünyadır Gerçekle her ilişki kurma çabamız gerçeklik ile olan mesafemizi arttırmaktan başka bir şey yapmamaktadır Bu durum Yunan mitolojisinde insanın gerçeğe ulaşma çabasının ardından cezalandırılan Prometheus ile anlatılır Gerçek insana yasaktır Kant ın Yunan mitinin ifade ettiği durumu felsefi olarak biçimlendirdiği söylenebilir Simmel de bunun sonuçlarını psişik patoloji ile açıklar 20 yüzyılın başında Simmel Weber Sombart Veblen ve Tarde ın kapitalizmin ya da daha geniş olarak ekonomik süreçlerin insan psikolojisini ve zihinsel ürünlerini etkilemesi konusunda ve daha ziyade kapitalizmi kültür boyutuyla açıkladıkları çalışmaları idealist diyalektik bir sosyoloji anlayışının ürünleri olarak değerlendirilebilir Bununla birlikte yukarıda ismi geçen sosyologlar insan psikolojisinin derin köklerindeki irrasyonalite ile kapitalizm ya da ekonomik süreçler arasında bağlantı kurmaktadırlar Kapitalizmi irrasyonel bir süreç olarak değerlendiren Marx tan farklı bir ele alış söz konusudur Marx kapitalizmi kendi kendini yok eden bir süreç olması hasebiyle irrasyonel biri sistem olarak değerlendirirken diğerleri insan psikolojisinin irrasyonel boyutu olan bilinçaltı ile ilişkilendirmektedirler

Doğu Kitabevi
Simmel in sosyoloji anlayışını inşa ettiği eseriParanın Felsefesi dir Bu eserde Simmel önceden ele aldığı ve daha sonra ele alacağı konuları para ekseninde analiz eder Ancak temel ilgisi modernliktir Nitekim 20 yüzyılın girişinde yazılan bu metin 19 yüzyılda inşa olmuş sosyolojinin yüzyıllık özetidir Simmel öyle bir yerde durmaktadır ki 20 yüzyılın şafağında 18 yüzyıl bilinç felsefeleri ile 19 yüzyıl sosyoloji birikimine sahip olarak modernliği ele alış biçimi ve topluma dair yeni içgörüleri ile kendinden sonra gelenleri belirlemiştir En azından sonraki kuramcılar bir şekilde onunla hesaplaşmak zorunda kalmışlardır Para dünyanın seküler Tanrısıdır Bu mantığa göre para mutlak amacın psikolojik anlamına yükseltilen mutlak araçtır Şeylerin göreliliğinin yegâne mutlak ifadesidir Para ekonomik değerlerin göreliliğinin cisimleşmesidir Para her bir özel değerin bir başkası ile değiştirilebilir olmasını cisimleştirir Modern hayat nesnelerin değişen nitelik ve niceliklerinin çeşitliliğinde özün saptanmasını temsil eden paraya dayanmaktadır Modern insan ise haz peşinde koşan ve bu amaçla her şeyi araçsallaştıran pragmatik bir tiptir Para Simmel için insanın biliş tarzının zihnin işleyiş biçiminin ürünüdür Zihin nasıl farklılıkları bir kılar ve kavramı üretir teorik olarak dış dünyayı bilirse aynı şekilde pratik dünya ile ilişki kurarken nesnelerle ilişki kurarken kavram benzeri bir bilişsel ölçme aracı yaratır Para Para da kavram gibi içi boş bir varlıktır bir ölçüm birimidir Kendi soyutluğu ile başka nesnelerin değerini ölçer Mübadele sürecinde ortaya çıkan nesnenin değeri para ile ifade edilir Böylece ekonomik süreç sosyal ilişkisel olarak hem açıklanır hem de para ile zihin arasındaki ilişki tesis edilmiş olur Para zihin ile gerçeklik ve insanlar arası ilişkiselliğin topyekûn yaşamın ilişkiselliğinin hem sembolüdür hem de simülakrdır Simmel tarihsel materyalizmin altına metafiziksel bir temel atmak için yola çıkar Ancak kendi para metafiziğinin altına psikolojik bir temel atmakla sonuçlanan bir düşünsel süreci takip etmektedir Simmel şunu kabul etmemizi ister Arzumuzun nesnesini yaratan arzumuzdur Ona anlam yükleyen arzumuzdur dolayısıyla arzu nesnesi arzumuzu tatmin edemez çünkü bizim arzu duyduğumuz nesnesi değil arzunun yüklediği anlamdır İnsanın kendi yarattığı fenomenal dünyadan çıkış imkanı yoktur Bu dünya ideaların gölgelerinin dans ettiği insanı sonsuz bir esriklik içinde kandıran bir dünyadır Gerçekle her ilişki kurma çabamız gerçeklik ile olan mesafemizi arttırmaktan başka bir şey yapmamaktadır Bu durum Yunan mitolojisinde insanın gerçeğe ulaşma çabasının ardından cezalandırılan Prometheus ile anlatılır Gerçek insana yasaktır Kant ın Yunan mitinin ifade ettiği durumu felsefi olarak biçimlendirdiği söylenebilir Simmel de bunun sonuçlarını psişik patoloji ile açıklar 20 yüzyılın başında Simmel Weber Sombart Veblen ve Tarde ın kapitalizmin ya da daha geniş olarak ekonomik süreçlerin insan psikolojisini ve zihinsel ürünlerini etkilemesi konusunda ve daha ziyade kapitalizmi kültür boyutuyla açıkladıkları çalışmaları idealist diyalektik bir sosyoloji anlayışının ürünleri olarak değerlendirilebilir Bununla birlikte yukarıda ismi geçen sosyologlar insan psikolojisinin derin köklerindeki irrasyonalite ile kapitalizm ya da ekonomik süreçler arasında bağlantı kurmaktadırlar Kapitalizmi irrasyonel bir süreç olarak değerlendiren Marx tan farklı bir ele alış söz konusudur Marx kapitalizmi kendi kendini yok eden bir süreç olması hasebiyle irrasyonel biri sistem olarak değerlendirirken diğerleri insan psikolojisinin irrasyonel boyutu olan bilinçaltı ile ilişkilendirmektedirler

Doğu Kitabevi
Simmel in sosyoloji anlayışını inşa ettiği eseriParanın Felsefesi dir Bu eserde Simmel önceden ele aldığı ve daha sonra ele alacağı konuları para ekseninde analiz eder Ancak temel ilgisi modernliktir Nitekim 20 yüzyılın girişinde yazılan bu metin 19 yüzyılda inşa olmuş sosyolojinin yüzyıllık özetidir Simmel öyle bir yerde durmaktadır ki 20 yüzyılın şafağında 18 yüzyıl bilinç felsefeleri ile 19 yüzyıl sosyoloji birikimine sahip olarak modernliği ele alış biçimi ve topluma dair yeni içgörüleri ile kendinden sonra gelenleri belirlemiştir En azından sonraki kuramcılar bir şekilde onunla hesaplaşmak zorunda kalmışlardır Para dünyanın seküler Tanrısıdır Bu mantığa göre para mutlak amacın psikolojik anlamına yükseltilen mutlak araçtır Şeylerin göreliliğinin yegane mutlak ifadesidir Para ekonomik değerlerin göreliliğinin cisimleşmesidir Para her bir özel değerin bir başkası ile değiştirilebilir olmasını cisimleştirir Modern hayat nesnelerin değişen nitelik ve niceliklerinin çeşitliliğinde özün saptanmasını temsil eden paraya dayanmaktadır Modern insan ise haz peşinde koşan ve bu amaçla her şeyi araçsallaştıran pragmatik bir tiptir Para Simmel için insanın biliş tarzının zihnin işleyiş biçiminin ürünüdür Zihin nasıl farklılıkları bir kılar ve kavramı üretir teorik olarak dış dünyayı bilirse aynı şekilde pratik dünya ile ilişki kurarken nesnelerle ilişki kurarken kavram benzeri bir bilişsel ölçme aracı yaratır Para Para da kavram gibi içi boş bir varlıktır bir ölçüm birimidir Kendi soyutluğu ile başka nesnelerin değerini ölçer Mübadele sürecinde ortaya çıkan nesnenin değeri para ile ifade edilir Böylece ekonomik süreç sosyal ilişkisel olarak hem açıklanır hem de para ile zihin arasındaki ilişki tesis edilmiş olur Para zihin ile gerçeklik ve insanlar arası ilişkiselliğin topyekün yaşamın ilişkiselliğinin hem sembolüdür hem de simülakrdır Simmel tarihsel materyalizmin altına metafiziksel bir temel atmak için yola çıkar Ancak kendi para metafiziğinin altına psikolojik bir temel atmakla sonuçlanan bir düşünsel süreci takip etmektedir Simmel şunu kabul etmemizi ister Arzumuzun nesnesini yaratan arzumuzdur Ona anlam yükleyen arzumuzdur dolayısıyla arzu nesnesi arzumuzu tatmin edemez çünkü bizim arzu duyduğumuz nesnesi değil arzunun yüklediği anlamdır İnsanın kendi yarattığı fenomenal dünyadan çıkış imkanı yoktur Bu dünya ideaların gölgelerinin dans ettiği insanı sonsuz bir esriklik içinde kandıran bir dünyadır Gerçekle her ilişki kurma çabamız gerçeklik ile olan mesafemizi arttırmaktan başka bir şey yapmamaktadır Bu durum Yunan mitolojisinde insanın gerçeğe ulaşma çabasının ardından cezalandırılan Prometheus ile anlatılır Gerçek insana yasaktır Kant ın Yunan mitinin ifade ettiği durumu felsefi olarak biçimlendirdiği söylenebilir Simmel de bunun sonuçlarını psişik patoloji ile açıklar 20 yüzyılın başında Simmel Weber Sombart Veblen ve Tarde ın kapitalizmin ya da daha geniş olarak ekonomik süreçlerin insan psikolojisini ve zihinsel ürünlerini etkilemesi konusunda ve daha ziyade kapitalizmi kültür boyutuyla açıkladıkları çalışmaları idealist diyalektik bir sosyoloji anlayışının ürünleri olarak değerlendirilebilir Bununla birlikte yukarıda ismi geçen sosyologlar insan psikolojisinin derin köklerindeki irrasyonalite ile kapitalizm ya da ekonomik süreçler arasında bağlantı kurmaktadırlar Kapitalizmi irrasyonel bir süreç olarak değerlendiren Marx tan farklı bir ele alış söz konusudur Marx kapitalizmi kendi kendini yok eden bir süreç olması hasebiyle irrasyonel biri sistem olarak değerlendirirken diğerleri insan psikolojisinin irrasyonel boyutu olan bilinçaltı ile ilişkilendirmektedirler

Doğu Kitabevi
Yıldız Akpolat tarafından kaleme alınan Tinin Sosyolojisi Doğu Kitabevi eseri olarak okurlarla buluşuyor Tinin Sosyolojisi Yıldız Akpolat Kitap Özeti Simmel in sosyoloji anlayışını inşa ettiği eseri Paranın Felsefesi dir Bu eserde Simmel önceden ele aldığı ve daha sonra ele alacağı konuları para ekseninde analiz eder Ancak temel ilgisi modernliktir Nitekim 20 yüzyılın girişinde yazılan bu metin 19 yüzyılda inşa olmuş sosyolojinin yüzyıllık özetidir Simmel öyle bir yerde durmaktadır ki 20 yüzyılın şafağında 18 yüzyıl bilinç felsefeleri ile 19 yüzyıl sosyoloji birikimine sahip olarak modernliği ele alış biçimi ve topluma dair yeni içgörüleri ile kendinden sonra gelenleri belirlemiştir En azından sonraki kuramcılar bir şekilde onunla hesaplaşmak zorunda kalmışlardır Para dünyanın seküler Tanrısıdır Bu mantığa göre para mutlak amacın psikolojik anlamına yükseltilen mutlak araçtır Şeylerin göreliliğinin yegane mutlak ifadesidir Para ekonomik değerlerin göreliliğinin cisimleşmesidir Para her bir özel değerin bir başkası ile değiştirilebilir olmasını cisimleştirir Modern hayat nesnelerin değişen nitelik ve niceliklerinin çeşitliliğinde özün saptanmasını temsil eden paraya dayanmaktadır Modern insan ise haz peşinde koşan ve bu amaçla her şeyi araçsallaştıran pragmatik bir tiptir Para Simmel için insanın biliş tarzının zihnin işleyiş biçiminin ürünüdür Zihin nasıl farklılıkları bir kılar ve kavramı üretir teorik olarak dış dünyayı bilirse aynı şekilde pratik dünya ile ilişki kurarken nesnelerle ilişki kurarken kavram benzeri bir bilişsel ölçme aracı yaratır Para Para da kavram gibi içi boş bir varlıktır bir ölçüm birimidir Kendi soyutluğu ile başka nesnelerin değerini ölçer Mübadele sürecinde ortaya çıkan nesnenin değeri para ile ifade edilir Böylece ekonomik süreç sosyal ilişkisel olarak hem açıklanır hem de para ile zihin arasındaki ilişki tesis edilmiş olur Para zihin ile gerçeklik ve insanlar arası ilişkiselliğin topyekün yaşamın ilişkiselliğinin hem sembolüdür hem de simülakrdır Simmel tarihsel materyalizmin altına metafiziksel bir temel atmak için yola çıkar Ancak kendi para metafiziğinin altına psikolojik bir temel atmakla sonuçlanan bir düşünsel süreci takip etmektedir Simmel şunu kabul etmemizi ister Arzumuzun nesnesini yaratan arzumuzdur Ona anlam yükleyen arzumuzdur dolayısıyla arzu nesnesi arzumuzu tatmin edemez çünkü bizim arzu duyduğumuz nesnesi değil arzunun yüklediği anlamdır İnsanın kendi yarattığı fenomenal dünyadan çıkış imkanı yoktur Bu dünya ideaların gölgelerinin dans ettiği insanı sonsuz bir esriklik içinde kandıran bir dünyadır Gerçekle her ilişki kurma çabamız gerçeklik ile olan mesafemizi arttırmaktan başka bir şey yapmamaktadır Bu durum Yunan mitolojisinde insanın gerçeğe ulaşma çabasının ardından cezalandırılan Prometheus ile anlatılır Gerçek insana yasaktır Kant ın Yunan mitinin ifade ettiği durumu felsefi olarak biçimlendirdiği söylenebilir Simmel de bunun sonuçlarını psişik patoloji ile açıklar 20 yüzyılın başında Simmel Weber Sombart Veblen ve Tarde ın kapitalizmin ya da daha geniş olarak ekonomik süreçlerin insan psikolojisini ve zihinsel ürünlerini etkilemesi konusunda ve daha ziyade kapitalizmi kültür boyutuyla açıkladıkları çalışmaları idealist diyalektik bir sosyoloji anlayışının ürünleri olarak değerlendirilebilir Bununla birlikte yukarıda ismi geçen sosyologlar insan psikolojisinin derin köklerindeki irrasyonalite ile kapitalizm ya da ekonomik süreçler arasında bağlantı kurmaktadırlar Kapitalizmi irrasyonel bir süreç olarak değerlendiren Marx tan farklı bir ele alış söz konusudur Marx kapitalizmi kendi kendini yok eden bir süreç olması hasebiyle irrasyonel biri sistem olarak değerlendirirken diğerleri insan psikolojisinin irrasyonel boyutu olan bilinçaltı ile ilişkilendirmektedirler Yayınevi Doğu Kitabevi Yazar Yıldız Akpolat Sayfa 264 Sayfa Kağıt 2 Hamur Boyut 14 00x21 00 cm Basım Yılı Mart 2015 Barkod 9786059932318 Kategori Diğer Felsefe Kitapları Diğer Sosyoloji Kitapları

Doğu Kitabevi
Simmel in sosyoloji anlayışını inşa ettiği eseri Paranın Felsefesi dir Bu eserde Simmel önceden ele aldığı ve daha sonra ele alacağı konuları para ekseninde analiz eder Ancak temel ilgisi modernliktir Nitekim 20 yüzyılın girişinde yazılan bu metin 19 yüzyılda inşa olmuş sosyolojinin yüzyıllık özetidir Simmel öyle bir yerde durmaktadır ki 20 yüzyılın şafağında 18 yüzyıl bilinç felsefeleri ile 19 yüzyıl sosyoloji birikimine sahip olarak modernliği ele alış biçimi ve topluma dair yeni içgörüleri ile kendinden sonra gelenleri belirlemiştir En azından sonraki kuramcılar bir şekilde onunla hesaplaşmak zorunda kalmışlardır Para dünyanın seküler Tanrısıdır Bu mantığa göre para mutlak amacın psikolojik anlamına yükseltilen mutlak araçtır Şeylerin göreliliğinin yegane mutlak ifadesidir Para ekonomik değerlerin göreliliğinin cisimleşmesidir Para her bir özel değerin bir başkası ile değiştirilebilir olmasını cisimleştirir Modern hayat nesnelerin değişen nitelik ve niceliklerinin çeşitliliğinde özün saptanmasını temsil eden paraya dayanmaktadır Modern insan ise haz peşinde koşan ve bu amaçla her şeyi araçsallaştıran pragmatik bir tiptir Para Simmel için insanın biliş tarzının zihnin işleyiş biçiminin ürünüdür Zihin nasıl farklılıkları bir kılar ve kavramı üretir teorik olarak dış dünyayı bilirse aynı şekilde pratik dünya ile ilişki kurarken nesnelerle ilişki kurarken kavram benzeri bir bilişsel ölçme aracı yaratır Para Para da kavram gibi içi boş bir varlıktır bir ölçüm birimidir Kendi soyutluğu ile başka nesnelerin değerini ölçer Mübadele sürecinde ortaya çıkan nesnenin değeri para ile ifade edilir Böylece ekonomik süreç sosyal ilişkisel olarak hem açıklanır hem de para ile zihin arasındaki ilişki tesis edilmiş olur Para zihin ile gerçeklik ve insanlar arası ilişkiselliğin topyekün yaşamın ilişkiselliğinin hem sembolüdür hem de simülakrdır Simmel tarihsel materyalizmin altına metafiziksel bir temel atmak için yola çıkar Ancak ke

Doğu Kitabevi
Simmel in sosyoloji anlayışını inşa ettiği eseri Paranın Felsefesi dir Bu eserde Simmel önceden ele aldığı ve daha sonra ele alacağı konuları para ekseninde analiz eder Ancak temel ilgisi modernliktir Nitekim 20 yüzyılın girişinde yazılan bu metin 19 yüzyılda inşa olmuş sosyolojinin yüzyıllık özetidir Simmel öyle bir yerde durmaktadır ki 20 yüzyılın şafağında 18 yüzyıl bilinç felsefeleri ile 19 yüzyıl sosyoloji birikimine sahip olarak modernliği ele alış biçimi ve topluma dair yeni içgörüleri ile kendinden sonra gelenleri belirlemiştir En azından sonraki kuramcılar bir şekilde onunla hesaplaşmak zorunda kalmışlardır Para dünyanın seküler Tanrısıdır Bu mantığa göre para mutlak amacın psikolojik anlamına yükseltilen mutlak araçtır Şeylerin göreliliğinin yegâne mutlak ifadesidir Para ekonomik değerlerin göreliliğinin cisimleşmesidir Para her bir özel değerin bir başkası ile değiştirilebilir olmasını cisimleştirir Modern hayat nesnelerin değişen nitelik ve niceliklerinin çeşitliliğinde özün saptanmasını temsil eden paraya dayanmaktadır Modern insan ise haz peşinde koşan ve bu amaçla her şeyi araçsallaştıran pragmatik bir tiptir Para Simmel için insanın biliş tarzının zihnin işleyiş biçiminin ürünüdür Zihin nasıl farklılıkları bir kılar ve kavramı üretir teorik olarak dış dünyayı bilirse aynı şekilde pratik dünya ile ilişki kurarken nesnelerle ilişki kurarken kavram benzeri bir bilişsel ölçme aracı yaratır Para Para da kavram gibi içi boş bir varlıktır bir ölçüm birimidir Kendi soyutluğu ile başka nesnelerin değerini ölçer Mübadele sürecinde ortaya çıkan nesnenin değeri para ile ifade edilir Böylece ekonomik süreç sosyal ilişkisel olarak hem açıklanır hem de para ile zihin arasındaki ilişki tesis edilmiş olur Para zihin ile gerçeklik ve insanlar arası ilişkiselliğin topyekûn yaşamın ilişkiselliğinin hem sembolüdür hem de simülakrdır Simmel tarihsel materyalizmin altına metafiziksel bir temel atmak için yola çıkar Ancak kendi para metafiziğinin altına psikolojik bir temel atmakla sonuçlanan bir düşünsel süreci takip etmektedir Simmel şunu kabul etmemizi ister Arzumuzun nesnesini yaratan arzumuzdur Ona anlam yükleyen arzumuzdur dolayısıyla arzu nesnesi arzumuzu tatmin edemez çünkü bizim arzu duyduğumuz nesnesi değil arzunun yüklediği anlamdır İnsanın kendi yarattığı fenomenal dünyadan çıkış imkanı yoktur Bu dünya ideaların gölgelerinin dans ettiği insanı sonsuz bir esriklik içinde kandıran bir dünyadır Gerçekle her ilişki kurma çabamız gerçeklik ile olan mesafemizi arttırmaktan başka bir şey yapmamaktadır Bu durum Yunan mitolojisinde insanın gerçeğe ulaşma çabasının ardından cezalandırılan Prometheus ile anlatılır Gerçek insana yasaktır Kant ın Yunan mitinin ifade ettiği durumu felsefi olarak biçimlendirdiği söylenebilir Simmel de bunun sonuçlarını psişik patoloji ile açıklar 20 yüzyılın başında Simmel Weber Sombart Veblen ve Tarde ın kapitalizmin ya da daha geniş olarak ekonomik süreçlerin insan psikolojisini ve zihinsel ürünlerini etkilemesi konusunda ve daha ziyade kapitalizmi kültür boyutuyla açıkladıkları çalışmaları idealist diyalektik bir sosyoloji anlayışının ürünleri olarak değerlendirilebilir Bununla birlikte yukarıda ismi geçen sosyologlar insan psikolojisinin derin köklerindeki irrasyonalite ile kapitalizm ya da ekonomik süreçler arasında bağlantı kurmaktadırlar Kapitalizmi irrasyonel bir süreç olarak değerlendiren Marx tan farklı bir ele alış söz konusudur Marx kapitalizmi kendi kendini yok eden bir süreç olması hasebiyle irrasyonel biri sistem olarak değerlendirirken diğerleri insan psikolojisinin irrasyonel boyutu olan bilinçaltı ile ilişkilendirmektedirler

Doğu Kitabevi
Simmel in sosyoloji anlayışını inşa ettiği eseri Paranın Felsefesi dir Bu eserde Simmel önceden ele aldığı ve daha sonra ele alacağı konuları para ekseninde analiz eder Ancak temel ilgisi modernliktir Nitekim 20 yüzyılın girişinde yazılan bu metin 19 yüzyılda inşa olmuş sosyolojinin yüzyıllık özetidir Simmel öyle bir yerde durmaktadır ki 20 yüzyılın şafağında 18 yüzyıl bilinç felsefeleri ile 19 yüzyıl sosyoloji birikimine sahip olarak modernliği ele alış biçimi ve topluma dair yeni içgörüleri ile kendinden sonra gelenleri belirlemiştir En azından sonraki kuramcılar bir şekilde onunla hesaplaşmak zorunda kalmışlardır Para dünyanın seküler Tanrısıdır Bu mantığa göre para mutlak amacın psikolojik anlamına yükseltilen mutlak araçtır Şeylerin göreliliğinin yegane mutlak ifadesidir Para ekonomik değerlerin göreliliğinin cisimleşmesidir img src https s3 eu west 1 amazonaws com dia kitadagitim ckeditor_assets pictures 53 content_1_original_original jpg alt height 15 width 15 font size 1 color white font img

Fenomen Yayıncılık
Sosyoloji Tarihi II Ders notları 19 Yy da sosyolojinin bilim olarak inşa sürecinden sonra 20 Yy da sosyolojinin işlevselci genel ontolojik yaklaşım ve pozitivist metodolojiyle kendini nasıl biçimlendirdiği tadil ettiği ile dönüştürdüğü temelinde bir anlayışla biçimlenmiştir 19 Yy Sosyolojisi Klasik ise 20Yy Sosyolojisini 80 lere kadar Modern olarak nitelendirebiliriz Genel eğilim değişen modern toplumu holistik kuramlarla kavramadır İşlevselcilik demek 60 ların başlarına kadar sosyolojinin kendisi demektir Sosyoloji zuhurunda kurucu babaları ile anılırken artık modern sosyolojide kuramlar ön plana çıkmaya başladı Yapısalcılık yapısal işlevselcilik ve veya sistemcilik Akademik sosyolojide Durkheim ın itibarlı yerini Parsons aldı ve onu işlevselciliği toplumsal gerçekliğe daha fazla yaklaştıran Merton takip etti Modern dönemde akademik sosyolojide öne çıkan hem işlevselci hem de çatışmacı teorisyenler artık Avrupalı değil Amerikalı idi Ya da Avrupa dan göç etmiş Avrupalılar söz konusudur Sorokin Frankfurt Okulu gibi Ancak sosyal düşüncenin geliştiği kıta değişmiştir Ancak değişmeyen holistik yaklaşımların uyumcu ya da çatışmacı olsun etkin olmasıdır Modern sosyoloji ikici ontoloji ve epistemoloji ile biçimlenirken Giddens ın 1984 de yayınlanan eseri modernden Çağdaş Sosyolojiye geçişi müjdeler İşlevselci uyumcu başlayan sosyoloji çatışma kuramları ile eleştirilerek kendini Merton da bir kez tadil eder 19 Yy ın vahşi kapitalist çağında çatışan değil uyum arayan insan zihninin ürünü olan işlevselci sosyoloji dayandığı pozitivist epistemolojinin nesnelliğine zıt olarak olması gereken uyumlu bir Batı toplumunu kurguluyordu Bunun karşısında ise Marks sosyolojisi Batılı kapitalist çatışmacı toplumun resmini çizdi Merton ile işlevselci sosyoloji değere değil çatışmaya doğru giden bir sosyoloji kuramını kurguladı 1930 larda aksiyonel yaklaşımlar akademide kendilerini hissettirir oldular Holistik işlevselci sosyoloji çatışmacı kuramlardan sonra bu kez aksiyonellerin hücumuna uğradı ve 1980 lerde Yeni işlevselcilik bir kez daha işlevselciliğin kendi içindeki eleştirel rehabilitasyonu olarak karşımıza çıktı Giddens ise modern sosyolojinin hem işlevselci holistik yaklaşımının hem de pozitivist epistemolojisinin tarih sahnesinden çekilişini ifade eder Modernlik kendi diyalektiğinde kendini yeniden yaratırken aslında köklerini hiç unutmadı Hegel ve Marks ve Weber ama illa ki diyalektik 1980 lerden 2000 lere doğru gelişen çağdaş sosyoloji uyum arayışı değil modernliğin özgürlük ve belirsiz yanlarına daha fazla vurgu yaptı ve daha fazla Simmel i hatırladı

Fenomen Yayıncılık
Bu kitabın içindeki sunumlar çeşitli konferans kongre ve sempozyum gibi bilimsel toplantılarda sunulmuş olan sosyoloji alanında yapılmış teorik ve uygulamalı araştırma ve projelerin özetlerini içermektedir Bildiri ve raporlar tam metin olarak daha önce kitap şeklinde basılmıştır Bu sunumların basımının amacı ise ders notları olarak ders anlatımlarında katkı sağlamaktır Söz konusu sunumların teorik ve uygulamalı çalışmaların daha kolay anlaşılabilmesi için bir zihinsel harita biçiminde katkı sağlayacağı düşünülmektedir